Bıyıkları kısaltmanın tarihselliği
Bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarındaki kılları temizlemek gibi hususlar, İbn Hacer'in (ö. 852/1449) belirttiği gibi bir yönüyle beden temizliğine, diğer bir yönüyle de Yahudiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve putperestler gibi farklı din mensuplarının şiarına muhalefetle ilgilidir. Hz. Peygamber'in Müslümanlara bıyıklarını keserek Mecusi ve müşriklere benzememeleri tavsiyesinde bulunduğu, bıyığını kısaltıp düzeltmeyenin İslam toplumundan uzaklaşmış sayılacağı bilgisini içeren hadisler "Beş şey fıtrattandır" meselesinin gerçek mahiyetini ortaya koyar niteliktedir ki bu da Medine döneminde kendine özgü bir inanç sistemi, değerleri ve sembolleri bulunan Müslü­man bir toplum oluşturma hedefiyle bağlantılı olarak ötekilere benzememe siyaseti olsa gerektir.
Sayfa 49 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Ağabeyim Germanicus, Germenlerin saygısını kazanmanın tek yolunun onlara acımasız davranmak olduğunu söylerdi ve hakkında böyle konuştuğu başka hiçbir millet yoktu. Örneğin, Hispania'lılar bir fatihin kibarlığından, Galyalılar zenginliğinden, Yunanlar sanata saygısından, Yahudiler ahlaki sağlamlığından, Afrikalılar sessiz buyurgan duruşundan etkilenebilirdi. Ama bunların hiçbirinden etkilenmeyen Germeni yere çalmak, doğrulurken tekrar vurmak ve yerde kıvranırken yine vurmak gerekliydi. "Yarasının acısı tazeyken, o yarayı açan ele saygı duyar."
Sayfa 165·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Pis şıllık," diye haykırdı Cypros sahici bir Yahudi tepkisiyle. Çünkü size anlattığım gibi, Herodias sadece nikah düşmeyen amcasıyla evlenerek ensest suçunu işlemekle kalmamış, daha zengin ve güçlü olan öteki amcası Antipas'la evlenebilmek için ondan boşanmıştı. Yahudiler nikah düşmeyen akrabaların evlenmesini bir ölçüde hoş görebilirlerdi. (Doğunun kraliyet ailelerinde, özellikle de Ermeni ve Parth kraliyet ailelerinde, amca-yeğen evliliği yaygındı; ayrıca Herodes'in ailesi Yahudi kökenli değildi.) Ama boşanma, her namuslu Yahudinin gözünde (eskiden her namuslu Romalının gözünde olduğu gibi) hem kadın hem de erkek için yüz kızartıcı bir şey sayılıyordu; hoş karşılanmayan boşanma zorunluluğuyla karşı karşıya bulunan hiç kimse bunu yeniden evlenmeye bir ilk adım olarak görmezdi. Gelgelelim, Herodias bu endişelere gülecek kadar uzun süre yaşamıştı Roma'da. Ve Roma'da, adı sanı olan herkes, er ya da geç boşanır. (Örneğin bana kimse zampara diyemez, ama ben bile üç karımdan boşandım, belki dördüncüyü de boşayacağım.) Anlayacağınız, Herodias Galilea'da hiç sevilmiyordu.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Sultan II. Abdülhamid in Dünya Siyonist Cemiyeti nin kurucusu Theodor Herzl'i "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam zira bu vatan bana değil, milletime aittir" diyerek reddetmesi tarihe geçen güçlü bir duruştur ancak ne yazık ki ne kirli planların bertaraf edilmesine ne de Osmanlı'nın sonunu getiren olayların hızlanmasına engel olabilmiştir. Burada önemli bir nokta Abdülhamid’in verdiği tarihi yanıtın bizzat Herzl'in anılarında da yer bulması. Herzl anılarında ahlaksız teklifi için aracılık yaptırdığı Newlinsky'ye Sultan Abdülhamid'in söylediklerini aynen şöyle nakleder: "Mösyö Herzl, sizin arkadaşınız olduğuna göre benim de dostum demektir, kendisine bu meselede artık hiçbir teşebbüste bulunmamasını öğütleyiniz. Benim bir karış toprak vermem söz konusu olmaz. Zira istenen o toprak bana ait değildir. O, milletime aittir. Bu devleti kuran ve kanıyla besleyen milletime... Herhangi birine vermek veya bizden koparılmasına razı olmaktansa yeniden kanımızla yıkamayı tercih ederiz. Benim, Suriye ve Filistin'den gelen iki alayım Plevne'de son neferlerine kadar şehit oldular... Türk imparatorluk toprakları bana ait değil, Türk milletine aittir. Bu imparatorluğun hiçbir parçasını hiç kimseye veremem. Yahudiler şimdilik milyarlarını biriktirsinler. Kim bilir, bir gün ödemeden elde edebilirler. Fakat ancak kadavramız paylaşılır, canlı vücuttan parça kopartılmasına müsaade edemem." Theodor Herzl, Hatıralar (çev. Ergun Göze), Boğaziçi Yayınları, İstanbul,
Sayfa 257 - Yeditepe
Alıntı
GAZZE 'DE ATEŞKES SONRASI NELER OLACAK? Tarih düz bir çizgide akmaz, dairevi ilerler. Bunun en güzel yansımalarından biri, en İsrail yanlısı ABD başkanı olan Trump'ın uyguladığı birçok politikanın bugün İsrail aleyhine dönüvermesi. Mesela George Floyd Vakası ve ‘’ siyahların hayatı değerlidir’’ hareketi olmasaydı, bugün ABD içinde bu denli geniş bir kitle Filistin'i ve Gazze'yi savunamazdı. Trump’ın beyaz üstünlüğüne dayalı politikaları karşı tarafı kışkırtmasaydı, beyaz olmayan Amerikalı kitlelerle Filistinlilerle böylesine bir özdeşim kuramazdı. Demokrat Parti kadrolarında bu kadar keskin bir bölünme ve Biden’a baskı olmazdı. Bunlar İsrail için şok edici gelişmeler. Keza Trump, 4 yıl boyunca Filistin yönetimini ve halkının bu denli ezmesi ve yok saymasa, Netantahu’ ya da Yahudileştirme politikası bağlamında her istediğini sunmasa, Filistin halkı bu şekilde kenetlenip topyekun isyan edemezdi. Anı ve tarihi daha incelikli okuyabilmek lazım. Kısa vadede şer gibi görünenler orta ve uzun vadede hayra yahut hayır görünenler şerre dönebilir. Kurulan tuzaklar, tuzak kuranın menfaatini işlemeyebilir. Trump döneminde zafer üstüne zafer kazanan İsrail, tam da bağımsızlığının yıl dönümünde çok üzerine şok yaşadı. Şu an yaşananlar, hem İsrail'in kendi içinde hem de ABD'deki Yahudiler arasında kutuplaşmayı derinleştiriyor. Trump döneminde sağcı Yahudi lobilerin güçlenmesinden rahatsızlık duyan Amerikan Yahudileri arasında yükselen taht karşıtı ve ilerici ekoller, bugünkü üstüne çok daha sempatik ve İsrail'e kıyasıya eleştiren bir tavır sergiliyorlar. Hatta teolojik nedenlerle İflah olmaz birer İsrail dostu olan Evanjeliklerin gençleri bile bugün büyüklerin aksine İsrail'e çok daha eleştirel , Filistinlilere ise daha sempatik bakabiliyorlar.
29 Kasım 1947'de- ABD'nin üye devletlere yaptığı baskı ve şantajla- BM genel kurulunda Filistin'i Araplar ile Yahudiler arasında bölme kararı (Taksim planı) çıkar. Kararsa toprakların %56 sının Yahudi devletine, kalanının Arap devletine verilmesi, Kudüs ve çevresinde Uluslararası bir yönetim kurulması öngörülür. Oysa Yahudi Devleti için öngörülen yüzde ellilik toprak parçasında hala Filistinliler yaşamaktadır. İşte masa başında alınan bu karardan sonra 6 ay sürecek ilk çatışmalar ve ardından başlayan ilk Arap- İsrail savaşı sonucunda siyonist çeteler, halkı kanla veya katliamla korkutarak ve Filistinlilerin yüzde 60'ını mülteci kurumuna düşürerek Filistin topraklarının %78'ini ele geçirirler. Yani sadece bir yıl içinde , Siyonistlerin ellerindeki toprak %6'dan %78'e çıkar. İsrail, 1967 altı gün savaşında toprakların üst kat genişletirken Filistinlilerin yaşadığı diğer yüzde 22'lik kısmı da- yani 1948'de Mısır'ın kontrolünü aldığı Gazze'yi ve Ürdün’ün kontrolüne geçen Batı Şeria ile Doğu Kudüs'ü de - işgal eder. Kısaca siyonistler, Filistin topraklarının kahir ekseriyetini kan dökerek ele geçirmişlerdir. satın alarak değil. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 102