Çekilmez ve dehşet verici var olmaya karşı var olma
Karamsarlığı ile öne çıkan postmodern isimlerden biri Bernhard’ın 1971 yılında yayımlanan Yürümek ve 1978 yılında yayımlanan Evet adlı 2 eserinden oluşan anlatı-uzun öykü arasında gezinen otobiyografik yanları da bulunan benzersiz bir okuma deneyimi. Zor metinler olsa da (Evet daha akıcı) iyi bir odaklanmayla ve cümlelerin üzerinde düşünerek yani analitik okuma yaparak anlaşılmaması içten değil.
Yürümek Karrer ve Oehler isimli iki kişinin rutin olarak yürümesini ve bu yürüme etkinliğinde akıllarının zorlayıp pekçok konuda düşünmelerini fakat bir gün Karrer’ın delirmesini ve Oehler’ın başka yürüyüş arkadaşlarına Karrer’ı ve daha çok onun fikirlerini anlatmasından oluşuyor.
Yürümek İlk cümlesinden farklı bir okuma deneyimi yaşatacağını hissettiriyor:
“Karrer delirmeden önce, sadece çarşamba günü Oehler’le yürüdüğüm halde, şimdi Karrer delirdikten sonra pazartesi de Oehler’le yürüyorum.”
1971 yılında yayımlanan Yürümek, 1. Dünya Savaşı’nın sonucunda ortaya çıkan en kısa tabirle “çığlık” olarak tanımlanabilecek ekspresyonizm akımından izler taşımasının yanında egzistansiyalist yanlar da barındırıyor. Bernhard, ülkesi Avusturya’ya nefretiyle tanınan bir isim ve yıllarca Avusturya’da da okunması yasakmış. Bu anlatısında da Avusturya’ya yönelttiği suçlamalar adeta günümüz Türkiyesinin de bir portresini çiziyor. Tek nefreti tabi ki ülkesine değil “akıl ve kıvrak zeka” ya dahil olmayan her şey onun için ölüdür. Mesela tarihi bu sebeple ölü olarak nitelendirmiştir.
Bernhard’ın en büyük nefreti ebeveynlere kendi tabiriyle “üreticilere” dir. Bernhard için en büyük cinayetse çocuk yapmaktır. Bir insanın yapabileceği en kötü şey çocuktur. Doğal nüfus artış hızını arttırmaya çalışan devletlere yönelik