Zaman makinesine birlikte biniyoruz ve yolculuk Ortaçağ Avrupa’sında bir manastıra. Bu manastırda gizemli cinayetler işleniyor. Yanlış anlaşılmasın sadece polisiye bir roman değil. Kitapta Ortaçağ hıristiyanlığı, krallık ve dini liderler arasındaki çatışmalar, mezhepler arası kırılmalar ve açıkçası tam bir kaosu anlatıyor.
Yazar polisiyeden çok tarihi/felsefi konularını öne çıkarmış. Hatta cinayetler daha arka planda kalıp o kaotik ortam daha vurguluydu ve o bölümlerde yazarın keyifle yazdığını net hissettim. Özellikle Hz. İsa’nın yoksul olup olmadığıyla ilgili sayfalarca yapılan tartışma ironikti.
Her nerde yaşarsanız yaşayın iktidar mücadelesi,şahsi menfaatler ve gücü elde tutma arzusu insanların manevi değerlerini sömürmeye kadar alçalabilir.
Zor bir kitap olmasına rağmen okuduğuma memnun olduğum bir kitaptı.
Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz gelen hiçbir şey yoktur; ne insan, ne şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi her şeyden daha çok işler ruha.
Bu nedenle, onu yöneten silahlar olmayınca,ruh, derin bir uçuruma atlarcasına sevgiye atılır.