Sema malay

Sema malay
@withsemalay
Öğrenci
Mersin
2004
16 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı

Sema malay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.·
Beğendi
·
2020 26. kitabı
Peyami Safa
8/10 · 121bin okunma
Reklam
Pandemi Süreci
Korona virüs nedeniyle hemen hemen bütün toplumlar pandemi adı altında evlerine kapanıp diğer insanlardan uzak bir yaşam sürmeye başladı. Bu dönem süresince en çok duyduğumuz cümleler şunlar olmuştur: Kendimi buldum, hayata bakış açım değişti, gerçeklerimle yüzleşebildim, ne istediğimi buldum... Bunlar hoş güzel şeyler tabi ki ama bunları gerçekleştirebilmek için illa bu pandeminin olması mı gerekiyordu? Neden önceki hayatımızda bunları yapamamıştık? Vaktimiz mi yoktu yoksa şartlar mı elvermiyordu? Neden? Ben söyleyeyim. Bütün bunların sebebi sürekli bir beklenti halinde yaşamamızdır. Hep “Şu bu olsa yapardım.” cümlelerin arkasına saklanarak bir şeylerin kendiliğinden ayağımıza gelmesini veya “boş" zamanımızın olmasını bekliyoruz. Oysaki bu hayatta yapacağımız ilk şey kendimizi tanımak ,iç sesimizi, ne istediğimizi ve ne yapmamız gerektiğini bulmaktır. Karantina süreci bu sorulara biraz da olsa cevap bulmamıza yardımcı oldu çünkü insanlardan uzak, kendimize yakın kaldık. Sürekli içimize attığımız ve orada biriken sorunların, isteklerin, duyguların çığlıklarını duymaya başladık. Onlar hiçbir zaman susmadı. Sadece dış dünyanın gürültüsünden dolayı duyamadık ya da duymak istemedik. Çünkü isteyen herkes iç sesini duyabilir. Herkesin içindedir.-Mahatma Gandi Peki bu süreç bittikten sonra eski yaşantımıza geri mi döneceğiz? Hayır! Bir şeyleri değiştirmemiz lazım. Artık o bizi kendimizden alıkoyan şeylere karşı direnç göstereceğiz. Kendimize en fazla vakti ayıracağız ve dinleyeceğiz, sadece iç sesimizi dinleyeceğiz.
1000Kitap
Kızıl Veba eleştiri
Puan vermedi·127 syf.··
2020 25. kitabı
‘’On bin yıllık kültür ve uygarlık bir anda, dalgalardaki köpükler gibi uçup gitti.’’, ‘’Herkes yalnız kendi canını düşünüyordu artık.’’ Adeta mahşerin bir ön gösterimi gibi ama sonsuza kadar tekrar edecek olan bir mahşer. İnsanın insana ve doğaya muhtaç olduğu ama insanoğlunun bunu kabullenmek istemediği bir çağda gözle bile görülemeyen küçücük bir virüs insanoğlunu bu duruma düşürüyordu. Milyonlarca yıl süren ve sonsuza kadar da sürecek olan insan ve doğa savaşında insanoğlu doğayı yendiğini ve onu boyunduruk altına aldığını zannetmiştir. Hiçbir gücün insanı ve insanın oluşturduğu sistemi yıkamayacağını, o güce karşı da yıkılamaz dediği uygarlığının teknolojisi, bilimi ve silahlarının kullanılabileceğini ve yine en sonunda insanın galip geleceğini iddia eder durur. Ama ne yazık ki bütün bunlar büyük bir yanılgıdan ibarettir. 2012 yılında kızıl veba diye adlandırılan bir virüsün gelişiyle bu yanılgının farkına varıyoruz. Bu virüs beş on dakika içinde insanın vücudunu kızıla boyayarak kendini belli ediyor ve daha o öldürmeden insanın zihnen kendini ölü saymasını sağlıyor. ‘’Yaklaşma bana. Artık ölü sayılırım.’’ Bu virüsten uzaklaşmak ve kendini izole etmek isteyenler bir kaçış yolu arıyorlar. İlk önce kendilerini duvarların arkasına saklıyorlar ama o çok güvendikleri kalın duvarlar onları koruyamıyor. Daha sonra ise hükmettiğini ve muhtaç olmadıklarını zannettikleri, geldikleri ilk ve gidecekleri son yer olan doğaya yönelmişlerdir. Virüsten kaçmak isteyen kişiler arasında baş kahramanımız Profesör Smith de yer almaktadır. Ancak ne yazık ki yol boyunca Profesör Smith hariç diğer herkes ya ölüyor ya da bu düzensizlik ve kargaşa içerisinde vahşileşen kişiler tarafından öldürülüyorlardı. Yola tek başına devam eden Smith tek bir insan bile bulamıyor ve üç yıl
Edebiyat
Kızıl VebaJack London · Yalçın Yayınları · 201747,7bin okunma
Dostoyevski'ye Mektup
Puan vermedi·140 syf.··
2020 24. kitabı
Sevgili Dostoyevski, Kitaplarını okurken çokça düşündürdüğün ve çıkışı olmayan çelişkiler çukuruna attığın (yeraltına mı demeliydim?) bir okuyucun yazıyor şu an sana. Okuduğum eserlerinde sürekli bir varoluşsal sancı içerisinde, birbirine zıt düşünceleri ve davranışları olan ve bütün bunlardan uzağa, ne kadar istese de kaçamayan kişiler görüyorum. Bunu bana en net şekilde gösterdiğin, derdini hiçbir olayın arkasına gizlemeden bizlere söyleyen ve bunu bize hissettiren Yeraltından Notlar adlı eserindeki kahramanın, Yeraltı Adamı. Bu kendiyle çelişen, ne kadar bizi dost olarak görmese de aynı sorunları günümüzde biz de yaşadığımız için bir dert ortağı ve dost edindiğimiz yeraltı adamı hayatın içinde bir fonksiyonu olduğuna inanmaz ve kendini bu açıdan sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, onu kendi iç dünyasına yani yeraltına inmesine neden olmaktadır. Yani yeraltı adamımız iç sesini dinlemeye başlamıştır. Ama ne yazık ki bir türlü huzuru bulamamıştır. Oysaki ben insanların iç sesini dinlemesinin onlara huzur getireceğini ve yönünü kolayca bulmalarını sağlayacağını zannederdim. Ama ne yazık ki sen beni bu konuda şüpheye düşürdün yeraltı adamınla. O kadar çelişki içinde ki fikirler, ne kadar basit de olsa karmaşık gösterdiğin olaylar, sorunlar, kendini bir haşereden ibaret hatta daha alçak görmeler... Bütün bu olumsuz şeylere zıt olarak da kendini diğer insanlardan farklı, hür ve zeki olduğunu iddia etmesi peki? Bu kadar hür ve zeki ise neden hala mutsuz. Güya adamımız kırk yıldır yeraltında. Hani nerede huzur? Hani nerede insanın kendine olan saygı ve sevgisi? ‘’ Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır.’’ ‘’Kendime saygı göstermediğim içindir herhalde. Her şeyi anlayan bir adam kendisine nasıl saygı duyar.’’ Çünkü farkında olmak, bilmek ama
Edebiyat
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,5bin okunma

Sema malay

, bir kitabı yarım bıraktı
Muhammed Bozdağ
8.6/10 · 1.571 okunma