Sevgili Dostoyevski,
Kitaplarını okurken çokça düşündürdüğün ve çıkışı olmayan çelişkiler çukuruna attığın (yeraltına mı demeliydim?) bir okuyucun yazıyor şu an sana. Okuduğum eserlerinde sürekli bir varoluşsal sancı içerisinde, birbirine zıt düşünceleri ve davranışları olan ve bütün bunlardan uzağa, ne kadar istese de kaçamayan kişiler görüyorum. Bunu bana en net şekilde gösterdiğin, derdini hiçbir olayın arkasına gizlemeden bizlere söyleyen ve bunu bize hissettiren Yeraltından Notlar adlı eserindeki kahramanın, Yeraltı Adamı.
Bu kendiyle çelişen, ne kadar bizi dost olarak görmese de aynı sorunları günümüzde biz de yaşadığımız için bir dert ortağı ve dost edindiğimiz yeraltı adamı hayatın içinde bir fonksiyonu olduğuna inanmaz ve kendini bu açıdan sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, onu kendi iç dünyasına yani yeraltına inmesine neden olmaktadır. Yani yeraltı adamımız iç sesini dinlemeye başlamıştır. Ama ne yazık ki bir türlü huzuru bulamamıştır. Oysaki ben insanların iç sesini dinlemesinin onlara huzur getireceğini ve yönünü kolayca bulmalarını sağlayacağını zannederdim. Ama ne yazık ki sen beni bu konuda şüpheye düşürdün yeraltı adamınla. O kadar çelişki içinde ki fikirler, ne kadar basit de olsa karmaşık gösterdiğin olaylar, sorunlar, kendini bir haşereden ibaret hatta daha alçak görmeler... Bütün bu olumsuz şeylere zıt olarak da kendini diğer insanlardan farklı, hür ve zeki olduğunu iddia etmesi peki? Bu kadar hür ve zeki ise neden hala mutsuz. Güya adamımız kırk yıldır yeraltında. Hani nerede huzur? Hani nerede insanın kendine olan saygı ve sevgisi?
‘’ Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır.’’
‘’Kendime saygı göstermediğim içindir herhalde. Her şeyi anlayan bir adam kendisine nasıl saygı duyar.’’
Çünkü farkında olmak, bilmek ama