Phoenix Park’tan geçiyorken bir sürü geyik gördük. Geyikler tuhaf hayvanlar. Geceleri hayalet gibi duruyorlar. Geçerken bir ara durup taksiye uzun uzun baktılar. Hayvanlar duraksayınca tuhaf geliyor, çok zeki buluyorum, duraksamayı düşünmekle özdeşleştirdiğim için belki de. Geyikler zarif hayvanlar yalnız. Bir hayvan olsa, geyik olduğuna üzülmez insan. Düşünceli yüzleri, ince, kibar bedenleri var. Ama ne zaman ürkeceklerini de kestiremiyor insan….
Neyim var, bilmiyorum, diyor Marianne. Niçin normal insanlar gibi olamıyorum, bilmiyorum…. Ne bakımdan? diyor Connell. İnsanlara neden kendimi sevdiremediğimi bilmiyorum. Bence doğuştan bir sıkıntı var bende.
Efendiler ve Ey Millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kafidir (30 Ağustos 1925, Atatürk’ün Kastamonu demeci)
Özellikle solcu “entelektüel” çevrelerde her iki lafın başında bir “diyalektik olarak…” veya “ diyalektik açısından bakarsak…” gibi beylik sözleri duymak beni her zaman hayrete sürüklemiştir… Birbiriyle çelişen ifadelerden bir sentez üretmek mümkün değildir.