Aziz Nesin

Aziz Nesin

YazarÇevirmen
8.7/10
12,7bin Kişi
·
45,3bin
Okunma
·
4.662
Beğeni
·
66,7bin
Gösterim
Adı:
Aziz Nesin
Tam adı:
Mehmet Nusret Nesin
Unvan:
Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1915
Ölüm:
İzmir, 6 Temmuz 1995
20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.
Diyorlar ki ; "eskiden böyle değildin artık içine kapandın..''
Dedim ki ; "içindekiyle yetinen bu kalp artık sizi ne yapsın ''
“Senden bir kızım olsun adı 'Yağmur' olsun. Bir de oğlum olsun adı 'Toprak' olsun. İkisi kavga etsin, ortalık 'Çamur' olsun...''
"Ben düşmanlarımdan korkmam, ama düşmanımın aptalından iğrenirim; dostun aptalından bile kötüdürler..Bunlardan çok daha kötü insanlar da vardır : Hiç düşmanı olmayanlar."
Aziz Nesin
Sayfa 158 - Nesin Yayınevi 6. Basım
343 syf.
·9/10 puan
Spoiler İçermektedir
Aziz Nesinle tanışmama vesile olan ve en beğendiğim kitabı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz roman olarak basılmadan önce radyo oyunu olarak yazılmıştır,sonra senaryo olarak en sonda şu an elimizde tuttuğumuz roman olarak basılmıştır.
Kemal Sunal’ın unutulmaz tiplemelerinden Şaban gibi düşünün Yaşar’ı o kadar saf ve iyiniyetli ki hiç bir şey sorgulamayan her şeye inanan saflığından yer yer kendimizi tutamayıp sinirlendiğimiz var mı böyle bir şey diye düşünüyoruz.Evet Eğlence-Mizah tarzında yazılmış bir roman bazı yerlerde gülmekten yıkıldığımız anlarda oldu ;ama bildiğimiz gülmelerden değil hani ağlanacak halimize güleriz ya aynı onun gibi bir şey.Konu olarak başkahramanımız olan Yaşar’ın çocukluk yaşlarından beri almaya uğraştıkları nüfus kağıdını bir türlü alamazlar çünkü Yaşar Çanakkale’de şehit düşmüş olarak görünmektedir ama aslında şehit olan Yaşar değil babasıdır.Nüfus memurları ; “Bize ne,kağıtlarda böyle yazıyor bizden daha mı iyi bileceksin.” diyerek başlarından gönderirler.Yaşar nüfus kağıdı olmadığı için okula gidemez,askere gidemez,işe giremez ama babasının vergisi için yaşıyor görünür.Yani Yaşar gerektiğinde yaşıyor gerekmediğinde yaşamıyor.Yaşar’ın kendini bildi bileli sevdiği kızın haberi olmadan o kadar güzel seviyor ki işte gerçek sevmek böyle olur diyorsunuz.İş,Okul,Askerliğin olmağı gibi sevdiğine de parasızlıktan dolayı kavuşamaz.Yaşar artık dayanamaz bir gün ağzından çıkanı kulağının duymayacağı şekilde ağzına ne gelirse hükümete sayar söver ve bunun sonunda da hapsi boylar.Karakaplı Nizami bey isminde biriyle tanışır onun gibi olmaya çalışır ve çark döner Nizami Bey olarak hapisten çıkar.Hayat bize hep dersler çıkarmaktadır ama önemli olan dersleri farkedebilmektir.
Dipnot : Bu eserinin yazılmasında yazarın soyadı öyküsüde etkili olmuş o da şöyledir ;
1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘Eli açık’, dünyanın en korkakları ‘Yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘Çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘Nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.
Eh hayat ! Kimlere neler oluyor neler görüyor
Yalan kim saf kalabilmiş ki
Yaşar da saf kalabilsin...
Keyifli Okumalar Dilerim
272 syf.
·10/10 puan
Zübük denilince aklınıza ne gelir ? Ya da nasıl bir silüet belirmektedir hafızasında ?
Benim aklıma biraz düşününce Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı siyasi bir hiciv filmindeki o güzel gülüşü gelmektedir.O zaman filmin verdiği mesajlardan daha çok Sunal’ın oyunculuğu etkilemişti.Zübük kelimesinin anlamına gelecek olursak böyle bir kelime türkçede yer almamaktadır Zübük; Halk arasında kendi çıkarları için her yolu mübah sayan kişi için kullanılan bir deyimdir. Kısaca menfaatçi, çıkarcı anlamlarında kullanılır.Aziz Nesin ile tanışmadan önce filmin kitaptan uyarlama olduğunu bilmiyordum romanı okuyunca filme olan düşüncelerim daha değişti.Çünkü kitaba bakınca yazar sadece kendi dönemini kapmamakta kendinden sonraki dönemleri de görürcesine yazmış.Kitabın çok bilinmese de ikinci ismi de vardır ; Kağnı Gölgesindeki İt.Kitapta her zaman geçerli olacak sosyoloji değerler yer almaktadır.Kitap kahraman bakış açısıyla ele alınmıştır.Başkahramanımız Türkiye’nin doğusunda yer alan bir ilçeye atanan Almanca öğretmenidir.Almanca öğretmeninin arkadaşına yazmış olduğu mektupta özellikle politikacıların yarattığı halk algısı üzerinde düşünceleri aktarmıştır.Arkadaşına ilk mektubunu baya ayrıntılı bir şekilde olacak şekilde 115 sayfa olarak yazılmıştır.Öğretmenin ilçeye ilk geldiğinde izlenimi halkın içinde olduğu yoksulluk ve pireyi deve yapan insanlar olduğunu görmüştür.Zübükzade İbrahim isminde köyde yaşan ancak köye sonradan gelen bir göçmendir.Bu değişik ismi babasından kalmadır.Zübükzade İbrahim ile halk konuşmaktan çekinmektedir.Kitap hakkında çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum.Ancak şunu belirtmek isterim ki bir halkın nasıl yozlaştığını ve bir ülkenin kısır döngü içinde kendilerini tekrara düştüklerini göstermektedir.Şimdiki zamana gelecek olursak her şeyi görüp hiçbir ses çıkarmayan önemli olan benim işimi görmem gerisi mühim değil diyen insanlar yer almaktadır.
Zübük’ü iyi anlayabilmek dileğiyle Kitapla Kalın
510 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne çok okunacak kitap var. Hergün listeye bir yenisi daha ekleniyor. Bazen ömrüm yetmeyecek diye düşünüyorum ve beklemenin anlamı yok diyorum. Bu sitenin bana kazandırdığı en güzel şey, dostlukların yanında, yeni kitaplar keşfetmek oldu. Unuttuğum, okumadığım, rafa kaldırdığım kitaplar. Evet işte onlardan biri daha.

Yıllardır ara verdiğim Aziz Nesin'e Bir Sürgünün Anıları ile tekrar kavuştum. Sonra ne mi oldu?  Kitaplığımda yıllardır okunmayı bekleyen anılarını yazdığı Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez adlı serisini alıp sayfalarını karıştırınca beklemenin bir anlamı yok dedim. Şimdilerde tek kitap haline getirilen anılar.

Aziz Nesin, on iki yaşına kadar olan anılarını Yol adlı kitabında toplamış. Kitabı okurken, böyle bir duyguyu nasıl anlatabilirim diye düşündüm hep. Hala da öyle düşünüyorum. Kitapta yaşanan duyguların sadece yüzde birini anlatabilirim size. Benim anlatacaklarım çok yüzeysel kalacak biliyorum. Ben sadece size Aziz Nesin'in çocukluğu hakkında bilgi verebilirim, ama yaşanan duyguları asla anlatamam. Ancak okuyunca etkisini hissedebilirsiniz.

Öyle bir çocuk nasıl olabilir diyorum okudukça. Nasıl bir çocuk yaşadıkları altında bu kadar ezilebilir. Nasıl bir çocuk yaşadıklarını hep içinde taşır, kimse üzülmesin diye duygularını dışa vurmaz. Nasıl bir çocuk hep başkalarını düşünür, onlar üzülmesin diye kendi üzülür. O kişi Nusret'se mümkün. Çocukluğunu hiç yaşamamış Nusret. Hemen büyümüş ama hep çocuk kalmış Nusret. Özlemlerini hep içinde yaşamış Nusret.

"Hiç çocuk arkadaşım yok, hiç oyuncağım yok, oyunum yok. Hep büyüklerin arasındayım."
(s.112)

İlk bayramlığını giydiğinde kendini bir anda çocukların hışmından kurtaramayan ve çamurların içinde bulan Nusret. Entarinin dışında ilk defa giydiği bayramlık hevesini alamadan üstünden çıkarılan Nusret. Yaşadığı burukluğu varın siz düşünün.

"İlk pantolonu, ilk ayakkabıyı beş yaşımdayken bir bayramda giymiştim. O yaşıma dek ne panto­lonum, ne ayakkabım vardı. Üstüme alacakara bez­den bir entari giydirirlerdi, ayaklarımda takunya..." (s.17)

Seni hep hikayelerinle tanıdım. Güldüren güldürürken de düşündüren hikayelerinle. Kendime o kadar kızıyorum ki tanımakta geç kaldığım için. Neyse diyorum sonra, yakınmayı bırak ve oku. Madem o yazdı sen de oku. Hem de yaşamı boyunca hiç ara vermeden yazdı. O halde bize düşen de okumak.

"— Yaz! Hadi yazsana! Durma yaz! Ne duru­yorsun? Uyumaya hakkın var mı senin... Uyan! Otur­ma öyle... Kalk çabuk... Hasta da olamazsın... Şişşşt, kalk bakalım... Yaz!" (s.7)

Aziz Nesin, Çanakkale Savaşı sırasında doğmuş. Adın uğur getirsin diyerek, Nusret Mayın Gemisi'nin ismi konulmuş ona. Uğur da getirmiş nitekim. İmkansız denilen oluyor ve Mustafa Kemal Çanakkale'de tarih yazıyor.

Aziz Nesin, on iki yaşına kadar olan anılarını anlattığı kitabında zamana da ışık tutuyor ayrıca.

"Türkiye o zaman ikiye ayrılmıştı: Kurtuluş Savaşı'ndan yana olan Kuvâ'yi milliyeciler, padişahtan yana olan Kuvâ-yi inzibatiyeciler. Kuvâ-i inzibâtiyecileri, düşman işgal kuvvetleri beslerdi. Kuvâ-yi inzibâtiyeye yazılanlara bir lira gündelik verilirdi." (s.75)

Babası onun hep bir din adamı olmasını istemiş. Sekiz yaşında hafız olan Nusret için, babası sevinirken annesi üzülmüş. Cumhuriyete düşman olan babası okula göndermemiş ama eğitimsiz de bırakmamış. İlk eğitimini Galip amcasından alan Nusret onu çok sevmiş.

"Galip Amca ol­masaydı beni okutup yetiştirmeseydi, ben bugünkü ben olamazdım. Anama ve ona çok borçluyum." (s.78)

"Babam çok sert, kızgın bir adamdı. Dediği dedikti..." diyor. Ama onu sevmekten de asla vazgeçmiyor.

Babasının Mustafa Kemal'i sevmesini ne çok istiyor o çocuk kalbiyle. Mustafa Kemal'i sevmese de seviyor yine de babasını.

"Ah şu babam, ah... Onu öyle se­viyorum ki, ama o da Mustafa Kemal'i sevse ya..." (s.291)

"Babam zengin değildi, varsın olsun... İyi yürekliydi beni çok seviyordu, benim babamdı, benim babam olduğu için en iyi baba oydu. Annem, hele annem, bütün annelerin en iyisiydi..." (s.314)

Annesi, çileli annesi. Gözü yaşlı annesi. Altı yaşında üvey annenin zulmünden kurtarmak için babası tarafından evlatlık verilen küçük Hanife. Her şeyi annesi mutlu olsun diye yapıyor. Annesi onun için dünyalara bedel. Annesi onun neredeyse tek varlığı. Ne yapmışsa hep annesini mutlu etmek için yapmış. On yaşında hükümet okuluna başladığı zaman bile sadece annesini düşünmüş.

"Beni üçüncü sınıfa alıyorlar. Öyle mutluyum, öyle mutluyum ki... Okuyacağım, doktor olacağım, annemi iyi ede­ceğim... ağlıyorum sevincimden...(s.265)

Nusret'in sevincine ortak olurken ben de onunla birlikte ağlıyorum. Hep birileri mutlu olsun diye yaşamış adeta. En çok da annesi mutlu olsun istemiş. Öyle duyarlı bir çocukmuş ki, babası olmayan arkadaşlarının hakkını yediğini düşünerek çok sevdiği Darüşşafaka'dan kaçmış.

Küçük yaşta omuzlarına çok yük yüklenmiş. Arada isyan etmiş tabi. O kadar da olsun canım. Sonuçta o da bir çocuk, her ne kadar çevresine göre çocuk olmasa da.

"Bıkmıştım derslerden, Arapçadan, hendeseden, hesaptan, tecvit'ten, hepsinden bıkmıştım..." (s.145)

Ah Aziz Nesin ah, nasılda oyunlara hasret büyümüşsün. O özlemini okurken yüreğim yandı. Nasıl bir çocukluk geçirmişsin sen öyle.

"Çocukluğumu hiç yaşamadım. Çember çevir­medim, zıpzıp, bilya alamadım elime. Uçurtma uçurmadım. Elbende, sobe, körebe, birdirbir, uzuneşek, kovalamaca oynamadım... Hiç, hiçbişey... Çocuk olmuş tek günüm yok yaşamımda... Oysa öyle se­verdim ki koşup oynamayı..."(s.37)

Değil mi ya, sen çocuk musun ki oyun oynayacaksın? Sen kocaman bir adamsın. Tek düşündüğün büyük adam olup haksızlıklara karşı çıkmak.

"Öyle büyük, öyle büyük bir adam olaca­ğım ki, bütün bu haksızlıkları kaldıracağım. O kadar da çok haksızlıklar vardı ki, bu kadar büyük haksız­lıkları ortadan kaldırmak için ister istemez çok bü­yük adam olmam gerekiyordu." (s.161)

On iki yaşına kadar olan anılarını okumayı yüreğim kaldırmadı. Sen o yaşta çok sevdiğin annenin ölümüne şahit olurken, ben burda gözyaşlarımı tutamadım.

" ...Ölüm güzel değildir elbet... Ama siz ölümü, güzel, genç bir veremli annenin yüzünde gördünüz mü hiç?" (s.497)

Çocukluğu hep yoksulluk içinde geçmiş Nusret, oyunlara hasret büyümüş Nusret, gülmeye hasret kalmış Nusret.

"Herkes kahkahalarla gülüyor. Kimisi, gülmekten yerlerde yuvarlanıyor. Gülmek!... Öylesine yabancı olduğum bişey ki gülmek, hele gülmenin böylesi... (s.101)

Bu kadar acı ile geçmiş bir çocukluktan sonra nasıl herkesi güldürecek hikayeler yazar insanın aklı almıyor. Bunu da sadece Aziz Nesin yapar sanırım. Hem de öyle güzel yapar ki, roman tadında anılar okursunuz.

"Neden, nasıl mizahçı olduğumu sorarlar hep... Bilmem. Ama sanırım, beni mizahçı yapan kendi ya­şamım olacak. Gözyaşları içinden geçip geldim bu­raya..." (s.23)

Maceraya kaldığım yerden Yokuşun Başı ile devam edeceğim. Babası, kardeşi ve Nusret neler yaşadı kimbilir. Annesinin ölümünden sonra nasıl bir hayat bekliyor onu? En çok da, okulu bıraktığını kimse bilmezken, annesine verdiği sözü nasıl tuttuğunu merak ediyorum. Annesini ölüm döşeğinde kandırmak ona çok ağır geliyor. Kendini annesine karşı borçlu, sorumlu hissediyor.

"— Oğlum yatılı okulda okuyor ya, onun için gözlerim açık ölmüyorum..." (s.494)

Annesinin ölürken söylediği son sözler onu tekrar çok sevdiği okuluna kavuşturacak. Bakalım nasıl yapacak?

Ne söyledim ne yazdım bilmiyorum. Bildiğim tek şey ben hiçbir şey anlatamadım. Çocuk Nusret'in yaşadığı duyguları yansıtamadım. Tek bildiğim okurken kalbimi parçalayan o acı anıların yarattığı his aklımdan hiç çıkmayacak.

Yazdıklarıyla her zaman güldüren küçük dev adam bu kitabında gülünecek bir şey yazmamış. Gülmek isteyen okumasın. Kahkaha yerine gözyaşı bulacak çünkü. Bir çocuk hiç mi gülmez? Aklım almıyor. Çocukluğumdan utandım senin yaşadıklarınla.

Affet beni Aziz Nesin, seni tanımak için ne kadar geç kalmışım meğer.
223 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Lise yıllarım, abimin beni yönlendirdiği kitapları okumakla geçti. Aziz Nesin de onlardan biridir. (Diğeri de yine çok değerli bir yazar. Onu başka bir incelemede anlatmak isterim.) Aziz Nesin'in kitaplarını kahkahalarla okurdum. Ama nereden bilirdim ki lisede beni güldüren adam, üniversitede ağlatacak. Evet ben Aziz Nesin diyince hep güldüm, ta ki 1993 yılına kadar.

Üniversite yıllarım ise unutamadığım ve yaşadığım sürece de unutamayacağım çok acı iki olayla geçti.

UĞUR MUMCU SUİKASTİ
İlki, sadece yazdığı doğrular birilerini rahatsız ettiği için hala faili bulunmamış (Aslında belli de biz de yedik diyelim) olan Uğur Mumcu suikastidir. Uğur Mumcu'yu tanımayan genç arkadaşlara kısa bir şekilde tanıtmak isterim. Uğur Mumcu gazeteci, araştırmacı ve yazardır. 24 Ocak 1993'te Ankara'da evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirmiştir. Suikasti yapanlara kıl olmaktan başka bir şey gelmedi elimden.

MADIMAK KATLİAMI
İkincisi ise ülkemizin yüz karası olan Madımak Katliamı. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin, bazı örümcek kafalı kimselerin kışkırtmaları sonucu yakılması. Aziz Nesin, bu katliamdan sağ kurtulan kişilerden biridir. Her ne kadar öldürmek için uğraşmışlarsa da başarılı olamamışlardır. Aziz Nesin'in ateistliği bahane edilerek birçok cana kıyılmıştır. Acı olan ise yapılanlar yanlarına kar kaldı, tıpkı Uğur Mumcu suikasti gibi. Aziz Nesin bu acı olaydan 2 yıl sonra geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Madımak katliamını yapanlara kıl olmaktan başka bir şey gelmedi elimden.

BİR SÜRGÜNÜN ANILARI
Aziz Nesin'in Bursa’da geçirdiği aylar insanın içini acıtıyor. Hani deriz ya YOK ARTIK, öyle bir durum işte Aziz Nesin'in sürgün günleri. İnsan yaşadıklarını nasıl bu şekilde alaya alır, güldürür, sonra da kafamıza balyoz gibi indirir? Aziz Nesin yapar. Hem de öyle bir yapar ki, okurken hem güldürür hem ağlatır, sonrasında ise düşündürür...

Peki Aziz Nesin'in, okurken güldüren aynı zamanda ağlatan Bir Sürgünün Anıları kitabını yazmasına sebep olan olaylar nasıl başladı? O bile bir komedi. Daha doğrusu Aziz Nesin'in dilinden anlatılırsa komediden başka bir şey çıkmıyor.

MARKOPAŞA MACERASI
Sabahattin Ali'yle Aziz Nesin kafa kafaya verip bir yola çıkmaya karar verirler. Rıfat Ilgaz ve çizer Mustafa Mim Uykusuz'un da aralarına katılmasıyla MARKOPAŞA macerası başlar. Aslında çıkarılacak olan bir mizah dergisidir. Ama amaçları sadece güldürmek değil, güldürürken de düzenin haksızlıklarına karşı çıkmaktır. Dergi daha ilk sayısında veto yer. Hiçbir bayi satmayı göze alamaz. Aziz Nesin de ilk sayıyı İstanbul sokaklarında dolaşarak satar. Sonrasında da zaten peşpeşe gelen kapatma kararları başlar. Her kapatma kararından sonra yeni bir adla çıkarılır (merhumpaşa, malumpaşa, yedi-sekiz hasan paşa, hür markopaşa, bizim paşa gibi isimlerle).

O zamanlar en fazla satış yapan gazetenin tirajı 50 bini geçmezken, Markopaşa her hafta baskı sayısını artırarak 60 - 70 bine kadar çıkarır. Ne yazıkki her muhalifin başına gelen Markopaşa'nın da başına gelir. Yapılan baskılar ve tehditler sonucunda dergiyi basacak matbaa bulamazlar. Bulduklarında ise başlarına gelmeyen kalmaz. Aziz Nesin'in ilk defa evi aranır. O zamana kadar Emniyet Müdürlüğünün nerede olduğunu dahi bilmeyen Aziz Nesin bu sayede öğrenmiş olur. Her muhalif yazar gibi onu da memleketi satmakla suçlarlar. 17 gün süren tutukluk günleri başlar. Bunun 6 günü ise ekmeksiz ve susuz geçen günlerdir. Hapisten çıktıktan sonra yine kaldığı yerden devam eder muhalifliğine. O zamanın en çok okunan Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir habere muhalif olarak kaleme aldığı NEREYE GİDİYORUZ yazısı sebebiyle tutuklanır. Acı olan ise yazının henüz bir tarafının basılması. Anlayacağınız yazı henüz baskıdayken tutuklanır. Savcının 22 yıl istemine karşılık, yazı dağıtılmadığı için, yani yayım eylemi gerçekleşmediği için 10 ay hapis ve Bursa’da 4 ay 10 gün sürgün yer. Komik olan, ceza yediği 161. maddenin fıkrasının sonrasında kaldırılmış olması. Aziz Nesin'in ceza aldığı 161. maddenin fıkraları, antidemokratik görülerek kaldırılmıştır. Bu da aldığı cezanın ne kadar saçma olduğunu gösterir.

"Amerika, Türkiye’ye girmesin, bizi sömürmesin, yardım maskesi altında bizi soymasın dediğim için, milli menfaatlere aykırı yayın yapmış oluyordum." 148

SÜRGÜN GÜNLERİ
Aziz Nesin, 10 ay hapis yattıktan sonra sürgün için Bursa'ya gelir. Parasızlıktan, soğuktan ve açlıktan çok çeker. Yıllarca yanından ayırmadığı lime lime olmuş battaniyesini satmak için bit pazarını araması, bulamadığı için sevinmesi mi dersiniz...Açlıktan altın dişini satması mı dersiniz... Sürgün olduğunu bilmeyen dostlarının önce yaklaşması öğrendikten sonra yanından kaçması mı dersiniz... Fişlenirler korkusuyla iş bile vermekten korkanlar mı dersiniz... Kendisine hayran olan, ama sırf vaziyetler nazik diye gazetesinde olmadık hakaretler yazan gazete sahibi mi dersiniz...Her şeyi yaşar. Buna rağmen yine de kimsenin önünde eğilmez.

Aziz Nesin, gazetelerde iş bulamayınca çok değişik işler yapar. Bir süre yağlıboya ile yastık yüzlerine resimler yapar. Daha sonra İngilizce dersi vermek ister. Ancak bir kitapçının önerisiyle eski Türkçe ve Kuran dersi vermeye başlar. Aziz Nesin böylece her sabah Ulucami’de sekiz öğrencisine Kuran öğretir. Öğrenci ve velileri memnun olurlar önceleri bu hocadan. Sonra hocanın Bursa sürgünü Aziz Nesin olduğu anlaşılınca çocuklar bir daha derse gelmezler.

Bunun yanında değerli dostları da vardır. Biri de Müvellit Tabip’dir. Müvellit Tabip’in evinde şiir sohbetleri yapılır. Osmanlıca konuşan nazik bir Bursa beyefendisidir. Evindeki şiir sohbetlerinde söylenen her beyit için bir kadeh rakı içilir. Aziz Nesin, Müvellit Tabip için, "Yemeğini yemedik ama rakısını çok içtik." der.

En vefalı dostu ise, karısını karşısına almak pahasına hiçbir yardımını esirgemeyen eski bir okul arkadaşıdır. Öyle ki karısının "Ya o ya ben" demesine rağmen dostluğunu sürdürür.

Bursa’da olup da kaplıcalara gitmemek olur mu? Olmaz tabi. Arkadaşı bir gün kaplıcaya götürür. O ise hazır sıcak su bulmuşken çamaşırlarını yıkamanın derdindedir. Okurken kahkalarla güldüğüm son cümlesinde ise gözyaşlarına boğulduğum bölümdür bu kaplıca hikayesi.

"Bikez bitirsem çamaşır yıkamayı, havuza dalacağım. Ha babam, ha babam... Tepe gibi çamaşır..." 137

Sonrası hem komedi, hem hüzün, hem gözyaşı. Okumalı. Okumalı ki gerçekleri öğrenmeli, Türkiye'nin yakın tarihini bilmeli.

TAVSİYE
Ben Türk yazar okumam diyerek övünen bazı genç dostlarımız var. Onlara tavsiyem, önce kendi topraklarımızın insanını tanıyın, hikayelerini öğrenin. Sonra yine istediğiniz kadar yabancı yazar okuyun. Aziz Nesin ile başlayabilirsiniz mesela. İçinde bol bol kahkaha var. Yok ben hüzünlenmek istiyorum derseniz onu da gayet güzel yapıyor. Bu arada düşünmenizi de sağlıyor.

TEŞEKKÜR
Tek amacı Aziz Nesin’i tanıtmak olan, hatta kendi kitabı olsa ancak bu kadar över ve insanları okumaya teşvik eder dediğim Tuco Herrera' ya beni de bu kitapla tanıştırdığı için teşekkür ederim.

SON SÖZ
Üniversite yıllarımda Tarkan, 'Kıl Oldum Abi' parçası ile hep kulaklarımda çınladı. Kafelerde çaldığı için, kendisine kıl ola ola parçayı çok kez dinlemek zorunda kaldım. Oysa ne doğru söylemiş. Aziz Nesin'e ve daha bir çok aydınımıza acılar yaşatanlara KIL OLDUM ABİ...
432 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"UZAK ÇOOOOK UZAK BİR GALAKSİDE..." (NE SANDIN YAA?!?!? TABİİ Kİ STAR WARS !!!! )


Bir İŞSİZ incelemeden daha hepinize selamlar ola ey işsizler.. Lafı uzatmaksızın incelemeye yavaştan giriş yapalım.. Bilenler bilir, iflah olmaz bir Aziz Nesin hayranıyımdır ..Övünmek için söylemiyorum ama bu böyle hakkaten.. Küçüklüğümde bana sorgulamanın elzem olduğunu öğreten , kitapları vasıtası ile kendisidir .. Sorgusuz sualsiz itaatin yanlış olduğunu ben ilk kendisinden duydum , okudum ..Okumayı böylesi seviyorsam yine onun sayesinde.. Anılarının hepsini okuduğum için de biliyorum ki bu adamdaki arşivcilik ve kolleksiyonerlik başka hiçbir yazarda yoktur sanırım .. Günlük notlarından , gazetelere ,dergilere gönderdiği köşe yazılarına , aklına gelen roman senaryolarından tutun da gördüğü rüyalar için tuttuğu notlara , sinema - uçak - tren biletlerine kadar herşeyi klasörleyip saklamış bir isim .. İşin güzel yanı , bu işleri eski asker olduğu için inanılmaz bir disiplin ve nizamla yapmış .. İşte bu sebepten dolayı ölümünden sonra dahi eski klasörleri ve dosyaları aranje edip çeşitli derlemeler basabiliyor Nesin Vakfı .. Öldükten sonra bu kadar kitabı çıkmış başka bir isim daha var mıdır bilmem .. "BABA" yokluğunda dahi üzmez bizi anlıyacağın..
Fazla reklama gerek yok ..Çünkü BABA' nın reklama ihtiyacı yok .. O yüzden bu kısımları kendisini yeni okuyacaklar için yazdığımı belirtip asıl konuya geçiyorum..

Efenim başlıktan da anlıyacağınız üzere şu anki zaman ve mekanla alakası olmayan bir evrende geçiyor az sonra anlatacaklarım .. UZAK ÇOOK UZAK BİR GALAKSİDE , Leblebileri ile meşhur bir gezegende.. Buranın halkı rebellardan , yani asilerden yana.. İşsizlik falan filan derken çanlarına ot tıkanmış bunların..Secimler geliyor bunlar, "Yeter!" diyorlar, "artık düzen değişsin .." Karşı partiye oy verip senatonun yanına geçiyorlar.. Senato da , madem siz bize oy verdiniz, biz de size hizmet getireceğiz diyerek galaksinin "çimentocular konsülü", çaycılar birliği ve mimarlar odasını görevlendirip bunların olduğu yere muazzam bir "çimento fabrikası" inşa ettiriyor.. İşbu fabrika Cumhuriyetten bu yana LEBLEBİSTAN 'a kurulan ilk fabrika.. Açılış töreninde bütün Leblebistanlılar en ücra federasyonlardan tutuncaya kadar akıyorlar, geliyorlar fabrikanın olduğu yere .. Hemen kozmik koyunlar ,efenime söyliyeyim plazmatik koçlar bulunup getiriliyor mekana kan akıtılıyor kurbanlar kesilip ...İşletmeden nemalanmak isteyenler de birbirini boğazlıyor falan bu arada ..Herşey tamam yani sizin anlayacağınız .. Sevinç tarif edilir gibi değil , mutluluktan ölmek üzere Leblebistanlılar .. Diyorlar ki,
"Hemen üretime geçelim !!"

Öyle ya!! Babayın hayrına yapılmadıya bu çimento fabrikası..Şalterler dönüyor PALDIR KÜLDÜR , kumlar akıtılıyor HALDIR HULDUR ..Su akacak GÜLDÜR GÜLDÜR gel de yar beni GÜLDÜR diye .. Bir bakıyorlar , bir ses : TISSSSSS!!! Su yok !! Şaka falan değil .. Cidden su yok !! Fabrika kurulurken alacakları oyların aksine , fizibilite ve ar-ge yapılmadığı için koskoca fabrikanın gereksinmesi olacak su kaynağı akıllarına gelmiyor..Fabrika kalıyor mu ortada dımdızlak?!?

"Napalım , napalım ?" diyorlar..

Tamam teknoloji ileri falan ama koca fabrika bu! Temele kazık çakılmış .. Masanın üzerinde duran bir tepsi KOL böreği değil ki bu ala da götüreler KOMPOSTO misali bir su kaynağının yanına ?!?! Aralarında tartışma baş gösteriyor..

"Aman!" diyorlar , "birbirimizi yemeyelim!"
"Ne de olsa kol kırılır yen içinde kalır!"
"E napalım yahu !?!?! "

Aralarından bir uyanık , "Ben" diyor "hemen Boğa takımyıldızı civarında 65 ışık yılı uzaklıkta Aldebaran Yıldızına bir gidem gelem , orda işin ehli sondajcı storm trooperlar var..Pazarlık sünnettir ..İşi ucuza halleder gelirim .."

Senin gemi kaç basıyor ? Aman benim iticiler kaç katrilyar beygir ? O yıldızın altından kaç gel! Haydi de Saturn' ün halkasında bir kavurma yiyelim de üstüne bir çay molası verelim diye diye varıyor bizimki Aldebaran' a..

"Ulan" , diyor "utanmıyor musunuz boş boş oturmaya sidikliler!!! Kalkın gidiyoruz !"

Tutuyor bunları kulaklarından getiriyor Leblebistan'a .. Bu arada , aradan tam bir sene geçiyor tabii.. Leblebistanlılar işsizliğin ve suya olan hasretlerinden ötürü yüzyıllar önce gömdükleri Sibel Can - Sen Gelmez OLdun 45 liklerini çıkarıyorlar sandıklardan..Kolay değil LEBLEBİ BU!! HARARET TAVAN !! Böylece ,Sibel Can yüzyıllar sonra ilk kez Leblebistan' da tekrar bir numaraya oturuyor ..

Ne dediği anlaşılmayan kıllı , maymun gibin bir yiğido da bu arada storm trooperlarla beraber geliyor gezegene .. Sondajcıların başı bu yağız eleman.. İsmi Chewbacca!! Vuruyor sondajı 300 metreye .. Ses yok !! Başka yere atalım diyorlar , bu sefer 420 metreye iniyorlar..Yine ses yok !! Chewbacca diyor ki ,


"ÜÜÜÖÖÖÜÜÜWÜWÜÜÜÖÖÖÖ ... ÖÖÜÜÜÜWW ÜÜEÜÜÜÖÖWW.. WÜÜÖÖÖÖÖ ?"

Meali :
"Bu son çare.. Gelin bir de fabrikanın içine sallayalım .. bakalım ne olacak ?"

Ve mutlu son!! Ulaşıyorlar suya !! Suyun adını da Hüdaverdi koyuyorlar son anda kaçan neşeyi refresh ettiği için !!

Şimdi diyeceksin ki , yahu arkadaş bunların Aziz Nesin ile ne alakası var? İşte Aziz Nesin de bundan yüzyıllar sonra Alacahöyük kalıntıları ve harabelerini görmek , halkın nabzını tutmak için Çorum 'a gidince duyuyor bu TRAJİKOMİK hikayeyi .. Bizlere aktaran da kendisi .. Alıp okursan bu kitap bunun gibi pek çok hikayeyi barındırıyor sevgili işsiz kardeşim .. Jack London kritiklicektim bak nerelere geldim !!

Kim ola bu Chewbacca diyenler :

https://i.hizliresim.com/qGAOoW.png
206 syf.
·10/10 puan
Aziz Nesinin en çok okunan bu eseri çocuğun gözünden yetişkin dünyasını gösteriyor.

İki arkadaşın birbirine yazdığı mektuplardan oluşan güldürü romanıdır. Kitapta ki çoğu diyaloğu hababam sınıfında duymuş olmanız muhtemeldir. Sayfa sayısı ne fazla ne az. Yazarın diğer kitapları gibi bir solukta bitiyor.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
206 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

BAZI ÜRÜNLER FABRİKA ÇIKIŞI İTİBARİYLE "ARIZALIDIR"!!!

Aslında bu değil , Aziz BABA 'nın bambaşka bir kitabına inceleme yazmaktı amacım.. Sevgili İnci de bu kitaba bir inceleme yazmış ..Okudum ..Pekte güzel , duygusal bir inceleme olmuş.. Bizim kalbimiz adamantinle kaplı , pek tabii nüfuz etmedi öylesine çok ..Bilmem belki de kendim evli olmamamdan kaynaklıdır ..Çoluğum çocuğum yok ..Herneyse bunu toplum bilimciler, sosyologlar falan tartışsın =)) İncelemenin altına duygusal yorumlar ve hayrolsunlu mesajlar döşeneceklere not : Umrumda dahi değil .. Benim kendi yargılarım çok daha ayrı .. Herneyse okudum incelemeyi.. Beynimde şimşekler çaktı , 15000000 volt geçti o an beynimden.. Ulan ben bunu daha önce niçin düşünmedim diye.. Buyrun başlayalım ..

Bu da kısmi bir incelemedir .. Yılların kendimce sorulan hesabıdır .. Bir bakıma gavurun deyişi ile PAYBACK 'tir .. Hem kendim ile , hem de ailesel bazda hesaplaşmadır..

Sevgili ailem ,

5 bilemedin 6 yaşımda ya var , ya yoktum .. Kuran kursuna gitmek istiyorum dedim .. Gık demedin ..Gittik ..Kur'an değildi ( sonradan onu da öğrendik gerçi ama ) , arapçaydı bize öğretilen .. Elifler bilmem neler falan kaldırmadı kafamız .. İyi bir zopa yedik haliyle imamdan kızılcık sopasıyla ..Hemen firar verdik tabii.. Bize göre değildi o yaşta, o öğretilenler .. İşin aslı, yani tüm bu anlatacaklarım aslen ilkokulda bir kış mevsimi , bir cuma günü akşamında başladı .. Bilenler bilir .. Cuma akşamı yağmurlu havada (akşamcılar el kaldırsın!) istiklal marşı okuyarak karanlık servislerde eve geri dönmek ve evde TRT ' de yayınlanan akşam bülteninin , tartışma programlarının kahrını çekmek.. Bu kahrın sözlük karşılığı yok sözlüklerde.. Sanırım bunun bilinciyle ve dersten çıkmış olmanın da verdiği rehavet ile her ne yapıyordumsa artık (aklımda da değil) , arkama baka baka koşarken kafa kafaya çarpıştığım bir cocukla kendi BİG BANG ' ime gark olmamla gözümde yıldırımlı yıldızlar çaktı ve olaylar böylece start aldı .. Gözümün üstünde ayrı bir uydu , ayrı bir ikinci kafa oluşmuştu .. Gözüm kapandı pek tabi doğal olarak ..Bindim servise ..Uranyumlu varillerde kundaklanan , polonyumla marine edilmiş ,"Tepenin Gözleri" filmindeki radyasyonla mutasyona uğramış mutant madencilere dönmüştüm .. LÜTFEN BAKINIZ : https://tenor.com/...aveeyes-gif-10086996
Sağ gözüm kapanmıştı kapanmasına ama bambaşka bir ışık, ferle doldurdu o an o gözleri.. Ortaokula giden ve benden baya baya büyük bir kızın resim dosyasının arkasına yapıştırdığı İron Maiden " KILLERS" albüm kapağına (https://i.hizliresim.com/YgAONA.jpg ) bakmaktaydım o an .. ( Sevgili Necip G./Duvar/ , beni bir dinleyen olarak ancak sen anlarsın.. ) Aklım başımdan gitti tabii..Bu nasıl bir çizim, bu nasıl bir dünya idi ? Almıyordu kafam Cin Ali evrenindeki çöp adamlardan sonra böylesi bir güzelliği .. Bir yandan kıza bu ne diye sorup terso cevaplar alıyorken, eve gidene kadar gözümün üstündeki şişlikler insin diye 3+1 dualar (3 kulfu 1 elham) okuyordum .. İnmedi tabii..Geldim eve ! "Allah iyiliğini versin senin! - bu ne hal - sen adam olmazsın - bir gün de yüzüm gülsün - ne günah işledim de bunları görüyorum" lara müteakip dayaksız ve zopasız o geceyi atlattık ..İstirahatgahımıza yatırıldık ..Gözümüzde merhemler , aklımızda albüm kapağı ile .. Şu an çok iyi biliyorum ki , karanlık sabırlıdır .. Tohumları atar ve bekler .. Çünkü bilir ki ,en ufak bir ışık kötülük tohumlarını yeşertecektir.. Ben de biliyordum ..Muhakkak bir gün "Eddie" ile yollarımız kesişecekti.. Ama devir yokluk devri .. Para yok, pul yok .. Kaset ütopya , kasetçalar bir imkansız düş..Gel zaman git zaman , okul yolu düz gider , el ele el ele verin çocuklar derkeeeeeeen , Gorki' nin Çocukluğum incelememde
( #25196704 ) bahsettiğim gibi ben de METAL ile tanıştım en nihayetinde..

Sonra ne mi oldu ? Sonrası bir Anadolun kasasına , Maserati motoru takılması ile açıklanabilir ancak (Maserati' nin amblemine dikkat!) ..

Sevgili Babacığım ,

Yıllar yılı sende şeker varmış.. Bilemedik ..Sen de bilmiyordun..Sofrada gelmemiş tuzluk için cinnetler yaşanırken , geç koyulan bir çay için cehenneme portallar açılırken .. Hiç sorgulamadık ..Sorgulamadım .. Sen tokat attın .. Ve kendince de haklıydın .. Bense kendimce haklıydım ..TOKATA KARŞILIK ROKET ATTIM! (bugün olsun bugün de atarım!) .. NON SERVIAM bizim mottomuz !! Kendimce ben de haklıydım .. Ama sen de haklıydın .. Hep istediğim dağ bisikletini aldığın gün camdan aşşağı attığında (kardeşimle paylaşmadığım için zohahahaha =)) ) , sesini çok açıyorum diye bana aldığın müzik setini işte o bisikletin yanına yolladığında , dişimden tırnağımdan artırdıklarımla mail order yapıp yurt dışından sipariş ettiğim kasetleri kırdığında da haklıydın ..

Sevgili Anneciğim ,

Babam gibi sen de bir işçiydin .. Sözde "mübarek" ve hak yemez hükümetler döneminde ordan oraya sürdüler seni SOLCU diyerek.. Öğlen tatilinde alırdın beni okuldan .. Beni aldığın için yemekte yiyemezdin .. Okuldan aldıktan sonra beni , kaçırdığın öğle yemeği yüzünden nice aç kaldın.. İstedin ki okuyayım .. Kendince haklıydın .. Ama sayısal değil , sözeldi , dil üzerineydi benim zekam =)) Sen inat ettin ..Buna karşılık ben de inat ettim =)) Sonuçta benim dediğim oldu .. Ben kazandım!!! 3 kez üniversite ve bölüm değiştirdim =))

Bir akşam üstü evden ekmek alıyorum diye çıkıp , dışarda bizim tayfaya rastgelip 2 hafta Eskişehir' e gidip , geri döndüğümde ders çalışmaya gittim dedim mi (YERYÜZÜNDE BÖYLE BİR YALAN YOK!!! ZOHAHAHAHA =) )? Orlarda donmuş Porsuk Nehri' nin üstünden geçecem diye 20 tane birayı buzun kırılması ile nehre kurban verdim mi ölümden dönüp? Otostop çekip konsere mi gitmedim ? Erkin Koray ' la tanışacağım diye İzmir sokaklarında mı yatmadım ? İstanbulda otobüsü kaçırıp Esenlerde mi pineklemedim bir kış gecesi ..Çantamda üniversite sınavı giriş formu varken ve bu formun son veriliş gününde gezdiğimiz takla atan arabanın içinden mi çıkmadım .. Daha sayamadığım nicesi ..Evet! Hepsini yaptım ! Bugün olsa yine yapardım ..

Siz ve geri kalan tüm "NORMAL dediğiniz toplum bireyleri " ile ben apayrı bir düzlemdeydik .. Bugün ben sizi anlamış bulunuyorum.O zaman da anlamıştım .. Çok kızıyordum ama anlamıştım yine de .. Sizin beni anlamanıza imkan yoktu .. Bugün de yok ..Size 6 tane hızlı içilmiş KIRMIZI TUBORG üstüne canlı, en ön sıradan Motorhead ACE OF SPADES dinlemenin zevkini ben nasıl anlatayım ?!?! =)) Plak , cd , flyer ve t shirt alıp kolleksiyon yapmanın zevkini nasıl alabilirsiniz ki? Bir albümün çekme kasetini almak için , o yoklukta ,internet denen şey yokken teee İzmirlere otostopla gitmenin bugün dahi mantıklı bir açıklaması yok sizin için ! Ya da mail order yapıp bir heyecanla alacağın bir t shirt ya da cd yi HEYECANLA BEKLEMEDİNİZ SİZ !! İMKANSIZ BU !!! Siz o gün de haklıydınız bugun de haklısınız.. AMA ben de öyle!!

Nerden nereye geldik .. Okuduğunuz bu kitap , bir ebeveyn için elzemdir .. Okunmalıdır .. Büyükle büyük , küçükle küçük olabilmektir anlatılmak istenen .. Ben babamdan ileri ama OĞLUMDAN GERİYİM ' dir yansıtılmak istenen .. Tıpkı Killa Hakan ' ın sözlerine yansıttığı gibi...

Zaman çabuk geçer, anlamazsın bile olur derdin
Bir daha geri dönüp baştan başlamak için neler verirdin
Yaşanacak çok şeyler var kulak vermesini bi' öğrenin
Oturup kalkmasından belli olurmuş derler Güngören'in

Zurnanın zarıldadığı kısım .. Metalci bir çocuğun varsa ve o felsefeyi canı gönülden almışsa , yapacak çok bişey yoktur .. Sen istersin , AMA O İSTEDİĞİNİ YAPAR ..ÇÜNKÜ BAZI ÜRÜNLER FABRİKA ÇIKIŞI İTİBARİYLE ARIZALIDIR!!!

Son söz : burdan beni zopalayan o "imama" canı gönülden teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.. sonsuz TEŞEKKÜRLER SANA !!! =))

Tıpkı Ace of Spades ' te Motorhead 'in dediği gibi ..

If you like to gamble, I tell you I'm your man
You win some, lose some, ALL THE SAME TO ME!!
The pleasure is to play, makes no difference what you say
I don't share your greed, the only card I need is the ACE OF SPADES!
ACE OF SPADES!
Playing for the high one, dancing with the DEVIL
Going with the flow, it's all a game to me
Seven or eleven, snake eyes watching you
Double up or quit, double stake or split, the Ace of Spades
the ACE OF SPADES!
You know I'm born to lose, and gambling's for fools
But THAT'S THE WAY I LIKE IT BABY
I DON'T WANNA LIVE FOREVER!!!

KOPSUN KAFALAR !!!!

https://www.youtube.com/watch?v=_vvp8G44PNA
158 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Dün gece yine çok içip küfelik olmuşum ( "Zıkkım" iç diyenler...duydum sizi de !! =) ) .. Sürekli kitap aldığımdan dolayı , artık kitaplığımda ve odaya getirdiğim iki battal boy sehpa üzerinde (ikiz kulelere döndü bunlar hele ! ) kitaba yer kalmadı ..Koli olayında da çığır açtım ; balkon ve odanın dört bir yanı bunlarla dolu ..Yaysat bayisi gibiyim ..Baktım olacak gibi değil yatağa dizmeye başladım .. Sabah kalkınca yatağını düzeltmeyen ben , hergün evde cinnet yaşanmasın diye yatak ve çarşaf düzeltir oldum ..Şimdilik yatak müsait ..İkinci katı çıktık bakalım .. Neyse efenim dün gece ben zil , elimde şişeler zurna olunca artık o kafayla kitapları kaldıramayacağım için alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak yere , yani halının üzerine yatmışım .. Yere yatıyorsun , altına birşey sermiyorsun, bari yastık al değil mi ? O da yok ..İki tane t-shirt almışım kafamın altına .. Onlar da gece kağıt helvaya evrilmişler külkedisi masalındaki arabanın balkabağına dönüştüğü gibi.. Alarmı da bir saat evvele kurmuşum .. Sabah dörtte bidibidibidi diye ötünce zifiri karanlığın içine uyandım .. Bir Wolverin pençesiyle ona da "Yolverin" dedim.. Daha 3 saat var diyerek yumdum gözlerimi .. Tekrar bir açtım ki saat yedi !! 10 dakka sonra evden çıkmam lazım .. Kalkmaya çalışmamla beraber olanlar oldu.. Gece boyunca cyborga evrildiğimi anladım.. Boynum , "Sol Ayağım" ve sol omzum ayrı bir konfederasyon kurup, bağımsızlıklarını ilan ederek terki diyar eylemişler beni .. Dün gece yatarken insan formunda uykuya dalan ben, sabahına ROBOCOP olarak gözlerimi açtım .. Topal kargalar misali seke seke , triger kayışı koparmış hacı muratlar misali öksüre tıksıra çaydan geçtim, banyoya koştum hemen el yüz yıka ,default temizlik falan fıstık derken çantama da bugün okuduğum bu kitabı atıverdim ..Geldim işyerineee .. Sabah garibanların iskenderi Ankara simidi ve çayla depoyu fulledim .. Tabi çay alırken ,bizim kekomançilerin muhteşem bir diyaloğu aldı beni benden yine ..

- Olm 14 şubatta ne oldu?!?? (sanki fransız devrimi yaptılar Playboy Mansion' ı basıp!! zohahahahahaha!!! =) gülme gülmee!!! cevaba bak sen asıl!)
- Cemre havaya düşüyor !!! ( DİDİDİDİİİİİUuUuUuuUUUuuUW!!! - Türk filmi şaşırma efekti =) )

Bu diyalogla beynime yıldırımları üçer beşer yiyip geldim kuruldum odaya .. Başladım okumaya ..

Hemen uyarıyı vereyim ki sonrasında neşeniz kaçmasın .. Bu kitap bildiğiniz , sizi güldüren Aziz BABA kitaplarından biri değil .. Bu küçük çaplı bir inceleme , hatta belki de derleme olarak görülmesi gereken bir eser. Toplumda bir kısım tarafından taşa tutulan Aziz Nesin ' in , asıl sevilmemesinin sebebidir bu ve benzeri kitapları..Yavaştan başlayalım isterseniz..
Hepimiz insanız .. Hepimizin korkuları var.. Nelerden korkarız ? Sizi bilmem ama ben misal KT nin 30 - 40 lira olacağı günleri görmekten , o yıllarda hala yaşıyor olmaktan , Norveçte fjordları göremeden ölmekten korkuyorum .. Tabii bunlar kişinin şahsi korkuları .. Bir de şahıs ve kurumlar ve ideolojiler aracılığı ile kişilere güdülenen , empoze edilen korkularımız var toplum olarak.. Aslında pekçoğumuz bu etkinin altındayız ve bu korkuların kölesi olduğumuz halde kendimizi onun efendisi sanıp yaşıyoruz.. Hayatını kıytırık bir 2+1 ev için ipotek eden halkımıza bir bakın .. Kredi kartının pençesine düşenlere bir bakın .. Bu insanlara sorulsa rahat ve huzurlu yaşadıklarını söyleyeceklerdir .. Ama aslen önlerine konan her şartı kabullenmek zorunda kalmış kimselerdir bunlar .. İtiraz edemezler gördükleri haksızlıklara ..Korkuları yoktur sözde ama korkunun sopası onları çoktan hizaya sokmuştur .. Peki bu korkunun yaratıcısı kim ? İşte burda devreye kapitalizm etkisi ile ihraç edilen sistemler giriyor .. Türkiye' de geriye dönüşün yani gerilemenin başladığı yıllardır 2. Dünya Savaşı yılları bitimi ve ellili yıllar.. Ne olmuştur da kendine yetebilir denilen bir ülke , bu denli geniş , ekilebilir tarım alanları ve meraları varken Amerika ' dan süt tozu yardımı alıp ilkokullarda dağıttırmaya başlamıştır ? Ve tesadüf müdür bu süt tozu tüketiminden sonra çocuklarda patlak veren sindirim sistemine dayalı rahatsızlıklara yine aynı Amerika' dan yardım elinin uzanması , bize hastalığı ihraç edip milyonlarca liralık ilaç satması .. Bizi hem zehirleyip tabiri caizse döverken bu yardımlar için Köy Enstitülerinin kapanması şartını koşması ..Bu ve benzeri pekçok olay ile ellili yıllarda yapılan ve ZERRE KAZANCIMIZ OLMAYAN İKİLİ ANTLAŞMALARLA budadıkları toplumumuzu hizaya getirmişler ve sermayeyle kol kola girerek Türk halkını KORKUDAN KORKAR hale getirmişlerdir .. Aziz Nesin ' in kitap içinde bahsettiği terim budur aslen .. "Sermayenin istediği istikrar" enflasyondaki ve düzensiz fiyat artışlarındaki istikrarken halkın buna istikrarlı olarak başeğmesidir , sesini çıkarmamasıdır .. Sermaye , özellikle yabancı sermaye öyle bir kanser hücresidir ki sürekli senden alır maddi bağlamda ama koşulsuz şartsız güvence ister ..Yoksa korkup kaçabilir bavul dolusu yeşillerle ..Yeri gelir özel ve tüzel kişilerin de üstünde yer ister .. Buyur edilir sofraya .. Herkesin elinde çay kaşığı vardır , onun elinde kepçe..Trabzon ekmeklerinin arasına kor da yer katığını.. O zamanı geldiğinde kaçmaya kaçar da emek ulusaldır ve bağlıdır bu topraklara, ulusal olduğu için bırakıp kaçamaz.. Zaten KORKUDAN KORKU ile susturulmuş teslim alınmıştır .. Aslında hepsi bağlıdır birbirlerine bu düzlemde hem de komik bir biçimde ..Nasıl mı ? Toplumu bunca korkutan sermaye aslında bu denklemde en çok korkan sınıftır .. Çünkü kapitalizmin doğası gereği ürettiği , ÜRETMEK ZORUNDA OLDUĞU " KORKUDAN KORKU"nun ana kaynağı hammaddesi sermayedir. Kapitalizm her zaman gittiği her yerde korku üretmek zorundadır.. Yani kapitalizmin ürettiği bu KORKU , birikip sermaye haline dönüşen söz konusu artıdeğerlerin doğası gereğidir .. Velhasılkelam biraz karmaşık gelmiş olabilir buraya kadar anlattıklarım kiminize .. Herkes alsın okusun demiyorum .. Aziz Nesin ' in karakterini öğrenmek isteyenler , onun gerçekten nasıl bir dünya hayal ettiğini görmek isteyenler, hayatı sorgulayarak yaşayanlar , düşünmek isteyenler alsın okusunlar bu kitabı .. Ben tesadüf eseri gördüm aldım.. Bugün bitirmemle kendisine olan saygım beş on kat daha arttı..Bugüne kadar kendisini yedirip , içirip , okuttuğu için borçlu olduğunu belirttiği halkı için büyük bedeller ödemiş bir isim .. Çoğu zaman kendinden verdi ..Yayınevini , hayatından beş buçuk seneyi , evliliğini , pasaportunu , mesleğini ve daha sayamayacağım nice değerlerini söküp aldılar ondan ..Bakın bunlara rağmen O, ne diyor :

"Hiçbir şeyi olmayanın bile isteyince vereceği çok şey vardır. Aldıkça değil verdikçe mutluyuz.Kendinden vermek mutluluktur , ama KENDİNİ VERMEK EN BÜYÜK MUTLULUKTUR."

Eh bu incelemenin ardından onun anısına iki duble parlatmayalım da napalım ?!?! Sen rahat uyu Aziz BABA !! Gerekirse bugün de senin için yatarız yerde ..
223 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"Anadolu'yu otomobille, yaya, tirenle, uçakla gezenler çok olmuştur. Ama benim gibi gezen var mı bilmem ki...
Ben Anadolu'yu ellerimde kelepçe, süngülü ve tüfekli candarmalarla dolaştım bir uçtan bir uca..."

- Aziz Nesin -


ÖNCESİ : SİPER ET KENDİNİ DE DURSUN BU HAYASIZCA AKIN

Yıl 1948.. "malum hükümet" iktidarda.. ve Türkiye'yi küçük "amerika" (daha da küçük yazmak isterdim ama malum font izin vermiyor) yapacağız sloganları yeri göğü inletiyorken ,zamanın cumhuriyet gazetesinde şu başlıkla bir haber yer alır:
AMERİKA'NIN SINIRLARI TÜRKİYE' DEN GEÇER (??!?!?!?!?!!!)

SABAHATTİN ALİ ve AZİZ NESİN o sıralarda beraber kapanan Marko Paşa adlı derginin ismini değiştirmiş ve MALUM PAŞA 'ya çevirmişlerdir..gene basının ve muhalif yazar çizerlerin üstünde muazzam bir baskı vardır..bu habere katlanamaz AZİZ NESİN ve hemen söz konusu habere karşı bir karşıt bildiri hazırlar NEREYE GİDİYORUZ başlığıyla.. uzun müddettir cıkardıkları Marko Paşa isimli dergi dolayısıyla o zaman kendini "ileri demokrasi" bekçisi olarak adlandıran hükümetin eline böylece kendisini mahkum ettirecek bahaneyi vermiş olur..matbaası basılır..hemen gözaltına alınır daha sonra serbest bırakılır.. bitmemiştir zulüm..söz konusu bildiriyle halkı kin ve nefrete (?!?!) teşvik ettiği gerekçesiyle derhal hakkında dava açılır ve bildiriyi 2 kişinin okuduğu yönünde şahitler gösterilerek hakkında tam 22 -yazıyla yirmi iki - sene hapsi istenir..hemde daha sonraki dönemlerde anti-demokratik bulunurak kaldırılacak olan 161. madde istemi ile...suçu çok büyüktür Aziz Nesin 'in.. emperyalizme DUR! demiştir.. birde gene trajikomik bir ayrıntı: davaya bakan askeri savcı da bir dönem okul arkadaşıdır kendisinin.. olaylara geri dönersek düzmece bir tezgahla şahitlikleri alınan söz konusu 2 kişi sonradan şahitlikten vazgeçerde büyük usta sürgünle yırtar..

SONRASI : Bursa ilinde bir ÖTEKİ "ADAM"

Sonrasında bahse konu olanlar bu kitabın konusudur.. yokluğu, parasızlığı ,açlığı, iki küçük çocuğuyla bir başına bıraktığı karısını , halkın kendisine karşı takındığı tutumu hep karşısına alır, olanlara göğüs gerer Bursa' da da..bu kitabı okumaya her yürek dayanmaz.. açlığı ve parasızlığı da komik bir dille anlatır kitabında .. sizi de hem ağlatır hem güldürür..

"ipeklisi var giyemezsin
şeftalisi var yiyemezsin
cepte para nanay
dön şinanay şinanay"

hacmen çok hafif ama içerdiği anlam bakımından KURŞUN gibi ağır bir kitaptır..ben bu kitabı 9 yaşımda kütüphanemizde kapağına bakıp gülümseyerek almıştım elime.. ilk basımıydı..2 jandarma erinin arasında minicik bir adam.elleri kelepçeli ..askeri adımlarla yürüyorlar..(merak edenler için o anlarında hikayesi var kitabın girişinde) kısacası hem gülüp hem ağlamak istiyorum diyenler için MUADİLİ OLMAYAN BİR ESERDİR bu kitap..elimden gelseydi tüm VİCDANSIZLARA KILIÇ ZORUYLA OKUTURDUM..kritiği sonlandırırken kendisini bu yazdıklarımla beraber bir kez daha saygı ile anıyorum..senin gibiler olmasaydı n'olurdu halimiz? huzur içinde yat MEHMET NUSRET NESİN...
272 syf.
·2 günde·Beğendi
Aziz Nesin yine kendine has mizahi yorumlarıyla gerçek bir zübük portresi çiziyor. Zübük tipini olumsuz özelliklerin somut simgesi olarak çizerken; Zübük ile onun işgal etmek istediği toplumsal konum arasındaki büyük aykırılığı gözler önüne serer. Az gelişmiş ülkelerin siyasi arenasında her zaman "Zübük"ler vardır ve var olacaktır. Yakın geçmişimizi anlatan bu kitabı bence okumalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aziz Nesin
Tam adı:
Mehmet Nusret Nesin
Unvan:
Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1915
Ölüm:
İzmir, 6 Temmuz 1995
20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.

Yazar istatistikleri

  • 4.662 okur beğendi.
  • 45,3bin okur okudu.
  • 585 okur okuyor.
  • 21,6bin okur okuyacak.
  • 338 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları