Bununla bağlantılı bir başka görüş de "meslekler" addedilen insan faaliyetlerinin kapsamını genişletmeyi öngörüyor. Günümüzde milyarlarca ebeveyn çocuklarına bakıyor, komşular birbirine kol kanat geriyor ve vatandaşlar kolektifler kuruyor. Bu faaliyetlerin hiçbiri meslek olarak kabul edilmiyor. Belki de kafa yapımızı değiştirip çocuk bakımının muhtemelen dünyanın en önemli ve zor işi olduğunun farkına varmamız gerekiyordur. Bu durumda bilgisayarlar ve robotlar tüm şoförlerin, bankacıların ve avukatların yerine geçse de iş sıkıntısı yaşanmayacaktır. Tabii ortaya, meslek olarak kabul edilecek bu görevleri kimin değerlendireceği ve karşılığını kimin vereceği sorusu çıkıyor. Altı aylık bebekelrin annelerini maaşa bağlayamayacağını düşünürsek, sorumluluk devlete kalacak demektir. Verilecek maaşın tüm ailenin ihtiyaçlarını karşılamasının arzulanacağını da hesaba katarsak, ortaya çıkan sonuç evrensel temel gelirden pek de farklı değil.
Doğrusu günümüzde bile bilgisayarlar ve algoritmalar üreticiliğe ilaveten müşteri işlevi de görmeye başladı. Misal algoritmalar, borsadaki en önemli hisse senedi ve mal alıcıları statüsüne yükselme yolunda. Benzer şekilde reklam sektörünün en önemli müşterisi de bir algoritmala: Google'ın arama motoru algoritması. İnsanlar internet sitesi tasarlarken genellikle herhangi bir insanın değil Google'ın arama motoru algoritmasının beğenilerine hitap ediyor.
Meslek kaybını bütünüyle engellemek gibi bir stratejinin ne cazip ne de savunulur bir tarafı var çünkü bu stratejiyi benimsemek, yapay zekâyla robot biliminin muazzam olumlu potansiyelini bir kenara atmak demek. Devletler buna rağmen, cereyan edecek sarsıntıları azaltmak ve uyum sağlanmasına zaman tanımak için otomasyonun hızını kasten yavaşlatabilirler. Teknoloji hiçbir zaman belirleyici değildir ve bir şeyin yapılabiliyor olması illa yapılması gerektiği anlamına gelmez. Hükümet düzenlemeleri ticari olarak uygun ve ekonomik açıdan kazançlı olsa da yeni teknolojilerin önünü tıkayabilir.
İnsanlar için pek çok yeni meslek ortaya çıksa da "işlevsiz" bir sınıfın doğmasına tanıklık edebiliriz. Eşzamanlı bir şekilde hem yüksek işsizlik oranı hem de nitelikli işçi eksikliğinin yaşandığı iki yönlü bir belayla uğraşmak zorunda kalabiliriz. Çoğu insan, 19. yüzyılda at arabası sürücüsüyken taksi şoförlüğü yapmaya başlayanların değil, 19. yüzyılda büyük bir hızla iş sahasının bütünüyle dışına atılan atların kaderini paylaşabilir.