Bu kitapta, ilk kitaptan tanıdığımız Summer'ın ablası Winter'ın hikâyesini okuyoruz. Dışarıdan bakınca soğuk, mesafeli ve ulaşılmaz görünen Winter'ın aslında ne kadar kırılmış ve sevilmeye hasret bir kadın olduğunu görmek kalbimi burktu.
Zehirli bir evliliğin ardından hayatını yeniden kurmaya çalışan Winter, aşkın artık ona göre olmadığına inanırken karşısına Theo Silva çıkıyor. Theo'nun Winter'a olan ilgisi ilk andan itibaren hissediliyor. Aralarındaki atışmalar, yüksek çekim ve inkâr edilen duygular hikâyeye çok keyifli bir tempo katmış. Sonrasında gelişen olaylar ise ikisini de hiç beklemedikleri bir yola sürüklüyor.
Winter karakterine bayıldım. Summer'ın kitabında zaman zaman mesafeli ve sert görünse de bu kitapta onun neden böyle olduğunu öğreniyoruz. Hayatı boyunca koşulsuz sevgi görmemiş bir kadının, kendini korumak için etrafına ördüğü duvarları okumak oldukça etkileyiciydi. Psikopat denecek kadar kötü bir anne, sevgisini esirgeyen bir baba ve onu değersiz hissettiren bir eş... Winter'ın yaşadıklarını öğrendikçe ona kızmak değil, sarılmak istedim.
Theo ise tam anlamıyla bir yeşil bayrak. Winter'ın yaralarını sihirli bir değnekle yok etmiyor; sabırla, sevgiyle ve anlayışla onun yanında duruyor. En sevdiğim şey de buydu. Winter'a hak ettiği sevgiyi göstermesi, ona değerli olduğunu hissettirmesi kalbimi eritti.
Duygusal anları, romantizmi ve aile bağlarıyla beni içine çeken, okurken yüzümde sürekli bir tebessüm bırakan bir kitaptı. Seride şu ana kadar en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Theo ve Winter'ın hikâyesi uzun süre aklımda kalacak.
PervasızElsie Silver · Nemesis Kitap · 2024692 okunma
İlk önce şunu söyleyeceğim. Kitabın konusu resmen film senaryosu. Filmini çekse Hollywood çekebilir. Meraklısı da gidip izler.
Suikast Bürosu adında gizli bir örgüt. Etik düşünce sahibi adamlardan kurulu. Yani onlara öldürülmesi için birinin adını ya da resmini veriyorsun. Onlar da değerlendirmeler yapıyorlar ve haklı bulunursa ölüm kararı çıkıyor. 1 yıl boyunca ellerinden kaçabilirsen örgüt otomatik seni takibi bırakıyor, ki hali hazırda böyle bir örnek hiç yaşanmamış. Herkesi temizliyorlar ama yine belirtmeliyim, etik düşünce çerçevesinde ölümü gerçekten hak edecek şeyler yapmışsa ölüm kararı veriliyor. Örgütün başındaki adam inanılmaz zengin ve inanılmaz zeki bir adam. Kod Adı Dragomiloff. Halk içinde bilinen ismi ise Sergius Constantine. Grunya adında bir yeğeni var. Aslında öz kızı ama o hikayeyi buradan anlatırsak bahis uzar. Okumak lazım. Bir gün Winter Hall adındaki bir adam bu Suikast Bürosuna giderek örgütün şefi ile görüşür. Onunla herkes görüşemez tabiki ama o gerekenleri yapar. Görüşmeyi sağlar ve öldürmeleri gereken ismi söyler, o isim Ivan Dragomiloff. İşte her şey burada başlar.
Çok fena bi değerlendirme olmuş bu arada :))
O kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum ki anlatamam. Marie lu'dan okuduğum en kötü seriydi. Hadi ilk kitapta biraz mantık vardi ama bunda kesinlikle yoktu. Ayrıca Winter'ın Sydney'i sevmesine rağmen hala Dameon ile olan igrenc ilişkiyi sürekli hatırlaması midemi bulandırdı. İlla bir yerlerden tuttu araya soktu yani...
İkon ve AteşMarie Lu · Yabancı Yayınları · 202610 okunma
ınsanın ıcını ısıtan bır kıtaptı ama bazı yerler cok havada kalmıs geldı karakterler ve olaylar hıkayye yedırılememıs bence kesınlıkle uzun olmalıydı ama yıne de begenerek okudum
Seriyi akıcılığından dolayı severek okudum. İlk kitabı daha çok beğenmiştim ama bu kitap da fena değil. Eğer bir solukta okuyup bitecek akıcı bir seri arıyorsanız bakabilirsiniz. Küçük not: seride +18 sahneler yer alıyor.
Paha BiçilmezWinter Renshaw · Martı Yayınları · 2021131 okunma
Genel yorumum:
Bugün, size George R. R. Martin'in yazdığı ve uzun yıllardır hâlen devam etmekte olan Buz ve Ateşin şarkısı serisinin ilk kitabını, yani Taht Oyunları'ndan bahsedeceğim. Dizisini bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Yaklaşık olarak final sezonuna kadar adından ve başarısından söz ettiren dizinin finali tartışmalı bir şekilde biten bu serinin aslı 1996 yılında çıkan orijinal ismiyle A Game of Thrones kitabıdır. Öncelikle bu kadar popüler bir seri olmasının hakkını sonuna kadar veriyor diyebilirim. İlk sayfasından son sayfasına kadar okuduğum ve uzun zamandır fantezi eserleri arasından beni bu kadar içine kaptıran bir kitap olmamıştı. Karakterleri, atmosferi, olayları falan okurken akıp gidiyor resmen satırlar arasında. Kitabın konusuna gelecek olursam eğer kitabımız; Bran isminde Stark hanedanlığına mensup bir çocuğun gözünden başlıyor. Kuzeyde yaşayan starklar onurlu, güvenilir insanlarıyla ve soğuk iklimleriyle bilinen insanlar. Kışyarında mutlu, mesut, herşeyin eğlencesinde doyasıya yaşayan starklar, birgün krallığın daha doğrusu direk kralın baş yardımcısı, kral eli Jon Aryn’ın ölümü haberiyle birlikte bizzat sarsılıyorlar. Bunun üzerine kral Robert Baratheon, çok yakın arkadaşı olan ve kışyarının lordu olan Eddard Stark’ı yeni kral eli olması için ziyarete geliyor ve olaylar bu noktada baş göstermeye başlıyor. Ve hikaye genel olarak olarak Stark, Baratheon, Lannister ve Targaryen gibi hanedanlıkları ele alıyor daha çok. Çok fazla konusundan da bahsetmek istemiyorum aslında, tavsiyem çok fazla bilgi edinmeden, spoiler yemeden okumanızdan yanadır. Stark ailesinin yanı sıra kitabın her bölümünde farklı bir karakteri okuyor, farklı bir hanedanın gözünden olayları değerlendirme fırsatı buluyoruz. Ayrıca hikayenin çeşitliği açısından da çok hoş bir yazım tarzı kullanılmış bence. Ve