Yahudi devleti hiç bir zaman mekan içinde var olmadı. Dünyaya sınırsız olarak yayılmakla beraber,bir milletin fertlerine ihtiva etmektedir. Bunun içindir ki bu millet her yerde devlet içinde devlet vücuda getirmiştir.
"Roma devleti 500 yıl boyunca neredeyse kesintisiz savaş halindeydi. Yahudi tarihçisi Josephus "Ellerinde silahlarıyla doğmuş gibi görünüyorlar" diye yazmıştı. Fetihlerde sağlanan ganimetler devletin sürekliliğini sağlayan yakıttı. Fetihler zenginleşmenin en hızlı yoluydu. Fethedilen her yeni ülke yeni bir zenginlik kaynağı olmaktaydı."
Geleneksel Yahudi inancına göre, Tanrı önce İsrail milletinin atası Hz. İbrahim’le daha sonra da Hz. İshak ve Hz. Yakup ile bir antlaşma yapmış , Hz. Musa ile bu antlaşmayı yenilemiştir . Bazı yahudi Haham’larına göre , seçilme Tanrı tarafından değil , İsrailoğulları tarafından yapılmıştır. “Tanrı , İsrailoğulları’nı değil, İsrailoğulları Tanrıyı seçmiştir .” Çünkü Tanrı , Torayı bütün milletlere teklif etmiş , hepsi de reddetmiştir . Sadece İsrailoğulları kabul etmiştir . Zaten bu dönemde Tanrıya inanan ve tek tanrı kavramını sahiplenenler sadece İsrailoğulları olmuştur .
Seçilmişlik fikri , Yahudileri tarih boyunca daima diğer milletlerden farklı kılmıştır. Yahudiler , her türlü baskı ve zorlama karşısında milli ve dini kimliklerini bu fikir sayesinde korumuş , ve ideallerini daima canlı tutmuşlardır . Bu sayede onlar , yaklaşık iki bin yıllık sürgün hayatından sonra , 1948 de kutsal topraklarda bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı başarmışlardır ..
... en çok sansüre uğrayan yazarlardan Voltaire, eserlerinin arseniğe ve dışkıya benzetilmesine, okurlarının da bunları yuttuğunun söylenmesine çok defa tanıklık etmiştir. Fakat modern çağdan önce bu tür ilişkilendirmeler daha çok resmi dine aykırı düşen veya vahye dayalı metinleri kapsıyordu. Roma'da törenle kitap yakmak, devleti temiz olmayan inançlardan ve (hiç de tesadüfi olmayan bir şekilde) bu inançlara bağlı olanların teşkil ettiği siyasi tehlikelerden arındırmak anlamına geliyordu genelde. İlk yasaklanan Kitabı Mukaddes tercümeleri, Japonya ve Çin'de nefretle anılan Hıristiyan misyonerlerin çalışmaları, Protestan ve Yahudi kutsal metinleri vb. de yine esasen zehre benzetiliyor.