'En önemsiz çekişmelerde anlaşamamanın sebebi, çoğu zaman aynı fikri ileri süren insanların aynı kelimeleri başka anlamlarda kullanmalarındandır, diye bir şey okumuştum, ' dedi.
Halk Partisi'nin zenginlerle yoksulları bir arada barındırabilmesi için çoğunluğu meydana getiren azgelirli vatandaşlara üstünlük tanıması şarttır. Ancak bu yolla gerçek halktan partiye idareci kadrolar yetiştirmek mümkün olur ki, varlıkların giderek iktidarı yoksullar aleyhine ele geçirmeleri önlenebilsin!' dedim.
Üst idareci kadrolar millî zenginliklerine ortaklıklar da kursalar, rüşvet karşılığı aracılık da yapsalar, keselerine attıklarının her zaman on katını, çoğu zaman hatta yüz katını şuna buna sus payı verip çarçur ettirirler. Bu durum içerde ister istemez bazı alanlarda zengin edeceklerinin işlerini kolaylaştırmak için tekeller kurmaya zorlar hükümetleri... Devlet işletmelerinin zararına katılmadan kaymağını alarak, fazladan pazarı tekel şartları içinde tutarak iş yapanlar, Batı anlamında kapitalist olamazlar. Bunlar ne kadar çok zenginleşirse, devleti o kadar çok didikler, temellerini o kadar çok oyar. Bunlar, içinde bulundukları şartlar dolayısıyla sınıf şuuruna varamadıkları için kendi devletlerini kurmaya yönelemezler. Tersine hiçbir sorumluluk yüklenmeden Batı anlamında sınıf karakteri olmayan enikonu sahipsiz devleti kendi hesaplarına çalıştırıp soymayi çıkarlarına daha uygun bulurlar, dedim. Bu düzende Doğulu devlet, halklara karşı ödevlerini yerine getiremez olur. Halkın düşmanlığı, bir anlamda da umutsuzluğu arttıkça artar. Yüksek idarecilerle onların hırsızlık ortakları da bu umutsuz halklara gittikçe daha etkili kötü örnek olurlar. Bir yandan zenginlik düşmanlığı alıp yürürken öte yandan insanlar içinde debelendikleri kara yoksulluktan ancak vurgunla, kanunsuz çarpmalarla, lotaryalar yoluyla kurtulacakları inancına varırlar.
Şükrü'yle konuştum birkaç kez... Anadolu savaşını İttihatçıların kazandığına inanıyordu yüzde yüz... Hakkı yenilmiş sayıyordu kendini... Hakkını yiyenleri de küçümsüyordu. Anlatamadım, muhalefette kaldığı için böyle düşünmekte olduğunu... Halk Partisi'ne giren arkadaşların arasında bulunsaydı, bizim Kel'den daha iyi becerirdi İstiklal Mahkemesi Başkanlığı'nı... Sanki Hürriyet'ten yanaymışız gibi, hürriyetsizlikten, diktatörlüğe gidildiğinden yanıp yakılıyordu.
"Arkada ordu var, 'hesabı... 'Ordu bizden, 'hesabı... 'Aman vakit geçiyor, devlet elden gidiyor, bu da korkaklıktan böyle oluyor, ' aldatmacası kafalarda tek fikir haline gelmişse suikastçı söz anlamaktan çıkmıştır. Azgınlaşır, çoğu zaman darağacına doğru var gücüyle gözü kapalı atılır, yanı sıra suçlu suçsuz başkalarını da sürükler. Bu isteriye kapılmışlara gösterilecek sertlik, hırslarını kudurganlığa çıkardığı gibi, yumuşaklık da haklılık inançlarını, doğru yolda oldukları güvenlerini kat kat artırır. Daha kötüsü karşılarındakiler yıldı kanısına düşerler...