"Juliet'im olmaya hazır mısın?"
Doruk'un sorusuyla birlikte şaşkınlıkla başımı kaldırdığım sırada, garip bir şey oldu. Ben daha verecek cevap bile düşünmemişken diğer yanımdan kusursuz bir ses geldi; Onur'un sesi...
"Çok heveslenme," diye mırıldandı, "Juliet, Romeo'nundur."
Bana göre;
Labirent serisini başlatan bu kitap gerçekten mükemmel bir kitap dı. Konusu olsun akıcılığı olsun dili olsun yani kısaca her şeyi mükemmeldi.
Ne yazık ki filmlerini izledikten sonra alabildim ama kitap ı filminden kat kat daha güzeldi.Bazı yerleri de var eleştirilcek ama diğer kitaplarda bunu düzelteceğini umuyorum daha diğer kitaplarını okumadım ama en kısa sürede okuyacağım. Distopya kitap severler için bu kitabı şiddetle öneririm :)
Kitabın akıcılığıyla elinizden bırakamıyacanız bir kitap ben üç gün gibi kısa bir sürede bitirdim sizinde öyle bitireceğinizi umut ediyorum. Yazara gelir olursak Dashner hikâyeyi ustalıkla kaleme alarak inanılmazı gerçekçi kılmayı başarıyor.
Konu;
Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur. Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.