Bir şeyleri doğru yapma, en yerinde eylemi yapma algısı insanın babasından öğrenmesi gereken bir şeydir; tıpkı annemin aslında kocasından görmesi gerekirken, bir Franchot Tone filmi seyrettiğinde tattığı biraz ruh delişmenliğiyle karışık bir kibarlık etkisi gibi. Babamın televizyonun gelmesinden sonra kendini yalnız hissetmesine şaşmamalı. Herhalde bütün aile fertlerine bir hayal kutusu açtığını, evini ebediyen yabancı ihtimallerle karartacak hayallerle dolu bir kutu aldığını fark etmeden, sırf at yarışlarını izlemek için sorgusuz sualsiz bir alışverişte ucuza düşürmüştü televizyonu.
Çünkü bizim için kıyamet bir son değildi. Bizim için kıyamet bir vuslattı.
Sevgili büyükanne,
Bana hep masalların mutlu sonla bitmediğini söylerdin.
Haklıymışsın.
Bazı masallar mutluluğu değil, devrimi ve direnişi anlatırmış.
Bizim masalımız da öyleydi. Bizim masalımızın içinde sonsuz mutluluk diye bir yalan yoktu. Bizim masalımız şuydu:
Sonsuza dek birlikte savaştılar.
❝ Söyle, her sır bir gün ayaklara dolanır.
Söyleme, asırlardır saklı kalan toz olup rüzgâra karışır.
Söyle, bir yalan bin doğruyu çürütür.
Söyleme, yalan dediğin kalbi daha hızlı attırır.❞