Hayat herhalde bir katakulli değildi. Ama neydi? Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep olması lazımdı.
…Dünyanın sana nasıl ihtiyacı varsa öyle. Zira sen seçtiğin bir an’da da doğmadın zaten. Dünyanın sana ihtiyacı olduğu zamanda doğdun. İnsan yerküreye, var oluşa, dünyanın devrine hizmet eden bir varlıktır. Önemli olan burda olduğu zamanlarda üzerine düşeni yapmaktır. Erdemli bir ruh sonsuz bir kaynak gibidir.
Acıma duygusunu duyabilmek için dünyada iyi insanların da bulunduğuna inanmamız gerekir, çünkü hiç kimsenin iyi olmadığını düşünürsek, herkesin başına gelecek kötülüklere layık olduğuna inanırız.
Kendisini bilen insan ilkin kendisinde kutsallığın olduğunu anlayacak ve kendisindeki karakterin kutsanmış bir suret gibi olduğunu düşünecek; tanrıların onca büyük armağanıyla her daim değerli bir şey yapacak ve yapmayı aklından geçirecektir. Kendisini inceleyip bütünüyle sınadıkça doğa tarafından nasıl donatılarak yaşama adım attığını, bilgeliği elde etmek ve korumak için ne büyük araçlara sahip olduğunu anlayacaktır, zira bütün nesnelerin başından itibaren adeta saklı olan kavramlar ruhen ve zihnen elde etmiş olacaktır, onları anlamakla birlikte, bilgeliğin de rehberliğinde, kendisinin iyi ve buna bağlı olarak mutlu bir insan olduğunu anlayacaktır.