Yeliz

Yeliz
@y3712
tutuşturtuşumuzunmuş
23 Aralık 2003
65 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
@y3712·
·
sabitlendi
Kimse de onunla alay etmeye cesaret edemezdi, çünkü sahildeki değersiz, içi boş midyeler ve ufak çakıl taşları gibi limana doluşan işe yaramaz, gürültücü insanların içinde sakin davranışları ve yüzündeki saygın ifadeyle dikkat çekerdi.
Edebiyat
Reklam
Temmuzda, ağustosta ağaçlar çayır çayır yanarken, Yalnız o, odur teselli eden, dayanın diyen. Yağmanın en büyük ilkesi sabrı öğütleyen, Yavru kuşlara masallar anlatarak geceye serin götüren, Adeta güneşle onlar arasına sesiyle bir perde geren, Sımsıkı giril sesiyle onları serinleten, Gözlerine ışıltılı vahalar gösteren, Çeşmelerden su sesleri alıp getiren, Sesiyle — o ufacık gövdesinden tüten — Dağ gibi sessiz, korumasız bahçeyi örten, Herkese, her yere mutluluk saçan, sevinç serpen, Dünya cehennemine cenneti kargı diken, Işık kıyametine mizraklar havale eden, Harbeler gönderen, oklar atan sesinden. Ağustos böceği deyip hor gördüğümüz, Minik göğsünde bir koskoca orkestra taşıyan, His yeri bir şey yaratmamış olanın, Bize gönderdiği bir müstücüdür o yaratık. Uyuşuk ve müstücü bir yaratık. Tanrı boş yere bir şey yaratmamıştır, Anlayan için müstücü, duyan için uyarıcı. - Ateşle dans eder, o güneşle dans eder. Çırçıplak çıkar güneşin kahrına.
Şiir
Sonra kış gelince karıncalar saklanır toprak altına. Herkes bir önlem almıştır, o hariç. O hep iyiyi, güzelliği yaşamış, Özgürlüğe dalıp gitmiş, yalnız özgürlüğe. Öbürleri hep gerçekçilik taslamış, Ama o hep gerçeği aramış, Gerçeği aramaya çağırmış, Ve gerçeği yaşamış. Sizin acınıza gülüp geçiyor, Sizi gidi faydacılar, çıkarcılar, sizi. Üzülmeyin evi, yuvası yok diye, Kışlık erzak biriktirmemiş diye. Sizin acınıza yok, onun ihtiyacı. Sahte zaten acınız. Siz ancak alay edersiniz, acımasız... Özgürlüğün sesidir o, ürkmez, korkmaz. Titremeden geçer gündüzden geceye. Bir başka ağustosta yeniden doğacaktır, Ağaçların tepelerinde, güneşe en yakın yerde, Tanrı’nın sırrıyla, bir mucizeyle. Oysa nesli kesilmeliydi size göre, Ama hiçbir zaman bir yerde sönmez,
Şiir
Ey masalcı adam, iftira ettin sen Bu harikalar harikası böceğe. Onu suçladın tembellikle, En çalışkan onu görüyorum ben. Hiçbir karşılık beklemeden Yazı, ağustosu, çamı, çınarı Tanıtıyor bize; yazı, ağustosu, çamı ve çınarı. Ağacın dalında güneşe doğru yaklaşarak, Suyun — bir damla suyun — değerini altın ediyor. “Çiğ damlası bir zümrüttür,” diyor. Susadıkça eşsiz sesiyle şarkılar söylüyor, İlahiler okuyor, güneşe gönderiyor. “Sen bunları levha levha kızart,” diyor, “Bir daha yanmayacak şekilde kızart,” diyor. “Kıyamete kadar kalsın, insanlığa uzat,” diyor. Güneşi, yakıcı güneş bilen, Gölgeyi reddeden, Gölgede saklanma kurnazlığını reddeden, Aç kalma pahasına olsa da öten, Susamanın armonilerini en iyi bilen, Matemden, alevden bir gömlek giyen, Yapraktan bir saray ören,
Şiir
En büyük acı şu: İnsanlık hadım edildi. Hakiki düşünceden, gerçek duyarlılıktan ve öz bilgiden. Bayrakların ve sancakların gerisindeki sancak söndürüldü. Karanlıktan suni ışık yapıldı ve gerçek ışık öldü. Hayat dediğiniz ölüm, Ölüm sandığınız gerçek hayat. Diyarbekir'in yaz sıcağında meyankökü şerbetindeki tatla Koka-kola zehri arasındaki fark bu. Benim yazlarım ebedilik yelpazesinin kat kat açılışı, Çamlı ahşap köşklerin panjurlarının aralanışı, Dupduru denizin sonsuzluğa kardeş kabul edilişi. Gidersin, yorgunluğunu gecelerin ve gündüzlerin Yeniden özgürlüğe ve özgünlüğe çıkmak... Bize mahsus görüntüler: Bursa, İstanbul, Konya, Edirne.
Şiir
Reklam