قال الإمام الشاه ولي الله الدهلوي رحمه الله في البدور البازغة (ص/٢٥٣): ((وا.ليهو..د كانوا حرفوا دينهم كثيرا، اهملوا في اقامته، ولا أعني بالتحريف تحريف الألفاظ فقط، بل هناك قسم أهول من هذا، وهو حمل الكلام على غير محمله)) Yahudiler kendi dinlerini çokça tahrif etmiş (bozmuş) ve onu ikame etme (ayakta tutup uygulama) hususunda ihmalkâr davranmışlardı. Tahrif ile sadece lafızların/kelimelerin değiştirilmesini kastetmiyorum; bilakis bundan çok daha korkunç (dehşetli) olan başka bir tür vardır ki o da: Sözü, taşımadığı/gelmediği bir manaya yormaktır (bağlamından ve asıl maksadından saptırmaktır)
Yahudiler
En güzeli, bu memnuniyetsiz toplumu dünyanın birbirine uzak coğrafyalarına dağıtmak ve onların şerrinden emin olmaktı. Öyle yapıldı. Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - I Talha Uğurluel
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mekkede Erkamın adalet evi Daha konuşmazsın hemen; önce gözlerin uyanır, sonra bakışların, en son da o içimi ısıtan gülüşün. Göksel 48 Sen Uyanırken Erkam ibnil Erkam Mekkede adalet evi Oydu müslümanlara evini açan sahabi Evini açarken seslendi Resullullah nebiye Sallahu aleyhi vesselem baktı yüzüne Ey efendimiz evim müslümanlarındır.. İslamın sesi içimizi ısıtıyordu İlk önce Efendimiz SAV sonra müminler Hepsi bu evde uyanıp kıyama kalkacaktı Darul erkam erkamın evi sahabe yurdu Erkam ibnil erkam Mekkede bir kahraman Gözler uyanınca bakışlar kıyama kalktı Şiirler naatlar bu adalet evinde yazıldı Dünya böyle değildi sahabeler devrinde Sahabeler gidince kaldık efkâr içinde Şimdi içimizi ısıtmıyor sahte gülüşler Kuraan okuyordu Kahraman sahabe Erkam b erkam okudu Bakara suresini Dediki ey kahramanlar içimi efkâr basar Kafir ve münafıklar istemez hayırlı olanı Ne hale geldi dünya efkârı hep kaldı bize
Şiir
Hatta size daha ilginç bir bilgi vereyim: Hz. İsa'yı Roma yönetimine öldürtmek isteyen Yahudiler, Hz. İsa'nın havarilerinden birini satın almışlar, Hz. İsa'nın, yerini ona ihanet eden bu adamdan (Yehuda-Judas) öğrenmişlerdi. İhanetinin karşılığı olarak da kendisine az bir miktar para ödemişlerdi. Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - I Talha Uğurluel
1000Kitap
Vatikan için 1917 Bolşevik Devrimi, yeryüzündeki en büyük tehditti. Çünkü komünizm devlet ateizmini savunuyor, kiliseleri kapatıyor ve dinin toplumsal gücünü yok ediyordu. Reichskonkordat (1933): Hitler başa geçer geçmez Vatikan ile bir anlaşma imzaladı. Papalık, Katolik Kilisesi’nin Almanya'daki haklarını korumak karşılığında Nazi rejimini meşru olarak tanıyan ilk uluslararası güçlerden biri oldu. "Sessiz" Papa XII. Pius: Savaş boyunca tahtta oturan Papa XII. Pius, Nazilerin Avrupa'daki katliamlarına ve Yahudi soykırımına karşı ciddi bir ses çıkarmadığı için bugün bile tarihçiler tarafından ağır şekilde eleştirilir. Bunun en büyük sebebi, Papanın Nazileri, Avrupa’yı komünizm dalgasından koruyacak "Hristiyanlığın askeri kalkanı" olarak görmesidir. Vatikan için Hitler geçici bir delilik, ama Sovyetler kalıcı bir inançsızlık tehdidiydi. İngiltere ve Fransa’nın (özellikle Chamberlain dönemi İngiltere'sinin) İkinci Dünya Savaşı öncesindeki dış politikası tek bir kelimeyle özetlenir: Yatıştırma. Münih İhaneti (1938): İngiltere ve Fransa, Hitler’in Çekoslovakya’yı parça parça yutmasına izin verdi. Neden? Çünkü Hitler açıkça "Benim asıl hedefim doğu (Lebensraum - Hayat Sahası), yani Sovyet toprakları" diyordu. Batı kapitalizmi, Hitler'in önünü açarak onun namlusunu doğuya, Moskova'ya çevirmesini istedi. Hesap Şuydu: Nazi Almanya'sı ile Sovyet Rusya birbirine girecek, iki totaliter sistem birbirini cephede tüketecek, kapitalist Avrupa ise arkasına yaslanıp bu iki tehdidin birden yok oluşunu izleyecekti. Stalin Oyunu Gördü: Stalin, Batı'nın kendisini Hitler'in önüne yem olarak attığını fark ettiği için 1939'da ani bir manevrayla Molotov-Ribbentrop (Nazi-Sovyet) Saldırmazlık Paktı'nı imzaladı. Bu imza, kapitalist Batı'nın oyununu bozdu ve Hitler ilk darbeyi batıya (Fransa
Tarih
KERTENKELELER DE DANS EDEBİLİR!..
Dünya giderek küçülüyor. Kütlesinde bir değişim olmuyor belki. Fakat iletişim/ulaşım imkânlarının gelişmesiyle uzaklıklar yakınlaşıyor. Gitmeler-gelmeler, söylemeler-duymalar, etkilemeler-etkilenmeler artıyor. [...] Âhirzamanla ilgili hadîsleri tefsir edenler "deccalin kırk günde dünyayı dolaşması" veya "öldüğünde bir şeytanın bunu dünyaya işittirmesi" gibi rivâyetleri de bu eşikten analiz ederler. Yâni, Efendimiz aleyhissalâtuvesselâm, gayb-âşinâ gözüyle bize âhirzamanda ulaşılacak iletişim/ulaşım imkânlarını sezdirmiştir. Elbette edeb-i peygamberîye yakışır bir tesettürle. Dikkatli nazarların aşabileceği bir billûrlukla. Bunlar da mûcizesidir. Yâni, haberi hakikat-i nübüvvetinin bir delili, örtmesi sırr-ı imtihanın bir gereğidir. Tabiî, ıskalamayalım, böylesi imkânların bedelleri de oluyor. Nasıl bedeller? Bu konuda fehmimize yardımcı olacak bir hadis-i şerif var. Aleyhissalatuvesselam bir mecliste ashabına buyuruyor: "Sizler karış karış, arşın arşın öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. (Onların yaşayışlarını ölçü edineceksiniz.) Hatta küçük bir kertenkele deliğine girecek olsalar siz de onları takib edeceksiniz. Sorduk: Yâ Rasulallah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve hristiyanlar mı olacak? Buyurdu: Ya başka kimler olacaktı?" (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6) Her imkanın bir imtihanı var. Ahirzamanda gelişen iletişim/ulaşım imkânlarının da bedeli toplumlar arasındaki etkileşimi arttırması. Evvelemirde bunun sadece hasenâtı gözümüze görünüyor. Fakat, kaçırmayalım, seyyiâtı da var. Çünkü hâkim/baskın kültür dediğimiz şey sonuçta imkanları da yönetiyor. **Hani şöyle bir söz vardır: "Medyanın gücü yoktur. Gücün medyası vardır!" denir. Bunun hakikatini yaşadıklarımız üzerinden de okuyabiliriz. Öyle ya. Bugün küresel medyayı kim
Tefekkürât