“ İstemli körlük; kişinin bilebileceği veya bilmesi gereken bir bilgiyi bir şekilde bilmemeyi tercih etmesidir. Cinayeti, katliamı, yargıya gerek duymaksızın yapılan infazları, kaliteli hırsızlığı meşru hale getiren, tüm duyuları kapatacak denli güçlü bir görme reddidir. Evet; istemli körlük; insanın görebilecekken kendini gerçeklere kapatmasıdır. Bu görmezden gelmenin nedenleri arasında kimi zaman insanların korkuları kimi zaman ise ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın,’ zihniyeti vardır. “Painted Veil” / “Boyalı Peçe”; bu tip körlüğün simgesi olarak düşünülebilir, peçeyi kaldırabilenlerin gerçeklerle yüzleşebileceğini duyumsatabilir. “/ “
Romanın sonlarına doğru Walter karısındaki dönüşümü fark etmiş ve bebek fikri onu yumuşatmış olsa da kırık kalbi ve gururu yakınlaşmalarına engel teşkil eder. Nitekim Walter koleraya yakalanır ve aniden ölür. Son sözleri hem Kitty hem de okur için manidardır: “Asıl ölen köpekti.” (Maugham 2016: 176) Bu söz, Oliver Goldsmith’in “An Elegy on the Death of A Mad Dog” adlı şiirinden bir alıntıdır. Şiirde, iyi bir adamın köpek tarafından ısırılması anlatılır. Herkes adamın öleceğinden emindir ancak köpeğin ani ölümü herkesi şaşırtır. “Boyalı Peçe” de; Walter köpek, Kitty ise ısırılandır. Sonuçta Walter muhtemelen kolera bulaşması için karısını salgın bölgesine götürmüş, ancak kendi ölümüne yol açmıştır.”
Boyalı PeçeW. Somerset Maugham · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20163,650 okunma
Sembolizmi anlatmak için yazılmış bir oyun sanki.. Bir sanat tarzı olarak değil; sanata bir yaklaşım biçimi olarak sembolizm.. Yazarın derdi sembolizmini anlatmak değil elbette, hissettirmek; çünkü sembolizm bir bilinç dışı akımıdır
Düş OyunuAugust Strindberg · Cumhuriyet Yayınları · 2001160 okunma
Kurgusuyla tarih yazmış üstad. Bir şiir okumak, bir müzik dinlemek gibiydi okumak. Valery'nin dediği, fikri besleyici gıdadaki besin gibi eritmiş eserinde..
Sosyalizm nedir ve neden gereklidir sorularını önce kapitalizm ve işleyişini anlatarak temelden anlatan bir metin. Bugüne kadar etraftan duyduğum parçaların muntazam bir şekilde yerine oturmasını sağlayan, basit bir dili var.
BU BİR İNCELEME DEĞİLDİR.. BİR TİRADDIR.
Julie: Hayır, gitmiyorum daha. Gidemem… bakacağım. Dinle! Bir araba sesi. Demek kan görünce dayanamıyorum sence. O kadar güçsüz sanıyorsun beni. Ah, senin kanını, beynini bir satır tahtası üstünde görmeyi ne kadar isterdim! Ne çok isterdim bütün o cinselliğin bir kan denizinde yüzsün. Tutup kafatasından içerdim, sonra ayaklarımı göğsünün içinde yıkar, yüreğini olduğu gibi kızartıp yerdim. Demek güçsüzmüşüm ben. Demek seni sevdiğimi sanıyorsun, sanki benim rahmim senin tohumların için yanıp tutuşuyor; kalkıp senin dölünü bağrıma basıp onu kendi kanımla besleyeceğim demek. Aklınca sana çocuk doğuracağım ve senin adını taşıyacağım. Bu arada sorayım bari, adın ne senin? Soyadını duymadım hiç. Olduğunu da hiç sanmam. Olsaydı, ‘Bayan Hovel’ ya da ‘Bayan Dunghill’ filan olurdum şimdi. Seni gidi köpek, boynuna taktığın o tasma, ceketinin üstündeki arma benim, uşak bozuntusu! Seni kendi aşçımla paylaşıp kendi hizmetçimin rakibesi oldum bir de! Of, ooff!.. Aklınca korkağın biriyim, hemen kaçıp gideceğim. Yo, kalıyorum işte, çıngar çıksın bakalım. Babam nasılsa dönecek… Bakacak masanın çekmecesi kırılmış… Paralar gitmiş. Çalacak zili, uşağını çağıracak, sonra polise başvuracak… Ben de her şeyi anlatacağım… Her şeyi. Ah, ne güzel olurdu bütün bunlara bir son vermek… Gerçek bir son!.. Babamın kalbi tutar ve ölür; bu da hepimizin sonu olur. Yalnızca sessizlik ve dinginlik… Sonsuz dinleniş. Soyumun arması tabutla birlikte göçüp gider. Kont’un soyu da … Uşağın soyu ise yetim evine düşer; köprü altlarında başına defne dalları konur ve sonunda hapishaneyi boylar.