• Yılın bu vakti hava böyle güzel olsun, yağmur yağmasın da ben aylak kalayım, olacak şey değildi bu. İçimde bir ağırlık, bir yalnızlık duyuyordum. Geldim bu karaağacın dibine oturdum. İnsanlar gelip sorsunlar istiyordum. '-Osman, ne arıyorsun burda?' desinler. Anlatayım, beni tedirgin eden gizin ağırlığını paylaşayım onlarla, yeğinleşsin. Sormuyorlardı.
    Yusuf Atılgan
    Sayfa 32 - can yayınları
  • Akşam üstüne doğru, kış vakti;



    Bir hasta odasının penceresinde;



    Yalnız bende değil yalnızlık hâli;



    Deniz de karanlık, gökyüzü de;



    Bir acayip, kuşların hâali.





    Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;



    - Akşam üstüne doğru, kış vakti -



    Benim de sevdalar geçti başımdan.



    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;



    Zamanla anlıyor insan dünyayı.





    Ölürüz diye mi üzülüyoruz?



    Ne ettik, ne gördük şu fâni dünyada



    Kötülükten gayri?





    Ölünce kirlerimizden temizlenir,



    Ölünce biz de iyi adam oluruz;



    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,



    Hepsini unuturuz...
  • Akşam üstüne doğru, kış vakti;
    Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hâli;
    Deniz de karanlık, gökyüzü de;
    Bir acaip, kuşların hâli.

    Bakma fakirmişim, kimsesizmişim,
    —Akşam üstüne doğru, kış vakti
    — Benim de sevdalar geçti başımdan. Şöhretmiş, kadmmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı.

    Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
    Ne ettik, ne gördük şu fâni dünyada Kötülükten gayri?
    Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz.
  • İnce Memed, okumadığım için kendimi kötü hissettiğim kitaplardan birisiydi (Yüzyıllık Yalnızlık: yirmi beş senelik pişmanlık). Çok rahat okunduğu için hızla bitirebildim, zaten durmak mümkün olmadı, öylesine bir anlatımı var ki herhalde kimse çok uzatarak okumamıştır. Sitede ve başka yerlerdeki yorumlarda kitapla ilgili çok güzel yorumlar var. Benim de ekleyebileceğim hiç bir şey yok, ama nette kitapla ilgili birşeyler okumak istedim yine de: Yaşar Kemal'le İnce Memed üzerine yapılan söyleşilerde çok ilginç bilgiler öğreniyoruz: meselâ eserleri Yaşar Kemal'den esintiler taşıyan Osman Şahin elinde teybiyle Çukurova köylerinde halka İnce Memed'i tanıyan olup olmadığını soruyor. Cevaplar ilginç: İnce Memed'i tanıyan çok insan var, kimisi onunla beraber dağda gezmiş; kimisi güzelliğinden, yakışıklılığından dem vuruyor, bir diğeri ise bir İnce Memed anlatıcısı destancı olmuş, hatta Yaşar Kemal bu destancıyı bir köy kahvesinde dinlemiş, bu destancı için yazar "Acaba ben bu İnce Memed'i daha güzel yazabilir miydim? Suyun altında binlerce yıl kalmış çakıltaşı gibi destanlar böyle yaratılır işte. O destancıya göre de Toroslar'dan öte bir yerde İnce Memed hâlâ yaşıyordu. Nasıl bir karakter ki, insanlar yazarın kurgusuna kendini dahil edecek kadar tanıyor onu... Ya da yakın hissediyor..." diyor. İnsanlara böylesine etki eden bir edebiyat karakteri bulmak çok kolay olmasa gerek. Yaşar Kemal'in buzulların İstanbul boğazına indiği bir kış vakti elinde eldivenlerle soğuktan titreyerek sırf para kazanmak için yazdığı İnce Memed, insanı afallatacak güzellikte bir edebiyat örneği olup kitabın, karakterlerin, İnce Memed'in insanın başını döndüren etkisinden kurtulmak kolay değil. Kitabın sonlarında beklediğimiz dramatik etkinin kolayca ve gereken etkileyiciliği sağlayamadan çözülmesi bile bu hissi bozamıyor, çünkü bir kitap okuduğumuzu değil, kanlı canlı insanların hayatlarına bakmaya çağrıldığımızı biliyoruz ve böylesine gürül gürül akan bir edebiyat nehrinden kana kana içiyoruz. Böylesi bir edebiyat güzelliğinden kimse mahrum kalmamalı.