Aziz Nesin Mehmet Nusret Nesin

Yazar 8,3/10 · 2005 Oy · 150 kitap · 8302 okunma ·  1428 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Aziz Nesin
  • Yazarın Tam Adı:
    Mehmet Nusret Nesin
  • Unvan:
    Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
  • Doğum:
    İstanbul 20 Aralık 1915
  • Ölüm:
    İzmir 6 Temmuz 1995
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

1.428 okur beğendi.
2.005 puanlama · 1.397 alıntı
16 haber · 16.062 gösterim
8.302 okur kitaplarını okudu.
3.943 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
78 okur kitaplarını şu anda okuyor.
30 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Aziz Nesin'in Biyografisi

20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.

Aziz Nesin'in Kitapları Kitap Ekle

8,6/ 10  (335 Oy) ·  1.403 Okunma
8,8/ 10  (129 Oy) ·  531 Okunma
4. Sizin Memlekette Eşek Yok Mu (Seçilmiş Öyküler)
8,8/ 10  (138 Oy) ·  505 Okunma
8,3/ 10  (62 Oy) ·  200 Okunma
6. Adamı Zorla Deli Ederler (Seçilmiş Öyküler)
8,4/ 10  (44 Oy) ·  167 Okunma
8,3/ 10  (22 Oy) ·  140 Okunma
8. Zübüklüğün Sonu Yok (Seçilmiş Öyküler)
8,3/ 10  (34 Oy) ·  129 Okunma
7,8/ 10  (38 Oy) ·  129 Okunma
9,0/ 10  (28 Oy) ·  121 Okunma
11. Şehirden İndim Köye (Seçilmiş Öyküler)
8,2/ 10  (29 Oy) ·  121 Okunma
7,9/ 10  (14 Oy) ·  114 Okunma
8,4/ 10  (21 Oy) ·  112 Okunma
14. İstanbul'un Halleri (Seçilmiş Öyküler)
7,7/ 10  (31 Oy) ·  110 Okunma
8,2/ 10  (13 Oy) ·  102 Okunma
8,6/ 10  (29 Oy) ·  99 Okunma
8,3/ 10  (22 Oy) ·  99 Okunma
8,5/ 10  (17 Oy) ·  99 Okunma
8,4/ 10  (30 Oy) ·  97 Okunma
8,4/ 10  (19 Oy) ·  93 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Ferah, bir alıntı ekledi.
30 Tem 2015

Diyorlar ki ; "eskiden böyle değildin artık içine kapandın..''
Dedim ki ; "içindekiyle yetinen bu kalp artık sizi ne yapsın ''

Aziz NesinAziz Nesin
Ayçagül Akar, bir alıntı ekledi.
21 Ağu 2015

Alıştın, nutukları dinleyip uyuyorsun. Sen böyle uyudukça, sanma ki sabah olur! Körler memleketinde, şaşı padişah olur!

Aziz NesinAziz Nesin
Ferah, bir alıntı ekledi.
17 Şub 2015

''Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha da büyük hale getirir..
Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir..
Ona bir ev verirsiniz, size bir yuva verir..
Ona sebze verirsiniz, size yemek verir..
Ona bir gülücük verirsiniz, size kalbini verir..
Ona bir şarkı söyleyin, size konser verir..
Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir..
Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun..''

Aziz NesinAziz Nesin
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
26 Oca 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine,
dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız,
sorun kendiliğinden çözülecek aslında."

Şimdiki Çocuklar Harika, Aziz NesinŞimdiki Çocuklar Harika, Aziz Nesin
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
23 Ara 2014

1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine’çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Aziz Nesin (Aziz Nesin'in Soyadı Hikayesi)Aziz Nesin (Aziz Nesin'in Soyadı Hikayesi)
Semanur*, bir alıntı ekledi.
15 Ağu 2015

''Aldatan kişinin cinsiyeti ne olursa olsun,
Medeni hali şerefsizdir ...''

Aziz NesinAziz Nesin
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 26 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Din
Sultan Mahmud'a
-Efendimiz, adamın biri peygamberliğini ilan etti derler.
Padişah
-Getirin bana! der.
Sahte peygamberi getirirler; yalınayak başıkabak, açlıktan avurdu çökmüş, üstü başı dökülen biri.
-Götürün bunu, kırk gün yağ balla, fındık üzümle, baklava börekle besleyin! der.
Kırk gün sonra adamı huzuruna çağırtır, sorar:
-Nasıl yine peygamber misin?
-Evet...
-Peki peygamberlere vahiy gelir, sana da vahiy geliyor mu?
-Evet geliyor Cebrail vasıtasıyla geliyor
-Ne deniyor vahiyde?
-Cebrail vasıtasıyla Allah bana! "Sen yerini buldun, sakın oradan bir yere kımıldama!" diyor.

Biz Adam Olmayız, Aziz NesinBiz Adam Olmayız, Aziz Nesin
Barış, bir alıntı ekledi.
15 Şub 22:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Günden güne ahlak bozuluyor.

Zübük, Aziz Nesin (Sayfa 22)Zübük, Aziz Nesin (Sayfa 22)
Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
27 Nis 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yapayalnızım...Hep yalnızdım.Yalnızlıktan hiçbir yakınmam olmadı, yalnızlıktan kurtulamayacağımı artık iyice anladıktan sonra..

Vakıf - 16 Kasım 1990

Mum Hala 1, Aziz Nesin (Sayfa 399 - Nesin Yayınevi - 7. baskı)Mum Hala 1, Aziz Nesin (Sayfa 399 - Nesin Yayınevi - 7. baskı)
Bütün Alıntıları Göster

Aziz Nesin ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

Zagor, Aziz Nesin'i yorumladı.
06 Tem 2017

"Benim aşırı tutumluluğumun ana kaynağı, emeğe olan saygımdır. Emeğe saygı duyulmadan, emekçi sınıfından yana olmak olanaksızdır. Ben herhangi bir şeyde, o şeyi üreten insanların emeğini ( yani harcadıkları zamanı, yani o insanların yaşamını) görürüm. Örneğin çocuğumuz, pilavını yedikten sonra tabağında beş pirinç tanesi bıraksa ve günde düşünelim böyle birkaç yüz çocuk aynı şeyi yaparsa ne olur? Burda ziyan olan pirinç taneleri değildir. O pirinç tanelerinin, ekiminden, hasadından, ayıklanmasından, taşınmasından, taa pişirilip soframıza getirilene dek kaç insanın emeğinin geçtiğini düşünelim. O emek, o insanların yaşamıdır. Ve o pirinçleri atmak, emeğe, emekçiye ve insan yaşamına ve dolayısıyla insanın kendisine saygısızlığı demektir. Bilmem, anlatabildim mi? Bu yüzden, tek yüzü yazılmış kağıtları atmam, arka yüzlerine de yazarım. İki yüzü yazılmış kağıtları da, hem kendim kağıt peçete olarak kullanırım, hem de vakıftakilere kullandırırım. Daha sonra bunlar ocakta yanar. Özellikle Türkiye'de ve benzeri ülkelerde, tüketim toplumlarına uyarak ürün ziyanlığı, salt ekonomik değil, aynı zamanda ahlaksal bir sorundur. Atmaya, ziyan etmeye, savurganlığa hakkımız yok bizim."

"Şeftalisi var yiyemezsin
İpeklisi var giyemezsin
Cepte para nanay
Dön şinanay şinanay"

27 sene evvel henüz aklımız siyasete , siyasi sürgüne dahi ermez, Aziz Nesin 'i bile doğru düzgün bilmezken okumuştum "Bir Sürgünün Anıları" adlı kitabını..Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum.. Ne istiyorlardı bu ufacık adamdan..Ellerinde kelepçeyle Bursa'ya girişi, açlıkla cebelleşmesi, yanındaki ( hadi isim vermeyim ) akıl hocasının votkayı su diye kendisine içirmesi, yaptığı her işe taş koymaları..Yılmıyordu ama yine de..Bursa'da kitapçı açmaya kalkışıyordu mimlenmiş olmasına rağmen.. Şu yukardaki dizeyi okuduğumda hem çok üzülmüş , hem de çok gülmüştüm..Öyle bir yazardı işte kendisi ..O' nun gibisi GELMEZ ..Bugün okuyor ve yazıyorsam kendisine borçluyum ..Kendisi benim nazarımda Türk edebiyatının her daim bir numarasıdır kim ne derse desin..Yaşadığı müddetçe huzur vermediler O'na huzur içinde yatsın namı diğer "KILLI" Mehmet Nusret Nesin..

Ferah, Aziz Nesin'i yorumladı.
20 Ara 2014

doğum günün kutlu olsun üstat iyi ki geçtin bu dünyadan.....

Son İstek

Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil

Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil

Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil

Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Cezaevlerinde değil

Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil

Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazan sevi üstüne
Ölüm kararı değil

Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarla değil

Aziz Nesin Sivas Katliamı'nı Anlatıyor:
"2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde Neler Yaşadım?"


''Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.''
Ben Aziz Nesin. 1915 doğumluyum ve işin aslı
yaşadığım toplumdan biraz farklı bir yapıdayım.
Boyum kadar kitap yazmış, hayatımı yazmaktan kazanmış biriyim.
Açık sözlüyüm, düşünürüm düşündüğümü söylerim.
Bundandır ki, ömrümün uzun bir süresini
ya hapishanelerde geçirdim ya ölümle burun buruna geldim.
Ancak bir olay var ki yarası kapanmaz, kapanamaz.

''Ben bir ateistim.''
Evet ben bir ateistim. İnananlara, inançlara saygı duyuyorum.
''Ben genelde 400 yıl önce ne olursa olsun, en doğru sözler olsun,
bugün aynen onların yürürlükte kalmasından yana değilim.
700 yıl önce, 750 yıl önceki Mevlana da öyle, tabii bunların içinde
ölümsüz değerde sözler elbette vardır. Ama o felsefe bütünüyle
bugüne ait uygulanamaz ve o yüzden ben Müslüman değilim,
yoksa Kuran’da da güzel sözler var. 1300-1400 yıl önceki sözlerin,
kimin sözü olursa olsun, eskimeyeceğine inanmıyorum. Eskimiştir'', demiştim.

"Nereden bilebilirdik!"
Tarihler 1 Temmuz 1993 idi.
4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'taydık.
Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler
yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim.
İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı.
2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler,
bir nevi olacakların habercisiydi.

"Röportaj yapmaya gelen İhlas Haber Ajansı muhabiri,
aslında o güruhun içinden geçenleri anlatmaya, cevap almaya gelmişti."
Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu.
Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu.
Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi.
Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş.

"Bu tartışmadan sonra apar topar otele geçtim."
Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı.
Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli'nin önündeydi. Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık.
Erdal İnönü arandı ve ona ''Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları
ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı dedim.''
gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti.

"Tiyatro değil, katliam"
Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan
belediye başkanı ne kadar reddetse de 'gazamız mübarek olsun' sözüyle
adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. 'Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak' , 'Laiklere ölüm' ,
'Yaşasın şeriat' ve 'Sivas Aziz'e mezar olacak' sloganları,
aslında hedefin sadece ben olmadığını anlatmaya çalışıyor gibiydi.

"İlk fitil ateşlendi."
Önce yağmalama sonra ise 'yakın ulan yakın' sesleri ve
tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti.
Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı.
Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın
olduğum anı artık görebiliyordum.

"Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti."
Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken,
aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı.
Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu.
Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım.
Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez 'ölüyoruz abi' dedi.
Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok.

"Olduğum yere çökmüştüm. Takatim kalmadı."
Sonra dönüp Lütfi'ye ''Sayın Kaleli beni şu yatağa yatır,
bu güruha kötü bir ceset vermek istemiyorum.
Korkarak ölen bir adam gibi görünmeyeyim.
Köşeye büzüşmüş bir adam gibi ölmeyeyim.'' dedim.
Sonrasında Lütfi'nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık.
O sırada otelin önüne yaklaşan bir itfaiye eri bizi kurtarmak için yeltendi.

"Merdivenlerden inerken, çökmüş haldeydik..."
İtfaiye merdivenlerinden inerken, sonradan Refah Partisi Meclis üyesi
olduğunu öğrendiğim Cafer Özçakmak 'Asıl öldürülecek hayvan burada' dedi
ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü'nde gibiydim.
Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı.

"O sırada görevlilerden biri beni bileğimden çekerek kalabalığın ortasına attı."
Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar.
Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim.
Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33'ü aydın 35 insan,
yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti.

"Muhlis Akarsu vardı içeride."
Belki böyle öleceğini tahmin etmezdi ama ''Akarsu'yum yansam da,
kül olup savrulsam da, bazı bazı gülsem de, yine gönlüm hoş değil'' demişti.

"Metin Altıok vardı içerde, Asım Bezirci, Behçet Aysan vardı."
Birimize bir şey olursa kalanlar ne yapar diye sorulduğunda,
'kalanlar, ölenler için şiirler yazar.' denilerek bekleniyordu ölüm.

Aziz Nesin'in babası Abdülaziz Efendi'ye yazdığı şiir...

"Dünyaların en iyi babası benim babamdır.
Düşmandır düşüncelerimiz,
Dosttur ellerimiz.
Dünyada tek elini öptüğüm,
Babamdır.

Kırkını geçtin, adam olmadın der,
Başım önümde dinlerim,
Önünde tek baş eğdiğim babamdır.
Sabahlara dek Kur'an okur
Anamın ruhuna,
İnanır ona kavuşacağına.

Bana gâvur der
Diş bilemeden
Dünyada tek bağışladığı ben,
Tek bağışladığım odur.

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,
Bi türlü ölemiyorum der senin yüzünden,
Çocuklar ortada kalacak,
Ölemez kahrımdan benim,
Yaşamak zorunda benim yüzümden.

Gözlerindeki ateş bakışlarında söner,
Tuttuğun altın olsun der.
Çocukluğumu tek anlayan odur,
Dünyaların en iyi babası benim babamdır..."

Aziz Nesin'in Çantası...

"Mahalle Mektebi uzak… Kış, soğuk, kar…
Paltom yok…
Üşüyorum, ellerim donuyor.

Annem haki renkli kalın bezden bir çanta dikti bana.
Kitabımı, defterimi çantama koyuyorum.
Soğukta elim üşüdüğünden çantayı tutamazdım,
kolumun altına sıkıştırırdım; soğuktan korunmak için
elimi de çantanın altına alırdım.

Okul dönüşü eve gelince ellerim sızım sızım sızlar…
Bir akşam, eve geldim yine, annem: “Çantan nerde?” dedi.
Eğilip kolumun altına baktım, çanta yok…
Yolda, soğuktan elim uyuşmuş, parmaklarım duyarlığını yitirmiş,
çantanın düştüğünden haberim bile olmamış.
Dönüp baktım, aradım geçtiğim yolları; çanta yok…

Babam bu olayı, sonraları çok başka türlü anlatırdı:
“Yepyeni bir çanta almıştım…
çok pahalı bir çanta… Çok güzel bir çanta… Sağlam çanta…
Üç gözü vardı çantanın… Hem de kilidi vardı çantanın…
O güzelim çantayı taşıdığı ilk gün yolda düşürmemiş mi elleri üşüyüp de…
Vah benim oğlum… ‘Çantan nerde?’ diye sorup da kolunun
altında göremeyince çantayı, başladı ağlamaya…
'Ağlama oğlum, ben sana daha iyisini alırım’ dedim.
Daha güzel bir çanta aldım…“

Babam böyle anlatırdı; anlata anlata, bu anlattıklarına iyice inanmıştı.
Babam, içinden geçenleri, dileğini anlatıyordu.
Dileğini olmuş sanıp, inanarak anlatıyordu.
Hiç bir zaman: Baba öyle değildi diyemedim.

O, gülerek anlatırdı, ben de gülerek dinlerdim.
Çoğumuz kendi suçumuzmuş gibi yoksulluğumuzdan utanırız.
Ben de yıllarca yoksulluk ayıbımdan utandım, taa yazar olana dek…
Çoğunluğun yoksul olduğu ülkede, yoksulluğun değil,
daha utanılası olduğunu yazarlığa başlayınca anladım."

Aziz Nesin'in Bütün Kitapları hakkında bilgi almak için çok güzel bir kaynak...
http://www.nesinvakfi.org/...li_dizelge.html#Aziz Nesinin Bütün Kitapları (ayrıntılı bilgi ve içindekiler için tıklayın)

Bigün ölünce arkamdan şöyle söyleyecekler:
"Oldukça yetenekli, eli kalem tutar bir adamdı.
Eğer polisten, savcıdan, sorgudan, soruşturmadan zaman bulabilseydi,
belki yazmaya fırsat kazanıp iyi bir yazar olabilecekti."

Aziz Nesin, Hayatımı Düzene Koydum
11 Kasım 1948 / Markopaşa

Yaşar Kemal; “Aziz Nesin tıpkı Nasreddin Hoca gibi güldürürken, düşündürür de” demiş ve tarzını aslında bir cümle ile özetlemiştir. Türk mizahının babası, Asker, Gazeteci, Şair, Yazar, İnsan Aziz Nesin'i anlatmaya kelimeler,cümleler ve kitaplar yetmez. Onu anlamak ve anlatmak için hiç durmadan ve yorulmadan okuyun, okuyun ve daha çok okuyun...

http://dunyalilar.org/gunlerden-aziz-nesin.html

Yıl 1915, Çanakkale Savaşının en kızgın, en civcivli zamanı. Nusret “yardım, Tanrı yardımı, başarı üstünlük” anlamına geliyor. Tanrı yardım etsin de Çanakkale Savaşını kazanalım diye, böyle bir dilekle adımı Nusret koyuyorlar. Mehmet de dedemin adı. Ben Mehmet Nusret…”

Bazı görüntüler vardır, orada gördüğünüz kişileri hep öyle hatırlarsınız. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yanan Madımak Oteli’nden kurtarılmak üzere (!) itfaiye merdivenlerinden aşağıya inen Aziz Nesin, yaralı olup olmadığına bakılmaksızın oradakiler tarafından hırpalanıyordu. Ekran karşısında izlerken öfkelenen annem ve babamdan anlıyordum bu yaşlı adama vuranların hiç de iyi insanlar olmadıklarını. Siyasetin ne olduğunu bilmesem de en azından (çocuk aklımla) olanlar karşısından gözleri buğulanan anne ve babamın tepkilerinden, bir şeylerin hiç de iyiye gitmediğini idrak edebiliyordum. TV kanalları Sivas’taki katliamın dehşetini anlatırken, kamera stüdyoya döndüğünde yorumcular “Ama Aziz Nesin…” ile başlayan cümleler sarf ediyordu. Sonraları bu görüntünün zihnimde yarattığı Aziz Nesin değişti. Liseye başlamadan önce okuduğum kitapları beni bambaşka bir Aziz Nesin ile tanıştırdı. O yüzdendir ki insanın kendi tarih, yaşam ve politik okuyuculuğunun temellerini ararken, yıllar sonra geriye dönüp baktığında şu anki halinin o iki gözlem arasında hangisine “kaygı” duyduğunu hatırlamasıyla başladığını düşünürüm.

“Ömrüne Sığmayan Adam- Aziz Nesin 1915-2015 ” adlı sergi, onu kitaplarından, öykülerinden, oyunlarından, Marko Paşa’dan ve daha birçok şeyden bilen ya da bihaber olanlar için, doğumunun 100’üncü yılında Nesin’i kendi yazdığı gayri resmî ve resimli yaşam öyküsünden anlatmaya, dahası ilk kez bu kadar anlamaya davet ediyor. Hesabı silinmeyecek ama hafızalarda unutmaya çalıştığımız “o görüntülere” inat, bazı yönleri pek de bilinmeyen bir Aziz Nesin tablosu çiziyor sergi...

10 Haziran’da İstanbul Tophane’deki Tütün Deposu’nda açılan sergi, 100 yıl önce doğmuş bu adamın satırlarından, sadece onu değil koca bir tarihi de aktarıyor. Nesin’in edebiyatı, mizahı, hayata bakışı, politik duruşu ve daha nicesi 16 Temmuz’a kadar açık olan bu sergide buluşuyor. Nesin Vakfı tarafından düzenlenen sergide, yazarın yüz binlerce dokümandan oluşan kişisel arşivinden bir seçki, elyazması notları, eşyaları, biriktirdikleri, aldığı ulusal ve uluslararası ödüller ve kitaplarının yanı sıra, yaşamı üzerine video röportajlar ve belgeseller de yer alıyor.

Küratörlüğünü Işın Önol’un üstlendiği serginin arşiv çalışmaları, Aziz Nesin’in kişisel arşivi üzerinde çalışarak yeni kitaplar yayımlayan ve hemen hepsi eski yazıyla tutulmuş taslak ve notlarını latin harflerine aktaran Esin Pervane ve Salih Bora tarafından yürütülüyor. “Ömrüne Sığmayan Adam- Aziz Nesin 1915-2015 ” sergisinin içeriği ve tasarımı ise Ali Nesin ve Vakıf yöneticisi Süleyman Cihangiroğlu başta olmak üzere Nesin Vakfı danışmanlığında tasarlanmış.

“O gömüte çiçek bırakmak gibi kolay değil”

Sergide en çok da Nesin’in hayat adına biriktirdikleri var. Sadece soyut ya da tinsel birikimler değil bunlar. Nedenini ise şöyle anlatıyor Nesin: “Ölülerimize gömüt yaptırmak ve gömütlerini ziyaret etmekten yana olanlara bir sorum olacak: en yakın ölmüşlerinizden kalmış, küçük ve ayrıntılı, özdeksel değeri olmayıp tinsel değeri olan andaçları saklıyor musunuz? Ve zaman zaman onlarla yakınlık kuruyor musunuz? Örneğin neler? Onlardan kalan ve onlara gelmiş mektuplar, not defterleri, küçük hesap pusulaları, kullandıkları ve artık kimsenin kullanmayacağı gözlükler, değişik kalemleri (kurşun kalem, dolmakalem, tükenmez vb., fotoğraflar, (zamanın rengini vurduğu) kimi yerlerden notlar düştükleri okudukları kitaplar, gazeteler, dergiler, mendilleri, hatta giysileri filan, kullanılmış eski para cüzdanları ve keseri, çakmakları, ağızlıkları, pipoları, cıgara ve tütün tablaları, kol düğmeleri, hokkaları, bardakları, fincanları (hatta kırık da olsalar, bastonları, gizli anı defterleri yada günceleri, her biri ölenimizden çok değerli anılar taşıyan bunları ve bunlar gibi kalıt andaçları saklıyor, koruyor musunuz? Sonra da zaman zaman bu andaçlarla ilişkiye girip sevgili ölmüşünüzü anıyor musunuz ve bundan başka o ölmüşlerinizi tanımayan yabda anımsamayan ev insanlarına da onları anlatıyor musunuz, anılarıyla, gülütleriyle, yaşamlarıyla, öyküleriyle… Hayır, bunları yaptığınızı hiç sanmıyorum. Çünkü bunlar zor iş, bir gömüt yaptırıp zaman zaman da (esince) o gömüte çiçek bırakmak gibi kolay değil…”

Aziz Nesin’in, sevenlerinin ardından onları unutulmuşluğa, dahası sadece soğuk bir mezar taşına emanet edenleri eleştirdiği bu yazı, serginin girişinde karşılıyor ziyaretçileri. Okuduktan sonra “Acaba ben kimleri, kimleri unuttum ve zamanın onu yutmasına izin verdim? Peki ya ben de böyle olacak mıyım?” sorusunun soğukluğuyla kendine getiriyor insanı. Sonrasında kronolojik bir sırayla dizilmiş yazıları takip etmeye başlıyor ziyaretçiler. Başlamadan önce önemli bir uyarı var. O da Aziz Nesin’in kaleminden okuyacağımız bu yazıların onun, kendine has kullandığı sözcüklerle yazdığı uyarısı: “Bişey, yada, biyer, candarma, cıgara, epiy, biçok, bikaç, Heğbeliada, Sıvas…” Çünkü Aziz Nesin imlaya gelmeyen yazar: “Balığın baştan koktuğu işlerin baştan kara gittiği memleketimizde, işe yeni baştan başlarken, imlâya gelmiyeceğimizi anlatmak için, bile bile böyle yapıyoruz.” Nesin’in imlaya gelmeyen bu yanına çabuk alışılıyor. 1915 doğumlu Aziz Nesin, “Heğbeliada” yıllarını, annesini, uzun süren babasızlığını, 12 yaşında yazdığı ve yayınevlerine gönderdiği ilk roman denemesini anlatmaya başlıyor... Birçoğu Nesin hakkında belki de hiç bilinmeyenler, üstelik onun kaleminden. Aziz Nesin’in hayatında anlatılabilecek birçok ilginç ve önemli detay var. Ama en dikkat çekicisi “Nesin” soyadını alışı. Ondan dinleyelim:

“Nesin?..”

“1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri “Eli açık”, dünyanın en korkakları “Yürekli”, dünyanın en tembelleri “Çalışkan” gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek bir zamanda ancak imzasını atabilen öğretmenimiz kendisine “Çeviker” soyadını almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılık anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana ortada böbürleneceğim bir soyadı kalmadığından kendime “Nesin” soyadını aldım. Herkes “Nesin?” diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.”

Aziz Nesin, Üsteğmenken yazmaya başlıyor ilk öykülerini. Yeni Adam, Yedi Gün, Millet, Akbaba dergilerine yolluyor öykülerini. “Aziz Nesin” takma adını da ilk orada kullanmaya başlıyor. Babasının ismi Aziz ama bir süre sonra kendi adı oluyor ve Mehmet Nusret unutulmaya başlıyor… Sonrasında yazının hayatının içine giriyor. Askeriyeyi bırakıyor. Zor yıllar başlıyor Nesin için, politik görüşü yüzünden çok kez hapse giriyor. Yazdığı dergiler kapanıyor. Bir dönem hayatta kalabilmek ve çocuklarına bakabilmek için gazete dağıtımcılığı bile yapıyor. Ama hep yazıyor, yazıyor, yazıyor. Sonrasında Nesin Vakfı’nın kuruluşu, yoksul çocuklar için kurulan bir dünya ve Sıvas…

“Kime göre uzak”

Aziz Nesin 6 Temmuz 1995 yılında öldükten sonra, Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü. Nesin’in mezarını birkaç aile yakını ve dostu dışında kimse bilmiyor. Nesin hatırlanmayı bir gömüte bağlamak istemiyordu. O yüzden serginin başlangıcı onun “hatırlanmaya” atfettiği farklılığı anlatarak başlıyor. Bir mezar taşıyla değil. Belki kol düğmeleriyle ama bir mezarla asla… O yüzden Nesin, yazdıkları, eleştirdikleri, yazı masası, telgrafları, kol düğmeleri, gelişi güzel topladığı gazeteleri, yaşarken ona ait olan ve onu hatırlatan şeylerle yaşıyor hâlâ.

İki kata yayılmış sergide alt katta şimdiye kadar anlattıklarımın yanı sıra iki de belgesel bulunuyor. Biri yakın zamanda vakıf tarafından çekilen bir belgesel. Diğeriyse Tan Oral’ın çektikleri. Tan Oral, Nesin Vakfı’nın mimarlarından biri. Oral’ın 1972 - 1973 yılları arasında Nesin Vakfı’nın inşa sürecinde çektiği 8 milimetrelik videolar da ilk kez bu sergide gösteriliyor.

Oral’ın el kamerasıyla çektiği görüntülere kendi sesi eşlik ediyor. Vakıf, arazi seçiminden son halini alıncaya kadar Tan Oral kamerayı bırakmıyor. Sessiz olan görüntüleri hatırladığı kadarıyla anlatıyor. Kocaeli yakınlarındaki araziyi görmeye gittiklerinde, Nesin, yazar ve sanatçı dostlarını da yanına alıyor. Bazıları “Aziz burası çok uzak” diyor. Nesin “Kime göre uzak” diye yanıtlıyor. Sonrasında kamera tüm yapım aşamasını izliyor. Boş arazi git gide son halini alıyor. Tan Oral, sürekli titreyen el kamerasını anlatırken şöyle diyor “Artık büyük sinemacılar bile sabit ya da pürüzsüz görüntü kullanmıyor. Hepsi benim el kameram gibi görüntülerle yeni filmler çekiyorlar. Oral haklı, hayatın gerçekçiliğini salt “toplumsal gerçekçilikte” değil, yaşamın tüm devinimlerini izleyen, estetize edilmemiş, yalın haliyle de vermek istiyor. Titreyen el kamerası, bize kendi anılarımızı yaşatıyor havası veriyor. Estetize edilmemiş, hissedilebilen bir anımsama oluşuyor ekranda. Dokunulabilcek kadar yakında, Aziz Nesin’in dediği gibi “o gömüte çiçek bırakmak” gibi değil. Daha burada, daha yaşayan ve yaşayacak…

“Kalem yapın beni kalem”

Tek Ciltte Aziz Nesin, Aziz Nesin, Everest Yayınları

20 Aralık 2015’te doğumunun 100’üncü yılı kutlanacak olan Aziz Nesin, kurucusu olduğu Nesin Vakfı tarafından yıl boyu düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. Aziz Nesin’in 100’üncü doğum yılına paralel olarak Everest Yayınları da Çetin Altan’la başladığı, edebiyat, sanat ve kültür dünyamızı şekillendiren ustaların yapıtlarından kapsamlı seçkilerin okurla buluşturduğu Tek Ciltte dizisinin ikincisini Aziz Nesin’e ayırdı. Sergideki bilgilerin daha kapsamlı ve geniş bir şekilde ele alındığı “Kalem Yapın Beni Kalem! Aziz Nesin” yazarın, geniş bir otobiyografisine yer veriyor. Sadece onun anlatımıyla değil, anlattıkları, yazdıkları, röportaj ve söyleşileri, bir öyküsü ve romanı, şiirleri ve gezi yazılarının da bulunduğu kitapta Aziz Nesin’in vasiyeti de yer alıyor. Kitap Nesin’e ve yaşadığı çağa ve hatta ileriki yıllara ayna tutabilecek hiçbir ayrıntıyı atlamıyor. Büyük bir ömrün, panoramasını çıkarıyor…

Elbette hikâye burada bitmedi, bitmiyor. 100 yıl önce doğmuş aydın, yazar ve daha birçok tanıma mazhar olan Aziz Nesin’e kulak verelim: “İşte benim henüz bitmemiş hikâyem.. En çok merak ettiğim şey, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim bu hikâyenin sonu...”

~ Alıntı ~

Bütün Yorumları Göster