“Yüce dağ başından aşırdın beni neydem neydem yâr beni
Tükenmez dertlere düşürdün beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben
Madem soysuz gönlün bende yok idi neydem neydem yok idi”
Yolun üstünde zaman zaman rastladığım sağır bir dilenci dururdu. Koluna “sağır ve dilsiz” kelimeleri yazılı bir bant sarmışlardı. O, yolun bir kenarında durur; bir avucunu açmış, öteki elinin parmaklarını da açık elinin avucunun içine vurarak bu hareketiyle oradaki varlığını gelen geçene bildirmek isterdi.
Çünkü her hülya bir başka hayali ve her hayal bir başka hülyayı doğurmakta gecikmez. Ve insan kendini tümüyle bu hayal aleminin girdabına kaptırırsa gerçek’le olan ilişkisini de koparabilir.