yağmur e.

yağmur e.
@yagiii
Bu kırk düşünceli bilgin, bence bir delidir.
Bakışlarım zarif bir edayla konuşan kontesin üzerinde süzülürken bir șenlik yaşıyor, belini sarmalıyor, ayaklarını öpüyor ve saçının bukleleriyle oynuyordu. (...) Bakışlarım ihtirasla öptüğüm omuzlarına dalıp gitmişken beni yakalamasından ürküyordum. Bu korku tutkuyu daha da canlandırıyordu ve ona karşı koyamadan bakmaya devam ediyordum! Gözlerim kumaşı deldiğinde sırtını ikiye ayran güzel beni yeniden görüyordum; sütün içindeki sineği andıran bu ben, balodan beri, hayalgücü ihtiraslı, yaşamları iffetli olan gençlerin uykularını âdeta sınlsıklam eden o karanlıkların içinde, daima geceyi alevlendiriyordu.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Çifte tepelerine konumlanmış şatoların altında sıçrarmıs gibi görünen bir vadi belirir; burası dibinde Indre'in yılankavi kıvrımlarla aktığı muhteşem bir zümrüt kadehi gibi görünür. Bu manzara karşısında, fundalıkların sıkıcılığının ya da yol yorgunluğunun yol açtığı, haz dolu bir şaşkınlık yaşadım. -Hemcinslerinin arasında bir çiçek gibi beliren o kadın bu dünyada bir yerlerde oturuyorsa, o mekân iste burasıdır! Bunu düşünürken, o günden sonra sevgili vadime her gelişimde altında dinlendiğim ceviz ağacına yaslandım. Düşüncelerimin sırdaşı olan o ağacın altında, onu son gördüğüm günden beri yașadığım değişiklikleri sorardım. Orada yaşıyordu, yüreğim bu konuda hiç yanılmıyordu: Geniş bir fundalığın bayırında gördüğüm ilk küçük şatoda oturuyordu; ceviz ağacımın altına otururken, çatısının arduvazları ve penceresinin camları öğle güneşinde parıldıyordu; pamuklu elbisesi, bağlarındaki bir zerdali ağacının altında beyaz bir nokta oluşturuyordu. Şimdi daha hiçbir şey bilmeden, şimdiden bildiğiniz gibi, gökyüzüne doğru serpilerek erdemlerinin parfümünü yaydığı BU VADİNİN ZAMBAĞI oydu.
Yüreğin şiddetle kabarmasının ilk şehvet nöbetiyle sarsılmış bir halde, o meçhul kadınımı bulamadan, ıssızlaşan şölen alanında dolaşıp durdum ve eve döndüm, bambaşka biri olarak yatağa yattım. Yeni bir ruh, alacalı kanatlı bir ruh yumurtasını kırmıştı. Demek, hayranlıkla izlediğim sevgili yildızım mavi enginliklerinden aşağı inip tüm aydınlığıyla parıltlarıyla, esintisiyle bir kadına dönüşmüştü. Aşk hakkında hiçbir șey bilmediğim halde birdenbire sevdim. İnsandaki en yoğun duygunun bu ilk baskını garip bir sey değil miydi? Halamın salonunda birkaç güzel kadınla karşılaşmıştım, ama hiçbiri bende böyle bir izlenim bırakmamıştı. Yoksa yıldıların kavuştuğu, özel koşulların bir araya geldiği bir saat, tutkunun tüm cinselliği sarıp sarmaladığı bir anda istisnai bir ihtirası açığa çıkaran diğerlerinden farklı bir kadın var mıdır? Sevdiğim kadının Touraine'de yaşadığını düşünerek, havayı büyük bir hazla içime çekiyor, göğün mavisinde daha önce hiçbir yerde görmediğim bir rengi keşfediyordum.
halit ziya uşaklıgil'den çok sevdiğim bir mensur şiir, sarı gül.
Gözlerin elindeki güle merkûz idi (dikilmişti), parmakların aheste aheste yaprakları koparıp rüzgâra bahşediyordu (veriyordu). Seni seyrettikçe kalbimde hüzünler hissediyordum. Şu anda hayalhanenin acı acı fikirlerle meşgul olduğundan emin idim. Yapraklar bitinceye kadar hiç tavrını ve vaziyetini değiştirmeyerek hazin hazin sükût ediyordun. Lakin son yaprak son metanetini mahvetti; birden bire bir tuğyan-ı sirişk (gözyaşı seli) hasıl oldu. Ağladın, şimdi toprakta mevzu (konulmuş) olan başını sineme dayadın, hüngür hüngür ağladın. Ben de ağlıyordum. Senin ağlayışına ağlıyordum. Senin gözlerin sükût etti, lakin benimkiler devam ediyor. O zamandan beri sarı gülleri görmesini arzu etmem, çünkü en kıymetlisini mezara gömdüm.
Şiir
Sözde sigarayı bırakmaya niyetliydim. Bugünkü, inan bana unuttum kaçıncı paket. Evde bir ölüm sükûtu var. Sual sormaya korkuyorlar. Ah bir sorsalar da seni anlatsam... Ah bu rezil dünya seni tanısa, seni öğrense, seni anlasa... Kurbanın olurum Leylim, kendini üzme, kurtar kendini. Bak, yanında ben varım. Seninle olduktan sonra yapamayacağım ne vardır? Önce kendine inan, kendini sev, sonra bana bel ver, bana yaslan, bak yaşaman nasıl aslî cevherini gösterecek. Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin halini görmek... İşte mesele burada. Artık tek mısrâ yazamam. Yerin dibine batsın hepsi. Ben ki 29 yaşındayım. Ama binlerce yıldır seni arıyor, hasretini çekiyordum.
Sayfa 17