Başka hiçbir neden bulunmasa bile, insan bir kadını koruyup kurtarmaya çalışırken, o kadından aşkını istemesinin zamanı değildi. Bir tek bu konu için değil, başka açılardan da hassas olan bu durumla incelikle başa çıkabildiğim için kendimle böbürlendim ve aynı zamanda da bakışlarım ve davranışlarımla kendisine duyduğum aşka ilişkin hiçbir açık vermediğim için de böbürlendim. İyi yoldaşlar gibiydik ve günler geçip giderken daha da iyi yoldaşlar haline geldik.
Wolf Larsen'in ve hatta Thomas Mugridge'in gözümü korkuttuğu ölümden artık korkmuyordum. Maud Brewster'ın yaşamıma girişi beni dönüştürmüş görünüyordu. Sonuçta diye düşündüm, insanın yaşamında her şeye değecek, bu uğurda ölmekten kaçınmayacağı bir şeye yol açacaksa, sevmek, sevilmekten daha iyi ve güzeldir. Başka bir yaşamın aşkı için kendi yaşamımı gözüm görmez ve yine de öyle bir çelişki bu, kendi yaşamıma zerre değer vermezken yaşamayı hiç bu kadar çok istememiştim. Nihai düşüncem, yaşamak için hiç bu kadar çok nedenimin olmadığıydı ve ondan sonra da Maud'un köpüklü denize dikkat kesilip anında beni çağırmaya hazır biçimde çömeldiğini bildiğim yere doğru karanlığı delmeye çalışarak uykuya dalana dek kendimi rahatlattım.
Ama yine de, ona yapması için yalvardığım ve açıkça tiksinti duyduğu şeyi yapabiliyor olmasına ilişkin belli belirsiz bir şaşkınlık ya da incinmişlik hissettiğinin farkındaydım.
En dıştaki flok yelkenini indirdik, flok ıskotalarını rüzgâr yönüne çektik, ana ıskotayı gerdik ve rüzgara çıktık. Kürekler suya daldı ve birkaç vuruşun ardından sandalla aynı hizadaydık. O anda kadına doğru ilk bakışımı attım. Sabah serinliği yüzünden uzun, bol bir paltoya sarınmıştı ve yüzüyle başındaki denizci başlığının altından çıkan açık kumral saç tutamından başka bir şey göremiyordum.
Fırtınayla aynı yönde yol aldığımız için rüzgârın tüm gücünü hissedemiyordum; ama benim yüksek tüneğimden aşağıya, sanki Hayalet'in dışında apayrı bir yerdeymişim gibi bakıyor ve canını dişine takarak ilerlerken onun köpüren denizde aldığı biçimi görüyordum. Kimi kez iskele tarafındaki küpeşteyi sulara gömen ve güverteyi ambar ağzına kadar kaynaşan okyanusla kaplayan kocaman bir dalga kaldırıyordu.