1000Kitap Logosu

Yalancı Bahar

Filtrele
Lumiére
bir alıntı ekledi.
"Çilekeş ise hiç değilim. Ben bir zevk adamıyım." (Bu cümleyi üstüne basarak söylemişti); "özgürlüğün zirvesine erişebilmiş adamın zevki. Dostluğa bayılırım. Onu buldum. Sonra da kaybettim. Geri dönmesini beklerken bütün tutkumla onu düşünüyorum. Boş saatlerimde, odamda yalnızken ya da is sız bir yolda giderken kaybedilmiş dostluğun anısı hüzünlü çerçevesi içinde karşıma çıkınca, acılarımı unutur, bütün gerçeği unutur, kollarımı uzatır ve bütün benliğimle sevilen düşe kendimi veririm. O zaman yaşanmış, ama hayatın zalimliği yüzünden devam edememiş anları tekrar yaşarım. Kin beslemeyen yürekler için bu eksiksiz bir zevktir, çünkü anılar onlara bütün bayağılıklarından ayıklanmış olarak gelir. Zaten ulvi ve yüce dediğimiz şeyin ancak düşüncede, istekte var olduğunu biliyorum ve bütün ülkücüler yaşları ilerleyince aynı şeyi öğrenirler. Sen şu anda düşündüğüm insan olmayabilirsin, ama bu, beni sana içimi dökme zevkinden alıkoyamaz. Dostluk, sahip olduğunuz zaman güzelse, sizden kaçtığı zaman daha da güzeldir: Kapalı bir gökte güneşin değeri daha çok anlaşılır. Duygulu insanların dostluktan yoksunluğa haykırmadan, gözyaşı dökmeden katlandıklarını iddia etmiyorum, ama duyguların güzelliğini daha çok artıran da acı değil midir? Yolculuklar, doğuştan yolcu olan benim gözümde, bir yapı işçisi olarak şantiyeye kapandığında olanca görkemine kavuşur. Birkaç aylık bir işçilik hapsinden sonra bir kır yolunu tuttuğum zaman, yeryüzünün bütün kuşları çevremde "yaradan"ı övüyorlarmış gibi gelir bana. Fakat insan bu modern işkence yerlerinden pek kolayca yakayı sıyıramaz, işte o zaman da anılarla yetinmek gerekir. Yoksun olduğunuz şeyin arzusuyla yanmak, tatlı bir özlemin ağırlığı altında inlemek, bütün benliğini güzel bir anının kapladığını duyarak elinden aleti düşürecek kadar kendinden geçmek, işte benim "hafakan basması" dediğim budur!.. "Hafakan" hayattan gereğinden çok şey bekleyenlerin en iyi arkadaşıdır: Bize sadık kalan ve içimizi tümüyle doyuran bir o vardır... Bana öyle geliyor ki, sen de bu hoşnutsuzlardan birisin, Adrian. Yolun çetin olacak." Adrian şiddetle karşı çıktı: "Ama hiçbir zaman bir dosta kötülük etmeyeceğim." "Bir dostu kaybetmek için ona kötülük etmeye hiç gerek yok. İnsan dostunu, bir sevgili gibi sevmeye devam ederken de kaybeder... Neden oldu, nasıl oldu bilmeden, birdenbire kendini yalnız bulur... İlk önce insan bunun farkına varmaz, tıpkı yanında biri varmış gibi konuşmaya devam eder, sonra, gerçek kendini belli eder ve insan inanmak istemez. Sonunda inanır ve boyun eğer. Öyle mi? Evet, öyle! "O zaman aynı anda hem en kötü hem de en güzel yaşam başlar. En kötü, çünkü hâlâ büyük dostlukların her köşe başında peydahlandığı ve her adamın dost olabileceği sanılır. Sevgiyle sıkışan eller, gülümseyen yüzler görülür, istasyonda öpüşenler olur ve insan düşünür: 'Bunlar dost! Ya ben? Ben de bir dostum!' Sen de elini candan sıkan ve sana biraz şefkatli sözler söyleyen ilk yabancıya kendini verirsin. Ona içini açarsın, neredeyse gözlerin yaşarır; ve seni yalnızca o pazar beraberce bir bilardo partisi yapmak için aramış olan zavallı adam, çıldırdın mı, diye yüzüne bakar? O sana işlerinden, sevgilisinden, son maçtan söz etmek isterken, sen ona kendi yüreğinden, üzerine düşmediği halde bir de onun yüreğinden söz edersin. İşte kaçık diye buna derler! "Böylece yüz kere kırlangıcı görüp bahar geldi sanırsın ve tutkunun gülünçlüğünü anlarsın! Ama bilinçsiz duyguların acı kıvranmalarından sonra erişilen huzur, rahatlamış bir yüreğin, başka bir yüreğin tesellisi gelir. En büyük matemler insanın karalar bağladığı matemler olmadığı gibi, en öldürücü acılar da ilk anda duyulanlar değildir. Sükûnet içinde yine acı çekersin, ama bu acının gizlenmesi gerekenlerden olduğunu bilirsin, çünkü insanlar ancak kendilerinin de anlayabildikleri felaketlere ilgi gösterir ve yardım ederler. Efendiden bir tüccara bir dostunu kaybettiğinden söz etmeye kalkarsan, sana bir dostuna yüz frank ödünç verip de geri alamayışından beri artık dostluğa inanmadığı cevabını verebilir. Ve dünya tüccarlarla doludur. Oysa sen, ardından ağladığın sevginin para ile hiçbir ilişiği olmadığını bilirsin. Bunun olsa olsa, bütün paranı hemen çıkarıp vermekle ilgisi olabilir. Böylece insanları birbirinden ayıran uçurumu öğrenir ve anlaşılmamış acının doruklarına çıkarsın. Ama orada uzun boylu kalamazsın! Uğradığı kayıplara ve bir daha oyuna dönmemek için verdiği kesin sözlere rağmen, gene kumar masasına oturan ve kudurmuşçasına oynayan azgın kumarbaz gibi sen de çıktığın yüksekliklerden inerek yeniden talihini denersin. Onun gibi sana da, sükûnet ve ölçüyü unutturan ufak tefek başarılar cesaret verir, esaslı oynar ve ustaca kaybedersin!.. Çünkü her şeyde olduğu gibi, dostlukta da aşağılık takım vardır: İstasyonlardaki öpüşmelerin, sevgiyle el sıkışmaların ve sevimli gülümsemelerin, yalancı elmaslar gibi herkesin harcı olan ucuz gösterişlerin dostluğu. Nice kez, okunmuş suyu malaga şarabı ve herkesin dostunu gerçek bir dost sanırsın! Her seferinde de dostluğun, yüreği ve beyni bir geceliğine ya da bir gezinti sırasında ziyaret edip kaçan ve bütün çağrışına sağır kalan ilham gibi bir şey olduğu inancıyla tek başına kalırsın. Ancak birçok düşüşten, birçok ayılmadan sonra, sallana sallana doğru yolu bulursun. Ama bu dönemece dikkat! Boyun eğerken lanet okunmamalı: İnsan kör olunca ışığa lanet etmez, onun anısıyla yaşar. Yüreğinin belki peydahlandığı günden beri tohumunu gizlediği dostluk, kaybolan dosta kin bağlayanlardan değildir, çünkü o ruh, cömertliğinin özüdür, tıpkı oğlu kendisini dövüp sokağa attıktan sonra da onu sevmeye devam eden anaların sevgisi gibi. "Dünyayı dolaştığın halde seninkine benzer bir ruh bulamayabilirsin. Bu, rastlantının sana hizmette bulunmak istemediğinden başka bir şeyi kanıtlamaz: İnsan yüreğini, bir kadına verdiği kadar kolaylıkla bir erkeğe vermez. Yenir cinsten olan her yemeği yediğimiz gibi, her güzeli de sevebiliriz, ama bir dosta tapmak için, onun yüce özgeciliği taşıması gerekir; tıpkı güneşin, açılmak için şafağı bekleyen bazı çiçeklere yaptığı gibi. "Eğer hayatının mutlu bir kavşağında özlediğin dostluğa kavuşursan, artık onun varlığından bir daha kuşku duymamalı ve onu kaybettiğin zaman sızlanmamalısın. Bu dostluğu kaybettikten sonra da, ardında bıraktığı ışıklı izle yaşarsın, bu iz doğayı güzelleştirir ve senin yalnızlığını umutla doldurur, tıpkı terk edilmiş genç kızın kendisini mahvetmiş olan aşkın meyvesini karnında taşımanın umuduyla yaşaması gibi. Nereye ayağını bassan, onun geçişinin izlerine rastlarsın! Her yerde düşüncen ona yönelir, çünkü onun aşkı olmadıkça evrenin bütün güzellikleri soğuk kalır. Güzel gün, korularda ve kırlarda bitip tükenmeyen yalnız dolaşmalar, duygularımızı dölleyen büyük sevda olmadıkça nedir ki? Boş ve üzücü şeyler! Kara sevdalıların intiharı mayısta, ekim ayından daha sık olur, çünkü doğanın dirilişi karanlık düşüncelerinin kara ufuklarıyla bağdaşamaz. "Aşkın beslediği büyü bizim içimizdedir. Dışımızda ise; büyük kayıtsızlık bulunur."
2
gözlerine yazılmamış bir destan
bu şiirde iki göz var biri senin; biri onun Senin o karanlık, küf kokulu matem gözlerini terkediyorum biliyorum; saçlarının sarısı gözlerinin yeşiline karışmış biliyorum; sana benzemek için melikeler birbiriyle yarışmış fosforlu ve derin bakışlarına çağlar boyu nice destanlar yazılmış oysa ben görülmedik bir lale yaprağına gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum gözlerin değişip kaplasın karanlığı bütün ufukları sarsın gözlerin gene de hep bende kalsın gözlerin l kapama gözlerini; karanlıktan korkarım atlılar kaybeder yolunu, hasretimin posta güvercinleri geri dönmez ülkeme yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım kapama gözlerini; karanlıktan korkarım ll ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi mekanımı gülistan eyleyendir gözlerin isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin gözlerinde başladı tarihin macerası Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin Kerem dağlar ardında aradı gözlerini Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin suların emzirdiği muamma bir çocuğu yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin lll gözlerin göklerinde her yüzyılın başında birer akkor olmuş gözlerin çekip çıkarsam da mısralarımı ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında hangi rüzgara verdiysem aşkımı beni alıp yangınlara götürdü muştu beklediğim bütün yelkenlilerden ateş düştü içime lV yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin kubbesinde yitirdim zaman duygularımı akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin ruhumu baştan başa acılarla dokuyan beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin her köşede zifiri bir silüet bırakan gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin renkler avare; sitem başıboş kuytularda mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin V nihan kıldı gözlerin bana kapılarını oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi içime, soluşundan sonra koyu renklerin birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin feryadıma gök bile bigane değil şimdi söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin Vl çağlayanlar bile hararetlidir buğday başağının açlığıdır ufuklar siperleri aşıklar mı doldurmalıydı zalimler mi neden böyle hıçkırıklı, umutlar Vll beni hangi urganla bağladın gözlerine beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden senden kopamıyorum gözlerin var oldukça sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim Vlll diyorlar ki ağla ağla ki dumanı dağılsın yolların ağlamayı denizlere bıraktım yalnız gözlerindir hayatta kalan uğruna adandığım mahşeri sularla çevirip dört yanından gönlümde sakladığım aynalarda arayıp bulamazken günboyu gölgesinde konakladığım gözlerindir ufkumda dalgalanan Rüstem’in kanını döktüm yerlere İstanbul’u kuşattım gözlerin için Azrail’e koştum siperlerimden gözlerine baka baka dirildim niçin kızıl kıyamettir gözlerin bu gün niçin heyelan var eteklerinde İsrafil’den işaret mi almışsın yanaklarında mahşer kalıntısı dudaklarında mizan bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana yıldızlar vuslat için her gece iner sana rengini, gözlerinde kaybolan bilir lX gözlerin uğrak yeridir bestekarların şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda eşiğinde ölümsüz dilenciler gözlerin gecenin intiharıdır Nurullah Genç
18
2
...
383 öğeden 16 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.