10/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 01:35
Bence bu romanın özellikle kitabın ismi üzerinden önyargıyla: "kadınlardan nefret eden bir erkeğin hikâyesi" şeklinde dar bir kalıba konularak tahayyül edilmemesi gerek. Çünkü çok daha fazlası var bu romanda... Mesela dış görünüşü sebebiyle ailesi ve toplum tarafından dışlanan, sevgiden yoksun bırakılmış bir insanın yaraları ve travmaları var. Reşat Nuri Güntekin, Ziya (Homongolos) karakteri üzerinden okuyucusuna, adeta, bu görünmez yaralara dokunmasını ve derin bir empati kurmasını işaret ediyor. Bazen insan sevemediğinden değil, sevmenin getireceği "kırılganlıktan" korktuğu için sevgiyi reddeder. Hayatı boyunca yalnızlaştırılmış ve daima görmezden gelinen bir insanın sessiz yardım çığlıkları duyulmadığında insan dönüşür ve çevresine görünmez duvarlar örer. Bu aslında bir bakıma çevresindeki düşmanca bakışlardan ve kötülüklerden korunma refleksidir. İnsanlar onu hep "insanlardan kaçıyor" diye acımasızca yargılarken o aslında kendi yaralarından kaçmaktadır. Yarayı açan da, tedavi eden de insandır. Homongolos, yaralanan taraftadır ve o yaralar daima kanar, durur. O da zamanla insanlardan uzak durarak ve onları önemsemeyerek kendisine bir korunma mekanizması geliştirir. Bu aşamada İstanbul'dan dayısının kızının düğünü için köye gelen Sâra ile yolları kesişir. Sâra, tüm erkeklerin ilgi gösterdiği güzeller güzeli bir kadındır. Onu görüp yanından geçenler arkalarına dönüp tekrar tekrar bakmaktadır ve bu ilgi Sâra'yı fazlasıyla şımarık ve egolu bir kadına dönüştürür. Tüm dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır. Tâ ki Homongolos'la karşılaşana dek... Her kitap aslında sonlandığında okuyucusunun avucunun içerisine bir mesaj bırakır: "Kalbini korumak için etrafına duvar ören kişi, sonunda kendini de o duvarların içine hapseder." Seni daima zihnimde yaşatacağım:
Bir Kadın DüşmanıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Yayınları · 19865,3bin okunma
Olmasa olurdu...
6/10
·725 syf.··
2026 8. kitabı
·
1949 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:06
Daha evvel bu mecrada "Şiir nasıl okunur, o edebi zevke nasıl erişilir?" diyerek bir yardım çığlığı atmıştım; tabii ki popüler gürültünün arasında o çığlık da cevapsız kalmıştı. Hasılı, yıllar evvel büyük bir niyetle başladığım bu yolculukta, tüm şiirleri "Ancak durursa anlaşılır saatin kaç olduğu" dizgisi gibi derin ve sarsıcı bulacağımı ummuştum. Fakat ne yazık ki netice beklediğim gibi çıkmadı. Yine de başladığım işi yarım bırakmadım ve bitti işte. Açık konuşmak gerekirse, eseri pek sevemedim ve kendimi de bir türlü metne veremedim. İçinde yoğun bir anlam derinliğinden ziyade, adeta "anlaşılması zor olsun" diye kasıtlı olarak zorlanmış, yapay imgelerle boğulmuş şiirler var. Şiir okuyucusunun zihnini ve ruhunu besleyen o asil damarı bu sayfada bulamadım. Bir Necip Fazıl’ın Çile’sindeki o varoluşsal sancıyı, Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndaki o muazzam toplum portresini aradı gözlerim. Zaten Mehmet Akif’in Safahat’ını bu ligin çok üzerinde tuttuğum için hiç saymıyorum bile. Büyük zirvelerin gölgesinde yetişmiş bir okur olarak, bu yapay zorlamalara verebileceğim nihai puan 6/10. Popüler akımların hatırına okunmasa da hiçbir şey kaybedilmeyecek, rafa kaldırılsa da yeri aranmayacak bir tecrübe oldu. Kelimelerin gerçek haysiyetini ve samimiyetini özleyenler için rota bellidir; vitrinler değil, klasikler.
İnceleme
Büyük SaatTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 20199,3bin okunma
Reklam
Ben Sakarım
Puan vermedi·109 syf.··
2026 53. kitabı
Aile denince aklınıza ne geliyor? Bir baba için aile; eşini ve çocuklarını korumak, onları kimseye muhtaç etmemek, hayatı onlar için elinden geldiğince yaşanılır kılmak demektir. Çocuklarını hayatın gerçeklerine hazırlarken merhameti ve sevgiyi rehber edinmektir. Bir anne için aile; evlatları uğruna gözünü kırpmadan her şeyi göze almak, onları sonsuz bir sevgiyle kuşatmak, dünyanın karmaşası içinde koruyup kollamaktır. Hayatının son anına kadar "çocuklarım" diyebilmek, eşine yoldaş olmak ve birlikte güzel hatıralar biriktirmektir. Çocuklar için ise aile; koşulsuz sığınabilecekleri bir yuva, güvenli bir limandır. Çünkü anne ve baba onların ilk kahramanlarıdır. Çocuklar sevmenin karşılığını beklemezler; sadece severler. Anne kızar, çocuk ağlar; ama yine anneye sarılarak ağlar. Çünkü onların dünyası anne ve babalarının varlığıyla ayakta durur. Evet, aile; anne, baba ve çocuklar için tüm bu anlamları, hatta daha fazlasını taşır. Peki gerçekten her aile böyle midir? Her anne ve babayı sorgusuz sualsiz kutsayabilir miyiz? Alexandre Seurat'ın Sakar adlı romanı tam da bu soruların peşine düşüyor. Yazar, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu romanda, bir çocuğun sessiz çığlığını merkeze alırken aile kavramının karanlıkta kalmış yüzünü de gözler önüne seriyor. Diana, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan bir çocuk. Fakat o gülümseyişin ardında kimsenin duymadığı bir çığlık saklı. Kendisine ne olduğu sorulduğunda sürekli sakar olduğunu söylüyor; yaşadığı her olumsuzluğun kendi hatasından kaynaklandığına inanıyor. Oysa gerçekler çok daha farklı. Ne var ki gerçek ortaya çıktığında artık her şey için çok geç kalınmış oluyor. Kimse Diana'nın sessiz gülümseyişinin ardındaki acıyı göremiyor, kimse yardım çağrısını duyamıyor. Romanı okurken bu hikâyeyi yalnızca Diana'nın
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
Kötülüğün Bir Gerekçesi Olabilir mi?
7/10
·352 syf.··
2026 9. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:20
İlk kez fantastik/kara mizah türünde bir kitap okudum ve oldukça beğendim. Kulüpteki arkadaşların çoğu Solbris'i çok sevdi ama ben sevemedim. Çünkü bana göre yapılan kötülüklerin hiçbir gerekçesi olamaz. Mesele sevilmekse, o zaman neden iyilik adına da bir şeyler yapmadı? Kitabın sonlarına doğru tam İyiciler kazanıyorken Karanlıktan gelenlerin Solbris'e yardım etmesine çok sinirlendim. Kitap bittiğinde Sarı Kız çocukları kurtardı ama Solbris'in durumu belirsiz kaldı. Umarım serinin diğer kitaplarında onu daha iyi bir varlık olarak görürüz. Kitabın en sevdiğim yanı ise fantastik bir hikâye anlatırken insan doğasına dair pek çok soru sordurması oldu. İyilik ve kötülüğün sınırları, insanların kabul görme isteği ve yaptıkları seçimlerin sonuçları üzerine düşünmeme neden oldu. Ayrıca serinin devamında, ağacın altında öylece duran o üç çocukla yeniden karşılaşacağımızı düşünüyorum.
2026 Okuma Raporları
Karbon Başlangıçlar ve Muhteşem SonlarBener Karaçor · Düşbaz Kitaplar · 202615 okunma
10/10
·144 syf.··
2026 30. kitabı
Dervişin Teselli Koleksiyonu ile yazarlık yoluna baslayan Mecit Ömür Öztürk son kitabı Duayı Yeniden Keşfetmek. Duayla okuyorum. . Güçsüzlük ve noksanlıkların farkında olan biri, sözlü ve fiili dualara yönelir. Aczini idrak ederek Allah'tan Her konuda yardım diler ve böylece sonsuz kudretten istifade yoluna girmiş olur. sayfa 11 . On altı demesini kitaplastıran yazarımız Dua ile başlayan bölümlerde yüzlerce kaynaktan notlar ile bizim fıtratımızı düzenliyor. İbadetimizi gözlemliyor. Öğretmen olarak bize yol gösteriyor. . Her dilediğimizi işiten bir kudret var, onun her şeye gücü yeter, her derdin dermanı da ondandır. Dertlilerin derdini dinleyen, muhtaçların duasını işiten ulvi ve şefkatli bir zatın varlığı duanın ortaya çıkardığı bilgilerdendir. sayfa 29 . Hayykitap tan çıkan kitabımız aynı zamanda Dervişin Teselli Koleksiyonu 5 Gerçekleşen Duaların Ortak Sırları olarak ta alt yazısı var baslikta. . İnsanın Allah'a olan büyük güveni onu doğadan alıkoymamalıdır. Çünkü dua yalnızca bir güç alma ve problem çözme meselesi değil, aynı zamanda Allah ile bir münasebet kurarak ruhi ihtiyaçları giderme etkinliğidir. En faydalı psikolojik ilaçtır. sayfa 64 . Cengiz Aytamov'dan Kemal Sayar'a Ahmet Hamdi Tanpinar'dan Ali Ural'a onlarca yazar ve düşünürüm notlarınıda kitapta buluyoruz. . Kahvekokulukitaplar1 ile beraber okuduk Teşekkürlerimizle
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202688 okunma
6/10
·104 syf.··
2026 56. kitabı
Édouard Louis’nin yeni romanı Monique Kaçıyor’u bitirdim. Kitabı bitirdiğimden beri içimde bir ağırlık var. Önceki kitabı olan Bir Kadının Kavgası ve Dönüşümleri’nin sonunda Monique’i Paris’in göbeğinde, kendi kozasını örmüş, özgürleşmiş bir kadın olarak görmüştük. Monique gerçek aşkı bulmuştu, iyi bir adamla beraber, iyi bir hayat yaşıyordu. Bu içimi rahatlatmıştı ve konforlu mutlu son yalanlarına kendimi kaptırmıştım. Oysa hayat, bu kadar korunaklı limanlarda sabitlenmiyor. Elli yaşından sonra bir kadının, cebinde tek kuruşu olmadan, sırf en temel hakkı olan "şiddetsiz bir yaşam" için her şeyi ortasında bırakıp yeniden kaçmak zorunda kalması çok sarsıcıydı. Okurken hissettiğim boğulma hissi, yazarın üslubundan ziyade eril şiddetin sıradanlığıyla yüz yüze gelmekten. Beni okurken en çok çileden çıkaran, erkek egemenliğinin evleri abluka altına aldığının yüzüme çarpması oldu. Kadın her taraftan kuşatılmış durumda. Monique bu şiddet çemberinden bir şekilde kaçıp canını kurtarsa bile, yine erkek egemen dünyanın sınırlarına çarpıp duruyor. Elli yaşını geçkin bir kadının hayata sıfırdan, üstelik birilerine sığınarak, kendini yük gibi hissederek başlamak zorunda kalmasının ne kadar yorucu olduğunu tahmin edebiliyorum. En acısı bunun kurgu olmaması... Kim bilir kaç evde bu ataerkil kabus sıradan bir gün gibi yaşanıyor. Édouard’ın annesine yardım ederken yaşadığı duygular bana çok insani geldi. Bir önceki kitaptaki sert tutumu, öfkesi gitmiş; yerine duygularını törpülemeyi başarmış, olgunlaşmış bir adam gelmiş. Kafasında sürekli "anneme neden bu kadar çok yardım ediyorum" sorusunun cevabını arıyor. Bence Édouard, Paris’teki ayrıcalıklı hayatını ailesine, annesine borçlu olduğunu düşünüyor. Onların yaşamlarını dünyaya anlatarak bir hayat inşa ettiğinin farkında. Sadece
Monique KaçıyorÉdouard Louis · Can Yayınları · 202658 okunma
Reklam
Reklam