1000Kitap Logosu
Abdurrahman Arslan

Abdurrahman Arslan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.6
68 Kişi
214
Okunma
59
Beğeni
2.527
Gösterim
Unvan
Yazar
Doğum
Van, 1947
Yaşamı
1947 yılında Van'da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı şehirde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yazıları Bilgi Hikmet, Gelecek Umran, İlim ve Sanat, Köprüve Birikim dergilerinde yayınlandı. Serbest çalışmaktadır.
Dünyaya Müslümanca Bakmak
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kalbin Akletmesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Nehri Geçerken
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sabra Davet Eden Hakikat
OKUYACAKLARIMA EKLE
Zaman Dışı Konuşmalar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yeni Bir Anlam Arayışı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mustafa Kemal ve Kürtler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yunus Özdemir
Kalbin Akletmesi'ni inceledi.
192 syf.
Düşüncenin Algılaması
Düşüncenin Algılaması             ❁ ❁ ❁ Hareket ve algılama işlevlerinin temel işlevi olan düşünce, insan varlığına hâs sistematik bir yapıdır. Bu sistematik yapı, düşünce, muhakeme, bilgi, dil, gibi yetenekleri üretmektedir. Düşüncenin his, sezgi, algılama gibi halleri şekillendirdiği, yönlendirdiği işlevi sayesinde yetenekler ve deneyimler gelişir. Bu sayede bireyin dış çevreye karşı duyarlılığı gelişmekte, bir yetenek sahibi olmaktadır. Düşüncenin deneyim birikimine bakıldığında tarihsel süreç içinde olgular, kavramlar, algılar geliştirmektedir. Düşüncenin tarihsel bir serüveni birey ve toplumları şekillendirmekte, etkilemektedir. Düşünce tarihi, modern dönem sosyolojisi, medeniyetler arası sosyolojik süreçler gibi konularda araştırma yapan Sosyolog Abdurrahman Arslan, Nehri Geçerken, Zaman Dışı Konuşmalar, Yeni Politik Kültürün Dünyasında, Kıbleyi Kaybettiren Dönüşüm kitapların yazarıdır. “Kalbin Akletmesi” kitabıyla düşünce, İslâm, Tasavvuf, Modern Dönem Tasavvuf, Gazâlî, Mevlâna, İslâm Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkisi, Çağdaş İslâm Düşüncesi ve Fazlur Rahman konularıyla kitap dokuz başlıktan oluşmaktadır. Bilgiyi idrak edip her türlü işlevsel bir faaliyete getirmek, düşüncenin anlık bir hareketidir. Düşünce işlevinin birçok etkenle ilişkilidir. Kitabın “Düşünceye Dair” ilk başlığında Abdurrahman Arslan, düşüncenin üç tipinden bahseder: Tezekkür, tefekkür ve teamül. Akılın bir faaliyeti olan düşünce, bilgiyi getirmektedir. Düşünce ile bilginin kaynağı saf değildir, tarafsız değildir. Yani kendi doğasında bir tarafa çekilen bir güçle gelişimini devam ettirmektedir. Algılayış, duyuş, anlayış biçimlerimiz zaman içinde değişimler/dönüşümler göstermektedir. Bir konuda anlam yüklediğiniz kavramlar ile hareket ederiz. Bu kavramlardan bir tanesi “İslâm Düşüncesi” muhtevasıdır. Arslan, Müslüman’ın ilkelerinden, ideallerinden, yönetim ve kabullerinden hareket ederek; varlık dünyasını, eşyayı, insanı, dünyayı, sorunlarını yorumlaması İslâm Düşüncesi’ni ortaya çıkarttı. Tarihsel kronoloji içinde düşüncenin düzenleme biçimi tezahür ettiği için Arslan, “İslâm Düşüncesi” yerine Müslümanların tefekkürü kavramını kullanılmasını daha uygun gördüğünü belirtir. Tefekkürün amacı hikmeti bulmaktır. Medeniyetlerin tefekkür çabaları hikmet arayışlarıyla bir dinamiklik göstermiştir. Arslan, bu konuda hikmetin medeniyetler arasında ki tarihsel sürecini, farklılıklarını anlatmaktadır. Bununla beraber bir düşünce sistemini de anlatır. Şöyle: Tarihin belli süreçlerinde hikmetin alındığı ana merkeze aynı zamanda da hikmeti deforme ederek bir müdahalede de bulunuyor, olmalarıdır. Ayrıca felsefe hikmeti arayan bir araç iken felsefenin amaç haline gelmesiyle özünü kurutan bir hikmetin elde etmesidir. İslâm Düşüncesinin hayata yansıyan tasavvur biçimi, duyuş, algılayış, anlayış biçiminin kültürel gündelik yaşantısı olan “Tasavvuf” kendine hâs dinamikleri var. Kültürel özelliklerinin tüm yapı, farklılıkları barındıran tasavvuf, dış görünüşten ziyade birey ve toplumun psikolojik özelliklerini de ilgilendiren bir yapıya sahiptir. Arslan, kitabının “Tasavvuf” ve “Modern Dönemde Tasavvuf” iki başlığıyla konuya açıklık getirmeye çalışmaktadır. Ahlâkî değişime odaklanması bakımından meseleleri, yöntemleri ve halleri açısından diğer İslâmî disiplinlerinden ayrı olduğunu Arslan, açıklar. Ahlâkî değişim olması için tasavvuf insanın iç dünyası hakkında tahlillerde bulunur, onu analiz eder ve o konuda iç dünyasının nasıl düzeleceği hususunda bilgi sunan bir tecrübedir. Tasavvufun ahlâkî olgunluğu elde etmesinde Kur'an ve sünnet esası yanında geniş bir ufka sahip olması yüzyıllar boyunca varlığını devam ettiren kültürel bir disiplin olarak kendini kanıtlamıştır. “Gazzâlî Üzerine” başlığıyla Ebu Hamid Muhammed Gazzâlî, döneminin sosyal, siyasi şartların davranışında, düşüncelerinde değişimler yapmıştır. Döneminin ümmet birliğinin kaybetmesi, hilafetin gücü ve otoritesi kaybolması Gazzâlî’nin hayatı üzerinde büyük etkiler bıraktı. Arslan, bu başlığında Gazzâlî’nin İslâm Düşüncesinde ki etkisi, konumu ve anlamı hakkında bilgiler verir. Felsefî düşünce mirası Kindî'yle başlayıp Fârâbî’yle zirve yapması, İbni Sînâ’yla büyük bir mesafe almasıyla Gazzâlî’ye geldiğinde bunun sonuçları ortaya çıkmıştır. Bu felsefî düşünce mirasının sadece zihinsel karşılaşması değil, sosyal ve siyasal sonuçları da Gazzâlî dönemini etkilemiştir. Arslan, Gazzâlî’nin İslam düşüncesinin raydan çıkartan unsurlarını teorik temellerini kabul edilemez ve zayıf yönlerini ortaya çıkarttığını söyler. Arslan, bu açıdan Gazzâlî’yi Islâm düşüncesini bu dönemde restore eden birisi olarak düşünmemizin mümkün olduğunu söyler. Konunun diğer başlıklarında Gazzâlî’nin Helenistik akla, Grek düşüncesine karşı olan duruşu ve faaliyetlerini açıklar. Bu kültürel akıl miraslarının İslâm düşüncesine olan bağlantısını Gazzâlî etkisi hakkında bilgiler verilir. Arslan, “Mevlâna” başlığıyla kadim ve kültürel bir birikimin düşünür ve düşünce sisteminden bahseder. Bu başlıktan sonra gelen “İslâm Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkisi” ile “Çağdaş İslâm Düşüncesi” günümüzün güncel düşünce özelliklerini ele alır. Son başlığında ise yakın tarihte İslâm Düşüncesini derin ve geniş biçimde etkileyen “Fazlur Rahman” hakkında bahsederek kitabını tamamlar. İslâm’ın modernist yorumunun öncülerinden biri sayılan Fazlur Rahman, entelektüel birikimi ciddi olan bir İslâm düşünürüdür. Fazlur Rahman’ın Kur'an'ı ve sünneti, İslâm'ı algılama ve okuma biçimi hakkında Arslan, Fazlur Rahman’ın çifte hareketlilik diye formüle ettiği esas ile tarihselciliği anlaşılması için bilgiler verir. Tarihselçilik usulünün köken yapısı ve sürecini ele alınarak günümüzün Tarihselçilik görüşleriyle ve Fazlur Rahman’ın fikirleriyle ne derecede bağlantılı olduğunu göstermeye çalışıldı. Kitabın bu son başlığında Fazlur Rahman’ın okuma biçimini kavramaya ve anlamaya çalışılıyor. Bunun problemlerinin altını çizmeye, doğru ve yanlış yönlerinin tespit etmeye, derinlemesine incelendi. Asım Öz'ün sorularıyla başlayan, Abdurrahman Arslan’ın düşünce, deneyim ve araştırmalarıyla şekillenen “İslâm Düşüncesinin Evrimi” temalı “Kalbin Akletmesi” kitabı tamamlanır. İslâm Düşüncesinin anlaşılması ve yorumlanmasına dair düşüncenin eylem ve işlevini tüm yönleri açıklanıyor. Bununla beraber İslâm Düşüncesinin yapı taşları olan tasavvuf, kelam konuları yanında Gazzâlî ve Mevlâna gibi önemli simalarda açıklanmaktadır. Günümüzün çağdaş konumu hakkında da İslâm Düşüncesinin konuları ve Fazlur Rahman gibi yorumcularından da bahsedilmektedir. Kitabın Künyesi: Abdurrahman Arslan, Kalbin Akletmesi, Beyan Yayınları, 1. Baskı Nisan 2017 İstanbul, 192 sayfa. Yunus Özdemir
Kalbin Akletmesi
Okuyacaklarıma Ekle
1
71
Yunus Özdemir
Sabra Davet Eden Hakikat'ı inceledi.
352 syf.
Varoluşu Arayan Hakikat
Varoluşu Arayan Hakikat ❁ ❁ ❁ Toplumların bakış açısı, beslenme kalitesi, gündelik alışkanlıkları eko sosyal standartları toplumsal karakter ve algıyı oluşturarak toplumsal kimlik meydana getirir. Zaman içinde değişen şartlarla dostluk ve düşmanlık ilişkileri bu toplumsal kimlikleri uyum ya da çatışmaya itmektedir. Varoluş ile yokoluş çatışmasında seçeneklere götürmektedir. Sosyal Dünya, Asimilasyon ya da Eliminasyon, Sivil Akıl, Zihin Dünyası, Modernizm, Medeniyet, Sekülarizm ve İslâm dünyasındaki dönüşüm süreçleri gibi çalışma alanlarıyla Sosyolog Abdurrahman Arslan; Modern Dünyada Müslümanlar, Yeni Bir Anlam Arayışı, Sabra Davet Eden Hakikat, Nehri Geçerken, Kalbin Akletmesi ve Zaman Dışı Konuşmalar gibi kitapların yazarıdır. “Sabra Davet Eden Hakikat” kitabıyla kavramlar, sosyal politikalar, coğrafyalardaki değişim ve dönüşümler gibi genel konularla yedi yazı başlığıyla kitabını tamamlar. Abdurrahman Arslan, bir imtihan hâsılası olan İslâmcılık ile Asimilasyon/Eliminasyon olgularıyla 21. Asrın Müslümanlara Vaadi, ilk iki başlığı ele almaktadır. İslâm hakikatinin paradigmadan pratiklerinin toplamını kendi tarihsel tecrübesi içinde aranmalıdır. Tarihsel tecrübe içinde “Hakikatin” dil, anlam ve düşünce temel roller her zaman ve her yerde aynıdır. Arslan, İslâmcılık olgusunun tarihsel seyrini algı ile kültürel yönlerini ben ve öteki gözüyle açıklık getirmeye çalışmaktadır. Arslan, “İslâmcılık” kavramını bilişsel yapısını birkaç soruyla derin bir anlam kazandırmaya çalışır: - İslâm’dan uzaklaşmış insanlara İslâm’ı tekrar anlatarak onları Müslümanlaştırmak mıdır? - İslâm’ın – bizi batı gibi yapacak şeklinde – yeniden öğrenilmesiyle batı gibi güçlü olmayı aynı anlamda kabul eden bir düşünce midir? - İslâmcılık modern olana olana karşı çıkarken, Müslümanları farkına varmadan modern dünya alanında yarışa sokan, İslâm’ın yeni bir “yorumu”, anlaşılma tarzı ve yaşama şekli midir? Arslan, Müslüman dünyasının içinde geçmekte olduğu süreçlere bakarak; İslâmcılığın ortaya çıkaran tarihsel/toplumsal şartları, ontolojik – epistemolojik kabulleri gözden geçirmeye çalışmaktadır. Kitabın ilk başlığının konusu Müslüman’nın “İslâmî olanın” arayışı ne olduğu algısının ve sosyal sınırlarını ele alır. Kitabın ikinci başlığı sorgulayıcı bir tavır ile 21. Asrın Müslümanlarla olan münasebeti ne olduğu, nereye gittiğidir. Bu sorgulayıcı tavır; İslâm’ın küresel dünyadaki yeri, bunun yanında Batılı dünya görüşü ve hayat tarzını temsil eden moderniteyle uyum meselesidir. Bu uyumun mümkün olması hâli ile yapısal değişikliklerin kaçınılmaz olduğu durum söz konusudur. 21. asrın İslâmî entelektüel çabası akıl, bilgi, tabiat, insan, fıtrat, iktidar, toplum, hakikat, siyaset ve kültür üzerinde yeniden düşünmek zorundadır. Arslan, modernitenin uyum ve yapısına karşılık aktif İslâmî duruş ve dirilik sahibi olmasını gerektiğini vurgular. Arslan, “Ortadoğu” konusunu anlattığı başlığında; çağımızın Ortadoğu’da iki gücün varlığından söz eder. Biri, bu topraklara ait meşrutiyetin kadim sahibi olan Müslümanlardır. Diğeri ise bugünkü Ortadoğu’ya şeklini veren kolonyalist/küresel güçler olan Anglosaksonlardır. Müslümanlar için İslâm’ın “yurdu” olan Ortadoğu, Anglosaksonlar içinde 20. asrın başından itibaren inşa ederek ellerinde tuttukları dünya hegemonyasının “merkezini” temsil etmektedir. Arslan, bu durum karşısında Müslümanların 14 asırlık tarihi içinde kendi varoluşuyla tekrar dirilme ve şekillenmenin soruşturmasını yapmaktadır. Ortadoğu coğrafyasının hâkimiyet mücadelelerin yapısı ve sınırlarını bu başlıkta uzun uzun anlatılmaktadır. Günümüzdeki Ortadoğu hâkimiyetine sahip olan Anglosaksonlar; “hayat ve kültür” konusundaki değer ve alışkanlıkları din üzerinden hareketle algı değişimi ve yönlendirmesi yapmaya çalışmaktadırlar. Yeni bir hayat tarzını ikâmesini din algısıyla İslâm’ı kendi dini tecrübesinde yaşadığı gibi, Protestanlaştırmak hedefindedir. Arslan, bu durum Anglosaksonlar’ın İslâm'ın hayat tarzını kendilerine tehdit/muhalefet olarak görmekte ısrar ettiklerini, söyler. Kitap, son başlıklarını sosyal kavram, birey ve toplum ilişkisi, dünya düzenin sosyal boyutlarını özelden genele konuları sırasıyla işler. Modern batı düşüncesi hakkında Arslan, son üç asrın bakış açısını şöyle anlatır: 19. asrın sorunu; “insan hakları” idi, 20. asrın sorunu ise; “erkek karşıtlığı, kadın – erkek eşitliği” sorunuydu, 21. asır; “bireyin özgürlük arayışı” sorunu topluma sosyal bir dayatmadan ibaret kaldı. Abdurrahman Arslan, “Sabra Davet Eden Hakikat” müslüman duruşun maruz kaldığı modernist batı zihniyeti karşısında varoluş bilinç ve direncinin görünen görünmeyen yönlerini anlatmaktadır. Son üç asrın batı hegemonyasının hâkim olma hırsının sosyal yönlerini göstermeye çalışmaktadır. Tüm bunların kritiği yapılmaya çalışmasıyla batının karakteristik katmanlı yönleri kendini ele vermektedir. Kitabın Künyesi: Abdurrahman Arslan, Sabra Davet Eden Hakikat, Pınar Yayınları, 3. Baskı 2016, İstanbul. 352 sayfa. Yunus Özdemir
Sabra Davet Eden Hakikat
Okuyacaklarıma Ekle
1
78
Slh
Kalbin Akletmesi'ni inceledi.
192 syf.
·
8/10 puan
Es-Selam Değerli Dostlar… Yazarımız Abdurrahman Arslan.Yeni keşfettim. Maalesef pek ön olanda olan biri değil ama kanaatime göre en büyük eksikliğimiz olan eleştirel düşünceyle ve bakışla günümüzü en güzel yorumlayan yazarlardan diyebilirim. Moderniteyi ve İslam Düşüncesini salt fikirleri ile güzel bir şekilde izah etmeye çalışmış akıcı bir dil ile… Kendisini çağın yıkıcı bir o kadar yorucu unsurlarından soyutlamaya çalışıp dingin bir hayat sürmeye çalışan idealimdeki yazar portresini çizdi diyebilirim:) Kitabına gelince; Üçte birine gelmiş iken ki özümseyerek okumaya çalıştığım kitabın şu ana kadar okuduklarımı kısaca özetle ihtiyacı hissettim nedense:) Yazarımıza göre Düşünce nedir sorusunun cevabı; tezekkür, tefekkür ve bir de teamül.. Bu kavramaların anlamlarını yazmayacağım lütfen hazıra konmayalım derim araştıralım:) Demek oluyor ki düşünce bir kavram ile değil bir çok kavram ile açıklanabilir. Ve batı kültürüne baktığımızda da düşüncenin bizim kadar geniş tanımları yok, örneğin tezekkür kavramını da diğer 3 kavrama ekleyebiliriz. Ayrıca düşünce bir faaliyettir yani aklın faaliyeti… Peki bu düşüncenin kaynağı ne? Düşünceyi önce hikmet kavramı ile ele aldıktan sonra akli faaliyetle bilgiye ulaşıyor. Neticede taraflı tarafsız bilgi ortaya çıkıyor. Bu bağlamda asıl sorumuz geliyor, peki İslam Düşüncesi nedir? Bir düşüncenin İslami olması için ki yazarımıza kesinlikle katılıyorum o kimsenin Müslüman olması gerekiyor. Yani İslami düşünce dediğimiz düşünce biçiminin bütün bu unsurları içerirken, aynı zamanda da imandan bağımsız bir faaliyet olmadığı meselesi ortaya çıkıyor. Yoksa bir oryantalist; İslamı belki bizlerden çok çok daha iyi bilebilir, islami usulü de kullanabilir, bir Müslüman toplumunun sorunalrını da çözüm üretebilir ama Müslüman olmadığından islami bir bilgi üretti diyemeyiz. Kanaatime göre ise islami bir bilginin düşüncenin özünde nübüvvete dayalı bir düşünce yok ise o islami düşünce değildir. Ve bu doğrultuda dünyayı,varlık dünyasını,eşyayı ,insanı,sorunlarını yorumlaması elzemdir derim. Diğer bir sorumuz ise; Bir Müslümanı nasıl düşünür ve düşünmeli? Hepimizin hayatında bir bulanıklık var , netlik giderek kayboluyor ve biz bunu nasıl aşacağız? Mesela ibadetlerimizi yerine getirsek de niçin insani ilişkilerimizde gelgitler yaşanıyor? Bunun en büyük sebeplerinden biri yakın zamana kadar Kur’an’dan ,sünnetten refarans alarak hayatımızı ikame etmeye çalışırken ; Bizler ne yapıyoruz bu noktada… Hayattan yola çıkarak Kur’an ve Sünnete soru soruyoruz. Bunun sonucunda zihni dönüşümlerin, ideallerin farklı bir istikamete yöneldiğini görüyoruz. Neticede doğruyla hakikat arasındaki bağı bir türlü kuramıyoruz… Fazla uzatmadan hamiş; Yaşadığımız hayatı sorguladığımızda Kur’ana sorar ve sünnette bunun karşılığını ararsak hakikatin elimden tutacağımıza inanıyorum. Ve İngiliz tarihçi adı şu an aklıma gelmedi öyle bir cümle kurmuş ki İbretlik… ‘’Özellikle Anadolu halkını öyle bir hale getirdik ki , ne Müslümanlıklarını yaşayabiliyorlar ne de Hristiyan olabiliyorlar…’’ Rabbim cümlemize feraset ihsan eylesin… Sağlıcakla kalın.
Kalbin Akletmesi
Okuyacaklarıma Ekle
7
41