Türk tarihçiliğinin en sağlam ve en çok referans verilen eserlerinden biri. İlk kez 1967’de yayımlanmış olmasına rağmen bugün hâlâ güncelliğini koruması ve 2025’te 8. baskıya ulaşması, bu kitabın ne kadar güçlü bir temel üzerine kurulduğunu açıkça gösteriyor.
Kitap üç ana bölümden oluşuyor ve daha ilk sayfalardan itibaren sizi içine alan bir akış yakalıyor. İlk bölümde Oğuzların tarih sahnesine çıkışı, Göktürkler Dönemi ve Uygur Dönemi içerisindeki Tokuz Oğuzlar meselesi, ardından Seyhun çevresindeki varlıkları ve Selçuklu Devleti'nin kuruluşu süreci anlatılıyor. Moğol istilası sonrasında “Türkmen” kimliğinin belirginleşmesi ise özellikle dikkat çekici bir kırılma noktası olarak ele alınıyor.
İkinci bölüm kitabın kalbi diyebiliriz. Oğuz boyları, farklı kaynaklar üzerinden karşılaştırmalı şekilde inceleniyor. Kaşgarlı Mahmud, Reşidüddin Fazlullah ve Yazıcıoğlu Ali gibi önemli isimlerin verdiği listeler bir araya getiriliyor. Bununla da kalmıyor; Anadolu’daki yer adları üzerinden Oğuz boylarının izleri sürülüyor. Açıkçası bu bölüm, sadece tarih değil; aynı zamanda kültür, coğrafya ve toplum yapısını birlikte okumanızı sağlıyor.
Üçüncü bölümde ise Oğuz destanları yer alıyor. Bu kısım, anlatılan tarihî sürecin ruhunu anlamak için önemli. Çünkü burada sadece olayları değil, o olayları yaşayan insanların dünyasını da görüyorsunuz.
Kitabın sonundaki ekler bölümü ise başlı başına bir hazine. XVI. yüzyılda Anadolu’daki Oğuz boylarına ait yer adları, Anadolu ve Suriye’deki Türkmen oymakları, İran’daki Türkmen kökenli topluluklar ve Hazar ötesi Türkmenleriyle ilgili listeler oldukça detaylı. Ayrıca Ebulgazi Bahadır Han’a göre Salur boyuna ait soy kütükleri, Nikolay Muravyov’un 1819 tarihli listesi ve Ármin Vámbéry’nin çalışmaları kitabın kaynak zenginliğini daha da artırıyor.