Aziz Nesin

Aziz Nesin

8.4/10
2.813 Kişi
·
10.479
Okunma
·
1.753
Beğeni
·
21.353
Gösterim
Adı:
Aziz Nesin
Tam adı:
Mehmet Nusret Nesin
Unvan:
Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1915
Ölüm:
İzmir, 6 Temmuz 1995
20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.
Diyorlar ki ; "eskiden böyle değildin artık içine kapandın..''
Dedim ki ; "içindekiyle yetinen bu kalp artık sizi ne yapsın ''
"Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine,
dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız,
sorun kendiliğinden çözülecek aslında."
''Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha da büyük hale getirir..
Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir..
Ona bir ev verirsiniz, size bir yuva verir..
Ona sebze verirsiniz, size yemek verir..
Ona bir gülücük verirsiniz, size kalbini verir..
Ona bir şarkı söyleyin, size konser verir..
Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir..
Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun..''
Alıştın, nutukları dinleyip uyuyorsun. Sen böyle uyudukça, sanma ki sabah olur! Körler memleketinde, şaşı padişah olur!
"BEN DÜŞMANLARIMDAN KORKMAM, AMA DÜŞMANIN APTALINDAN İĞRENİRİM; DOSTUN APTALINDAN BİLE KÖTÜDÜRLER.BUNLARDAN ÇOK DAHA KÖTÜ İNSANLAR DA VARDIR: HİÇ DÜŞMANI OLMAYANLAR."
Aziz Nesin
Sayfa 158 - Nesin Yayınevi 6. Basım
"Emperyalizm kendi doğası gereği savaştan yana olmak zorundadır."
Aziz Nesin
Sayfa 130 - Nesin Yayınevi 6. Basım
1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine’çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.
Aziz Nesin
Aziz Nesin'in Soyadı Hikayesi
Yapayalnızım...Hep yalnızdım.Yalnızlıktan hiçbir yakınmam olmadı, yalnızlıktan kurtulamayacağımı artık iyice anladıktan sonra..

Vakıf - 16 Kasım 1990
Aziz Nesin
Sayfa 399 - Nesin Yayınevi - 7. baskı
Sultan Mahmud'a
-Efendimiz, adamın biri peygamberliğini ilan etti derler.
Padişah
-Getirin bana! der.
Sahte peygamberi getirirler; yalınayak başıkabak, açlıktan avurdu çökmüş, üstü başı dökülen biri.
-Götürün bunu, kırk gün yağ balla, fındık üzümle, baklava börekle besleyin! der.
Kırk gün sonra adamı huzuruna çağırtır, sorar:
-Nasıl yine peygamber misin?
-Evet...
-Peki peygamberlere vahiy gelir, sana da vahiy geliyor mu?
-Evet geliyor Cebrail vasıtasıyla geliyor
-Ne deniyor vahiyde?
-Cebrail vasıtasıyla Allah bana! "Sen yerini buldun, sakın oradan bir yere kımıldama!" diyor.
BAZI ÜRÜNLER FABRİKA ÇIKIŞI İTİBARİYLE "ARIZALIDIR" !!!

Aslında bu değil , Aziz BABA 'nın bambaşka bir kitabına inceleme yazmaktı amacım.. Sevgili İnci de bu kitaba bir inceleme yazmış ..Okudum ..Pekte güzel , duygusal bir inceleme olmuş.. Bizim kalbimiz adamantinle kaplı , pek tabii nüfuz etmedi öylesine çok ..Bilmem belki de kendim evli olmamamdan kaynaklıdır ..Çoluğum çocuğum yok ..Herneyse bunu toplum bilimciler, sosyologlar falan tartışsın =)) İncelemenin altına duygusal yorumlar ve hayrolsunlu mesajlar döşeneceklere not : Umrumda dahi değil .. Benim kendi yargılarım çok daha ayrı .. Herneyse okudum incelemeyi.. Beynimde şimşekler çaktı , 15000000 volt geçti o an beynimden.. Ulan ben bunu daha önce niçin düşünmedim diye.. Buyrun başlayalım ..

Bu da kısmi bir incelemedir .. Yılların kendimce sorulan hesabıdır .. Bir bakıma gavurun deyişi ile PAYBACK 'tir .. Hem kendim ile , hem de ailesel bazda hesaplaşmadır..

Sevgili ailem ,

5 bilemedin 6 yaşımda ya var , ya yoktum .. Kuran kursuna gitmek istiyorum dedim .. Gık demedin ..Gittik ..Kur'an değildi ( sonradan onu da öğrendik gerçi ama ) , arapçaydı bize öğretilen .. Elifler bilmem neler falan kaldırmadı kafamız .. İyi bir zopa yedik haliyle imamdan kızılcık sopasıyla ..Hemen firar verdik tabii.. Bize göre değildi o yaşta, o öğretilenler .. İşin aslı, yani tüm bu anlatacaklarım aslen ilkokulda bir kış mevsimi , bir cuma günü akşamında başladı .. Bilenler bilir .. Cuma akşamı yağmurlu havada (akşamcılar el kaldırsın!) istiklal marşı okuyarak karanlık servislerde eve geri dönmek ve evde TRT ' de yayınlanan akşam bülteninin , tartışma programlarının kahrını çekmek.. Bu kahrın sözlük karşılığı yok sözlüklerde.. Sanırım bunun bilinciyle ve dersten çıkmış olmanın da verdiği rehavet ile her ne yapıyordumsa artık (aklımda da değil) , arkama baka baka koşarken kafa kafaya çarpıştığım bir cocukla kendi BİG BANG ' ime gark olmamla gözümde yıldırımlı yıldızlar çaktı ve olaylar böylece start aldı .. Gözümün üstünde ayrı bir uydu , ayrı bir ikinci kafa oluşmuştu .. Gözüm kapandı pek tabi doğal olarak ..Bindim servise ..Uranyumlu varillerde kundaklanan , polonyumla marine edilmiş ,"Tepenin Gözlerindeki" filminde radyasyonla mutasyona uğramış mutant madencilere dönmüştüm .. LÜTFEN BAKINIZ : https://tenor.com/...aveeyes-gif-10086996
Sağ gözüm kapanmıştı kapanmasına ama bambaşka bir ışık, ferle doldurdu o an o gözleri.. Ortaokula giden ve benden baya baya büyük bir kızın resim dosyasının arkasına yapıştırdığı İron Maiden " KILLERS" albüm kapağına (https://i.hizliresim.com/YgAONA.jpg ) bakmaktaydım o an .. ( Sevgili Necip Gerboğa , beni bir dinleyen olarak ancak sen anlarsın.. ) Aklım başımdan gitti tabii..Bu nasıl bir çizim, bu nasıl bir dünya idi ? Almıyordu kafam Cin Ali evrenindeki çöp adamlardan sonra böylesi bir güzelliği .. Bir yandan kıza bu ne diye sorup terso cevaplar alıyorken, eve gidene kadar gözümün üstündeki şişlikler insin diye 3+1 dualar (3 kulfu 1 elham) okuyordum .. İnmedi tabii..Geldim eve ! "Allah iyiliğini versin senin! - bu ne hal - sen adam olmazsın - bir gün de yüzüm gülsün - ne günah işledim de bunları görüyorum" lara müteakip dayaksız ve zopasız o geceyi atlattık ..İstirahatgahımıza yatırıldık ..Gözümüzde merhemler , aklımızda albüm kapağı ile .. Şu an çok iyi biliyorum ki , karanlık sabırlıdır .. Tohumları atar ve bekler .. Çünkü bilir ki ,en ufak bir ışık kötülük tohumlarını yeşertecektir.. Ben de biliyordum ..Muhakkak bir gün "Eddie" ile yollarımız kesişecekti.. Ama devir yokluk devri .. Para yok, pul yok .. Kaset ütopya , kasetçalar bir imkansız düş..Gel zaman git zaman , okul yolu düz gider , el ele el ele verin çocuklar derkeeeeeeen , Gorki' nin Çocukluğum incelememde
( #25196704 ) bahsettiğim gibi ben de METAL ile tanıştım en nihayetinde..

Sonra ne mi oldu ? Sonrası bir Anadolun kasasına , Maserati motoru takılması ile açıklanabilir ancak (Maserati' nin amblemine dikkat!) ..

Sevgili Babacığım ,

Yıllar yılı sende şeker varmış.. Bilemedik ..Sen de bilmiyordun..Sofrada gelmemiş tuzluk için cinnetler yaşanırken , geç koyulan bir çay için cehenneme portallar açılırken .. Hiç sorgulamadık ..Sorgulamadım .. Sen tokat attın .. Ve kendince de haklıydın .. Bense kendimce haklıydım ..TOKATA KARŞILIK ROKET ATTIM! (bugün olsun bugün de atarım!) .. NON SERVIAM bizim mottomuz !! Kendimce ben de haklıydım .. Ama sen de haklıydın .. Hep istediğim dağ bisikletini aldığın gün camdan aşşağı attığında (kardeşimle paylaşmadığım için zohahahaha =)) ) , sesini çok açıyorum diye bana aldığın müzik setini işte o bisikletin yanına yolladığında , dişimden tırnağımdan artırdıklarımla mail order yapıp yurt dışından sipariş ettiğim kasetleri kırdığında da haklıydın ..

Sevgili Anneciğim ,

Babam gibi sen de bir işçiydin .. Sözde "mübarek" ve hak yemez hükümetler döneminde ordan oraya sürdüler seni SOLCU diyerek.. Öğlen tatilinde alırdın beni okuldan .. Beni aldığın için yemekte yiyemezdin .. Okuldan aldıktan sonra beni , kaçırdığın öğle yemeği yüzünden nice aç kaldın.. İstedin ki okuyayım .. Kendince haklıydın .. Ama sayısal değil , sözeldi , dil üzerineydi benim zekam =)) Sen inat ettin ..Buna karşılık ben de inat ettim =)) Sonuçta benim dediğim oldu .. Ben kazandım!!! 3 kez üniversite ve bölüm değiştirdim =))

Bir akşam üstü evden ekmek alıyorum diye çıkıp , dışarda bizim tayfaya rastgelip 2 hafta Eskişehir' e gidip , geri döndüğümde ders çalışmaya gittim dedim mi (YERYÜZÜNDE BÖYLE BİR YALAN YOK!!! ZOHAHAHAHA =) )? Orlarda donmuş Porsuk Nehri' nin üstünden geçecem diye 20 tane birayı buzun kırılması ile nehre kurban verdim mi ölümden dönüp? Otostop çekip konsere mi gitmedim ? Erkin Koray ' la tanışacağım diye İzmir sokaklarında mı yatmadım ? İstanbulda otobüsü kaçırıp Esenlerde mi pineklemedim bir kış gecesi ..Çantamda üniversite sınavı giriş formu varken ve bu formun son veriliş gününde gezdiğimiz takla atan arabanın içinden mi çıkmadım .. Daha sayamadığım nicesi ..Evet! Hepsini yaptım ! Bugün olsa yine yapardım ..

Siz ve geri kalan tüm "NORMAL dediğiniz toplum bireyleri " ile ben apayrı bir düzlemdeydik .. Bugün ben sizi anlamış bulunuyorum.O zaman da anlamıştım .. Çok kızıyordum ama anlamıştım yine de .. Sizin beni anlamanıza imkan yoktu .. Bugün de yok ..Size 6 tane hızlı içilmiş KIRMIZI TUBORG üstüne canlı, en ön sıradan Motorhead ACE OF SPADES dinlemenin zevkini ben nasıl anlatayım ?!?! =)) Plak , cd , flyer ve t shirt alıp kolleksiyon yapmanın zevkini nasıl alabilirsiniz ki? Bir albümün çekme kasetini almak için , o yoklukta ,internet denen şey yokken teee İzmirlere otostopla gitmenin bugün dahi mantıklı bir açıklaması yok sizin için ! Ya da mail order yapıp bir heyecanla alacağın bir t shirt ya da cd yi HEYECANLA BEKLEMEDİNİZ SİZ !! İMKANSIZ BU !!! Siz o gün de haklıydınız bugun de haklısınız.. AMA ben de öyle!!

Nerden nereye geldik .. Okuduğunuz bu kitap , bir ebeveyn için elzemdir .. Okunmalıdır .. Büyükle büyük , küçükle küçük olabilmektir anlatılmak istenen .. Ben babamdan ileri ama OĞLUMDAN GERİYİM ' dir yansıtılmak istenen .. Tıpkı Killa Hakan ' ın sözlerine yansıttığı gibi...

Zaman çabuk geçer, anlamazsın bile olur derdin
Bir daha geri dönüp baştan başlamak için neler verirdin
Yaşanacak çok şeyler var kulak vermesini bi' öğrenin
Oturup kalkmasından belli olurmuş derler Güngören'in

Zurnanın zarıldadığı kısım .. Metalci bir çocuğun varsa ve o felsefeyi canı gönülden almışsa , yapacak çok bişey yoktur .. Sen istersin , AMA O İSTEDİĞİNİ YAPAR ..ÇÜNKÜ BAZI ÜRÜNLER FABRİKA ÇIKIŞI İTİBARİYLE ARIZALIDIR!!!

Son söz : burdan beni zopalayan o "imama" canı gönülden teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.. sonsuz TEŞEKKÜRLER SANA !!! =))

Tıpkı Ace of Spades ' te Motorhead 'in dediği gibi ..

If you like to gamble, I tell you I'm your man
You win some, lose some, ALL THE SAME TO ME!!
The pleasure is to play, makes no difference what you say
I don't share your greed, the only card I need is the ACE OF SPADES!
ACE OF SPADES!
Playing for the high one, dancing with the DEVIL
Going with the flow, it's all a game to me
Seven or eleven, snake eyes watching you
Double up or quit, double stake or split, the Ace of Spades
the ACE OF SPADES!
You know I'm born to lose, and gambling's for fools
But THAT'S THE WAY I LIKE IT BABY
I DON'T WANNA LIVE FOREVER!!!

KOPSUN KAFALAR !!!!

https://www.youtube.com/watch?v=_vvp8G44PNA
Dün gece yine çok içip küfelik olmuşum ( "Zıkkım" iç diyenler...duydum sizi de !! =) ) .. Sürekli kitap aldığımdan dolayı , artık kitaplığımda ve odaya getirdiğim iki battal boy sehpa üzerinde (ikiz kulelere döndü bunlar hele ! ) kitaba yer kalmadı ..Koli olayında da çığır açtım ; balkon ve odanın dört bir yanı bunlarla dolu ..Yaysat bayisi gibiyim ..Baktım olacak gibi değil yatağa dizmeye başladım .. Sabah kalkınca yatağını düzeltmeyen ben , hergün evde cinnet yaşanmasın diye yatak ve çarşaf düzeltir oldum ..Şimdilik yatak müsait ..İkinci katı çıktık bakalım .. Neyse efenim dün gece ben zil , elimde şişeler zurna olunca artık o kafayla kitapları kaldıramayacağım için alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak yere , yani halının üzerine yatmışım .. Yere yatıyorsun , altına birşey sermiyorsun, bari yastık al değil mi ? O da yok ..İki tane t-shirt almışım kafamın altına .. Onlar da gece kağıt helvaya evrilmişler külkedisi masalındaki arabanın balkabağına dönüştüğü gibi.. Alarmı da bir saat evvele kurmuşum .. Sabah dörtte bidibidibidi diye ötünce zifiri karanlığın içine uyandım .. Bir Wolverin pençesiyle ona da "Yolverin" dedim.. Daha 3 saat var diyerek yumdum gözlerimi .. Tekrar bir açtım ki saat yedi !! 10 dakka sonra evden çıkmam lazım .. Kalkmaya çalışmamla beraber olanlar oldu.. Gece boyunca cyborga evrildiğimi anladım.. Boynum , "Sol Ayağım ve sol omzum ayrı bir konfederasyon kurup, bağımsızlıklarını ilan ederek terki diyar eylemişler beni .. Dün gece yatarken insan formunda uykuya dalan ben, sabahına ROBOCOP olarak gözlerimi açtım .. Topal kargalar misali seke seke , triger kayışı koparmış hacı muratlar misali öksüre tıksıra çaydan geçtim, banyoya koştum hemen el yüz yıka ,default temizlik falan fıstık derken çantama da bugün okuduğum bu kitabı atıverdim ..Geldim işyerineee .. Sabah garibanların iskenderi Ankara simidi ve çayla depoyu fulledim .. Tabi çay alırken ,bizim kekomançilerin muhteşem bir diyaloğu aldı beni benden yine ..

- Olm 14 şubatta ne oldu?!?? (sanki fransız devrimi yaptılar Playboy Mansion' ı basıp!! zohahahahahaha!!! =) gülme gülmee!!! cevaba bak sen asıl!)
- Cemre havaya düşüyor !!! ( DİDİDİDİİİİİUuUuUuuUUUuuUW!!! - Türk filmi şaşırma efekti =) )

Bu diyalogla beynime yıldırımları üçer beşer yiyip geldim kuruldum odaya .. Başladım okumaya ..

Hemen uyarıyı vereyim ki sonrasında neşeniz kaçmasın .. Bu kitap bildiğiniz , sizi güldüren Aziz BABA kitaplarından biri değil .. Bu küçük çaplı bir inceleme , hatta belki de derleme olarak görülmesi gereken bir eser. Toplumda bir kısım tarafından taşa tutulan Aziz Nesin ' in , asıl sevilmemesinin sebebidir bu ve benzeri kitapları..Yavaştan başlayalım isterseniz..
Hepimiz insanız .. Hepimizin korkuları var.. Nelerden korkarız ? Sizi bilmem ama ben misal KT nin 30 - 40 lira olacağı günleri görmekten , o yıllarda hala yaşıyor olmaktan , Norveçte fjordları göremeden ölmekten korkuyorum .. Tabii bunlar kişinin şahsi korkuları .. Bir de şahıs ve kurumlar ve ideolojiler aracılığı ile kişilere güdülenen , empoze edilen korkularımız var toplum olarak.. Aslında pekçoğumuz bu etkinin altındayız ve bu korkuların kölesi olduğumuz halde kendimizi onun efendisi sanıp yaşıyoruz.. Hayatını kıytırık bir 2+1 ev için ipotek eden halkımıza bir bakın .. Kredi kartının pençesine düşenlere bir bakın .. Bu insanlara sorulsa rahat ve huzurlu yaşadıklarını söyleyeceklerdir .. Ama aslen önlerine konan her şartı kabullenmek zorunda kalmış kimselerdir bunlar .. İtiraz edemezler gördükleri haksızlıklara ..Korkuları yoktur sözde ama korkunun sopası onları çoktan hizaya sokmuştur .. Peki bu korkunun yaratıcısı kim ? İşte burda devreye kapitalizm etkisi ile ihraç edilen sistemler giriyor .. Türkiye' de geriye dönüşün yani gerilemenin başladığı yıllardır 2. Dünya Savaşı yılları bitimi ve ellili yıllar.. Ne olmuştur da kendine yetebilir denilen bir ülke , bu denli geniş , ekilebilir tarım alanları ve meraları varken Amerika ' dan süt tozu yardımı alıp ilkokullarda dağıttırmaya başlamıştır ? Ve tesadüf müdür bu süt tozu tüketiminden sonra çocuklarda patlak veren sindirim sistemine dayalı rahatsızlıklara yine aynı Amerika' dan yardım elinin uzanması , bize hastalığı ihraç edip milyonlarca liralık ilaç satması .. Bizi hem zehirleyip tabiri caizse döverken bu yardımlar için Köy Enstitülerinin kapanması şartını koşması ..Bu ve benzeri pekçok olay ile ellili yıllarda yapılan ve ZERRE KAZANCIMIZ OLMAYAN İKİLİ ANTLAŞMALARLA budadıkları toplumumuzu hizaya getirmişler ve sermayeyle kol kola girerek Türk halkını KORKUDAN KORKAR hale getirmişlerdir .. Aziz Nesin ' in kitap içinde bahsettiği terim budur aslen .. "Sermayenin istediği istikrar" enflasyondaki ve düzensiz fiyat artışlarındaki istikrarken halkın buna istikrarlı olarak başeğmesidir , sesini çıkarmamasıdır .. Sermaye , özellikle yabancı sermaye öyle bir kanser hücresidir ki sürekli senden alır maddi bağlamda ama koşulsuz şartsız güvence ister ..Yoksa korkup kaçabilir bavul dolusu yeşillerle ..Yeri gelir özel ve tüzel kişilerin de üstünde yer ister .. Buyur edilir sofraya .. Herkesin elinde çay kaşığı vardır , onun elinde kepçe..Trabzon ekmeklerinin arasına kor da yer katığını.. O zamanı geldiğinde kaçmaya kaçar da emek ulusaldır ve bağlıdır bu topraklara, ulusal olduğu için bırakıp kaçamaz.. Zaten KORKUDAN KORKU ile susturulmuş teslim alınmıştır .. Aslında hepsi bağlıdır birbirlerine bu düzlemde hem de komik bir biçimde ..Nasıl mı ? Toplumu bunca korkutan sermaye aslında bu denklemde en çok korkan sınıftır .. Çünkü kapitalizmin doğası gereği ürettiği , ÜRETMEK ZORUNDA OLDUĞU " KORKUDAN KORKU"nun ana kaynağı hammaddesi sermayedir. Kapitalizm her zaman gittiği her yerde korku üretmek zorundadır.. Yani kapitalizmin ürettiği bu KORKU , birikip sermaye haline dönüşen söz konusu artıdeğerlerin doğası gereğidir .. Velhasılkelam biraz karmaşık gelmiş olabilir buraya kadar anlattıklarım kiminize .. Herkes alsın okusun demiyorum .. Aziz Nesin ' in karakterini öğrenmek isteyenler , onun gerçekten nasıl bir dünya hayal ettiğini görmek isteyenler, hayatı sorgulayarak yaşayanlar , düşünmek isteyenler alsın okusunlar bu kitabı .. Ben tesadüf eseri gördüm aldım.. Bugün bitirmemle kendisine olan saygım beş on kat daha arttı..Bugüne kadar kendisini yedirip , içirip , okuttuğu için borçlu olduğunu belirttiği halkı için büyük bedeller ödemiş bir isim .. Çoğu zaman kendinden verdi ..Yayınevini , hayatından beş buçuk seneyi , evliliğini , pasaportunu , mesleğini ve daha sayamayacağım nice değerlerini söküp aldılar ondan ..Bakın bunlara rağmen O, ne diyor :

"Hiçbir şeyi olmayanın bile isteyince vereceği çok şey vardır. Aldıkça değil verdikçe mutluyuz.Kendinden vermek mutluluktur , ama KENDİNİ VERMEK EN BÜYÜK MUTLULUKTUR."

Eh bu incelemenin ardından onun anısına iki duble parlatmayalım da napalım ?!?! Sen rahat uyu Aziz BABA !! Gerekirse bugün de senin için yatarız yerde ..
"UZAK ÇOOOOK UZAK BİR GALAKSİDE..." (NE SANDIN YAA?!?!? TABİİ Kİ STAR WARS !!!! )

Bir İŞSİZ incelemeden daha hepinize selamlar ola ey işsizler.. Lafı uzatmaksızın incelemeye yavaştan giriş yapalım.. Bilenler bilir, iflah olmaz bir Aziz Nesin hayranıyımdır ..Övünmek için söylemiyorum ama bu böyle hakkaten.. Küçüklüğümde bana sorgulamanın elzem olduğunu öğreten , kitapları vasıtası ile kendisidir .. Sorgusuz sualsiz itaatin yanlış olduğunu ben ilk kendisinden duydum , okudum ..Okumayı böylesi seviyorsam yine onun sayesinde.. Anılarının hepsini okuduğum için de biliyorum ki bu adamdaki arşivcilik ve kolleksiyonerlik başka hiçbir yazarda yoktur sanırım .. Günlük notlarından , gazetelere ,dergilere gönderdiği köşe yazılarına , aklına gelen roman senaryolarından tutun da gördüğü rüyalar için tuttuğu notlara , sinema - uçak - tren biletlerine kadar herşeyi klasörleyip saklamış bir isim .. İşin güzel yanı , bu işleri eski asker olduğu için inanılmaz bir disiplin ve nizamla yapmış .. İşte bu sebepten dolayı ölümünden sonra dahi eski klasörleri ve dosyaları aranje edip çeşitli derlemeler basabiliyor Nesin Vakfı .. Öldükten sonra bu kadar kitabı çıkmış başka bir isim daha var mıdır bilmem .. "BABA" yokluğunda dahi üzmez bizi anlıyacağın..
Fazla reklama gerek yok ..Çünkü BABA' nın reklama ihtiyacı yok .. O yüzden bu kısımları kendisini yeni okuyacaklar için yazdığımı belirtip asıl konuya geçiyorum..

Efenim başlıktan da anlıyacağınız üzere şu anki zaman ve mekanla alakası olmayan bir evrende geçiyor az sonra anlatacaklarım ..Leblebileri ile meşhur bir gezegende.. Buranın halkı rebellardan , yani asilerden yana.. İşsizlik falan filan derken çanlarına ot tıkanmış bunların..Secimler geliyor bunlar, "Yeter!" diyorlar, "artık düzen değişsin .." Karşı partiye oy verip senatonun yanına geçiyorlar.. Senato da , madem siz bize oy verdiniz, biz de size hizmet getireceğiz diyerek galaksinin "çimentocular konsülü", çaycılar birliği ve mimarlar odasını görevlendirip bunların olduğu yere muazzam bir "çimento fabrikası" inşa ettiriyor.. İşbu fabrika Cumhuriyetten bu yana LEBLEBİSTAN 'a kurulan ilk fabrika.. Açılış töreninde bütün Leblebistanlılar en ücra federasyonlardan tutuncaya kadar akıyorlar, geliyorlar fabrikanın olduğu yere .. Hemen kozmik koyunlar ,efenime söyliyeyim plazmatik koçlar bulunup getiriliyor mekana kan akıtılıyor kurbanlar kesilip ...İşletmeden nemalanmak isteyenler de birbirini boğazlıyor falan bu arada ..Herşey tamam yani sizin anlayacağınız .. Sevinç tarif edilir gibi değil , mutluluktan ölmek üzere Leblebistanlılar .. Diyorlar ki,
"Hemen üretime geçelim !!"

Öyle ya!! Babayın hayrına yapılmadıya bu çimento fabrikası..Şalterler dönüyor PALDIR KÜLDÜR , kumlar akıtılıyor HALDIR HULDUR ..Su akacak GÜLDÜR GÜLDÜR gel de yar beni GÜLDÜR diye .. Bir bakıyorlar , bir ses : TISSSSSS!!! Su yok !! Şaka falan değil .. Cidden su yok !! Fabrika kurulurken alacakları oyların aksine , fizibilite ve ar-ge yapılmadığı için koskoca fabrikanın gereksinmesi olacak su kaynağı akıllarına gelmiyor..Fabrika kalıyor mu ortada dımdızlak?!?

"Napalım , napalım ?" diyorlar..

Tamam teknoloji ileri falan ama koca fabrika bu! Temele kazık çakılmış .. Masanın üzerinde duran bir tepsi KOL böreği değil ki bu ala da götüreler KOMPOSTO misali bir su kaynağının yanına ?!?! Aralarında tartışma baş gösteriyor..

"Aman!" diyorlar , "birbirimizi yemeyelim!"
"Ne de olsa kol kırılır yen içinde kalır!"
"E napalım yahu !?!?! "

Aralarından bir uyanık , "Ben" diyor "hemen Boğa takımyıldızı civarında 65 ışık yılı uzaklıkta Aldebaran Yıldızına bir gidem gelem , orda işin ehli sondajcı storm trooperlar var..Pazarlık sünnettir ..İşi ucuza halleder gelirim .."

Senin gemi kaç basıyor ? Aman benim iticiler kaç katrilyar beygir ? O yıldızın altından kaç gel! Haydi de Saturn' ün halkasında bir kavurma yiyelim de üstüne bir çay molası verelim diye diye varıyor bizimki Aldebaran' a..

"Ulan" , diyor "utanmıyor musunuz boş boş oturmaya sidikliler!!! Kalkın gidiyoruz !"

Tutuyor bunları kulaklarından getiriyor Leblebistan'a .. Bu arada , aradan tam bir sene geçiyor tabii.. Leblebistanlılar işsizliğin ve suya olan hasretlerinden ötürü yüzyıllar önce gömdükleri Sibel Can - Sen Gelmez OLdun 45 liklerini çıkarıyorlar sandıklardan..Kolay değil LEBLEBİ BU!! HARARET TAVAN !! Böylece ,Sibel Can yüzyıllar sonra ilk kez Leblebistan' da tekrar bir numaraya oturuyor ..

Ne dediği anlaşılmayan kıllı , maymun gibin bir yiğido da bu arada storm trooperlarla beraber geliyor gezegene .. Sondajcıların başı bu yağız eleman.. İsmi Chewbacca!! Vuruyor sondajı 300 metreye .. Ses yok !! Başka yere atalım diyorlar , bu sefer 420 metreye iniyorlar..Yine ses yok !! Chewbacca diyor ki ,


"ÜÜÜÖÖÖÜÜÜWÜWÜÜÜÖÖÖÖ ... ÖÖÜÜÜÜWW ÜÜEÜÜÜÖÖWW.. WÜÜÖÖÖÖÖ ?"

Meali :
"Bu son çare.. Gelin bir de fabrikanın içine sallayalım .. bakalım ne olacak ?"

Ve mutlu son!! Ulaşıyorlar suya !! Suyun adını da Hüdaverdi koyuyorlar son anda kaçan neşeyi refresh ettiği için !!

Şimdi diyeceksin ki , yahu arkadaş bunların Aziz Nesin ile ne alakası var? İşte Aziz Nesin de bundan yüzyıllar sonra Alacahöyük kalıntıları ve harabelerini görmek , halkın nabzını tutmak için Çorum 'a gidince duyuyor bu TRAJİKOMİK hikayeyi .. Bizlere aktaran da kendisi .. Alıp okursan bu kitap bunun gibi pek çok hikayeyi barındırıyor sevgili işsiz kardeşim .. Jack London kritiklicektim bak nerelere geldim !!

Kim ola bu Chewbacca diyenler :

https://i.hizliresim.com/qGAOoW.png
O güzel atlara binip giden o güzel insanlardan biriyle, Aziz Nesin'le ve onun kıymetli bir eseriyle tekrar beraberiz sevgili okur dostlarım...

Son günlerde 'timeline'larımızın bu değerli aydınımız ve onun eserleriyle dolup taşmasına vesile olan #28388406 etkinliğini tertip eden NigRa 'ya ve tabii ki etkinliğin fikir babası, Nesin Vakfı'nın fahri temsilcisi, Aziz Nesin'in 1k'da daha çok okunması ve tanıtılması için gerçekten çok büyük bir emek ve mesai harcayan çok değerli dostum Tuco Herrera 'ya en içten teşekkürlerimi gönderiyorum...

İncelemem daha çok Aziz Nesin üzerine odaklanacak ama öncesinde kitapla ilgili kısa bir bilgi paylaşmalıyım sizinle;

Sizin Memlekette Eşek Yok Mu adlı eser, 'Aziz Nesin'in Aziz Nesin'den Seçtikleri' alt başlığıyla ilk olarak 1995 yılında AD yayıncılık tarafından basıldı. AD yayıncılık, Doğan Yayın Holding'e bağlı olan, şimdi Doğan Egmont olarak bildiğimiz yapının ilk versiyonudur. O yıllarda Milliyet Yayıncılık harika bir proje ortaya koydu. Gazete yayıncılığının avantajlarını kullanıp, gazete kağıdına kitaplar basarak ve yine yay-sat aracılığıyla bunu tüm gazete bayiilerine ulaştırarak maliyeti ucuza gelen bu kitapları çok cüzi fiyatlarla okurla buluşturdular. Kitaplarını basacakları yazarlarla da yine sembolik telif anlaşmaları yaptılar. Çünkü bu bir okuma projesiydi ve bu proje sayesinde pek çok kitap yüz binlerce eve girmiş oldu.

İşte Aziz Nesin de AD Yayıncılık'ın yönetmeni Yalvaç Ural'ın teklifi üzerine bu eseri hazırladı. Kendince beğendiği, okurlarının da seveceğini düşündüğü öyküleri bu kitapta bir araya getirdi. Ee böylesine seçmece bir eser olunca, yıllar içerisinde Aziz Nesin'in en çok okunan kitaplarından biri oldu bu kitap... Ben de yayınlandığı sene ilk baskısını alıp okuduğum bu kitabı, 23 yıl sonra tekrar okuma şansı elde etmiş oldum... Meraklısı için ilk baskının görsellerini de paylaşayım sizinle:)

https://i.hizliresim.com/EPjR5A.jpg

https://i.hizliresim.com/XPZXkk.jpg

Şimdi size Aziz Nesin'in gülmece öyküleri gibi komik mi komik, sizi gülmekten kırıp geçirecek, gözünüzden yaşlar akıtacak küçük bir hikaye anlatmak istiyorum...

Zamanın birinde, Doğu ile Batı arasında, tam sınırda kalan güzel bir ülke varmış. Tam sınırda kaldığı için ne Doğu ne de Batı sahipleniyormuş bu ülkeyi... O yüzden bu ülkede yaşananlar yine bu ülkeye mahsus kalıyormuş... Ülkenin ak saçlı, kara kaşlı, buruk bakışlı bir aydını varmış... Bu aydın hayatı boyunca ülkede yaşayan fakir fukaranın, ezilmişlerin, horlanmışların, kenara atılmışların sesi olmaya, onların sesini yukarılara duyurmaya gayret edip durmuş... O kadar çok kitap yazmış ki, kitapları üst üste dizseniz aydının boyunu geçiyormuş neredeyse...

Aydınımızın anlatacak çok hikayesi varmış... Bu hikayelerde toplumun belini büken zamlardan tutun da, arap saçından hallice bürokrasi taşlamalarına kadar ne ararsanız varmış... Aydınımız gittiği her köyde, geçtiği her kasabada mutlaka orada yaşayan insanların arasına girer, onlarla konuşur, dertleşir ve tüm sıkıntılarını dile getirmek için notlar tutarmış... Sonra da evine gelir bunları tek tek kaleme alırmış...

'Yukarıdakiler' lafı düzünden anlamaz veya anlamazdan gelirler diye, edebi kaygıları bir kenara bırakıp bol bol mizah ve güldürü katmış yazılarına... Tabiri caizse her cümlesinde bir taş atıyormuş yukarı doğru... Olur ya, belki birisinin kafasına gözüne isabet eder de, lütfedip aşağı bakar; oradaki insanları da görür diye umut içinde bıkmadan, sıkılmadan yazmaya, konuşmaya, anlatmaya devam etmiş...

Aydınımızın yaptıkları bununla da bitmemiş. O her zaman kendisinin yaşadığı ülkeye ve topluma borçlu olduğunu ve borcunu ödemeden ölmek istemediğini sık sık dile getirirmiş... Yazdıklarından belli bir gelir elde etmeye başlayınca kazandığı o parayla eğitim olanaklarından yoksun çocuklar için bir vakıf kurmuş. Kazandığı her kuruşu işte bu vakfa ve vakıftaki çocuklarının eğitimine harcamış... Çünkü o aydın, toplumu geliştirmenin ve daha iyiye doğru dönüştürmenin yegane yolunun eğitim olduğunu çok iyi biliyormuş...

Sonra efendim, günün birinde aydınımız kültürel bir etkinliğe katılmak üzere yollara düşmüş ve Anadolu'nun bir vilayetine gitmiş... O vilayette kendisi gibi başka okur-yazar-çizer aydınların ve diğer davetlilerin de katılımıyla etkinlik için otelde bir araya gelmişler... Onlar içeride konuşmalarını yapıp dostluk ve birlik mesajlarını iletirken otelin dışında küçük bir kalabalık birikmeye başlamış. Bu kalabalık kısa bir süre sonra gittikçe büyümüş büyümüş ve otelin dışında adım atacak yer kalmamış. Sonra bu kalabalık grup bir anda bağırıp çağırmaya başlamış... Her biri öfkeden çıldıracak duruma gelmiş... Sonra bakmışlar bu iş böyle olmayacak; bağırıp çağırarak öfkelerini dindiremiyorlar... Peki sonra ne yapsalar beğenirsiniz?

Dayanamayıp bizim aydınımızın da içinde olduğu oteli dört bir tarafından ateşe vermesinler mi?

Ve geldik hikayemizin sonuna... O yangın içinde 35 kişi dumandan boğularak ölmüş... Bizim aydın ise can havliyle cama dayanan itfaiye merdivenine kendini zor atmış... Sonra da merdivendeki görevli 'sen misin kurtulmaya çalışan' deyip bizim aydını darp etmiş ve aşağıdaki öfkeli kalabalığın arasına fırlatmış... Tam kalabalık aydınımızı linç etmek üzereyken polisler son anda gelmiş ve her tarafı kan içinde kalan aydını o kalabalığın arasından çekip çıkarmış... Hikaye de böylece bitmiş...

-----------------------------

İyi de neden kimse gülmedi bu hikayeye?

Hikaye yeterince komik mi değildi, yoksa ben mi güzel anlatamadım acaba?

Sanırım ben hikaye anlatırken Aziz Nesin kadar komik olmayı başaramıyorum... Kusur bende mi yoksa benim yazdığım hikayede mi, orasına siz karar verin...

-------------------------------

Ataol Behramoğlu'nun yukarıda bahsettiğim Madımak Katliamı'nda hayatını kaybedenler anısına yazdığı şiiri pek çoğunuz bilirsiniz;

yaşamak bu yangın yerinde
hergün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirlenmiş havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
***
toplanır ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
aldırma diyor gülerek
yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak

Aziz Nesin'in hayatını da tek cümleyle özetlemeye kalksak sanırım bu şiirin son iki dizesi gibi etkili bir ifadeyi zor buluruz: Yaşamak görevdir bu yangın yerinde, yaşamak insan kalarak... Çünkü tam da bunu başarmıştır Aziz Nesin, yani başarması belki de en zor olanını... Adına ölüm fetvalarının verildiği, kitaplarının bir dönem okul kütüphanelerine sokulmadığı, adının geçtiği pek çok evde küfür kıyamet koptuğu ve nihayetinde yakılarak yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda, daha doğrusu bir yangın yerinde inadına yaşamıştır Aziz Nesin ve inadına insan kalmayı başarabilmiştir son nefesine dek...

Gelelim onu yakmaya gelen ve adına 'Müslüman' deyip Müslümanlığa onarılmaz bir leke süren o insafsız, yüreksiz, vicdansız yobaz takımına...

Onların o oteli yakmaya çalışması tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Çünkü bildiğiniz gibi yanma eylemi bir şekilde kutsal kitaplardaki cehennem tasviriyle özdeşleşen bir eylemdir. Yani aslında bu yobazlar, oteldeki insanları yakmaya çalışarak haşâ, kendilerini Allah yerine koymuşlar, kendilerince belirledikleri günahkârlara daha ölmeden ceza vererek, yakmak suretiyle sözüm ona bu dünyada o insanlara cehennemi yaşatmışlardır.

Yüzsüzlük bu ya, sonra da bunu yapan o caniler utanmadan, kıldıkları her namazın her rekatında Fatiha suresini büyük bir pişkinlikle okuyabilmişlerdir. Oysa ki Fatiha suresinin 4. ayeti olan 'Maliki yevmid din' ifadesinde Allah'a ithafen 'Hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâlikidir/sahibidir' denmektedir.

İşte bu yobaz takımı, günde 100'den fazla okudukları ayeti idrak edecek şuurdan yoksun oldukları için rahatlıkla kendi başlarına kararlar alıp yalnız Allah'a ait olan hesap ve ceza gününü onun adına veya kendilerini onun yerine koyarak bu dünyada uygulamayı kendilerine reva görmekten hiç çekinmemişlerdir.

-------------------------------

Durun daha bitmedi:) Madem buralara kadar geldik, sonunu da getirelim o halde...

Farklı meallerden defalarca okuduğum Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın bizlere vermiş olduğu ve konumuzla yakından ilgili olduğunu düşündüğüm bazı emir ve tavsiyeleri kısa kısa paylaşmak istiyorum sizinle;

* Yetimlere sahip çıkın (sayısız ayet var ama örnek olarak Nisa-36)
* Yoksula ve yolda kalmışa hakkını verin (İsra-26)
* İhtiyacınız olandan fazlasını infak edin/paylaşın (Bakara 215)
* Her kim bir kişiyi,öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. (Maide-32)

Bir de hadis-i şerif var;

* “Sizin en hayırlınız insanlara en hayırlı olanınızdır.”

Şimdi bu ayetleri ve hadisi şerifi okuyunca insan, üzerine düşünmeden edemiyor... Bir tarafta kendini ateist olarak ifade eden Aziz Nesin, diğer tarafta ise din uğruna onu yakmaya çalışan birtakım yobazlar... İnanın kafam çok karışıyor bazen... Eğer Aziz Nesin yaşasaydı, vakfında, tüm eğitim masraflarını kendi cebinden karşıladığı yetim çocuklarını da yanına alarak şöyle derdi herhalde;

Hadi Müslümanlar, bunu da açıklayın!

Herkese keyifli okumalar dilerim...

https://youtu.be/R0HlRdijGF0
ALEV GEÇİRMEYEN TULUMLARINIZI GİYİN, KASKINIZI DA KAPIN GELİN ..

Pek sevgili kabak kemaneler , gevşeyen gönül yaylarıyla yazın gelişine mütakip ağustos böceği moduna geçen site sakinleri ve asgari ücretle çalışan karınca aromalı şekerpareler .. Herke"ş"e merhabalar .. Pazar günü çalışan kol börekleri.. Sanmayın ki sizi unuttum .. Size de geçmiş ola .. Size de MERHABA !!

Biliyorsunuz bir etkinlik düzenledik .. Fikir babası biziz lakin ortalıklarda yokuz .. Laptopım CORT bayrağını çekince , Miyagi- san' a evriliverdik çıt çıt çıt tabletlerde yazacaz diye .. Hal böyle olunca ancak yazabildim bu incelemeyi .. Aslında Aziz "BABA" nın hiç bilinmeyen daha önce okuyup geçtiğim kitaplarına inceleme yazmaktı amacım .. Bilmeyenler alsın okusunlar diye .. Hikayelerini burda inceleme yaz yaz bitiremem .. Ne ben , ne de siz .. Bugün bu incelemeyi yazmama sebebiyet veren 4 kişi ve 4 inceleme var aramızda.. (Esasen dün yazacaktım bu incelemeyi ama çok içince black out la refüjden yuvarlanmışız .. YOLDAN ÇIKMIŞIZ sizin anlayacağınız ve bir kısmın pek sevdiği tabir ile .. Sabah HOŞAFİZE Birlikler kıvamında uyandım .. Dedim yazayım artık .. ) Pek tabii diğer arkadaşlar da yazdılar cizdiler .. Onlara da sonsuz teşekkürler ..Kim mi bu arkadaşlar ..

Semih ve Aziz Nesinlik olaylara katık olan incelemesi #28860057 =))

Rahime arkadaşım ve beni kıskandıran incelemesi #28861076 .. cidden bu ne güzel bir incelemedir yahu!!!

veee bu incelememe sebebiyet veren Necip Gerboğa .. incelemeye diyecek laf bulamıyorum .. muhakkak okuyun .. yazacağım incelemenin esas hamuru , hammaddesi o inceleme .. #28874079

sabah gözümü açar açmaz şu yazdıklarıma tabiri caizse NOS olup , motorlara güç veren , 100 hp yi 1500 hp ye cıkaran Erhan ve az önce 7. ye okuduğum kısa bir bio yu ekranlara taşıyan muazzam lezzet.. #28899150



Arkadaşım Aziz Nesin ' i bir kenara bırakalım .. Ben size apayrı insanlardan , apayrı olaylardan bahsedeceğim şimdi .. Ama önce şu linki bir aç ..Bir bak ..

https://tr.pinterest.com/...59193154429/?lp=true

Peter Gabriel bu amcamızın adı .. Progressive Rock denince dünyada kilometre taşıdır ..Tartışılmaz otoritedir!! Sayısız ödülü var , oscar sahibi falan .. Genesis diye bir grup kurdu ki zamanında deden dinlemiştir , BİZİM FELEĞİMİZİ ŞAŞIRTTI dinlediğimiz zamanlarda.. Çocukluğumuzun , Barış Mançolarla , memlekete elektro gitarı getiren , şimdi illallah dediğimiz elektro sazın mucidi Erkin (BABA!) Koraylarla , İlhan İremlerle beraber kahramanı ..Plakları , cdleri , albümleri , kaçak ve korsan basımlar harici 250- 300 MİLYON sattı.. Sanırım bu rakam size birşeyler anlatır.. (HAA!! BU RAKAM SAFİ GENESIS' İN SATIŞLARINA AİT.. KENDİ PROJELERİNİN DEĞİL.. VAR GEL SEN HESAP ET GERİSİNİ SAYIN CEVİZKABUĞU!! ) ..

Evet şimdi başlayabiliriz .. ALEV GEÇİRMEYEN TULUMLARINIZI GİYİN, KASKINIZI DA TAKIN ..İLERDE İHTİYACINIZ OLACAK..

Paris' te yağmurlu bir gün ..Peter amcamız da sanırım yürüyerek bir yerlere gidiyor ..Sokakta hikayemizin esas kahramanı oturmuş yere ..Çıkarıyor ceketinin içinden 3 telli curasını .. Peter emmimiz şaşıp kalıyor ..Adam alışmış tabii elektro gitara .. 5 telli gitardan ,12 - 14 telli perdesiz(?!?!) picalo bass a kadar herşeyi yemiş yutmuş insanlar bunlar ..Çalıştığı , çaldığı, dünyayı turladığı insanların hepsi birer virtüöz .. Diyor ki ,

"Bu mudur senin çaldığın ?"
"Evet" diyor bizimki..

Başlıyor çalmaya ..Eee Peter Gabriel bu!! Boru değil!! Millet bunu gördükçe kalabalık toplanıyor falan .. Bizimki çalıyor o mest oluyor ..İçine düşecek curanın ..Seneler sonra memlekete döndüğünde oğluna da sık sık anlatıyor başından geçen bu hadiseyi .. "Orda bir adamla tanıştım .. Çok önemsiyorlardı onu .. Ben çaldım, o küçüldükçe küçüldü ..Öööyle bakakaldı" diye..Gel zaman git zaman ,seneler sonra memlekete döndüğünde tahta valizin içinden küçük bir fotoğraf çıkıyor.. Peter Gabriel ' in fotoğrafı ..Babası çalarken ona hayranlıkla bakan Peter Gabriel ' ın.. Oğlan deliye dönüyor tabii.. Koşuyor babasının yanına , "Bu mudur senin bahsettiğin adam ?" "Evet" , diyor bizimki gene ..

Şimdi gelin Tunceli ' ye gidelim .. Yeter Paris' in MODERİN havası .. Az memleket havası da elzem .. Hem bizim ESAS OĞLANI da tanıtayım size ..Az karman çorman gidiyoruz ama başka türlüsü pek mümkün değil ..Bizimki Tunceli ' de doğuyor .. İş güç zaten oralarda yalan o yıllarda.. Çıkıyor gurbete .. Ver elini Adana..Orda bir ağanın kızına kaptırıyor gönlünü .. Kaçıyorlar sonrasında tabii.. Bir fabrikaya giriyor Kayseri ' de .. Sendikal haklar bugün yok , o zamanlarda DAHA da yok ..Fabrika greve gidince koyuyorlar bunu kapının önüne.. O sıra İnce Memed ile namı diğer Yaşar Kemal ile tanışıyorlar .. İnce Memed tutuyor elinden , getiriyor İstanbul'a onu .. 9 yaşından beri cura çalan bu adam ne yapsın ? Ekmeği taştan çıkaracak ama iş yok ..Curasını alıyor eline ..Öyle ünlü oluyor ki , anlatılmaz.. Gecekondusunu ziyaret edenlerden bir kaç kişi sayayım size .. Tuncel Kurtiz , aşıkların piri Aşık Mahsuni, Neşet Ertaş , çirkin kral Yılmaz Güney , Behice Boran .. Bir de çocukları oluyor bu arada bu gariban çiftin.. Armut dibine düşer derler yaa .. Çocuk bu deyimin sözlük karşılığı.. Japon Ne Yapmış kitabına yaptığım kritikte (#24632620 ŞİMDİ AÇMA BAK KAFANI KIRIP BEYNİNİN PEKMEZİNİ AKITIRIM YERE!! =)) ) bahsettiğim cidden ÇOOOOOK efsane bir Milli Eğitim Bakanımız var .. Atası şimdi japon denizlerinin kıyısını aşındırdığı Kushimoto' da yatıyor .. Onun oğlu da muazzam bir şair ..Alnının akıyla , bileğinin hakkıyla kazandığı halde babası , "Ben bir bakanım.. Seni yurt dışına gönderirsem TORPİL YAPTI derler.." diyerek yurtdışına eğitime kasıtlı olarak gönderilmeyen ; biriktirdiği paraları kendi yerine yurtdışına gönderilen arkadaşına yollayan (ki o gönderilen şahıs sonradan beyin cerrahisinde NET EFSANE haline gelen "ORDİNARYUS" PROF. Gazi Yaşargil' dir! ) şu dizelerin sahibi şairimiz..

"Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim"

( neyse hadi gizemi bu seferlik bozayım ) - CAN YÜCEL -

İşte bu muhteşem insan diyor ki bizimkine , " Ya arkadaş sen bu çocuğu konservatuara göndersene!" Uzun lafın kısası çocukta kazanıyor sınavı.. Masrafları Can Yücel karşılıyor .. Ama evde çalışmanın imkanı yok .. Baktı olacak gibi değil balet oluyor bölüm değiştirip ..Her açıdan yetenek yani senin anlayacağın .. Bu çocuğun ismi Mazlum !! Babasının ismi de NESİMİ.. Nesimi Çimen! Şu sözlerin sahibi Nesimi Çimen !!

Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel kendi güzel Muhammet
Söylenirsin cümle alem dilinde

Adı güzel kendi güzel Muhammet
Adı güzel kendi güzel Mustafa

Terazinin bir ucunda Haydar oturur
Yanısıra cümle ümmet yetirir
Elinde de yeşil alem getirir

Adı güzel kendi güzel Muhammet
Adı güzel kendi güzel Mustafa

SEN BİR PEYGAMBERSİN ŞEKSİZ GÜMANSIZ
SANA İNANMAYAN DİNSİZ İMANSIZ
TESLİM ABDAL NEYLER DÜNYAYI SENSİZ

Adı güzel kendi güzel Muhammet
Adı güzel kendi güzel Mustafa
-----------------------------------------

İşte bu sözlerin sahibi Nesimi Çimen' i allahsızlar kitapsızlar diyerek Sivas' ta CAYIR CAYIR YAKTILAR !! Yani benim şu dakika itibari ile aklıma hiçbir şey gelmiyor .. Aslında geliyor da , çok sert , hiç alışık olmadığınız bir yüzüm çıkacak ortaya ..Yine Nesimi ' ye bırakayım sözü o yüzden..

"Aç kulaklarını dinle sözümü
Yalan söz gerçeğe tuzak değil,
İnsan hakkını hak bilen kişi,
Özünde nur doğar yalan ateşi
Kamili taşlamak CAHİLİN İŞİ,
CAHİLDEN KÖTÜLÜK HİÇ UZAK DEĞİL...”

Şuraya kadar kaç güzel isim okuduk değil mi? Aslında yakılmak yok edilmek istenen işte budur !! Senelerce cehaleti baştacı edenlerle mücadele edenlerdir yakılmak istenenler ..OLGULARDIR .. TAVIRLARDIR.. DURUŞLARDIR..Çoğunuz bilmez de ben anlatayım işin aslını bir de burdan dinleyin .. Aziz Nesin bu ! Öksürük şurubu değil BJK ÇARŞI gurubu gibi adam .. Herkese karşı ..Hal böyleyken oraya gittiğinde de alevi kesimi HAŞLIYOR .. Tenkit ettiği pek çok noktayı açıklıyor .. Napıyorlar peki ? AYAKTA ALKIŞLANIYOR AVUÇLARI PATLAYINCAYA KADAR !!! Yani bir o kundakçılara bakın , bir bu kesime bakın , bir de Aziz Nesin ' e bakın .. Haketti desen, - ki insan yakmak nedir - bir kabahat yok .. Öbür tarafa baksan insan mı bunlar desen bir alakası yok .. KATRAN GİBİ, ZİFT GİBİ BİR GÜRUH .. Sakın yanlış anlaşılmasın ..Yezidiler mi idi tam bilmiyorum ateşe , şeytana tapanlar .. Yani bunu ateşe tapan insan da yapmaz .. Bu nasıl bir nefrettir .. Bu ne insanlıktan çıkmışlıktır.. Akıl alır gibi değil ..

Son olarak ince KIL kadar bir ŞİİR kitabı bu ..Hafif olmaya hafif ama eline aldığında ezici tonajı hissettiriyor.. Kimi yerde elini kolunu , kimi yerde beynini yakıyor adamın .. Aziz Nesin başarılı bir şair midir ? Ya da şair midir ? Hatta ve hatta yazar mıdır ? Umrumda değil .. Düşüncelerdir beni bağlayan .. Anlatım biçimi değil.. Uyak kafiye falan .. Benim kafam almaz bunları .. Bilmediğim şey hakkında da yorum yapamam zaten .. İşte gitti oraları karıştırdı diyenler için de şuraya bir link bırakıyorum .. Onları da vicdanları ile BAŞBAŞA bırakıyorum ..

NESİMİLER , MUMCULAR , NESİNLER , SAYLANLAR , HABLEMİTOĞULLARI gibi pek çok isim .. Yolunuz bizim yolumuz .. Hepinize "UĞURLAR OLSUN!"

https://www.youtube.com/...L5o1dmGI&t=1103s
"İŞBU İNCELEME İÇİN ANAHTAR SÖZCÜKLERİ VERİYORUM : JEAN PAUL SARTRE - SEYYAL TANER (ESER MİKTARDA) - BOĞAZ KÖPRÜSÜ (1 ADET) - ÇİĞ KÖFTE (1 TABAK DOLUSU ACILI ACISIZ FARKETMEZ) - HALAY EKİBİ (TAKRİBİ 8 KİŞİLİK)"

AÇIKLICAM .. OKU SEN !!! =))

Kendi adıma bir yazarın hatta her hangi bir sanatı icra eden sanatcının eserleri kadar kişiliği de benim için çok önemlidir ..Eserlerinde savunduklarını icraate dökebilmiş midir?Bir örnekle açıklayayım müsade buyurursanız sayın cevizkabukları ... Zamanın birinde düzenin sözde savunucuları ve temsilcileri Fransa başbakanı De Gaulle 'ün yanına giderler ..Derler ki
- Efendim bu Jean Paul Sartre denen zındık , ifrit , kefere tohumu sizin aleyhinizde çalışıyor!!!
- BİLİYORUM.
- Cezayirden cukkalıyacağımız hammadde söz konusu ...Hallac pamuğu gibi savruluruz allahıma kitabıma ..Halkı da Cezayir savaşına karşı örgütlüyor !!!
- FARKINDAYIM.
- İzin verin tutuklayalım da canına bir otta biz tıkayalım!
- HAYIR!
- Öyleyse baskın yapalım , evini eşyasını defterini dizinin dibine dürelim ..Belki bir flash bellek buluruz içinde anarşistlerle işbirliği yaptığına dair bilgiler barındıran!
- ONA KESİNLİKLE DOKUNMAYIN. Sartre komunisttir, daima da benim karşımda olmuştur, ama unutmayın ki O BİR FRANSIZ AYDINIDIR...

Velhasıl kelam ne mi olmuştur? ilerlemiş yaşına rağmen Jean Paul Sartre 1968 ayaklanmasında yer almış ,2 sene sonra 970 'de de Fransız Maocu hareketine el verip halayın başına geçmiştir kırmızı mendiliyle..
Bu örnekle beraber 2 ayrı durum ortaya cıkıyor .Birincisi JPS ( YAZAMICAM BENDEKİ DE CAN YANİ ARKADAŞ CAPS GAK GUK YETER ŞEKERİM DÜŞTÜ !!) düşüncelerinden ödün vermemiş, hapsi işkenceyi dahi göze almış ve düşüncelerini icraate dökmüş ,kimseye eyvallahı olmamıştır...ikincisi ise kendisi gibi düşünmeyen fransız hükümeti kendi aydınına hoşgörülü davranmış düşünceye değer vermiştir .. bir bakıma söyledikleri için onu"olağanüstü mahkemelerde" yargılayıp hapislerde süründürmemiştir..İşte tam burda , ALLAYIP PULLAYAN İKİ LAFIN ARASINA ELLERİN HATIRINA BİZİ DOLAYAN SEYYAL TANER' LE ES VERİYORUZ VE AZİZ NESİN' E ,PARDON ANKARA BÜROMUZA TÜRK HÜKÜMETİNE BAĞLANIYORUZ.. Ya Türk hükümetleri ne yapmıştır hayatı boyunca dik durmuş ,sözünden dönmemiş, kendi doğrularını söylemiş Aziz Nesin' e karşı?? Cevabı hepimiz biliyoruz .. Ömründen 5 BUÇUK SENE ..
Aziz Nesin halkın fakir kesiminden gelip yokluğu çileyi zamanında ekmeğe katık edip bünyede sindirdiği için muhteşem bir gözlemcidir de aynı zamanda..Ona göre kendi aslında hiçte gülünç olmayan çarpık düzeni yazmış Türk insanı bunlara gülmüştür.. Böylece mizah yazarı oluvermiştir. DÜŞÜNSENİZE SIRADAN BİREYSEL ACILARLA İNTİHARA KADAR SÜRÜKLENEN DÖRT KİŞİNİN (BKZ: 1 değil 2- 3 değil yazıyla DÖRT YAHU!!!) BİRDEN GÜNLER ÇUVALA GİRMİŞÇESİNE AYNI GECE HEP BERABEREKTEN BOĞAZ KÖPRÜSÜNE KOŞTUĞU, BUNLARDAN BİRİNİN KURTARILDIKTAN SONRA KURTARICILARI TARAFINDAN DÖVÜLDÜĞÜ (?!?!?!) , BİR BAŞKASININ ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDA ELİNE TUTUŞTURULAN MİKROFONA TV STARI GİBİ YAPIŞIP LİLİLİ YAR TÜRKÜSÜNÜ SÖYLEMEYE BAŞLADIĞI VEYA "KARIN CEPTEN ARIYOR" DİYEN (?!?!?!) UYANIK KURTARICIYA KANDIĞI , TÜM İNİTHAR EDENLER KURTARILDIKTAN SONRA KÖPRÜDE HALAY ÇEKEN(?!?!?!!!) FELEĞİN SİLLESİNİ YEMİŞ BU TRAJİKOMİK TABLONUN TÜM SAKİNLERİNİN YİNE HEP BERABEREKTEN ÇİĞ KÖFTE YİYİP (?!?!?!) SARILIP AĞLAŞIP BARIŞTIKLARI BU ÜLKEDE AZİZ NESİN NE YAPSIN?? =) Gördüklerini yazdı..Başından geçenleri aktardı bize..Tıpkı Toros Canavarın' da yaptığı gibi..işbu kitap yukarda anlattığım kıvamda hikayelerle dolu.. gülmek istiyorum diyenlere katalizör görevi görecek bir eser..Özellikle Toros Canavarı ve Hortlak adlı hikayeler ömürden ömür aldı .. Hele Hortlaktaki diyaloglara baya baya parendeler attım gülecem diye =) TAVSİYEMDİR =))

Ek bilgi 1 : Aziz Nesin 'in bu kitabı yazma sebebi de yine tam Aziz Nesinlik..Aziz BABA senelerdir oturduğu evin kirasını 2 gün geç ödeyince icraalık oluyor ..O da bir hışımla , intikam almak için kalkıp bu kitabı yazıyor =))

Ek bilgi 2:Boğaz köprüsünde Melih Gökçeksel toplu sünnet ayinlerini andıran bu intihar girişimi 90 larda cidden yaşanmıştır.. İzledim!! Kurgu değildir..Based on a TRUE story !!
"Hayatım süresince boyum kadar kitap yazdım ama beni sevmeyenler buna da mazeret bulup -onun zaten boyu kısaydı- diyebilirler."

Etkinlik gibi etkinlik değil mi ama! Herkes Aziz Nesin okuyor, biraz daha iyi tanıyacaklar O'nu ve ideolojisini. Çoğumuz O'na Aziz Nesin deriz, iyi bilenler ise Bahri Filefil, Berdi Birdirbir, Fettane Şatifil, Kerami Pestenkerani, Kerim Kihkih ve daha niceleriyle anar ustayı. Sevenlere sevmeyenlere, bilenlere bilmeyenlere yazıyorum bu incelemeyi o halde.
"Bir gün bu ülkenin başucuna bir not yanağına da bir öpücük kondurup gideceğim. Çok tatlı uyuyordun uyandırmaya kıyamadım diyeceğim."
Bunlar daha ne ki! Aziz Nesin sözlerinden daha fazlası, düşüncelerinden daha dev. Yeri hep ayrı, en özel, en özlenenlerden.

Birçok eserini gülerek okuyor bizim nesil. Ama sadece gülmek değil o eserlerin amacı. Bir parça da düşündürüyorsa ne mutlu o eserleri yazana. "Şimdiki Çocuklar Harika" da böyle bir eser işte. Okuyanlar iki çocuğun birbirine yazdığı mektuplarla karşılaşsalar da yazılma amacı bunlardan daha fazlası. Ahmet ve Zeynep; ailelerinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden, okuldaki anılarından bahsediyor birbirlerine. Çok masumlar, çünkü çocuk onlar. Ne duyarlarsa, ne görürlerse onu yazıyorlar. Öğretmenleri "unutun eski bilgilerinizi" diyor ve unutuyorlar. Babaları "ben küçükken okul birincisiydim" diyor ve inanıyorlar. Ezberliyorlar, öğrenmiyorlar. Aile ilişkilerini sorgulamaya başlıyorlar.

Bir mektupta vicdan azabı konusunu konuşuyor iki arkadaş ve şunu söylüyor Ahmet'in bir arkadaşı; "Bu vicdan azabı denilen şeyi hiç kimse kendisi hatırlamıyor. Herkes, başkalarının çekmeleri gereken vicdan azabını biliyor."
Ne kadar derin, ne anlamlı bir cümle. Çocuk oluyor yazarken Aziz Nesin, onların gözünden anlatıyor vicdan azabını. Onların gözüyle görüyor anneleri babaları, öğretmenleri onlar gibi yargılıyor. Acı bir durum da şu ki, bu kitap 1967 yılında yayınlanıyor ve eğitim sistemi de aile ilişkileri de hâlâ aynı. Demek ki yıllar geçmiş ama düzen aynı düzen.

Bir yerde de Zeynep tarafından soru yöneltiliyor Ahmet'e. Ve şu an bile utanıyorum bunu yazmaktan ben. "Kız olmak, daha doğuştan bir şanssızlık mı? Sen erkek olduğun için, doğuştan şanslı sayılırsın. Bu konuda senin ne düşündüğünü öğrenmek isterim."
Kadın-erkek eşitliğinin daha çocukken aşılanmaya başladığının kanıtı değil de nedir bu? Yazı yazarsın, "adam gibi yaz" diyen çıkar. Düzgün yaz demek varken bu cinsiyet kavramını kullanırlar. Tarihten bahsederler "insanoğlunun yıllardır..." diye başlarlar. İnsanlığın demek yine zor gelir. Bunları bir de çocukların yanında konuşurlar. Erkek çocuk doğunca ziyafet veren Zeynep'in babası da bir örnek olsun anlatmak istediklerime.

Kitabın girişinde çocukların ailelerinden beklentileri, anne ve babalarında olmasını istedikleri ve istemedikleri özellikleri okuyoruz. Hepsini okurken hak verdim çocuklara. Çocuklarının sorularına cevap vermeyen büyükler, bunun nedenini soran çocuğunuza "sen anlamazsın, büyü de gel" derseniz ilerde birer birey olan çocuklarınız da kendi evlatlarına sizden gördüğü muameleyi yapacaktır. Geleceği değiştirmek ellerinizde.

Ömrüne Sığmayan Adam sergisinde görmüştüm notlarını, el yazılarını, arşivlerini, biriktirdiği eşyalarını Aziz Nesin'in. Markopaşa'yı, Sabahattin Ali ile geçirdiği günlerden kalan anılarını okumuş ve hep hüzünlenmiştim. Soyadının öyküsünü, politik söylemlerini, Atatürk aşkını dinlemiştim geriye kalan videolarından. Sevmeyenler, anlamaya çalışın Aziz Nesin'i. Kulak verin cümlelerine, hatta hak verin korkmayın. Bence Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ile başlayın, bürokrasi krizini okuyun ve Yaşar'ın başından geçenlerin sizin de başınızdan geçmiş olduğunu görün. Sonra "Sizin Memlekette Eşek Yok Mu" ile devam edin, bakın görün gerisi nasıl geliyor.

Uzun oldu, güzel oldu. Daha çok sevdim bu kez yazdıklarımı. Sevdiğin birini yazmak böyle bir şey...
Şimdiki Çocuklar Harika ...Ilkokula giden iki öğrencinin gözünden anne ,baba,öğretmen vs.yetiskinlere bakışını konu alan mektuplasmalarindan oluşur ...

Not :Bu yazdıklarım inceleme gibi değildir .Sadece sıcağı sıcağına kitabın ben de bıraktığı izleri daha iyi anlayabilmeniz için 4 yaşındaki yavruma annesinin mektubudur :)


****ÇocukIar, göremeyeceğimiz bir zamana gönderdiğimiz, canIı mesajIardır. NeiI Postman

Sevgili yavrum,

Mektubunu aldim.Kimi zaman tebessüm ettim,kimi zaman hüzünlendim ,kimi zaman da kızdım kendime ...Insanın kendisini görmesi için bir ayna şart imiş .Her bir mektubun davranislarima birer ayna olarak yüzüme şamar gibi yansıdı ...


Ah be evladım .Şuan sen çok küçüksün.Bir gün sen de buyuyeceksin.Sen de anne veya baba olacaksın günün birinde .Benim de seninle birlikte büyüdüğümü ,olgunlastigimi o zaman anlamış olacaksın .Her yetişkin nasıl ki içinde bir çocuk barindiriyorsa,sen de geleceğin bir yetiskinisin benim gözümde .Biz yetişkinler geride bıraktığımız çocukluk çağını hiç yaşamamış gibi çocuklarımızı yetiştirmeye çalışırız .Onlara istemsizce çocuk gibi değil de yetişkin gibi muamele ederiz.Halbuki senin de belirtigin gibi her çağın ayrı ayrı güzelliği var.Bir daha bu çocukluk dönemini istese de yaşayamıyor insan .Doyasıya ,içi içine sigmamacasina vaktinde yaşamak var her şeyi ...



Sana bir anımı anlatayım.Ben dahil üç kardeşimin arasında birer yaş var .Dolayısıyla annem bizi büyütürken çok zorlanmis.Evin işine gücüne yetisememekten sinirli bir insan olup çıkmıştı .Biz ilkokula gitmeye başladığımız zaman eve dönmeye korkardik ablamla.Annem çok titiz bir insan aynı zamanda .Patlamaya hazır mısır gibi :) her an beklemede.Akşam olunca babam işten döndüğünde, annem bizim yapmış olduğumuz yaramazliklari rapor olarak babama verirdi .Eyvah eyvah şimdi esas merasim başlıyor diye düşünürdüm .Babam neden böyle yapıyorsunuz ,annenizin yükü ağır,annenizi neden üzüyorsunuz diye sorunca ...Baba biz her gün okula gidiyoruz .Zaten okula yeni başladığımız için yeni arkadaşlıklar,
öğretmenimiz vs. iletişim noktasında oldukça yabancılık çekiyoruz .Bir an önce eve gelip nefes almak ,mutlu şirin yuvamıza kavuşmanın özlemini taşırken birden "annem" geliyor aklıma.Yine sinirlenecek ,yine bağıracak,yine kızacak ...Biliyor musun artık eve gelmek istemiyorum.Gidecek yerim de yok.Çok huzursuzum .Biliyor musun yavrum bunları babama söyledikten sonra babam annemle konuşmus.Annem çok üzülmüş.Yavrularimin böyle düşündüğünü hiç düşünmemiştim .
Elimde olmadan onların küçücük kalplerini paramparça etmişim.Mutluluk hayallerini yakıp yikmisim diye hıçkıra hıçkıra ağlamış.Ondan sonra annemin bize karşı davranışları iyileşmeye başladı .Bazen duymak gerekiyor işte demekki güzel yavrum İnsan kendisini göremiyor iletişim şart ,ayna şart !!!



Şimdi çok küçüksün yavrum .Büyüdüğün zaman içindeki küçük çocuğu görebilmek mesele .İşte şimdi ben de anneyim .Annelik kolay bir şey değil ki yavrum.Anneliğin bir eğitimi yok ki öncesinde dersine hazırlanıp sınavını başarıyla atlatalım.Benim öğretmenim sensin.Seninle ağaçların ,yaprakların ,
çiçeklerin farkına vardım ben de.Yapraklarin üstünde neşeli neşeli çatır çutur sesleri eşliğinde dans edisinle kalbimin tıkalı yollarını açtın.Sen yaşama dokundukça ilmek ilmek sevgiyle dokudun yüreğimi de.Babaannenle vedalastigin o gün anne kalbim ağrıyor ,çok üzülüyorum diye dudak buktugunde ;benim de yüreğim kat be kat ezildi .Bilgiç tavirlarinla dediğim bir şey kafana yatmadiginda anne,
sacmaliklarindan bıktım dedin,nerden buluyorsun bu cümleleri diye hayret edip,içten içe tebessüm ettirdin . Hayatın akışı içinde bana bu yolculukta eşlik eden ,yol gösteren sensin .Doğduğundan beri yüreğim artık dışarda ,seninle nefesinle birlikte atıyor elimde değil ki be güzel yavrum.Şimdi dediğim gibi çok küçüksün.Bir gün kendini daha önce yargiladigin ,ayipladigin belki de kinadigin şeyi yaparken bulacaksın .Çünkü başına gelmeden önce yargılamak çok kolaydır .Tecrübe etmek ise bambaşka. Ne olursa olsun şu sözümü animsa; büyüdüğünde göğüs kafesindeki o çocuk kalbe her zaman kulak vermelisin.
Hislerine odaklanmalisin, o zaman belki yanlislarimizi aza indirgemek mümkün olabilir .


Geçen gün sana bağırdığımda ağlayarak neden bağırıyorsun annecim diyerek gözyaşların benim kalbimi yaktiginda ;
Oğlum bagirmiyorum sadece bir an yüksek sesle konuşmak zorunda kaldım ,dediğimde nasıl da tebessüm etmiştin.Kıyamam yavrum o gözyaşlarına ...Yine bir gün olumsuz bir davranışın için sana sinirlendiğimde ;annecim sen bana kızmıyorsun ,benim yaptığım davranışa kızıyorsun değil mi diye sormuştun .Oysa her defasında niyetimin seni üzmek değil beni üzen şeyin ,yaptığın olumsuz davranışının altını çizmek olduğunu söyleyen bir anne olarak tebessüm ettim .Nasıl da unutmamışsın , hafizana kaydetmissin ,hayret ettim .Yine söylüyorum yavrum ;yavrum diyorum özellikle bu şekilde hitap etmem çok hoşuna gidiyor bunun farkındayım .
Ben seni sen olduğun için seviyorum.
Canımsın .Ben ne kadar coksam sende ,sen de o kadar coksun içimde.Seni unuttuğum ,
kırdığım ,ihmal ettiğim yerlerden hatırlamaya başlayacağım ,hatalarımı telafi edeceğim inş .Sen benim gönlümde yeserttigim çiçeğimsin.Senin solmana,kurumana gönlüm razı olur mu hiç ?...Iyi ki varsın yavrum.

Erhan Bey'den hatıra :) https://www.youtube.com/watch?v=yERildSsWxM

Keyifli okumalar...
Aziz Nesin’in okuduğum ilk ve tek kitabı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’dı. Onu da yıllar yıllar önce okumuştum. Tekrardan Aziz Nesin okuma isteği içimde tam belirivermişti ki, imdadıma şu #28388406 etkinlik yetişti. Öncelikle etkinliğe öncülük eden Tuco Herrera ve okuyacağım kitapları seçmeme yardımcı olan Nephren Ka’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bu yazının ilk kısmı kitapla ilgilidir, ikinci kısmı ise bir anı paylaşımıdır. Şimdiden belirtmekte fayda görüyorum.

Bu kitap, Aziz Nesin’in diğer kitaplarında yer alan hikayelerin derlemesiyle oluşturulmuş bir kitap. İçerisinde birçok hikaye var ve başlardaki iki hikayeyi saymazsak tamamen hiciv niteliğinde. Aziz Nesin her zaman olduğu gibi, anlayana çok şey anlatmayı amaçlamış. Ayrıca Aziz Nesin’in tüm hikayelerinde trajikomik bir takım olaylar gerçekleşiyor ve Nesin bu olayları gayet iyi işleyerek önümüze sunuyor. Öyle ki, bazen Nesin’in önümüze sunduklarını yemek veya sindirmek oldukça kolay oluyor; bazense bu kadarını sindirmek bünyemiz için mümkün olmuyor ve boğazımızda kalmış hissi yaratıyor.

Birazcık daha kitabın içerisine girmem gerekirse; önsözden sonra gelen “O Geceyi Yazmak” isimli hikaye ile “Tülsü’yü Sevmek” hikayeleri tek kelimeyle mükemmeldi. Aziz Nesin’in tarzının bana tam olarak hitap ettiğini söyleyemem; fakat bu bahsettiğim iki hikaye, içerisinde “gülmece” olmayan hikayeler ve oldukça etkileyiciler. İçerisinde bolca gülmece olan hikayelerden ise, “Deniz Ayak Altında”, “Donla Şaka Olmaz”, “Sizin Memlekette Eşek Yok mu” ve “Sınır Üstündeki Ev” en beğendiğim hikayeler oldular.

Hikayeler pek tabii mübalağa sanatı ile iç içe işleniyor ve okur bazı yerlerde “Yok artık” dedirtiliyor. Fakat bu hikayelerin hemen hemen hepsinde bir gerçeklik payı var. Hatta bana sorarsanız hepsi gerçek ve bugün bile bir yerlerde yaşanmaya devam ediyor. Biz sadece bu kadarı da olmaz diye düşünerek inanmak istemiyoruz. Oysaki hepimizin başından benzer şeyler geçiyor.

Aziz Nesin’in dili ise tamamen kendine özgü bir dil ve Türkçe’yi, tabiri caizse, lastik gibi kullanmayı başarıyor. Kendisini edebi olarak eleştirmek pek mümkün değil. Çünkü amacı hiçbir zaman edebi bir dille hitap etmek olmamış. Mesela yukarıda da bahsettiğim ilk iki hikayedeki edebi dil oldukça başarılıydı; fakat trajikomik hikayelerin anlatıldığı sonraki hikayelerde kullanılan dil, tabii ki daha farklıydı. Yine de o hikayelerin sonunda bile yüzümüze tokat gibi vurabilecek cümleler bekledim açıkçası…

Neyse, yazımın sonunda stajyer avukatken başıma gelmiş olan ve “Sınır Üstündeki Ev” hikayesiyle konu olarak neredeyse birebir benzerlik gösteren bir anımı sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. Bu kısımdan sonrası kitapla ilgili bilgi içermediğinden sizin için zaman kaybı olmaması adına okumamanızı öneriyorum…

Bilenler bilir avukatlar için staj dönemi biraz zor geçer. Amiyane tabirle, üstatlarımız olan avukatlar, stajyerleri “hor kullanmayı” çok severler. Ben de staj dönemimde Anadolu’nun birçok yerine gereksiz işler için koşturulmuştum. O günlerden yine birinde Aydın’ın adını şu an hatırlamadığım bir ilçesine JCB teslimi için gitmiştim. JCB nedir bilmeyenler için, halk arasında izlemenin ata sporumuz olarak da esprileri yapılan bir iş makinesi. Gerçekten de izlemesi keyifli bir makine. Neyse konumuz bu değil Olabildiğince hukuki terimleri kullanmamaya çalışarak size işin özünü anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Aydın’daki iş makinesini teslim almak için İstanbul’daki memuru ta İstanbul’dan Aydın’a götüremiyorsunuz. Böyle bir durumda kanun önümüze bir çözüm yolu sunmuş. Bu çözüm, iş makinesinin bulunduğu ilçenin bağlı olduğu yer adliyesine talimat yazarak oradaki ilgili müdürlüğe emir vermek… Yani, “Git ve senin yargı çevren sınırları içerisinde bulunan şu şu şu makineyi Stj. Av. Semih’e teslim et,” şeklinde bir talimat veriliyor. Ben de tabii bu süreçte hemen Aydın’a uçuyorum…

Sabahın kör bir vaktinde Aydın’a inip ilgili adliyeye gittim ve şu adrese gidilmesi gerekiyor yanımıza da polis alalım dedim. Önce karakola gittik ve karakol o bölgeye jandarmanın baktığını kendilerinin gelemeyeceğini söyledi. Tamam dedik ve jandarmaya gittik. Jandarma o bölgeye kendilerinin baktığını; fakat köprünün karşı tarafına Aydın’ın başka bir ilçesinin baktığını, eğer iş makinesi köprünün öbür tarafındaysa müdahale edemeyeceklerini söyledi. Mecburen tamam dedim ve jandarma, memur ve ben yola çıktık.

Vardığımızda gerçekten de bir köprünün olduğunu ve bizim JCB’nin köprünün diğer tarafında olduğunu gördüm. Tabii memur ve jandarma o bölgeye kendilerinin bakamayacağını; ancak karşı ilçenin adliyesinin ve jandarmasının işlem yapabileceğini söyleyerek hemen tutanak tutmak ve geri dönmek istediler. Ben de tabii hemen müdahale ettim. Ne yani 100 metre ilerimizde duran ve tekerlekli bir makine olan JCB’yi almak için yeniden talimat yazdırıp karşı ilçe adliyesine mi gitmem gerekiyordu? Peki ben karşı ilçe adliyesine gittiğimde JCB’yi adamlar köprünün bu tarafına geçirirse ne olacaktı? Kilometrelerce uzaktan gelip hiçbir şey yapamadan dönmek de bir stajyer avukat olarak gururuma dokunuyordu. Çok zorladım; ama ikna edemedim. Kanunlar açıktı. Memur da jandarma da haklıydı. Fakat ben de haklıydım. Neyse, sonuç olarak 100 metre ilerimdeki makineyi alamadan elim boş bir şekilde İstanbul’a döndüm.

Peki ben bu anımı size neden anlattım? Aziz Nesin hikayeleri bir yerlerde hala yaşamaya devam ediyor. Biz ne kadar imkansız hikayeler veya gerçekleşmesi zor hikayeler olarak görsek de öyle değil. Aziz Nesin de trajikomik hikayeleri de hayatımızın içerisinde yaşamaya devam ediyor. Yeter ki biz onları görmeyi bilelim.
ÖLÜME MEKTUP YAZAN "ADAM"... ("KuP KuP BoY" is paying his TRIBUTE... )

Ekrana bakıyorum şimdi ..Ne yazsam , nasıl bir giriş yapsam diye ..O' nun ölüm haberini aldığım gün , tvlerde vakıf bahcesinin içindeki dozerler falan geliyor gözümün önüne .. Dozerlerin eksozlarından çıkan kara ,kapkara dumanlar .. Nasıl rahatsız oluyorum o an o dumanlardan anlatamam ..Cd lerimi , plaklarımı bardak altlığı yapsalar o dakika gözümde yok hiçbiri.. "Çocuklar koştursun üzerimde" mısraları geliyor aklıma .. Hiç görmediğiniz , hiç tanımadığınız , bir kez dahi konuşma fırsatınız olmamış bir adam bu.. Öyle yakın ki size , bir imza gününe gitseniz , kimin adına imzalayayım kitabı dese darılırsınız beni nasıl tanımadın diye .. Sanki senelerdir tanıyorum ben kendisini .. Pekçok arkadaşımın ölüm haberini aldım , akrabalarım falan .. O dozer sesleri ..O anki hissiyat bir garip .. Acı , hüzün , fiziki mücadeleyi kaybediş ama zihinsel savaşla gelen zafer mukayese dahi edilemez benimkilerle .. Hem de katıksız saf inkar edilemez bir zafer .. Öyle ki , düşmanları bile adını saygıyla anmak zorunda kalmışlar sonrasında.. Sanki bir gladyatörü izliyorum ölürken ..Yüzlerce hasmını yere sermiş ve o serdiği adamlardan oluşan ceset dağlarının üzerinde oturmuş , az sonra son nefesini verecek olan.. Hem üzülüyorum , hem de bir garip gurur var içimde.. Ölüme son kazığını da attın gittin diye seviniyorum içimden ..

Ertesi gün kalktım .. Ertesi gün daha da bir garip!!! Nasıl anlatayım size bunu bilemiyorum ki..Sanki hiç sahip olmadığınız , ama uzun süredir kullandığınızı düşündüğünüz bir eşyanızı kaybetmişsiniz .. Hayat daha ekşi , kekremsi ,acı ve ardındaki hava daha buhranlı .. Hiç içmemiş olanlar için şekersiz çayın ilk yudumu gibi .. Cardiodan çıkıp pastaneye koşup ,fındıksız fıstıksız ,safi gülsulu (IYYY!!!) güllaç almak zorunda kalmak gibi .. Yemek sepetine sipariş verdiğin , çilingir sofrasına katık yapacağın 3 porsiyon acılı adananın yerine bir karışıklık sonucu ,plastik bir kap içinde kısırı gömüp eline bıraktıkları anda yaşadığın haklı cinnet gibi.. Kolajlayıp zerk etmişler beynine o an .. 3' ü 5' i bir arada .. Kimi zaman ayrı ayrı saldırıyorlar falan .. Olguların , duyguların , şahısların şimdiki zamandan - dili ,-mişli geçmiş zamana geçişleri yaşanan o an bir bakıma .. Normalde yaşı ilerlemiş olanların aksine bu yaştaki insanlar için ölüm olgusu daha farklıdır ..

Ölmüştür karşındaki ..
Üzülürsün ..
Özlem vardır içinde ..
Göremeyecek olmaktır seni o an üzen ..
Çünkü KARŞINDAKİDİR ölen ..
Kendini koymazsın o kefeye ..
Hiç aklına gelmez ..
Birgün seni de koyarlar o kefeye..
İşte o an kendimi de düşündüm bir nebze..
Yaşım ve aklım elverdiğince..

- KuP KuP BoY - (hep goygoy yapmayalım dedik..)

Aziz Nesin devam etsin az da ..

"...İnsan nice ölüm gerçeğini , bu gerçeklerin en gerçeğini benimsese bile , yine de kendisinin öleceğine bütün gerçekliğiyle inanamıyor! İnanmıyor çünkü insanın bir şeye , bir olaya ,bir olguya tam inanabilmesi için , onu bikaç kez yaşaması , tekrar etmesi gerekir. Oysa biz ölümü kendimizde değil , BAŞKALARINDA yaşarız.Ölüm , bizim yaşayamayacağımız , kendimizde tekrarlayamayacağımız bir olay olduğu için de, birtürlü kendi öleceğimize bütün gerçekliğiyle inanamayız.Elbet ölecegeğiz deriz, öleceğimizi biliriz ama - bunu başkalarında görüp bildiğimizden - tam bilgi değildir.Yani biz ölmeyeceğimizi sanırız.Kendimizi ölmeyeceğiz sanınca , dostlarımızda bizimle birlikte var olacaklarından ve biz de onlarla birlikte var olacağımızdan , kendimiz olan dostlarımızın da öleceğine inanmayız ..."

Ve ölüm öyle bir olgu ki , safi o şahsı değil , onunla birlikte anıları da , bambaşka dünyaları da alıp götürüyor .. Ardında bilinmezlik.. Hiç kalkmayan bir sis bulutu .. Hep toz duman .. Bilinmeyenlerle başbaşa kalıyor kişi.. Aziz Nesin 1915 doğumlu..Vakti zamanında Birlikte Yaşadıklarım ve Birlikte Öldüklerim diye 2 ayrı klasör açmış.. Tek bir kitapta toplamakmış amacı tüm sevdikleri ve sevmediklerini.. Ömrü vefa etmemiş maalesef..O dosyaları ,Nesin Vakfı eski yazıdan günümüz türkçesine çevirip aranje ederek yayınlamış..600 küsür sayfalık bu kitabı ben üçüncüye okudum ..Diyebilirim ki , tamamlanıp yayınlansaydı çok ses getiren bir eser olacağı kesin .. Sevdiklerini sevmediği yönleriyle , sevmediklerini ise hakkını vererek takdir ettiği taraflarıyla aktarmış notlarına ..Safi notlardan da oluşmuyor pek tabii bu kitap.. İçinde çeşit çeşit dergiye gönderilen yazılardan tutun da , yazarlar arasındaki mektuplaşmalara ve yaşanılan anılara , gazete haberlerine varıncaya kadar pek çok doküman var .. Türk Edebiyatının kulis arkası desem hiç yanlış olmaz.. Kimler var diye sorma .. Bir bu kadar daha isim yazmam gerekir ..Ama şunu söyliyeyim ki cidden apayrı bir lezzet bu kitap.. Hani herkes diyor gülüyorsun Aziz Nesin okurken .. Evet cidden çok güldüğüm yer oldu bu kitabı okurken .. Bir o kadar da sinirden parmağımı, tırnağımı kemirdiğim an da cabası ..

Bir kaç örnek vereyim size ..

Bir gece vakti Sait Faik' le beraber onu yakan , sürüm süründüren eski aşkını aramak için İstanbul' un karanlık sokaklarına daldığınızı , o kadının evine gittiğinizi hayal edin Aziz Nesin ile.. Onu bir başkası ile gören Sait Faik' i avutmak için bir meyhanede soluğu aldığınızı ..

Yaşar Kemal ile beraber İlya Ehrenburg ' un evine girişte Jean Paul Sartre ve Simone De Beauvoir ile selamlaşmak, tanışmak isteyen çıkmaz mı aranızda ? Bu karşılaşma sonrası Ilya Ehrenburg ile sohbet sırasında yaşananları size anlatamam .. Yaşar Kemal' in duvarda asılı bir goblen halının üzerinde gördüğü desenler üzerine , halıyı Türk halısı sanması sebebiyle dönen muhabbet .. Tarif edemiyorum .. Aziz Nesin halının goblen olduğunu biliyor ama uyaramıyor falan .. Rezilliğin daniskası tabii =)) Bu kızgınlığını öyle bir yazmış ki kitapta belki 30 40 kez okudum .. Her okuduğumda yerlere yuvarlandım =)) LEZZET TARİF EDİLEMEZ ..AKTARAMIYORUM .. 404 : NOT FOUND!

Ya Sabahattin Ali' nin ölümü sonrası mahkemelerde sorgulara katılmak isteyeniniz ? Onun son eşyalarını , yeşil yazan dolma kalemini görmek isteyeniniz ? O yeşil yazan dolma kalem ile Jack London ' ın Demir Ökçe'sini almancaya çevirişinin ve ardından gelenlerin öyküsünü okumak isteyeniniz ?

Kemal Tahir ile bir polis arabasına tıkılıp ,gözaltına alınıp , mahkum olup Sultanahmet Cezaevi' nde aynı hücrede ayakuçlu başuçlu yatarken sarf edilen sözler .. Akıllardan geçenler .. Kemal Tahir ' in 13 senelik mahpusluğu..

Zar tutan Tahsin Saraç' la Cem Kitabevinde tavla atıp , adını hep duyduğunuz ama pekçoğunuzun bir kez dahi açıp okumadığı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile tanışmak istemez misiniz ?

Rıfat Ilgaz ve yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosunun öyküsünü bilmek isteyeniniz?

Cengiz Aytmatov ile kısa bir sohbet edip , Yılmaz Güney'e mektup yazalım , Hasan Hüseyin Korkmazgil' den mektup alalım diyenler?

Attila İlhan' ın şairliğe ilk başladığı dönemler .. Nazım Hikmet ve yıktırılan Tan gazetesi ..6 7 Eylül olayları dönemleri?

Uzun ama gayet zevkli bir yolculuk bu .. Yüzlerce isimle tanışmakta cabası..

Çok uzattım farkındayım ama bunu yazmazsam cidden olmayacak .. Sabah tesadüf eseri hem kendi , hem de dedemin dergi ve mecmualarını karıştırırken rast geldim .. Sapsarı bir Varlık Dergisi ..75 yılı..Bu yazıyı oturdum , üşenmeyip yazdım tekrar .. Biraz aceleye geldi ama olsun .. Niçin yazdığımı da açıklayayım .. Marcel Proust bir daha kalkmamak üzere yatağa düşmüş.İmamın kayığına binmesi an meselesi.. Gözlerini bir anda aralayıp , "bana" demiş , "hemen son yazdıklarımı getirin! O son ölüm sahnesini baştan aşşağı yanlış yazmışım ve bunu ancak şimdi anlıyorum." Aziz Nesin de geçirdiği bir kalp krizi sonrası o an aklından geçenleri anılarında yazar.. Daha doğrusu ölümü yazamadan ölecek olmasına üzülüyordur yazdıklarında..Hatta sevgili https://1000kitap.com/nishtiman , Sizin Memlekette Eşek Yok Mu incelemesinde buna da değinmiş ( #17989992 ) . Hal böyleyken , Aziz Nesin ölümünü yazamadı hiçbir zaman .. AMA ÖLÜME BİR MEKTUP YAZDI .. Buyrun okuyun ..

Canalıcıma ;

" Uykumdayken , kancıkcasına baskın verme ! Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!! Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış , canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.Düşün ki ben seni , varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel! Sana olan saygımı yitirtme bana.Gürrültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil , bir de ben bileyim yeter. Gelişin , herkesleri ayağa kaldırmasın.Tam bana göre , bana uyan bir davranışla gel.Sessiz sessiz , sürdürdüğüm bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun , susuk gel! Çünkü benim için geleceksin , beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil.Uykumda birden bastırma ki , bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın.Saygıyla ayağa kalkıp seni buyur edeyim.Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup , bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güleryüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım ,sevinçlerimi el 'le bölüştüm.Sonum da böyle olsun isterim.Bilirim, güçlüsün..KİMSELERE EĞİLMEMİŞ BAŞIM, senin önünde eğilebilir ; ama bana bunu yaptırtma! Bana yaşamamı yadsıtıp ,sonunda beni kendimden utandırtma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güleryüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

DİMDİK YAŞADIM , sen de beni dimdik kucakla , al götür.Pusu kurma , arkadan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim.Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var , şimdi yok olalım.Bekletme beni.Elini çabuk tut.Herşey birden bire olup bitsin.

- BU CEZA BANA YETER! -

Sen öyle bir kesin gerçeksin ki , sana yalan da söylenmez.Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiçbirini kıskanmadığımı bilirsin; iyi yürekliliğimden değil, hiçbirini kendimden büyük görmediğimden...Yine bilirsin , yaptıklarımla da yapmayı tasarlayıp dahaca yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğim mühlet içinde , tasarladıklarımı yapamadımsa , evet , suç kimsenin değil, benim...Bu ceza yeter bana ; çünkü acısını duyanlar için CEZALARIN EN AĞIRIDIR.

Herkes gibi ben de seninle ilk ve son olarak yalnız bikez karşılaşacağım.Bu karşılaşmamız, nerede , ne zaman , nasıl olsun diye, zaman zaman değişik istekler geçirdim içimden.Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu.Kahramanlar ilk savaşlarında ölmeyen , son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır.Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar.Savaşın , yaşam boyu sürdüğünü , yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öeyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp, " Merhaba!" diyebileyim. Bir zamanlar da uzun uzun yaşayıp bitkiselliğe dönüşmeyi , bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim.Şimdiyse , ne kahramanlık gösterisinde , ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.Dilersen , en beklemediğimi sandığın zaman gel.Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın ,beynimde bir kıymık gibi ...Korkmadan bekliyorum gel!!!

- HİÇ KORKTUM MU? -

Nice yaşadımsa , seninle baş başa , diş dişe döğüştüm.Pekçok kez yendiğim de , yenildiğim de oldu.Canım ki , en kutsal olan herşeyim benim. Onu elbet bana yakıştığı gibi ayakta , saygıyla , yiğitçe vermek isterim ; TESLİM OLMADAN...Bir armağan gibi vermek canımı! Sen de , yeniğin kalemini - Kİ O KALEM HEP KILIÇTI - teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz , arı - duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim ,sen de kendine of dedirtme bana.Ne kahramanlıkta ,ne bitkisellikte , işte şimdi olduğum gibi bir sıra, ELİMDE KALEM ; önümde kağıtla daktilom , böyle bir zamanımda gel! İstersen gece , istersen gündüz, istersen yazın , istersen kışın gel ; kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki , kendi gözümde kendimiküçültme bana, kimseden su istetme, yardım diletme bana...Seninle yiğitçesine döğüşmedim mi? Bunları istemeyi hak etmedim mi? Bana ille de of dedirteceksen , hiç olmazsa bunu ikimizden başkası duymasın.Bunca yıl durmaksızın karşı karşıya savaşmış iki savaşçıyız.Üstelik benim savaşım , seninkinden çok daha yüceydi.Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben , sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum.Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı ? Bir an olsun korktum mu , ya da kaçmayı düşündüm mü?

-ÖLÜMÜ HAK ETMEK İSTERİM -

Birazcık daha yaşayabilmek için , birazcık daha iyi yaşayabilmek için , bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi , ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya , ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım.Bir güzel ada , atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkımda atlasta görünemeyecek denli küçücük olsa da , var.Ne mi yaptım ? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi .Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.Saygıyla, gel bekliyorum. "

Yazılış tarihi 9 Haziran 1974 imiş.. Varlık dergisinde yayınlanış tarihi Eylül 1975

İŞBU SATIRLARIN YAZARINI ÖLÜM ,TESLİM ALIRKEN İKİ ELİYLE BAŞININ ÜSTÜNE SAYGIYLA KALDIRARAK ALDI.. İZMİR' DE BİR OTEL ODASINDA ÖLDÜĞÜNDE , ELİNDE KALEM-KAĞIT ,ÖNÜNDE DAKTİLOSU VARDI ...

Işıklar içinde uyu AZİZ "BABA" !!!

Ve pek tabii bonusumuz : https://www.youtube.com/watch?v=UHzWhCIP3qg

Bu da benim bonusum olsun : 3:46 ' ya alayım .. 2 yudum "MAZOT" , 2 adet DUZLU FISTIH..

https://www.youtube.com/watch?v=pcgFTZU9sew

Yazarın biyografisi

Adı:
Aziz Nesin
Tam adı:
Mehmet Nusret Nesin
Unvan:
Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1915
Ölüm:
İzmir, 6 Temmuz 1995
20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.

Yazar istatistikleri

  • 1.753 okur beğendi.
  • 10.479 okur okudu.
  • 109 okur okuyor.
  • 5.452 okur okuyacak.
  • 49 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları