Kendinden başka bir şey vermez aşk ve kendinden başkasından almaz. Ne sahip olur aşk ne de sahip olunmak ister. Çünkü aşka aşk yeter.
Sevdiğiniz zaman "Tanrı yüreğimde" değil, "Tanrı'nın yüreğindeyim" deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi, çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer.
El Mustafa tepenin eteğine varmıştı artık; bir kez daha dönüp baktı denize ve limana yaklaşan gemisini, pruvasındaki denizcileri, kendi ülkesinin insanlarını gördü,
Sonra ruhu onlara seslendi, dedi ki: Kadim anamın oğulları, ey gelgitlerin süvarileri, Düşlerimde ne sik yelken açtıniz. Şimdi de ben uyanırken geliyorsunuz, o uyanış ki benim en derin düşümdür.
Hazırım gitmeye, arzum yelkenlerini fora etmiş, rüzgârı beklemekte, Bu durgun havada son bir soluk daha alıp, son bir kez daha bakacağım arkama sevgiyle.
Ruh, arslanlaşır. Hür olmak ve kendi çölünde egemen olmak ister. Burada son efendisini arar. Son tanrısına düşman olmak ister ve zafer için büyük devle boğuşmayı diler. Artık ruhun efendi ve tanrı olarak tanıyamadığı büyük dev nedir? Büyük devin adı "Sen yapmalısın"dır. Fakat arslanın ruhu "Ben isterim" der.
Ruh bir zamanlar, bedeni aşağılardı ve o zaman bu küçümseme büyük bir beceriydi. Ruh, bedeni cılız, çirkin ve aç görmek isterdi. Böylece bedenden ve yaşamdan sıyrılmak isterdi.