Arthur Schopenhauer

Arthur Schopenhauer

Yazar
8.1/10
6,3bin Kişi
·
22,1bin
Okunma
·
3.210
Beğeni
·
104,3bin
Gösterim
Adı:
Arthur Schopenhauer
Unvan:
Alman Filozof, Yazar ve Eğitmendir
Doğum:
Danzig, 22 Şubat 1788
Ölüm:
Frankfurt, 21 Eylül 1860
Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.
Acıma, vicdanın inkâr edilmez bir özelliğidir. Acımanın, vicdanla doğrudan doğruya ilintili olduğunu ve onun özünden geldiğini söyleyebiliriz. Bu duygu, doğanın, dolaysız, kendiliğinden ve yabancılaştırılamaz bir ürünüdür. Her yerde ve her zaman görülür. Acımayı duymayan kimse, insanlığın dışındadır. Hatta, insanlık sözcüğü bile, acıma sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanılır.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 78 - Yapı Kredi Yayınları
İlk karşına çıkanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçmasapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. Demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. Geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü desipere est juris gentium [budalalık insan hakkıdır ]; (Aristoteles)
Arthur Schopenhauer
Sayfa 75 - Sel Yayıncılık, 1.Basım 2012, İstanbul
80 syf.
·6 günde·7/10 puan
Arthur Schopenhauer ismi kulağa çok tanıdık gelsede onunla bu kitap sayesinde tanışmış oldum. Hayat hikayesine baktığımda sorunlu bir aileden gelmesi beni şaşırmadı. Zira bakın büyük yazarlara, sanatçılara onların toplumdan farklı olduğunu, sıradan bir hayat yaşamadığını göreceksiniz. Tabi bu tezim çürütülebilir.

İnsanın içindeki kötülüğün sebebini kendince açıklamaya çalışmıştır. İçgüdüler hazlar vs diye. Kitapta cinsellik aşk üzerine durması annesinin babasının ölümünden sonra rahat bir yaşam sürmek için ondan ayrılmasına bağladım . Etkilendiği şeyler üzerine tespitler yapması gayet doğal. Zaten kısa bir kitap çabucak bitiyor. Kitabı okurken kendi sesinizi bulacaksınız. İyi okumalar dilerim
80 syf.
ARTHUR SCHOPENHAUER …
Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor diğerifeminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir tartışma olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon.


Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.David E. Cartwrigt’ın kitabı var Arthur 'un hayatını anlatan, gayet ayrıntılı, yalın ve akıcı. Birçok soru işaretine cevap verilmiş, tavsiye edebilirim.

Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem.

Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar.
1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir?
2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor?
3-Aşk var mıdır?
4-Aşık olmanın nihai amacı nedir?
5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir?
6-Neden fiziksel özellikler önemli?
7-Cinselliğin aşkla ilişkisi
Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları.

Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor.
Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim;
Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için yaratılmış ve onlar borçlarını doğum sancısıyla,çocuk bakıp büyütmek ve erkeğe itaat ile öderler.
Kime olan borcumuz Arthur Bey?
Ona göre, kadınlar zihin bakımından dar görüşlü akli melekeleri zayıf yaratıklar. Ona göre kadın kocası ölsün de mirasına konayım rahat ve refah içinde yaşayayım der bu sebeple erkeğin para için yaratıldığını düşünürler.Diğer taraftan kadınlar dürüstlük , adalet, metanet,vicdanla ilgili konularda erkeklerden daha aşağıdadır.Dolayısıyla iki yüzlülük ve riyakarlık kadınlarda doğuştandır. Bu bodur. dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı soya, •cins-i latif" ismini verebilen sadece cinsel içgüdüsüyle aklı yahut görüş ufku bulutlanıp kararmış olan erkeklerdir.
Çok eşlilik olması gereken ve tek eşlilik erkeklere yapılan bir haksızlık, kadına miras ise verilmemelidir.Avrupa’da kadına fazla ve gereksiz önem verildiğini düşünürken, o sıralar kullanılan hanımefendi kelimesi bile kullanılmamalı parayı kazanan kadınlar değil erkeklerdir.Kadınlar ne mutlu ne mutsuz olmalıdır bu onların yararınadır ve erkekleri rahat ettirecektir.
Görüyorsunuz ya çok kaba ithamlarda bulunmuş Arthur hazretleri.Bunlar sadece birkaçı söylediklerinin.
Ben bu tutumunu yaşantıları ile bağdaştıyorum (ki çoğu yazar bu şekilde düşünüyor), annesi ile yaşadığı sorunlar, babasının intiharı, hayatı boyunca hep kadınlar tarafından red edilmesi…Özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamıştı. Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, aralarındaki ilişkiyi gösteriyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”
Esasında kendisi de aşık olmuştur hem de aralarında 26 yaş farkı bulunan bir kıza…Kız kendisinden tiksindiğini açıkça söylemiştir.Hep bir redddedilme ve kadınlar tarafından itici bulunma…Hoş miras bırakılmamalıdır kadına demiştir ama tek miras bıraktığı uzun yıllar yaşadığı(aşık mıydı bilmiyoruz) bir kadındı.Kadınların zeka konusunda aşağı olduğunu söylüyor kendileri.Çocuk zekayı anadan, iradeyi babadan alır da diyor.(E yani burumda erkekler de zeki değil, çünkü annesinden alıyorlar zekayı? )
Bakmayın bu tutumuna ‘’Kadınlara çok düşkündüm beni bir anlasalardı…’’ diye itiraflarda bulunmuştur.
Schopenhauer’in kadınlarla ilgili görüşlerinin hayatının ileriki dönemlerinde değişip değişmediyse bilinmiyor. Her ne kadar Wagner’in arkadaşı ve Nietzsche’nin tanıdığı Malwida von Meysenburg, bir kadın arkadaşının, yaşlı filozofun “Oo, daha kadınlarla ilgili son sözümü söylemedim.” dediğini aktarsa da, ünlü filozof, konu hakkında son sözünü yayımlamadan hayatını kaybetmişti.

İkinci kısım ise muhteşem tespitler ile dolu,aşka dair söylemlerini ele alıyor. Arthur’a göre aşk vardır yalnız bu tamamen yaşama iradesi ve cinsel içgüdü ile alakalı.Ne kadar büyük olursa olsun her aşk bütünüyle cinsiyet içgüdüsü ile ilgilidir.Aşkın nihai amacı gelecek neslin oluşturulması işi, üremedir. Gelecek insanların varlığı bizim içgüdümüz tarafından koşullandığına göre tabiatımızda yapacağımız seçimi de belirleyen şey, aşktırAşk tabiiatın amaçlarina ulaşması için bizim içimize koyduğu bir yanılsamadır.Aşk serüvenin amacından daha soylu ve yüce bir amaç yoktur Schopenhauer’e göre; aşk yeni varlıkların dünyaya getirilmesini sağlar çünkü.
Birbiri ile tamamen zıt; düşünce beden olarak uygunluğun bulunmadığı kişiler arasında da aşk yaşanabilir, düşmanlıktan, nefretten aşk doğması da pekala mümkündür.Böyle bir aşk deyim yerinde ise gözlerini kör eder ve evlilik ile neticelenirse mutsuz bir evlilik ortaya çıkar.
Aşk, yaşayan kişinin kendi seçimi değildir mükkemmel, güçlü bir neslin devamı için seçimi tabiat yapar.Bundan dolayı herkes öncelikle güzel olanı arzu eder, üstelik herkes kendinde olmayan özellikleri kusurları güzellik olarak görür, çekici bulur.Mesela çelimsiz bir adam balık etli kadınlardan hoşlanır iken, sarışınlar esmerlerden hoşlanır.(Bu durumda erkekler neden minyon kadınlardan hoşlanır aldınız cevabınızı) Aynı şekilde herkes kendikinin tersi mizaçta olan birini ister.Bir erkekte güzel bir kadını seçmeye iten , türde en iyiyi hedefleyen içgüdüdür, erkek her ne kadar zevkini arttırmaya çalıştığını düşünse de.Bu yüzden; kalçanın bele oranı ve göğüsler gibi vücut oranı erkekler için önemlidir çünkü doğurganlığa işaret eder, görüldüğü gibi erkek seçimini kendisini yapmaz, seçimi yapan gelecek nesli oluşturma içgüdüsüdür.Seçimimi yönlendiren başka etkenler de vardır : Yaş, sağlık, kemiklerin yapısı ve güzel bir yüzdür.Üreme kabiliyeti olan herkes bu amaç uğruna aşık olduğu kişi için her fedakarlığı yapabilir.

Arthur’un söylemek istedikleri bunlarla sınırlı değil, daha fazlasını yazsam size haksızlık etmiş olacağım​
musmutlu kalın.
Keyifli okumalar, sevgili dostlar…️
80 syf.
·2 günde·2/10 puan
Schopenhauer'in kadın düşmanı olduğunu düşünen insanlara sesleniyorum: Haklıymışsınız... Bekliyordum bir şeyler; ama bu kadar kadınları yermesini, aşağılamasını ve hor görmesini beklemiyordum. Beğeni kasmak için süslü cümleler kurmak amacında değilim. Kurmayacağım da. Sadece bazı konulara dikkat çekip gideceğim. Özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var: Schopenhauer ölmüş olabilir; ama onun felsefesine yakın insanlar hala çevremizde "modern beyefendiler" olarak dolaşmaya devam ediyor...

Normalde Schopenhauer'i severim. Düşüncelerini de savunurum. Zaten sevmiyor olsam 4 kitabını neden okuyayım... Ama savunduğum düşüncelerinin dışında, kadınlar, aşk, evlilik ve cinsellik üzerine tespitlerinin yer aldığı bu kitabını hiç sevmedim. Zira Schopenhauer'e göre;

- Kadınlar zihinsel olarak erkeklerden aşağıdır.

- Kadınlar bedensel olarak erkeklerden aşağıdır.

- Kadınlar her zaman çocuksu, uçarı ve dar görüşlüdür.

- Kadınların ciddi bir şekilde dikkat ve emek sarf ettikleri tek şey, aşk, sevdiklerinin gönlünü kazanma, yahut giyim kuşam, cilt bakımı, dans etme ve bunlarla bağlantılı olan her şeydir.

- Doğa kadınlara kendilerini korumaları ve savunmaları için ikiyüzlülük yahut riyakarlık yeteneği vermiştir. Dolayısıyla ikiyüzlülük ve riyakarlık onlarda doğuştandır.

- Kadınların var olma sebebi, insan soyunun sürdürülmesidir.

- Kadınlar ne müzik ne şiir ne de güzel sanatlar için gerçek anlamda bir duygu ve duyarlılığa sahip değildirler.

- Kadınların amacı erkeği elde etmektir.

- Kadın ve erkek hukuksal anlamda eşit olmamalıdır. Şahitlikleri bir tutulamaz.

- Erkekler çokeşlli bir hayat sürebilir. Fakat çokeşlilik kadınlara göre değildir.

- Kadınlar erkekler gibi mirasçı olamamalıdır.

- Kadınlar fıtraten itaat etmek için yaratılmıştır, bir efendiye ihtiyaç duyarlar.

Yukarıdaki cümleler, art niyetli bir şekilde kitaptan çekilip önünüze servis edilmiş cümleler değil. Schopenhauer, bu cümleleri savunuyor. Hatta birkaç basit örnekleme yaparak kendini haklı çıkarmaya da çalışıyor. Fakat insan ilişkileri, birkaç basit örnekten yola çıkarak neticeye varılacak bir ilişki çeşidi değildir. Bu ilişki karmaşıktır. Birçok değişken vardır. İnsanları bir takım davranışlarda bulunmaya iten milyonlarca sebep, psikolojik durum ve toplumsal şartlar vardır. Basit birkaç örnek göstererek, kadınlar erkeklerden daha dar görüşlü demek bence sığ bir bakış açısıdır...

Hatta biraz daha ileri gideceğim, bana göre, kadına yönelik şiddetin, tacizin, tecavüzün, kısacası kadına yönelik her türlü olumsuz eylemin temelinde yatan düşünce şekli tam olarak budur. Dikkatinizi çekmiştir, kadına yönelik olumsuz eylemlerde bulunan insanların çoğunda kadını küçük görme, hor görme, kendi üremesi için kadını araç olarak görme, evde oturan basit itaatkar yaratıklar olarak görme vs. vardır. Bu sebeple Schopenhauer'e ve Oscar Wilde'a geçmişte yazdıklarından dolayı bugün kızalım; fakat günümüzde böyle düşünen zavallıları da yerden yere vurmaktan çekinmeyelim.

Kitabın ikinci bölümünde ise Schopenhauer, "aşk" teması üzerinden evlilik, tekeşlilik/çokeşlilik, üreme gibi konulardaki düşüncelerini dile getirmiş. Tabii bu düşünceler de bir hayli çağ dışı düşünceler. Günümüzde bu düşüncelerin pek yeri yok. Zira ona göre, aşk bir içgüdüdür ve amaç tamamen gelecek neslin oluşturulmasıdır. Evlilik ve cinsellik, gelecekteki insan soyunun teminatıdır... Yani ona göre evlenip de çocuk yapmayan insan doğaya aykırı davranmaktadır. Maalesef Schopenhauer'in bu konulardaki düşüncelerini insanlarda uygulanamayacak bir düşünce şekli olarak görüyorum.

Ayrıca Schopenhauer'in kadın-erkek ilişkilerinin tümünü üreme ve gelecek neslin yetiştirilmesi açısından ele alması, "haz" kavramına hiç değinmemesi beni bir hayli şaşırttı. Zira insanı bu konularda yönlendiren en önemli hissin haz olduğunu düşünüyorum. Haz olmadan Schopenhauer'in bahsettiği hiçbir şey gerçekleşmez. Salt üreme ve gelecek nesli oluşturma fikri bile insandaki hazzın kaçması için yeterlidir. Hazzın kaçması da çok tehlikelidir. Zira kaçan hazzı yerine getirmek neredeyse imkansızdır.

Baştan sona Schopenhauer'i yerden yere vurdum; ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Adam yaklaşık 200 yıl öncesinin şartlarında bu düşünceleri dile getirmiş. Aynı şekilde Oscar Wilde de onun gibi 200 yıl öncesinden kadınlarla ilgili olumsuz tespitler yapmış. Tabii bu demek değildir ki, yazdıklarında, düşündüklerinde haklıdırlar... Fakat eleştirirken de dönemin şartlarını, toplumsal yaklaşımları, yazarın psikolojik durumunu, kadınlarla ilişkilerinde geçirdiği travmaları göz ardı etmememiz gerekir.

Bizim asıl dikkat etmemiz gereken, günümüzde hala böyle düşünen, 200 yıl geriden gelen insanların olmasıdır. Herkese keyifli okumalar dilerim.
144 syf.
·9/10 puan
Hepimizin felsefeye az buçuk kenarından köşesinden dokunmuşluğu vardır. Üniversite zamanı felsefe; coolluğun, aykırılığın belirtisi olarak görülür. Lise zamanı ise zorunlu dersler sebebiyle- ne kadar anlayacaksak- felsefenin figüranları aykırılıkları ile hepimizin ilgi odağı olmuştur. Hatta bu etkiden dolayı çoğumuz felsefe hocalarımızı da aykırı adamlar olarak tasavvur etmişizdir. Gerçi çoğu öyledir her ne kadar biz kendilerini yeterince tanımasakta..

Benim de herkes gibi temasım vardır. Felsefecileri de az çok bilirim. Öncelikle İmmanuel Kant. Lise hocamız Kant’a hayrandı, ağzından düşürmezdi. Oradan bilirim. Nietzsche , Sartre ve Camus’u ise populeritelerinden. Bir dönem felsefe ile de ilgilenmiştim, daha doğrusu ilgilenmeye çalışıp Platon’un Devlet’inden üç kitap okuyunca pes etmiştim. O dönemden de ilk dönem filozoflarını bilirim. Haklarında tek kelime bilmediğim filozoflarda vardır.

Bunlardan birisi de daha bir ay önceye kadar Schopenhaur’du. Ta ki https://dusunbil.com/...rir-zihni-felc-eder/ makalesini görene kadar. Bilmemenin, duymamanın cezasını da ağır ödedim diyebilirim. Adam beni eline bir aldı, yer misin yemez misin, okuduğumdan beri sopalıyor. Hayatımda ben böyle dayak yemedim. Tüm tabularımı sarstı. Bu dayak iyi de oldu. Biraz kendime çeki düzen verdim, vermeye çalışıyorum.

Öyle sarsıldım ki anlatamam. Hala da tam bir çıkışı yolu bulabilmiştim değilim. Mesele okuma meselesi. Ben bulduğum tüm boş zamanlarda okurum. Heralde bana 1 hafta kitap okumayı yasaklasalar kafayı yerim, boşluktan.

Peki niçin okuyorum? Bunun cevabı yok. Keyif almak için mi, hayır. İnsan tüm zamanını keyif almak için harcamaz. Yazmak için mi, kendim öyle desem de düşününce hayır. Yazmak için neredeyse hiçbir çabam yok. Yazmak isteyen insanın; okumak kadar yazmaya da vakit ayırması icap eder. Ayrıca yazmak isteyen insanın da sistematik olarak okuması icap eder. Bir dönem bu sistematiği tuttursam da bunu sürekli hale getiremiyorum. Bir öyle bir böyle olmuyor.

Diyebilirsiniz ki kitaplar hayattan bir kaçıştır illa sebebi olması gerekmez. O halde şunun cevabını da vermemiz icap eder, kitaplar için yaşanan bir hayat hayat mıdır? Bana kalırsa hiç kitap okumamak ne kadar kötüyse sadece kitaplar için harcanan hayatta bir o kadar kötüdür. Kitap hayatımızın tamamı değil bir parçası olmalıdır. Kitap tüketmemeli kitap okumalıyız. Okuduğumuz kitaplardan da gerekli donanımı sağlayıp bunu hayatlarımıza yansıtmalıyız. Bir an kendimi okul hocası gibi hissettim. Neyse kitaba geçelim :)

Kitapta sizi ilk karşılayan çevirmenin makalesi, şu felsefe kitaplarında en kızdığım mevzuu. Vallahi kendimi keriz gibi hissediyorum onları gördükçe. Yahu 150 sayfa kitap alıyorsun, filozofun yazıları 50. Sayfada başlıyor. Buradaki metine de aynı derece de gıcık oldum. Çok da karışık yazmış. Filozofu anlamak daha kolaydı vallahi.

İkinci kısımda ise beni, https://www.cafrande.org/...intisi-schopenhauer/ makalesi karşıladı ki kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Yukarıda bahsettiğim sorunlarım karşısında yalnız olmadığımı anlayıp bir vicdan rahatlaması yaşadım. Tavsiye ederim çok güzel konulara değinmiş.

Üçüncü kısımda yer alan okumak konusunun özünü filozof ile tanıştığım kısımda verdim :)

Dördüncü kısımda yer alan yazmak ve üslup konusu da benim için çok keyifliydi, her ne kadar bazı kısımlarda anlaşamasakta. Özellikle üslup konusu çok iyiydi. Ayrıca Alman dilinde verilen yapıtların neden başarılı olduğunun ve daha önceden sitede yazmaya ilişkin sormuş olduğum iki sorunun cevabını filozofun ağzından aldım.

Son kısımda yer alan düşünmek konusu ise hiç anlaşamadığımız konu oldu. Kitabı okuyan arkadaşlarla bu konuya ayrıca tartışabiliriz.

Kitap genel olarak iyiydi. Ufkunu genişletmek isteyenlere tavsiye ederim. Ancak şunu da belirteyim ki biraz ağır tabirler ile– ahmak, bön vs- karşılaşacaksınız. Zira filozofun eli baya sopalı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
95 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Var olduğumuzdan beri insan doğası bizler için hep soru işareti oluşturmuştur. Geldiğimiz noktada bile insanı, bu gizemli varlığı tam olarak anlayabilmiş değiliz. Yazar da insanı, insana anlatmaya çalışmak gibi zor bir işe girişmiş.

Ahlak, erdem, cesaret, korku, kıskançlık, merhamet gibi birçok kavramı ele alıyor. Bu kavramların yerine göre iyi ya da kötü olarak değişebileceğini de söylüyor. Cesaret her zaman iyi midir ve sadece erdemli insanlara mı aittir?
Peki ya korku ? Korkaklık, erdem olarak kabul edilebilir mi?
Kavramları çeşitli örneklerle ve karşılaştırmalarla okuyuca sunuyor.

Yazarın hayata ve insanlara olan kötümser bakış açısını da net bir şekilde görebiliyorsunuz. Bu düşüncesini sık sık dile getirmekten çekinmiyor. Öyle ki insanı vahşi bir hayvan olarak tanımlıyor. Uygarlaşmış insanı ise evcilleşmiş bir hayvan olarak adlandırıyor. Ancak evcilleşmiş hayvanın içinde her zaman fırsat kollayan bir vahşiliğin pusuda beklediğini de belirtiyor. 

Dünyayı maskeli bir balo olarak gören yazar, her insanın o an işine yarayacağını düşündüğü çeşitli maskeleri olduğunu söylüyor. Dost maskesi, ahlak maskesi, içtenlik maskesi, yardımseverlik maskesi... Dışardan iyi bir insan görüntüsü çizen bu maskeler ise insanın kendi çıkarı için kullandığı bir araç oluyor sadece.

Ayrıca Schopenhauer her insanın içinde kötülük olduğunu ifade ediyor. Bu düşüncesi, ona katıldığım noktalardan biri. İnsanlar öyle bir varlık ki bütün çelişkileri içinde barındırabiliyor. Cesaret-Korku, sevgi-nefret, alçakgönüllülük-kendini beğenmişlik...
Nasıl ki bu duygular birlikte var olabiliyorsa, iyilik ve kötülük için de aynı şeyin geçerli olabileceğini düşünebiliriz. Bir insanı tamamen iyi ve kötü olarak tanımlamak çok yetersiz geliyor. Anlaşılması bu kadar zor, karmaşık bir yapıya sahip olan insan için ''O iyi insan. O kötü insan." demek sanki her şeyi çok basite indirgemekmiş gibi geliyor. Bir iyilikle iyi insan sıfatı alınamayacağı gibi bir kötülükle kötü bir insan da olunamaz..

Ahlak, karakter, merhamet ve özgürlük yazarın özellikle üstünde durduğu kavramlardan.
İnsan doğası gerçekten kötü müdür? İnsanlar değişebilir mi?
Gerçek bir özgürlükten söz edilebilir mi?  Kitapta bahsedilen onca şeyden sonra geriye tek bir soru kalıyor.
Bunca şeye rağmen yaşamın anlamı var mı ve yaşamaya değer mi?

Kitapta yazarın bahsettiği birkaç şeye katılmakla beraber onunla aynı fikirde olmadığım şeyler de vardı. Ancak kitap okumanın güzel bir yanı da bu değil midir? Her zaman yazarın çizgisini takip etmezsiniz. Okuduğunuz kitaptan çok farklı şekillerde faydalanırsınız. Bazen bir düşüncenizi desteklersiniz okuduklarınız sayesinde bazen de düşüncelerinizin yanlışlığını fark edersiniz. Önemli olan farklı bakış açıları kazanarak kendi düşünce yapınızı geliştirmektir.

Farklı bakış açısı kazanmak, insan doğasının gizemini biraz olsun anlamak istiyorsanız listenize bu kitabı da ekleyebilirsiniz.
Keyifli okumalar.
222 syf.
Mutluluğumuzu kendimiz yapar ya da buluruz.

Schopenhauer nedir? Kimdir diye sormuyorum nedir bu adam? Schopenhauer, her şeyden önce felsefenin başkaldırısıdır, bu başkaldırının arasından sızan gülüşüyle. O korkunç resmin arkasında yatan ıstırap infaz mangasının iyi niyetli yol göstericisidir. Schopenhauer olmak yürek ve zekayı aynı kulvarda buluşturmaktır. Adanmışlıktır en başta. Gezdiği yöreleri, okuduğu kitapları, duyumsadığı doğayı düşünsel doktrinlerle yüreklerimizin, zihnimizin içine açıp koyandır.

Bu kitabı okuduktan sonra kendime dedim ki: ''Onur, hayatını değiştirecek kitaplar okumalısın.'' Öyle işledi ki her bölüm içime. Evet, hayatınızı değiştiren kitaplar okuyun, sizi gerekirse yerden yere çalan, etinizi, kemiğinizi bavullara doldurup oradan oraya sürükleyen, ilmek ilmek zihninize işleyen kitaplardan söz ediyorum. Tam olarak bu kitaptan söz ediyorum Arthur Schopenhauer'ın bilgeliğinden sızan aforizmalar.

Okuduktan sonra şu sorular kafamda belirdi:

°Schopenhauer bize ne anlatmak istiyor?
°Schopenhauer'u diğer düşünür ve filozoflardan ayıran nedir?
°Anlatıların hayata uygulanırlığı nedir?
°Anlatıların doğruluğu sadece yaşanmışlıklardan ve bize öğretilenlerden ötürü mü bizi sarsmaktadır?
°Anlatıcı koltuğunda oturan kişi olarak Schopenhauer iyi, soylu ve yaşamı hak eden biri midir?
°Bu kitap bir insana rehber olabilir mi?
°Okuduklarımızı hayatımıza katmayı başarabilirsek gerçekten bilge bir kişi olabilir miyiz?
°Schopenhauer'ın bu hassas ve can alıcı konularda yanılma payı nedir?
°Doğru ve gerçek kardeş midir?
°Söylenenlerin söyleme şekliyle daha etkin bir şekilde bizi etkilediğini düşünüyor muyuz? Filozof bu konuda ne denli başarılı olmuştur?
°Nietzsche Schopenhauer'un devamıdır diyebilir miyiz?
°Burada bahis edilen konular dışında bilgeliği etkileyecek insan hayatını olumlu ya da olumsuz etkileyen konular yok mudur?
°1800'lü yıllar ile 2020'ye merdiven dayadığımız bu yılların arasında bir fark görebiliyor muyuz? Dünya hala Schopenhauer'ın dünyasıyla aynı mı?
°Anlatımı kuvvetlendirmek amaçlı sürekli diğer düşünür ve yazarlara başvurması rahatsız edici midir? Özellikle Goethe ve Aristoteles'ten çok faydalanmakta yazar?

Bir kitaptan beklentiniz tam olarak nedir?

Benim bir kitaptan beklentim düşüncelerime, fikirlerime, yaşayışıma, hayallerime, planlarıma etki edebilmesi, bana yol gösterebilmesidir. Tabii bunu her kitaptan bekleyemem. Kimi kitaplar edebi anlamda bizi doyurur, onun tadı bir süre zihnimizde kalır. Bu kitapta anlatılanlar tam anlamıyla hayatın resmidir. Hayatını düşünmeye ve insanları gözlemlemeye adamış birisi kalkmış bizim için bunları kağıda dökmüş. Bir musibet bin nasihattan iyidir derler. Ancak bu özlü sözün içeriği korkunçtur. Çünkü yaşam her olguyu sırtlayacak kadar uzun değil. Tecrübelerin bile son kullanma tarihi var. Çünkü biz insanoğlu şartlar karşısında çok çabuk değişir, evriliriz. Schopenhauer'ın dimağından yükselenler aklımıza ördüğümüz duvarlardan, zihnimize çekilmiş perdelerden içeri sızıyor. Öncelikle yaşamın kader ve keder arasında sıkışmış bir mutluluk labirentinden ibaret olduğu kabul edilmeli. Evet mutluluk adına sarf ettiğimiz çaba bizi daima keder istikametine sürükler. Mutluluğun da tecrübeler gibi son kullanma tarihi vardır. Hem de süt ürünleri gibi kapağını açar açmaz bozulma süresi de kısadır.

Schopenhauer, diğer okuduğum kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da genellikle Aristo ve Goethe gibi düşünürlerden yararlanmış. Bu düşünürlerin fikirlerini kimi zaman açıklayarak desteklerken kimi zaman da kendi anlatısını onların sözleriyle desteklemekte. Bu kitap bir anlamıyla rehber. Yaşama rehberi. Peki Schopenhauer bütün bilgelik adı altında bize sunduğu bu öğreti ve anlatılarında hiç yanılmadı mı? Veyahut bu anlatılanların hepsine birebir hak verdik mi? Hak vermediğim bir çok kısım oldu. Ki Schopenhauer sayfa 183'te şu cümleleri bir başlık altında toplamıştır: ''İnsan, yapıp ettiklerinde kimseyi örnek almamalıdır: Çünkü durumlar, koşullar, ilişkiler hiçbir zaman aynı değildir ve karakterlerin farklılığı eyleme de farklı bir görünüm verdiği için, iki kişi aynı şeyi yapsalar da, yaptıkları şey aynı değildir. İnsan, yeterince düşünüp taşındıktan ve iyice gözden geçirdikten sonra, kendi karakterine uygun bir biçimde davranmalıdır. Demek ki, pratik yaşamda özgünlük kaçınılmazdır; yoksa, insanın yaptığı kendisine uymaz.'' Buradan da anlıyoruz ki Schopenhauer gibi soylu bir üstat bile kendi sözlerine kefil olamıyor, olamaz da.

Yaşlılığın bilgeliğe ve erişkinliğe olan etkisinden söz eden yazarımız başyapıtım dediği ''İstenç ve Tasarım Olarak Dünya'' kitabını 30 yaşında yazmış. Kitaba birkaç kez başlamak istemiştim ancak kafa olarak kendinizi hazır hissetmeden asla başlamamanız taraftarıyım. Çünkü zihni yormadan, üzerinde düşünülerek okunmalı.

Bu kitap aslında bir incelemedir, araştırmadır. İncelemeyi incelemek ve Schopenhauer gibi bir üstadın sözünün üstüne söz söylemeyi fazlalık olarak görüyorum. Çünkü yıllar yılı işgal ettiğim şu yeryüzünde ne ile karşılaştıysam, neyi tecrübe ettiysem her sayfada beni buldu. ''Abi yuh ya!'' ''üstat ne yaptın?'' ''Bu kadar olur'' gibi tepkilerin bir zaman sonra normalleşerek ''Adam Schopenhauer abi elbet bunların farkında olacak, bilecek'' tepkisiyle yer değişti. Toprağın bol olsun, cidden bu kitap insanlığa hizmettir. Elbette yer yer katılmadığım olgular, görüşler oldu. Ancak 222 sayfa ve bir o kadar yoğunluk içeren polemiklerde normaldir.

Bu kitabında spoiler'ı olur muymuş? Olabilir, neden olmasın?

Kitaptan kısa ve öz hisse: Yalnızlık kötü değildir, kendi kendine yetebilmeyi öğrenmelisin, insanlara vazgeçilmez olduğunu hissettirme, en iyi zaman şimdidir, yarını bekleme, sahip olduklarınla yetinmesini bil, ''daha iyi, iyinin düşmanıdır.'' bugünün dostu, yarın deler postu, kendi kendine yetebilmek, kendi kendine bir yaşam alanı açabilmek esastır, sağlık en önemli unsurdur, toplumdan kaçamazsın ancak iletişimini kısıtlı tutmak seni soylu yapar... Liste böyle uzayıp gidiyor. Uzaktan bir kişisel gelişim kitabı dursa da, kişisel, zihinsel ve sayamayacağım onlarca gelişimi sağlayabilir size bu kitap. Keyifli okumalar diliyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=xwOto0m-sXg
144 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Schopenhauer adlı yazarın bu kitabına başladığımda ilk sayfalarda çevirmenin bolca Osmanlıca içeren kendi düşüncelerine rastladım. Ve bu nedenle anlamayacağımı düşündüm. Buna karşın güzel tespitleri yok diyemem. Fakat çevirmeni pek anladığımı da söyleyemem. Ne var ki bu böyle devam etmedi ; yazar beni o kadar çok şaşırttı ki bir felsefe kitabını anlayarak okumak çok zevkliydi.

Yazarın okumak ile ilgili tespitleri gayet mantıklı geldi bana çünkü bazen günde bir kitap bitiren fakat düşüncesi olmayan insanlar tanıyorum :) Ve sırf geniş kitleye sahip olmak için yazar olduğunu sanan kalem tutarlar var. Geniş kitle dediysem de şöyle bir geniş kitle: insanların zaaflarını kullanan ve kandırılan geniş kitle ben de dahilim buna, ne yazık... Bu kitabı okuyunca gerçekleri görüyor bir nevi insan. OKUYUN BU KİTABI!
Ama okurken yazarın dediklerini unutmayın derim. Yazar ne mi diyor? Yazar diyor ki: "... sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir." Yani canım yazar okumak için okumayın anlayın demek istiyor. Çok kitap okuyunca bilge olmazsınız, çok kitap okuyunca geniş kitleleriniz de olmaz. Kitap okumakla övünmek yerine okuduklarımı anlı-yorum ve uygulu-yorum diye övünün...
Bu türe gelecek olursam ismi geçince insan ilk başta korkuyor bence. Fakat dili bu kadar yumuşak, hiçbir dini incitmeyen, farklılıkları bile derli toplu önümüze seren bu eseri okumamak büyük kayıptır zannımca.
Neyse lafı uzatmaya gerek yok bence. Ben derim ki:
-Yazarın düşünce ve üslubunu çok sevdim. Tek kelime ile tanımlamam gerekirse -OKUYUN!-
Aslınur İLHAN
KEYİFLİ OKUMALAR DİLİYORUM HERKESE

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
80 syf.
Pekala toplanalım size Schopenhauer'un annesiyle yaşadığı o özel ve iddia edilen o hikayeyi anlatayım. Böylece neden bu kitabı yazarken kadınları yerin dibine soktuğunu daha net anlayabilirsiniz.

Johanna Schopenhauer, kendileri Arthur'un annesi ve oldukça bencil, annelik vasfından habersiz, eğlenceyle ilgilenip kendi hayatını herkesin hayatından üstün tutan bir kadın.

Schopenhauer, babası öldükten sonra annesi ile yaşarken, annesinin durmadan ilişki yaşamasından çok rahatsız olur. Daha sonra ise yakın arkadaşı olan Goethe'nin de annesinin ilişki yaşadığı bir başka kişi olduğunu öğrendiğinde bu durumu kaldıramayıp Goethe'ye annesinden ayrılmasını söyleyerek onu dostluklarını bitirmeyle tehdit eder.

Goethe için Schopenhauer çok değerli bir dosttur ve dostu kaybetmemek için Johanna ile ilişkisini kesip hayatlarından uzaklaşır. Bu duruma oğlunun sebep olduğunu öğrenen Johanna bir gece eve geç saatte gelen Arthur'la bu konu üzerinden şiddetli bir kavgaya tutuşur.

Kavganın sonunda oğlunu merdivenlerden aşağı iterek;
''Seni hayatımda istemiyorum, ilişkilerime karışamazsın, bu evden tek bir ünlü çıkacak o da ben olacağım, bunu kabullen ve gidip baba mesleğini sürdür. Boşa yazı yazmayı bırak, önümde oluşturduğun varlığınla engel olmaktan vazgeç.'' Der.

Bunun üzerine Arthur karşısındaki kadının gözlerine bakar, merdivenlerden ittiği için canı acımış ve gözleri dolmuştur, karşısındaki kadının anneliğini binlerce kez sorguladığını herkes tahmin edebilir. Hafifçe ayağa kalkarak Johanna'nın gözlerine bakarak şu can alıcı sözleri söyler;

''Senin annem oluşundan iğreniyorum, nasıl bir anne çocuğu yerine kendi ününü seçer. Ve inan bana bir gün bu evden bir ünlü çıkacak ama o ben olacağım. Sana yemin ederim ki senin o değersiz adın sırf benim annem olduğun için anılacak.''

Bu sözlerden sonra evi terk eder. Johanna o dönemlerde yazarlık yapmaktadır. Bu nedenle edebi çevrelere girmeye çalışan bir kadındır. Schopenhauer'un kadınlarla olan ilişkisinde annesinin çok büyük bir darbesi vardır.

Şimdi kitaba gelecek olursak, kitap aşırı eril bir dille kadın ve erkek ilişkisine değinmiş. Bunun sebebi sanırım okuyan ve okuyacak olanlar için artık daha açıktır. Lakin burada enteresan olan aşktır. Aşk söz konusu olduğunda aklın pek önemli olmamasından dem vururken bundan dolayı ona bir istisna çizmiş olmasıdır.

Kitap genel manada geleneksel 'türün devamı' konusunun ilerisine pek geçemediği gibi aynı zamanda Schopenhauer'un en kötü eseridir benim gözümde. Yine de okunması gerektiğini düşünüyorum. Zira bir filozofun yaşamının kendi felsefesini nasıl etkilediğine güzel bir örnek olacaktır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.. :)

Not 1: Konuşmalardaki dramatiklik şahsıma aittir, fakat olayın bu tarz gerçekleştiği bilinmektedir.

Not 2: Ve gerçekten de Arthur'un adı sayesinde Johanna biliniyor.
172 syf.
Kitap farkli bölümlerden oluşuyor. daha çok sanki bir deneme tarzinda yazılmış içinde : dünyanın ıstırabı üzerine , intihar ,kadınlar ,kitaplar ..... vs gibi bir çok bölüm var. Gerçekten çarpıcı bilgiler veriyor her bölümünde hayati sorgulatiyor. Ama ayni zamanda da hayattan soğutuyor ben niçin burdayım neden yaşıyorum diye sorgulamaya başliyorsun.. en sevdigim bölümleri ise kadınlar ve intihar üzerine çok çarpıcı bilgiler veriyor.
80 syf.
·5 günde·2/10 puan
Schopenhauer kadınları yermeye doyamadığı bu kitabında erkekleri yüceltmeyi de unutmuyor. Kendisi hakkında kadın düşmanlığı dışında net kanılarım yok.
Ayrıca kadınları bu derece hor gören bir insanın hele ki kadınlar tarafından büyük birisi olarak görülmesi bence ayrı bir trajikomik durum. Kadınlara neden bu kadar düşman olduğunu düşününce kuyruk acısı olduğunu anlamak zor degil.
Kadınların ev işleri ve din dışında herhangi bir yerde olmaması gerektiğini savunuyor. Çünkü akıl yoksunu olarak görüyor. Bunun doğru olduğunu da; yapılan sanat eserlerinde,bilim çalışmalarında ve daha bir çok alanda olan eserlerin hepsinde erkeklerin yer aldığını birinde bile kadınların yer almadığını vurgulayarak yapıyor. Peki soruyorum kadınların yaptığı eserler tarih literatürüne alınmaya bile layık görüldü mü ? Misal Marie Curie iki ana dalda Nobel ödülü almayı olmadığı varsayılan aklı ile mi aldı? Marie Theresa nasıl 40 yıl tahtta kalmayı basardı, din bilgisi ve yemek kitapları ile mi?
Hayır Schopenhauer kadınlar da erkeklerde aynı akla sahipler. Kadınlarda bazı kısımlar erkeklere göre daha iyi çalışır erkekler de ise bazı kısımlar kadınlara göre daha iyi çalışır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Arthur Schopenhauer
Unvan:
Alman Filozof, Yazar ve Eğitmendir
Doğum:
Danzig, 22 Şubat 1788
Ölüm:
Frankfurt, 21 Eylül 1860
Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 3.210 okur beğendi.
  • 22,1bin okur okudu.
  • 851 okur okuyor.
  • 19,6bin okur okuyacak.
  • 426 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları