Herkese selam !
Doğrusunu söylemek gerekirse gece yarısı kütüphanesine karşı önyargılıydım,daha da doğrusu popüler kültür kitaplarına karşı önyargılıyım, mutlaka o kitabın sezonunun bitmesi gerekir ki ben öyle okuyayım,zannediyorum ki bu yüzdendir hâlâ hayvan çiftliğini okumamış olmam..
Sonunda bizim sınıfa da yayılıyor bu kitap ve hayatında eline kitap değmemiş arkadaşlarımda bile görünce utanıp başlıyorum,iyi ki de başlamışım diyerek spoiler da vermiş olayım.
Kısaca hemen konudan bahsedeyim de ufak bir fikriniz olsun.Nora'nın hayatı aslında Nora'nın hayatı değildir kendi hayatını üçüncü şahıs açısından izleyen biridir sadece.Yaptığı ki çoğunlukla yapamadığı, korktuğu,geç kaldığı pişmanlıklara dolu bir 35 yıl geçirmiştir.Ve bir gün kedisinin de vefat etmesiyle artık intihar etmeye karar verir ve bu intihar sonucunda gece yarısı kütüphanesinde bulur kendini.Gece yarısı kütüphanesi arafvari bir yerdir,bir başka tabirle de Nora'nın yapamadıkları,geç kalmışlıkları,korkularıdır.
Hayatımız küçük, büyük,irili ufaklı, pürüzlü pürüzsüz,doğru,yanlış seçimlerden oluşmaz mı? Büyük hevesler beslediğimiz işler,görüşmeler,yerler,insanlar,geziler,kitaplar, filmler,diziler,kıyafetler,hoşlanmalar,aşklar...Hep aynı sonla mı biter? Hep kafamız da kurduğumuz gibi midir bu ihtimaller denizi? Heyecanla, büyük ümitlerle çıkılan engebeli yollar hep mutlu sonla mı biter yoksa bazıları felakete sürükleyebilir mi insanı ? Peki bu ihtimaller denizinde yüzmek hayatı değersiz mi kılar? Bana göre hayat dediğimiz şey tam olarak budur.Bu denizde yüzüyorum deniz hem soğuk hem de bazı yerleri çok derin,tehlikeli ve ulaşmak istediğim adayı göremiyorum ki öyle bir ada hiç olmayabilir yada ada bana göre bir yer olmayabilir ama ben yine de yüzüyorum çünkü eğer yüzmezsem ilerde o benim keşke