Kim

Kim
@yankisiz
𝓜𝓮𝓶𝓮𝓷𝓽𝓸 𝓶𝓸𝓻𝓲
Spoiler!
10/10
·928 syf.·
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Sonunda hüngür hüngür ağladığım kitabın sadece kendi düşüncelerimi anlattığım ve elle tutulur hiçbir yanı olmayan incelemesi. Öncelikle kitabın sonu zaten başından belli ve ben şuana kadar zaten bunun spoilerını yemiştim ama kesinlikle tadından hiçbir şey kaybetmiyor ve benim gerçekten anlamadığım Aslı Arslan nasıl kitap karakterlerine bu kadar insanı bağlıyor ve acı çektiriyor? Be kadın hiç mi insafın yok? Kitapta herkes yaralı kuş gibi, travmalar havada uçuşuyor ve herkes her şeyi o kadar uçta yaşıyor ki. Aslı Arslan'ın kitaplarındaki bu çocukluk ve anne travmaları o kadar insanın içine işliyor ki hani okurken kendi çocukluğuma gidip gidip geldim, Eftalya'nın sürekli dış görünüşü yüzünden eleştirilmesi, kabul görmeyen ve sevilmeyen -en azından annesi tarafından- çocuk olması çok insanın içine işliyor. Ama insanın asıl içine işleyen kimin hikayesi biliyor musunuz? TABİİ Kİ DE TUGAY'IN. Bak Sokak Nöbetçileri'nde de böyleydi, bence kitabı okuyan çoğu kişiyle asıl ana karakterin Yankı olması gerektiği konusunda hemfikirizdir. Evet Eftalya'nın babası kitapta Krallık'ın bile korktuğu Ölüm Timi'nin kurucusu, gizli belgelere sahip olan burada yazamayacağım en kibar şekilde "ağırlığı" olan bir adamdı ama Hakim Ali hakkında, Tugay ve Giray'ın çocukluğu ve annesi hakkında bazı noktalar yarım kaldı. Eftalya öldüğünde ağlamadım ama birkaç sayfa sonra Tugay ona doğru koşup kurtardığını sandığında Giray'a dönüp "Bu kez geç kalmadım, annemde geç kaldım ama bunda geç kalmadım." dediğinde dayanamayıp hüngür hüngür ağlamaya başladım. Evet şuan kitabı okumayanlar abarttığımı düşünüyordur ama okuyanlar beni kesinlikle anlıyordur. Ayrıca karakterlerin inadına inadına diktatörlüğün karşısındaki dik duruşuna baktığımda düşünüyorum ve bazen diyorum ki ben asla bu kadar cesur olamazdım. Yani
Beyaz Leke - 2Aslı Arslan · İndigo Kitap · 20252,833 okunma
Reklam
6/10
·64 syf.·
2026 8. kitabı
Stefan Zweig'ın kalemine hayran olmamın en büyük nedenlerinden biri kitabı okurken o karakterin hissettiği her şeyi mükemmel cümleleri sayesinde anlayabilmem. Yani bende kendimi aynı zamanda o karakterin yerine koyuyorum. Aynı zamanda şuana kadar okuduğum tüm kitaplarıni düşününce karakterlerin neredeyse hepsinde rahatsiz edici noktalar var. Buna ragmen o kişilerle empati kurabiliyorsunuz. Neyse, yine de diyebilirim ki bence tüm kitaplari arasından en vasat kalanı buydu. En azından bana hitap etmedi.
İnceleme
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,6bin okunma
Geçmişten Geleceğe Bir Uyarı
10/10
·352 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
1984, insanların yalnızca gözetim altında tutulmakla kalmadığı, düşüncelerinin ve zihinlerinin de kontrol edildiği karanlık bir distopyanın romanıdır. Konu kırklı yaşlarda bir memur olan Winston Smith'in eski bir deftere evindeki tele-ekranın kör noktasında kalan güncesine 4 Nisan 1984 tarihini atıp yazmaya başlaması ile ilerler. Bu tarihi güncesine attığı andan itibaren zaten ölmüş olduğunu kabullenen Winston, düşüncesuçunu işlemekten kendini alıkoyamaz ve partinin yasakladığı başka suçları da işlemeyi sürdürür. George Orwell bu kitapta gerçekliğin bile manipüle edilmesini, özgürlüğün yok edilmesini ve insanların sürekli gözetim altında tutulmasını güçlü bir şekilde eleştirir. Spoiler! Kitap ilerledikçe aslında kendimi sürekli Winston'un yerinde gibi hissettim hatta O'brien tarafından sorguya çekildiği bölümlerde kendimi sürekli o sorulara cevap ararken buldum. Yer yer Winston'ın cevaplarına kızdım da çünkü onun için artık önemli olan "doğruyu" seçmesi değil onun yakasını kurtaracak cevapları vermesiydi. Buna rağmen tabii ki de yakasını kurtaramıyor. Aslında kitabı tam olarak kavramaya başladığım bölümler sonlara doğru olan, Winston ve Julia'nın yakalandığı yerden sonrasıydı. Bende Winston gibi partinin düşüncesuçu işleyenleri cezalandırmak istediğini, her şeye rağmen insan ruhunun baskıcı iktidara karşı geleceğini, zihinlerin kontrol edilemeyeceğini ve insanın her ne olursa olsun belleğindeki bilgilerin ve duygularının bir önemi olduğunu düşünüyordum. Ama O'brien'ın dediği gibi, "Bilesin Winston, buraya getirdiğimiz hiç kimseyi iyileşmeden bırakmayız! İşlediğin o ahmakça suçlar umurumuzda değil. Parti gözle görülür eylemlerle ilgilenmez, bizi ilgilendiren tek şey düşüncedir. Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. " Yani en ufak
İnceleme
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
9/10
·136 syf.·
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Kitabı hemen biraz önce bitirdim ve şuana kadar okuduğum en iyi kitaplardan birisi olduğunu söyleyebilirim. Hani derler ya bazen kısacık bir kitap yüzlerce sayfadan daha çok şey anlatır diye, bu kitapta kesinlikle onlardan biri. Konusu ise şu şekilde: Amerika'nın katı eğitim anlayışı ve en iyi üniversiteye hazırlık okullarından biri olarak bilinen Welton Akademisi öğrencilerinin ve çekingen nakil öğrenci Todd'un hayatı, yeni gelen sıradışı edebiyat öğretmenleri Bay Keating ile büyük bir değişim yaşar. Diğer öğretmenler ve ailelerin aksine Bay Keating onlardan beklentisi en iyi olmaları değildir. Onlara yalnızca "Carpe Diem" yani "Anı Yaşa" sözünü hatırlatarak onlardan hayatı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları gerektiğini vurgular. Bay Keating'in de üyesi olduğu eski bir "dernek" olan Ölü Ozanlar Derneği'ni yıllar sonra bir mağarada yeniden canlandıran öğrenciler, hapishane gibi olan okullarından ve sıkıcı hayatlarından uzaklaşmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşarken bu mutlulukları ise çok uzun sürmez. SPOİLER!! Ailelerin ve eğitim sisteminin bir öğrenci üzerinde nasıl bir etkisinin olabileceğini ise oğlunu askeriyeye göndermekle tehdit eden babasının silahı ile hayatına son veren Neil'de görüyoruz. Bunu sadece Neil'de değil, ancak arkadaşlarının ölümünden sonra kendilerini ifade etme cesareti bulan Todd'a, hatta diğer tüm öğrencilerde görüyoruz. Ölürkende başına ilk ve son kez oynadığı ve en büyük hayali olan bir tiyatro oyunundan sonra kalan çiçekli bir tacı takıyor ve o şekilde intihar ediyor.
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,1bin okunma
9/10
·293 syf.·
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitap, üniversite için bir aristokrat olan ailesinin yanından ayrılan Arcade adında bir gencin ve üniversite için gittiği yerde tanıdığı nihilist bir genç olan Bazarov'un diğerleri ile olan kuşak çatışmasını konu alıyor. Arcade ve Bazarov, üniversiteden döndüklerinde Arcade'in ailesinin yanına, köşke giderler ve orada kaldıkları süre boyunca Arcade'in amcası ile aralarında yaşanan kuşak çatışmasını ve ikilinin iddialı nihilist düşüncelerine daha detaylı hakim oluyoruz. Kitap ilerledikçe başlarda birbirleriyle iyi anlaşan ikilinin araları, Anna Sergeyevna'ya duydukları aşk yüzünden gitgide açılmakta. Anna ise Bazarov'un cesur ve nihilist kişiliğinden etkilense de onu tartışmayı sevdiği bir arkadaştan öte görememekte, Arcade'e ise aralarında bulunan yaş farkında dolayı ona daha çok bir abla gibi yaklaşmakta. Bazarov'un sanata, aşka ve romantizme uzaktan yakından ilgisinin olmadığı hatta romantizmi ve kadınları aşağı gören düşüncelerine rağmen ölüm döşeğindeyken bile yanında Anna'yı istemesi ise kitabın bir ironisi. Zaten başlarda da kendi düşüncelerini dile getirmekten çekindiği, sadece Bazarov'dan etkilendiğini düşündüğüm Arcade ise cesur, gururlu ve özgürlüğüne düşkün bir kadın olmasına rağmen Anna'dan uzaklaşıyor ve onun sanatçı ruhlu kız kardeşine âşık oluyor. Tüm bunların dışında Bazarov'un üzerinde durmak daha iyi olur bence. Bana göre Bazarov karakteri oldukça itici, egolu ve hatta burnu havada bir karakter. Yaptıkları onca şeye, gittiği her yerdeki ailelere zarar vermesine rağmen nihayet kitabın sonlarında Arcade'lerin köşkünden ayrılırken eve bakarak "Pis aristokratçılar!" diye bağırması zaten onun derdinin aristokrasi olmadığını gösteriyor. En azından bana göre öyle. Yine de Anna yüzünden Arcade ile araları bozuk ve düşman bir şekilde değil, birbirlerine
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Akvaryum Yayınları · 201355,8bin okunma
Reklam