Karanlıkta kalsaydın, sınır tanımayan kalbin,bütün bu seçilemeyen şeylerin üzüntüsünü emmeye çalışsaydı, daha iyiydi.Şimdi kendi içine çekildin,varlığının sınırını önünde, ellerinde görüyorsun, zaman zaman belirsiz bir hareketle yüzünün çizgilerini tazeliyorsun. İçinde hemen hemen hiç yer kalmamıştır ve bu darlıkta, çok büyük bir şeyin barınmasının imkansız oluşu ve müthişin de buraya sığmak için kendini şartlara göre küçültmesi zorunluluğu, sana adeta ferahlık verir. Ama dışarda ne sınır var ne bir şey; dışardaki çoğalırsa,senin için bile dolar,kısmen iradene bağlı damarlarda ya da daha kayıtsız organlarının lenfasında değil,kılcal damarlarda büyür;sonsuz karmaşık varlığının en son ayrımlarına kadar sayısız dallara bölünerek yukarı emilir.Orada yükselir,orada seni aşar,son barınak gibi çıkıp sığındığın nefesini de geçer.Ah, şimdi nereye kaçacaksın,nereye kaçacaksın? Kalbin, seni içinden dışarı atmakta, kalbin peşinden gelmektedir senin ve sen artık adeta kendinden dışardasındır,geri dönmen mümkün değildir.Çiğnenen bir böcek gibi içinden dışarı taşarsın; üstündeki azıcık sertlik, kaldı ki uyum sağlamanın da bir anlamı kalmamıştır.