📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Onunla özellikle ilgilenmiştim çünkü evli bir adamla bir ilişkiye girmiş ve bu deneyimden yara almıştı. Bu o her zamanki yaralı ceylan klişesiydi ve o da bu klişenin her bir detayına uyuyordu. Ulaşamayacağı birisiyle bir ilişkiye girmeyi seçmiş ama adam karısından ayrılmayı reddettiği için de onu suçlamıştı. Bu adam şerefsizdi, korkaktı. O ise hep hazırda bekleyen can yoldaşı, daha iyisini hak eden sabırlı taraftı. İçinde bulunduğu durum tamamen öngörülebilir, kendi yarattığı bir durumdu ama yine de bunu karşı cinse olan güvensizliğini artırmak için kullanmış ve çıktığım diğer pek çok kadında olduğu gibi Ned daha en başından o biriken yükü omuzlarına almıştı. Çünkü bu kadını incitecek bir sonraki adam oydu.
Zaten nasıl başka türlü olabilirdi ki? Bir kadın cinsi gereği muhtemelen erkeklerin açtığı geçmişin yaralarıyla bir erkeğe tepeden tırnağa silahlarını kuşanmış olarak yaklaştığında bu adamın aynı şekilde bu savaşa girmekten başka bir şansı kalmaz ve her söylediği, her yaptığı da biriken cinsiyet ön yargılarıyla başına kakıldığında bir sorgu altında ezilmekten kendisini alamaz. Ne yazık ki bu yabancılaştırıcı yaklaşım kısa bir süreliğine benim için can sıkıcı olsa da -çünkü bu esnada bir erkek rolündeyim- uzun vadede sefil bir şekilde mutsuz olmalarının yanında bu şekilde kalacaklarından emin olmak için ellerinden geleni yapan kadınlara zarar veriyordu. Erkekleri bir birey olarak görmeyi reddetmeleri ve daha da önemlisi ilk karşılaşmalarında da tabula rasa olarak görmeleri daha başlangıçtan onları mahkum ediyordu.
yokken de vardır ölüm
en iyi ölüler bilir bunu
onlar ki otuz kuşun kanadına elçi kılındı
yedi vadiyi dolanıp başa döner sâlik
son arzusuna sürgündür aslıda
deyu deyu tükenen yolun kazâsı yok
süphesiz öleceksiniz denildi
-yine de süphe ettik-
kim anlatabilir tadına bakmadığı üzümü? dişimizde yaralı bir ceylan kamaşır
biz ki suyun yalnız suretiyle yetindik.