Nettie yanıma oturup bezelye ayıklıyor ya da çocuklara ödevlerinde yardım ediyor. Bana da yazmayı öğretiyor, bilmem gerektiğini düşündüğü şeyleri anlatıyor. Ne olursa olsun, dünyada olup bitenleri bana öğretmeye çabalamaktan vazgeçmiyor. Çok iyi bir öğretmen üstelik. Onun Bay gibi biriyle evlendiğini ya da beyaz bir kadının mutfağını boyladığını didinmek bile beni kahrediyor. Bütün gün okuyor, çalışıyor, el yazısını geliştiriyor ve bizi düşünmeye zorluyor. Çoğu gün düşünemeyecek kadar yorgun oluyorum. Ama sabır onun göbek adı.
Gerçekten istediğim bir işi, bir projeyi, bir ideali ya da bir insanı bulursam, bütün dünyaya bağımlı duruma gelirim. Her şeyin diğer şeylerle bir bağlantısı var. Birbirimize öyle sıkı bağlıyız ki! Bir ağın içindeyiz hepimiz. O ağ bekliyor. Hepimiz onun içine bir tek arzu nedeniyle itiliyoruz. Sen bir şey istiyorsun, bu şey senin için değerli oluyor. Onu senin elinden kapmak için bekleyenler kim, biliyor musun? Bilemezsin. Belki çok karışık, çok uzaklarda olabilir ama birileri onu kapmak için hazır bekliyor. Sen de onların hepsinden korkuyorsun. Büzülüyorsun, sürünüyorsun, yalvarıyorsun ve onları kabulleniyorsun… Sadece onu elinden almasınlar, sende bıraksınlar diye.
Persoonlijk houd ik van een chocoladekleurige hemel. Donkere, donkere chocolade. Mensen zeggen dat het bij me past. Ik probeer echter te genieten van elke kleur die ik zie - het hele spectrum. Een miljard verschillende smaken, allemaal net een beetje anders, en een hemel om zachtjes aan te zuigen. Dat is goed tegen de stress. Het helpt me te ontspannen.
Kişisel olarak, çikolata rengi gökyüzünü severim. Koyu, çok koyu çikolata. İnsanlar, bunun bana uyduğunu düşünüyor. Bense gördüğüm her rengin-bütün tayfın- tadını çıkarmaya çalışırım. Bir milyar ya da daha fazla ton; hiç biri aynı değil. Ve yavaşça emecek bir gökyüzü. Bu, sıkıntıyı alıp götürür ve gevşememe yardım eder.