Mehmet Dilbaz: Yahudiler Müslümanlardan iyilik dışında hiçbir şey görmemiş bir millettir ama bütün nefretlerini Müslümanlara kusuyorlar. Müslümanların 800 yıllık yönetiminde Yahudiler, tarihlerinin en rahat ve özgür dönemini yaşadılar! Bütün köşe başları tutulmuş... Amerika bugün aslında bir Yahudi devleti haline gelmiş durumda. Asıl planları Mescid-i Aksa ve Kubbetü's-Sahra'yı yıkmak ve oraya 3. Süleyman Mabedi'ni inşa etmek. Bunu inşa ettikten sonra Yahudi ülküsü tamamlanmış oluyor!
Edebiyat
Henry Kissinger’ın 20. yüzyılın ikinci yarısında mimarlığını yaptığı dış politika, uluslararası ilişkiler literatüründe "Realpolitik" (Gerçekçi Siyaset) okulunun en katı ve saf örneklerinden biridir. Kissinger için ahlak, adalet, insan hakları ya da etnik toplulukların kaderi, küresel güç dengesi (Balance of Power) ve ABD hegemonyası karşısında her zaman ikinci planda kalmıştır. 1970'lerin başında Kissinger’ın en büyük jeopolitik başarısı, "Mekik Diplomasisi" ve gizli görüşmelerle ABD ile Mao liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti arasında köprü kurmasıdır. Kissinger, iki komünist dev (SSCB ve Çin) arasındaki ideolojik ve sınırsız ayrışmayı fark etti. Çin ile yakınlaşarak Sovyetler Birliği'ni jeopolitik olarak yalnızlaştırmayı ve iki cepheli bir baskı altında tutmayı hedefledi. Bu hamle, Sovyetler'in küresel kaynaklarını ve dikkatini Asya sınırlarına kaydırmasını zorunlu kıldı ve ABD'ye Soğuk Savaş'ın geri kalanında devasa bir hareket alanı kazandırdı. Ortadoğu ve 1975 Cezayir Anlaşması, Kissinger doktrininin en acımasız ve net uygulandığı alandır. Irak'taki Baas rejimi Sovyetler Birliği'ne yaklaşınca, Kissinger ve İran Şahı, Bağdat'ı zayıflatmak için Molla Mustafa Barzani liderliğindeki Kürt isyanını silah ve para ile fonladı. Ancak amaç hiçbir zaman bir Kürt devleti kurmak veya onlara kalıcı hamilik yapmak değildi; Kürtler sadece Irak'ı meşgul edecek bir manivela olarak kullanıldı. İran Şahı ile Irak rejimi (Saddam Hüseyin) anlaşıp Şah sınırları kapatınca, Kissinger Kürtlere olan tüm Amerikan desteğini bir gecede kesti. Kürt hareketi büyük bir katliam ve sürgünle karşı karşıya kaldığında, Kissinger’ın Kongre soruşturmasında verdiği o meşhur ve tarihe geçen yanıt, onun realist zihniyetini özetler: "Gizli servis operasyonları bir misyonerlik faaliyeti ya da sosyal yardım
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ABD’nin Ortadoğu’daki askeri, siyasi ve ekonomik varlığının nihai ve uzun vadeli amaçlarından biri, İsrail’in önündeki büyük ve merkezi engelleri kaldırmaktır. Irak’ın işgali, Suriye’nin iç savaşla çökertilmesi ve Libya’nın bölünmesi gibi tarihsel süreçler, İsrail’in çevresindeki güçlü Arap milliyetçisi veya merkezi devlet yapılarını tasfiye etmiştir. Bu durum, bölgede yeni otonom/kantonal yapıların önünü açarak geleneksel devletleri zayıflatmıştır. Bölgesel güçlerin (Türkiye, İran, Mısır vb.) kendi iç ve dış sorunlarıyla meşgul edilerek sınırlarının baskılanması, İsrail’in hem askeri hem de istihbari olarak bölgede daha rahat hareket etmesine ve nüfuz alanını (doğrudan toprak ilhakı olmasa bile) ekonomik ve siyasi olarak genişletmesine zemin hazırlar. İbrahim Anlaşmaları gibi diplomatik hamleler de bu nüfuzun meşrulaştırılması adımları olarak okunur. İsrail için en büyük varoluşsal tehdit topraksızlık değil, demografidir. Bugün bile işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin nüfusu, İsrail’in Yahudi karakterini korumasını zorlaştıran bir "demografik saatli bomba" olarak görülmektedir. İsrail, sınırlarını coğrafi olarak genişletip milyonlarca Arap, Kürt, Türk veya Fars nüfusu kendi sınırlarına dahil ederse, ya demokratik karakterinden tamamen vazgeçip katı bir apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimine dönüşmek zorunda kalır ya da Yahudi devleti kimliğini kaybeder. Sınırları fiziksel olarak genişletmek, devasa askeri maliyetler, bitmeyecek gerilla savaşları ve sürekli isyanlar demektir. ABD emperyal aklı ve İsrail stratejisi, toprak ilhak etmek yerine "uydu yapılar ve zayıf komşular" formülünü tercih eder. Hedef toprak büyütmek değil; çevrede tehdit oluşturamayacak, parçalı, istikrarsız veya İsrail ile uzlaşmak zorunda kalan yönetimler zinciri yaratmaktır. "ABD
1000Kitap
Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulmadan önce
“Yahudi, bir vatana ve deniz kuvvetlerine sahip olamayacağı için, bunu onun yerine başka milletler meydana getirir. Yahudinin filosu, İngiliz filosudur. O filo, Yahudinin dünya iktisat gücünü sağlamlaştırmıştır. Buna karşılık Yahudi, politika gücünü İngilizlerin hesabına kullanır. Yahudi, Filistin’i de böylelikle İngiliz hâkimiyetine soktu.” — Henry Martin Ford
Herkese merhaba kıymetli dostlar 🌿 Bir sonraki okumalarımız için Yahudi DevletiYahudi Devleti ve Siyonizm ve TürkiyeSiyonizm ve Türkiye eserlerini birlikte okumaya karar verdik. Öncelikle daha kısa ve temel bir eser olan Yahudi Devleti ile başlayıp, ardından Siyonizm ve Türkiye kitabına geçeceğiz. Böylece önce genel bir çerçeve oluşturup sonrasında konuyu daha derinlikli değerlendirme imkânı bulacağız. Bize eşlik etmek isteyen herkesi bekleriz. 🗓 Tahlil tarihimiz: 8 Mayıs Cuma 🕗 Saat: 20.00
MÜRTEDİN KATLİ MESELESİ... (2)
8) Soru: Mürtedin katli meselesi "fikir özgürlüğüne" zarar vermiyor mu? Fikir özgürlüğü artsa İslâm'ın yayılmasına hizmet olmaz mı? Buradaki taviz bize aslında zafer getirmez mi? el-Cevap: Ben bidâyet-i İslâm'da öngörülmemiş bir zaferi bizim heveslerimizle keşfedebileceğimizi zannedemiyorum. Yâni, eğer mürtedlerin özgürce yaşamasına izin vermek İslâm'ın yayılmasına hizmet ediyor olsaydı, Aleyhissalâtuvesselâm da yaşamalarına izin verirdi. İslâm'da da bu iş caiz olurdu. Böyle olmamışsa bizim akıl yürütmemizde hatâ var demektir. Açıklıkla itiraf edelim. Üstelik bu tarz tefekkürlerin "insan tasavvuru" da bana arızalı görünüyor. Öyle ya: İnsan (en azından her insan) bir şey mantıklı diye hemen yola gelen bir canlı değildir. Ya? Seçimlerinin meşruiyetini inşa edebilen bir canlıdır. Cerbezesi vardır. En tehlikeli yanı da budur. Sözgelimi: Bir delikanlıya zinanın günah olduğunu anlatın. Sonra da onu alıp bu denîyetin bollukla işlendiği bir ortama bırakın. Bir gün, iki gün, üç gün, bir hafta, bir ay, bir yıl. Bakınız: Çok zordur kendisini tutması. Yüz kişide deneseniz belki birinde muvaffak olursunuz. Belki o kadar da olamazsınız. Çünkü o delikanlının aklı doğruyu dinlerken nefsi de yanlışı dinliyor olacak. Hattâ dinlemek de değil. İçinde yaşıyor olacak. Kapılacak. Bu hâl onu öyle bir duruma getirir ki, Allah korusun, belki gün gelir size "zinanın günah olduğu bir dinde kalmayacağını" söyler. Evet. Nefis yeterince manipüle edilirse, bu imkân verilirse, artık dizginleri tutulamaz olur. Aklın "Yapma! Etme! Gitme!" demesine aldırmaz olur. Hattâ direksiyonunu nefis ele geçirir. Kendi yolunun meşruiyet taşlarını döşer. Günahının felsefesini, savunusunu, tebliğini üretir. **İşte mürtedin kafası da böyle çalışır. Yalnız zehirlenmez. Zehirlemeye de gayret eder.
Din İslam