Agota Kristof’un Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan üçlemesi, okuduğum en sarsıcı ve en etkileyici eserlerden biri oldu. Kitap, savaşın ortasında büyümek zorunda kalan ikiz kardeşlerin hikâyesiyle başlıyor. Ancak bu yalnızca bir savaş hikâyesi değil; aynı zamanda insanın acıyla, yalnızlıkla ve gerçekle kurduğu ilişkinin de hikâyesi.
Büyük Defter’de ikizlerin hayatta kalabilmek için kendilerini duygusal olarak nasıl sertleştirdiklerini okumak beni çok etkiledi. Yaşadıkları olaylar o kadar ağır ki, çocuk olmalarına rağmen duygularını bastırarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Kanıt’ta ise yalnızlık duygusu çok daha belirgin hâle geliyor. Karakterlerin geçmişle ve kayıplarıyla hesaplaşmalarını okumak oldukça hüzünlüydü.
Üçüncü Yalan ise bütün üçlemeye farklı bir gözle bakmamı sağladı. Önceki kitaplarda gerçek olduğunu düşündüğüm birçok şeyin aslında o kadar da kesin olmadığını fark ettim. Bu yüzden kitabın son bölümleri beni en çok etkileyen kısımlar oldu. Yazar, gerçekle yalanı öyle ustaca iç içe geçiriyor ki okur olarak sürekli sorgulamaya başlıyorsunuz.
Bence bu üçleme; savaş, kimlik, hafıza ve insan doğası üzerine yazılmış en etkileyici eserlerden biri.