Çocuk, başka bir defa daha yalan söyledi; annesi onun başkalarını rahatsız etmemesi için en arka sıraya oturtulmasını istemişti, öyle yapıldı. Ertesi gün çocuk sınıfa gözünde gözlükle geldi ve en arka sıradan bir şey görmediğini, en ön sıraya oturtulması gerektiğini söyledi. Tesadüfen o gün okulda doktor bulunuyordu, çocuğu muayene etti; işin içyüzünü öğrenince onu yatıştırarak iyi göremeyişinin bir sinir meselesi olduğunu ve en arka sırada da rahat rahat çalışabileceğini söyledi. Sıkı bir araştırmadan ve türlü kurnazlıklara başvurduktan, bir süre gizlice çocuğu inceledikten sonra müdire ona, gözlüğün annesine ait olduğunu itiraf ettirdi. Annesinin gözlük hikâyesi konusunda fikri ise bambaşkadır.
Kiva hayatta kalmıştı.
Artık yaşama vakti gelmişti.
Bunu derinlerinde hisseden Kiva, Jaren’a, arkadaşlarına ve
abisine baktı. Merak ve umut dolu bir sesle, “Şimdi ne olacak?” diye sordu.
Cevap veren Jaren’dı.
Eğilerek Kiva’nın kulağına üç mükemmel sözcük fısıldadı:
“Şimdi, hayal kuracağız.”
Ekin çok ağladı, bana çok güvendiğini ve nasıl bu gü veni boşa çıkarabildiğimi söyledi.
Oreo bebekliğinden beri onunla berabermiş ve ben onun en yakın dostunu kaybetmişim. Öldüğünü öğrenseydi daha kötü hissedeceğini bildiğimden sustum ve benden nefret etmesine izin verdim.
Sonra da bir daha onu görmedim..
İki gün önce taktığı mor taşlı tokalarını o gün de takmıştı ve ağ-layıp kendini harap ederken tokalardan birini arka bahçede düşürmüştü. Mor taşlı tokasını o gittikten sonra Oreo'nun arka bahçedeki mezarına gömdüm. Belki bir gün tekrar karşılaşırlardı.
Farah.” Esvet gülmemeye çalışarak etrafına kızgın bakışlar atan annemi gösterdi. “Halam malikanenin kuzey kanadını Gurur’a kiralamış.” Anlamadım? Ne demek kiralamış? Bana sormadan böyle bir şey yapamazdı!
Aslı nedir bunun, bilemiyorum, hiçbir zaman da anlayamadım: Ya deli gibi seviyor seni ya da... seviyorsa, neden başka biriyle evlendirmek istiyor? “Onu mutlu görmek istiyorum,” diyor, öyle dediğine göre seviyor demektir...