5-14 Ekim doğumlular, biz aslında yokuz :)
1582 Ekim'inde Papa XIII. Gregory, Julian takviminin 10 gün kadar kaymış olduğunu düzeltmek için Gregoryen takvimi kabul etti. Bu yüzden 4 Ekim 1582'den sonraki gün direkt 15 Ekim oldu. Katolik ülkelerde o tarihte 10 gün "silindi". Takvim reformu buydu.
KİRALIK KONAK: TAKLİD ve MALEDİŞ
Özellikle Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ından sonra, nesiller arası çatışmaların ele alındığı birçok eser yazılmıştır. Türk edebiyatında bu hususta yazılan ciddî sayılabilecek ilk eser, Yakup Kadri’nin, Cumhuriyet’in arefesinde (1922 yılında) yayınlanan “Kiralık Konak” adlı romanıdır. Bu kitabta, Batılılaşma cereyanının şiddetiyle sarsılan toplumda, nesillerin, duygu, düşünce, hassasiyet ve tabiî ki yaşayış tarzı olarak birbirlerinden kopuşunu, bir konağın dağılışı etrafında canlandırmıştır yazar. Konak satılığa çıkarılır ve ailenin ferdleri farklı yerlere, yaşantılara savrulur. Konağın sahibi olan ve “eski”yi temsil eden Naim Efendi yalnızlığa terkedilir. Tıpkı dağılan konak gibi cemiyet de gün geçtikçe çürümekte ve özüne yabancılaşmaktadır. Kısacası, bu roman, bir toplumun, üç neslin şahsında çöküşünün ifâdecisidir. “Kiralık Konak”la ilgili bu çizgileri görünce, hemen sevgili Üstad Necib Fazıl’ın “Ahşap Konak”ını hatırlayabiliriz. Üstad’ın bu tiyatro eserinde de yine bir konak çevresinde yaşanan üç neslin birbiriyle olan savaşı, Türk tiyatrosunun en önemli eserlerinden birisi olarak sanat semâlarına nakşedilmiştir. Fakat bu malzeme benzerliğinin aksine, altyapı bahsinde çok büyük farklılıklar vardır. “Halbuki, becerikli veya beceriksiz, herhangi bir kopyacıda, bin bir şairin aynı zaman ve mekânda sahip olduğu kaba ayniyetlerden hepsini bulursunuz da, öz bünyeden katılacak esrarlı cevher diye tarif ettiğimiz şahsiyet hamurundan tek zerre bulamazsınız. Çünkü kaba unsurların taklidi mümkün, İNCE TERKİP SIRLARININ TAKLİDİ İMKÂNSIZ… Herhangi bir terkip sırrı taklit edilebildiği anda, artık o bir taklit değil, aslî örnek olur.” (Necip Fazıl Kısakürek, Şahsı, Eseri ve Tesiriyle Namık Kemâl, Büyük Doğu Yay., 3. Basım, İstanbul 1992, s. 202,) __Üstad’ın
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Reklam
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
ŞEMSİLER VEYA HARRANİLER Şemsîler veya diğer isimleri ile Harranîler, XIII. yüzyılda, Moğollar tarafından büyük bir bozguna uğrayıncaya kadar, ay tanrısı Sin liderliğindeki yıldız ve gezegen kültüne tapan pagan bir topluluktu. Harranîlerle ilgili kaynakları üç grup altında toplamak mümkündür: Bunlardan birincisi; "Beş Sır Kitabı" ve "Baba'nın Kitabı", isimli yazılı kaynaklardır. Bu eserlerde Harranîlerin inançları, ibadetleri ve yaşam tarzları ile ilgili ilk elden bilgiler mevcuttur. İkinci kaynak, Harran ve civarındaki arkeolojik bulgulardır. Üçüncüsü ise, gayrimüslim ve İslam bilginlerinin kaleme aldığı eserlerdir. Şemsiler / Harranîler olarak bilinen dine mensup olanların vatanlarının Mardin ve civarı olduğu kabul edilmektedir. Günümüzdeki sayılarının yaklaşık 20 bin civarında olduğu tahmin edilen Şemsiler; İran, Tokat, Merzifon gibi bölgelere dağılmışlardır. Şemsiler de, Êzidiler gibi güneşe tapan bir dini topluluk olarak tarihi ve dini kitaplarda yer almaktadır. Dini ibadet ve rituelleri farklı olsa da, tapınma şekillerinde birçok benzerlik bulunmaktadır. Êzidiler günümüze kadar inanç ve kültürlerini koruyarak gelmişler ise de, semavi dinler tarafından dışlanan ve "sapkınlıkla" suçlanan Şemsiler maalesef tarihin karanlık sayfalarında yok olup gitmişlerdir. Şemsilerin Diyarbakır'da bıraktığı izlerden biri de Şemsiler Mahallesidir. Mardin Kapı'dan Ongözlü Köprüye giderken Dicle nehri kıyısına kadar devam eden Hevsel bahçelerinin tam karşısında 'Şemsiler Tepesi' denilen ve yüzyıllar öncesinden ibadet yeri olarak kullanıldığı tarihçiler tarafından anlatılan bir tepe bulunmaktadır. Söz konusu mabet yeri, yakın zamanda Mardinkapı-Ongözlü Köprü arasındaki yol genişletme çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ancak bu bölge halen Şemsiler Mahallesi olarak kayıtlarda yer
Müzik Önerisi
Goldberg Variations, BWV 988: Variation XIII (Arr. Garcia & Moriniere for Two Guitars)
Müzik
Hakîm-i Tirmizî, Muhammed bin Ali Rahmetullahi aleyh“ İNSAN TÂRİFİ Sordular: – İnsan nedir? Şu karşılığı verdi: – Apaşikar bir zaaf, bununla birlikte geniş bir iddia. Derdi ki: Kişinin sermayesi kalbi ve vaktidir. Kalbini zanlarla dolduran, vaktini mâlâyâni ile öldüren kimsenin sermayesi nasıl kazanç elde etsin? Allah’a en yakın olan kalp, fakirlerle düşüp kalkmaya razı olan ve fânî olana bakî olanı tercih edendir. Onun anlayışına göre zikr-i ilâhînin kalbi yumuşatan ve serinleten bir özelliği vardı. Zikr-i ilâhîden boş olan bir kalbe nefs harâreti ve şehvet ateşi isabet ederek onu kasvetlendirir ve kurutur. Kalp kasvetlenip kuruyunca azalar esnekliğini kaybederek tâattan geri kalır. Çünkü onlar da kurumuştur. Böyle bir durumda organlar tâata yönelecek olursa kuru ağaç dalları gibi eğilmek istemezler. Aslında kuruyan ağacın hakkı kırılıp ateşe odun yapılmak değil midir? Öyleyse ibadet konusunda organların yumuşak ve esnek olabilmesi için kalbin zikr-i ilâhî ile yumuşatılması gerekir. Hakîm Tirmizî’ye göre kalpte nur ile birlikte mutlaka rahmet-i ilâhiyye de bulunur. Kul zikre devam ettikçe Rahmet-i ilâhiyye de yağmur gibi inmeye devam eder. Fakat gaflet hâli ârız olunca, rahmet-i ilâhiyye kesilir. Ona göre kurtuluş amellerin çokluğunda değil, amellerdeki ihlâs ve amelin güzelliğindedir. Dünyadaki en ağır yükün ve en büyük borcun minnet yükü ve minnet borcu olduğuna inanır, şöyle konuşurdu: “Dünyada iyilikten daha ağır bir yük yoktur. Çünkü sana iyilik yapan seni iyice bağlamış, eziyet eden ise seni âzâd etmiş sayılır.” Ona göre akıllılık ölçüsü Allah’tan sakınmak ve nefsi hesaba çekmekti. Ubûdiyet (kulluk) sıfatlarını bilmeyen kimsenin maneviyât yolunda ilerlemek anlamında rabbâniyet sıfatlarından haberdar olması imkânsızdı. İNSANIN SALÂHI Beş grup insanın salâhının
Reklam
Reklam