Nefes nefese koşarken bize hepimizin derdini anlatmak için üç roman, bir öykü kitabı, bir oyun, bir de şu "kırık" günlüğü, yani beş buçuk yapıtı bırakan bir adamı unutmak birçok kişinin işine gelebilir belki, ama onu "unutturmak" , işte o biraz zor olabilir. Ne yapılsa nafile bence; perde yeniden açılıyor işte.
Ömer Madra
Tarık Uslu’nun kaleme aldığı Şu Acayip Ağaçlar, yazarın çocukluk yıllarından süzülen samimi hatıralarla okuyucuyu karşılıyor. Kitabın birinci bölümünde, yazarın mahallesindeki incir ağacıyla kurduğu
Bütün bu yılları, zihninin tenha bir köşesinde geçirmişti. Kuru, çorak bir arazide; arzulanmanın ve dövünmenin uzağında, hayallerin ve hayal kırıklıkların ötesinde. Orada geleceğin hiçbir önemi yoktu. Geçmişse yalnızca tek
bir ders içeriyordu: Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.
"Annesi babası onu çok severdi. Onunla konuşma şeklinden anlaşılıyordu. Benimse annem varlığımı zor katlanırdı. Nasıl işine gelirse öyle davranırdı. Ara sıra bana karşı kısa süreliğine sevgi pıtırcıklığı tutardı. Bu beni her zaman gergin hissettirirdi ve varlığıma zor katlandığı haline tekrar döndüğünde mutlu olurdum."