—Tanrı’ya çok mu dua edersin Sonya?...
—Tanrı olmasaydı ben ne yapardım?
“Tam tahmin ettiğim gibi!” diye düşündü Raskolnikov...
—Peki; ne yapıyor Tanrı senin için?
—Susun. Böyle şeyler söylemeyin...
“Tam tahmin ettiğim gibi!” diye tekrarladı.
—Her şeyi yapıyor! diye fısıldadı Sonya birden, gözlerini yere indirmişti.
“İşte çıkış yolu. İşte çıkış yolunun açıklaması!” diye düşündü Raskolnikov...
Dünyada açıkyüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur. Açıkyüreklilikte yüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen fark edilir; övmede ise, baştan sona bütün notalar falsolu bile olsa, yine de kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir.
Her gün gördüğümüz ve varlığını varlığımızın bir parçası gibi benimsediğimiz kişinin sonsuza kadar aramızdan ayrılabileceğini, sevdiğiniz o gözlerdeki ışıltının sönüp gittiğini ve kulaklara öylesine aşina ve kıymetli gelen bir sesin susabileceğini, bir daha hiç duyulmayacağını akla kabul ettirmek öyle uzun zaman alıyor ki...
Merhaba sevgili okurlar, kitabın ana temasına değinmek amacıyla, incelememe ilk önce mutluluk korkusuna bağlı olarak br Ruh bozukluğu olan çerofobi'ye değinmekle başlamak istiyorum:
Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durumun rahatsızlık derecesinde şüphe uyandırmasidir.
Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.
Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.
Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.
İşte böyle bir duruma, kitabin baş karakterlerinden olan Vasya ile şahit olacağız.
Haydi başlayalım.. [not: eser miktarda kimyasal spoiler içerir ((; ]
Belki biraz tuhaf olacak ancak, bu kitaptaki iki ana karakteri bizim Türk Sinemasının Zeki ve Metin ikilisine benzettim. Bir birinden ayrılmayan iki sadık dost; Arkadi İvanoviç ve Vasya Şumkof. Onları okurken şu görüntüler canlandı gözümde:
youtu.be/opgt5GFGO6I
Bu ikili aynı dairede çalışan iki memur, aynı apartmanin aynı dairesinde oturan ev arkadaşlarıdır.
Yedikleri içtikleri ayrı gitmez derler ya, işte öyle.
Bunlardan Vasya Sumkof, tuhaftır, bir gün heyecanla eve gelir ve arkadaşı Arkadi'nin merakı üzerine nişanlandığını açıklar. Ama bu öyle aniden olan bişey değildir, sonradan öğrenir Arkadi. Zira, bizim yufka yürekli Vasya, nişanlısı olan kızın bir zamanlar sevdiği adam tarafından terkediliş hikayesine şahit olduktan sonra ona içten bir acıma hissi
Tek başına mutlu olmak sana azap veriyor, zor geliyor! Bu mutluluğu son zerresine kadar hak etmiş olmak icin, belki de vicdanını rahatlatmak için didinmeye başlıyor, kendini yiyip bitiriyorsun!