Gece Açan Çiçekler
10/10
·312 syf.··
2026 8. kitabı
Gece Açan Çiçekler kitabı çıktıları: Boğaziçi Kitap Kulübü'müzün 12. kitabıydı. Yani ilk sene sonumuzu bu kitapla taçlandırdık. KONU: Vefa'da bir Konak Can Feda Konağı ve orada geçen hayat hikayeleri, tiplemeler karakterler, olay örgüsü içinde birçok metafor ve semboller yüzleşmeler, Türk edebiyatının çağdaş ve özgün isimlerinden senarist yazar Tarık Tufan'ın kitabı çok etkileyiciydi. Kitaptan ziyade insanlığa, günümüze, modern insanın yalnızlığına içine düştüğü çıkmazlara, handikaplara da değinen geçmişle gelecek arasında bir denge kurarak konuşan yazar, hepimizin düşüncelerine olumlu yönde etki etti. Dijital kültürün, teknolojinin ve yapay zekanın en üst düzeyde olduğu bu modern çağda, aslında her şey kolaylaşırken insanın kalbine ve ruhuna dokunulmadığını ve bireyin yabancılaştığına da değinildi. Sevilen yazar, Türk aile yapısı olarak, birey olarak, değişen değerler ve kültürel yozlaşma ile ilgili nereden nerelere geldiğimizin de başından geçen olaylar ve çeşitli örneklerle farkına vardırdı. Yasemin çiçekleri akşamüstü açar, kokularını karanlıkta yayarlar. Yazar Tarık Tufan'ın eserinde de, gecenin gizemini, insanın geceye açtığı iç dünyasını buraya atıfla görürüz. Dolayısıyla eser kapağındaki gibi müze bahçesi kamelyasındaki yaseminlerin kokuları eşliğinde yaptık biz de bu söyleşiyi. Ve unutulmayacak anlar yaşandı, eserdeki imgeler pekişti. Eserdeki teknik inceleme: Roman, modern ve postmodern teknikteki klasik aile dramıyla modern anlatı örneği. Yazarın tüm romanlarındaki gibi varoluşçu felsefesinin izleri var. Zaman açısından geçmişe gidip günümüze çıkışıyla iki farklı zaman katmanını paralel ilerletiyor (Nonlineer). Ve geri dönüş (Flashback) tekniğinde. Sembolist eser. Yani konak geçmişin yükünü, bastırılmış aile sırlarını, toplumsal çözülmeyi temsil eder. Gece
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Sayın Tanpınar, ​Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır. İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır. Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor. ​Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum. ​İnsan, fikirlerini de büyütürmüş meğer kendi tenhalığında... Ben de büyüttüm yıllarca söylencelerin ağırlığını omuzlarımda. Tıpkı Nuri Efendi’nin saatlere yüklediği anlamlar gibi suyun derinliğindeyken ağır, yüzeye çıktığında "incir çekirdeğini" dahi doldurmayacak anlamlar... Şimdi bu anlamları "sahnemin dışında" bırakıp bu içi boş ama muazzam derecedeki ağırlıktan, dipsizliğin o derin uğultusundan kurtuluyorum nihayet. ​Evvelce zatıalinize arz ettiğim o "sükût provası" meselesi –doğrusu ben bu durumu aristokratik bir inzivada ruh terbiyesi sanıyordum ki yanılmışım– zihnimde, metruk bir mabedin estetiğiyle örülmüş bir girdaba dönüştü. Dayanılmaz hâle gelen bu trajik ciddiyeti, bu yapay mukaddesatı muhafaza edebilmek uğruna kalbime çıkan tüm yolları kapattım. İçimde filizlenen taze sürgünleri titiz bir bahçıvan
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201053,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·624 syf.··
2026 24. kitabı
Her güzel kitap gibi tek okumanın yetmediği bir kitap. Seneler önce bana hediye edildiğinde okumuştum. Dünyada insanlar sınırlarla ayrılsa da aslında belli başlı parametrelerle yaşar ve ölürüz. Bambaşka sandığımız hayali sınırlar ise özünde bir yanılsamadır. Dünyayı kirletmenin, nüfusları yok etmenin en iğrenç pratik yollarından biri savaş. İçindeki insan hikayeleri ise insan olmayı unutanları bile çileden çıkaracak derecede korkunç, üzücü. 3-4 güne sığan bir aşk ve mücadelenin hikayesi. Bir insanı sevmek için kaç zaman yeter? Ya peki başka bir millet için savaşmak? Peki daha önce görmediğin ama bir kaç günde tanıyıp bağlandığın insanlar için acı çekmek? Bize zamanın ve mekânın insanı sadece sınırlayan sınırlı gerçekler olduğunu göstermiyor mu? Hayatın daracık bir anını kapsayan, bir ömürden fazlası sayılacak kısacık bir kaç gün. Sevgi, ihanet, kader ve diğer insani durumlar… İnsana hayatı sorgulatır, şöyle ki; Savaşlar ve yapay sınırlar insanı önce ötekileştirir sonra da anlamsız serüvenlere iter. Tanımadığın birine düşman olmak, kısacık anda tanıdığına aşık olmak, ona üzülmek hep bu acı hayatın gerçekleri olagelmiştir. Hayatı anlamlı ve dolu yaşamak varken, anlamsız ırk, din vs hayali sınırlarla insanlığı tüketmek… buna savaş ve koruma demek… aklı çalışan insanlar için kahredici bir zorbalık değil midir? Esas savaş çıkaranların hesapları yüzünden acı çekmek, yok olmak… tarifsiz ahmaklık ve tarifsiz acılar bundan gelir. Kitap bir başyapıt elbette. İçselleştireceğimiz, acı çekeceğimiz sahnelerle dolu. Tıpkı sevip de kalbimizi ısıtan anlarla dolu olması gibi!
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,6bin okunma
ლÇOBAN KRALI SERİSİ 1ლ
9/10
·400 syf.··
2026 175. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 12:56
KONUSU: Spoiler Yok! Lanetli bir sisle çevrili Blunder Krallığı’nda, büyü bir suç; büyücüler ise birer avdır. Elspeth Spindle’ın ise hayatta kalmak için herkesten, hatta en yakınlarından bile sakladığı tekinsiz bir sırrı vardır. Krallığı bu kadim lanetten kurtarabilecek mistik "Prosedür Kartları"nın peşine düşen gizemli bir grupla yolu kesiştiğinde, Elspeth kendisini tehlikeli bir pazarlığın içinde bulur. Ancak bu karanlık yolda ilerlemek için sadece sisle değil, kendi içinde taşıdığı karanlıkla da yüzleşmek zorundadır. YORUMUM: Spoiler Yok! Kitap çok hızlı başladı. Kız 9 yaşında teyzesinin yanında, biranda hekimler diye denilen kişiler geliyor ve teyzesi de ona ormana gitmesini söylüyor. Kızın içinde birşey var. Şöyle ki: Orman Ruhu tarafından, Çoban Krala sihir bahşedildi. Çoban Kralda bu sihirle Kader Kartlarını oluşturdu. İnsanlar, Kader Kartlarıyla sihire ulaşınca, Ormana gidip dua etmeyi bıraktılar. Sinirlenen Orman Ruhu, insanları kendine çekmek için sis yarattı. İşte bu sis’e yakalanan kişilere, bir tür sihir geliyor. Ama bedelini ödeyecek şekilde. Bizim kızın, yani Elspeth’in aklında birşey var. Aynı Dördüncü Kanat serisinde, ejderhalarla Violet ve Xaden nasıl konuşuyorsa onun gibi. Neyse. İlk 200’lü sayfalar bana göre su gibi aktı. Sürekli bir olay, aksyion. Hiç durmadı bana göre. Bir Yew soyadlı hakkında çokca şaşırdığım şeyler oldu (ilk 200 içinde) Elspeth’a yakın birine birşey oldu ve buna üzüldüm. Bu arada, bir isimi erkek sanmıştım xjdhbd Kitap sizi öyle betimlemelere asla boğmuyor, çok akıcı ya (⁠๑⁠♡⁠⌓⁠♡⁠๑⁠) Rs’de olanlara iyi gelebilir. 200'den sonrası aynı akıcılıkla devam etti ve o son yok mu o son ⊙⁠﹏⁠⊙ Kısa zamanda serinin son kitabı olan 2. kitabıda okumalıyım (⁠・⁠∀⁠・⁠) Bu kitaptaki kurgu biraz daha farklıyıd, çok hoşuma gitti (⁠✿⁠^⁠‿⁠^⁠) Sadece
1000Kitap
Bir Karanlık PencereRachel Gillig · Olimpos Yayınları · 20232,050 okunma
Fransız Teğmenin Kadını
9/10
·480 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 17:35
Viktorya Dönemi romanlarının bir örneği olan bu kitap dönemin siyasal, sosyal, bilimsel ve kültürel konularına sık sık değinmiş. Kitabı güzel kılan iki kişi arasındaki karmaşık aşk ilişkisinden yola çıkarak bu konuları ele almış olması. Buraya roman hakkında bir YZ incelemesi bırakıyorum. Fransız Teğmenin Kadını, John Fowles tarafından 1969'da yayımlanan ve postmodern anlatım teknikleriyle dikkat çeken bir romandır. Viktorya dönemi İngiltere'sinde geçen eser, bir yandan dönem romanlarının atmosferini başarıyla kurarken diğer yandan bu türün kalıplarını sorgular. Konu Özeti Romanın merkezinde, nişanlı ve toplum tarafından saygın görülen genç doğa bilimci Charles Smithson ile gizemli ve dışlanmış bir kadın olan Sarah Woodruff bulunur. Sarah, kasaba halkı tarafından “Fransız teğmenin kadını” olarak damgalanmıştır. Charles'ın Sarah'ya duyduğu ilgi zamanla bir meraka, ardından da yaşamını değiştiren bir tutkuya dönüşür. Temalar 1. Özgürlük ve Toplumsal Baskı Roman, bireysel özgürlük ile toplumun dayattığı kurallar arasındaki çatışmayı inceler. Sarah, Viktorya ahlakına meydan okuyan bir karakter olarak öne çıkar. 2. Kimlik ve Kendini Keşfetme Charles'ın yaşadığı dönüşüm, kişinin toplumsal rollerden sıyrılarak kendi kimliğini bulma çabasını temsil eder. 3. Kader ve Seçim Fowles, karakterlerin kader tarafından mı yönlendirildiği yoksa kendi seçimlerini mi yaptığı sorusunu sürekli gündemde tutar. Anlatım Özellikleri Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri anlatıcının zaman zaman hikâyeye müdahale etmesidir. Anlatıcı, karakterler hakkında yorum yapar, okura seslenir ve hatta romanın kurmaca yapısını açıkça hatırlatır. Bu yönüyle eser, klasik Viktorya romanlarından ayrılarak postmodern edebiyatın önemli örneklerinden biri kabul edilir. Ayrıca romanın birden fazla
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,036 okunma
Puan vermedi
Bir insan, bir kadın, istemediği bir hayat yaşarken tercihleri ile yahut toplumsal zorlamalar ile neye dönüşebilir. Roman bir dönüşüm hikayesi ve iki bölümde incelenebilir. İlk bölümde kozmetik dükkanında çalışan bir kadın kahramanımız var. Roman boyunca ismini bilmiyoruz zira kahramandan beklentiler onun kişiliği ile ilgili değil. Patronu para kazanmasını ister, Şefi satışların arttırmasını bekler, Sevgilisi ise kadından kendi hayat konforunu sağlamasını talep eder. Kadın ise para, geçim derdi, kabul görme isteği ve tercih edilme dürtüsü ile herkesi mutlu etmeye çalışır , Çalıştıkça da önce değişimi sonra da dönüşümü başlar. Romanda sembolik kavramlara çok yer verilmiş doğal olarak; Çalıştığı dükkan iş dünyasını ve materyalist dünyayı , vakit geçirmek için gittiği aqualand onun sosyal hayatını, sevgilisi ise ondan talep edilen beklentileri ifade eder gibi sunulmuş. Değişimi başladıkça yüzü ve vücudu için kullandığı kozmetik ürünleri onu en azından görsel olarak normalleştirir. Bu kozmetik ürünler sanki insanın kötü gidişatını normalleştiren sosyal medya yahut reklamlar gibi yapay bir rahatlık veriyor. Tüm bu beklentileri karşılamaya çalışırken para hırsının da etkileri ile toplumdan uzaklaşmaya başlar, farklılaşır, farklılaştıkça yalnızlaşır. Sevgilisi onu terk eder, yeni vücüdü ile hayatta kalmaya ve göze çarpmamaya çalışır. Ancak toplum onu, oldukları yeri sağlamlaştırmak, yükselmek siyasi olarak hedeflerine ulaşmak için kullanacaktır. Medet umduğu kişiler onun bu durumundan yararlanmaya kalkar. Akıl hastanesine yatar ancak bura da onun için bir çare olmayacaktır. Romanın ilk bölümü diyebileceğimiz bu kısımda kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları temaları paralel olarak verilmiş. İkinci bölüm diyeceğiniz kısımda kahraman tam dönüşüm geçirmiştir, zaman
Dişi DomuzMarie Darrieussecq · Sel Yayınları · 2023374 okunma