Irak, Osmanlı İmparatorluğu'nun Musul, Bağdat ve Basra Vilayetleri üzerinde kurulmuştur. Musul "Milli Misak"ın içinde olduğu halde sırf Kerkük petrolleri yüzünden İngilizler direnmişler, bu yüzden Şeyh Sait İsyanını çıkarmışlar; Balkan, Cihan ve Kurtuluş Savaş-larından bitkin ve yıkık bir halde çıkan Türkiye yeni bir savaşa girecek güçte olmadığı için nihayet Kerkük Türk-leri ile birlikte Musul'u da feda etmek zorunda kalmıştı.
Bu eski Musul vilâyetimizin güney bölümlerinde "Türkmen" denilen Irak Türkleri yaşamaktadır. Sayıları 750.000 kadar olan bu Türkler millî şuur bakımından örnek seviyede bir topluluktur. Bu topluluktan Irak Dev-leti'ne karşı hiçbir zarar gelmediği halde Irak Hükümeti bunlara gereğince bir azınlık hakkı tanımamıştır. Aksine, kendisine isyan eden ve dağlık bölgelerde tutunup Rus, Amerikan, İngiliz ve Acem yardımı gören Kürtlere hak-lar ve tavizler verirken Türklerin varlığını bile unutmuş gibi gözükmüştür. Türkiye'ye gelen bu General Ammâş, bir süre önce bir Türk gazetecisiyle yaptığı konuşmada "bu meseleyi fazla kurcalamayın. Hem Türkler ancak 150.000 kişidir" demek suretiyle bir devlet adamına yakışmayan bir ağız kullanmıştır.
Ammâş, milletlerin değer ve ehemmiyetinin nüfus sayısıyla ölçülemeyeceğini unutmuş gözüküyor. Irak Türkleri 150.000 kişi de olsa Türk ve büyük bir tarihî mirasın neticesi oldukları için bir buçuk milyon Kürtten daha mühimdir. Ehemmiyet sayı ile orantılı olsaydı 100 milyon Arap iki buçuk milyon Yahudiye yenilmezdi.
Irak Devleti de hemen bütün Arap devletleri gibi istik-rarsız bir devlettir ve varlığının emniyete alınması şartla-rının başında Türkiye ile iyi geçinmek gelir.
Bugün Kuzey Irak'ta Barzânî'ye muhtariyet vermek, Irak kabinesine birkaç Kürt almak, onların her türlü azın-lık haklarını tanımak ve "Irak Devleti
Gold is no master out of its own will and yet it rules the whole, despised and greedily demanded, an inexorable ruler. It lies and waits. He who sees it longs for it. Gold does not follow one around. It lies silently, with a brightly gleaming countenance, self-sufficient, a king that needs no proof of its power. Everyone seeks after it, few find it, but even the smallest piece is highly esteemed. It neither gives nor squanders itself. Everyone takes it where he finds it, and anxiously ensures that he doesn't lose the smallest part of it. Everyone denies that he depends on it, and yet he secretly stretches out his hand longingly toward it. Must gold prove its necessity? It is proven through the longing of men. Ask it: who takes me? He who takes it, has it. Gold does not stir. It sleeps and shines. Its brilliance confuses the senses. Without a word, it promises everything that men deem desirable. It ruins those to be ruined and helps those on the rise to ascend.
(Altın, kendi iradesiyle efendi değildir; yine de her şeye hükmeder; hor görülür ve açgözlülükle talep edilir; merhametsiz bir hükümdardır. Orada yatıp bekler. Onu gören kişi ona özlem duyar. Altın insanın peşinden koşmaz. Sessizce, parlak bir yüzle, kendine yeten, gücünün kanıtlanmasına gerek duymayan bir kral gibi yatmaktadır. Herkes onu arar, çok azı bulur, ama en küçük parçası bile son derece değerlidir. Ne verir ne de israf eder. Herkes onu bulduğu yerde alır ve en ufak bir parçasını bile kaybetmemek için endişeyle özen gösterir. Herkes ona bağımlı olduğunu inkar eder, ama yine de gizlice elini özlemle ona doğru uzatır. Altının gerekliliğini kanıtlaması mı gerekir? Bu, insanların özlemiyle kanıtlanmıştır. Ona sorun: “Beni kim alır?” Onu alan, ona sahip olur. Altın kıpırdamaz. Uykuya dalar ve parlar. Işığı
"Tarihlerin hep aynı döneme denk gelmesi tesadüf olmasa gerek.
Hay çok yaşa. Tabii ki tesadüf değil. Ülke uçak fabrikasından, uçak motoru fabrikasından, paraşüt imalatından, rüzgâr tünelinden, haliyle yan sanayiinden de oldu. Binlerce arkadaşımız, yüzlerce mühendisimiz gibi ben de işimden oldum.
Biliyorum epey uzattım. Mazur gör, hazımsızlık insanın diline vurunca susmak hayli güç oluyor. Hele de yardım lafının ardına sığınmaları yok mu? İnan ki gün geçtikçe öfkem katmerleniyor."
Çünkü yardıma en çok muhtaç olduğu anda bir insanı terk etmek Ütopyalılara göre büyük zalimlik. Hele yaşlılık dönemindeki insana her zamankinden daha fazla vefa gösterilmelidir, diyorlar, çünkü yaşlılık hem beraberinde hastalık getirir hem de hastalığın ta kendisidir.