Aziz Nesin Mehmet Nusret Nesin

Yazar 8,6/10 · 1529 Oy · 134 kitap · 6541 okunma ·  1184 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Aziz Nesin
  • Yazarın Tam Adı:
    Mehmet Nusret Nesin
  • Unvan:
    Türk Yayıncı, Gazeteci, Yazar
  • Doğum:
    İstanbul 20 Aralık 1915
  • Ölüm:
    İzmir 6 Temmuz 1995

Yazar İstatistikleri

1.184 okur beğendi.
1.529 puanlama · 1.099 alıntı
16 haber · 13.099 gösterim
6.541 okur kitaplarını okudu.
3.240 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
41 okur kitaplarını şu anda okuyor.
24 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Aziz Nesin'in Biyografisi

20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.

Aziz Nesin'in Kitapları Kitap Ekle

8,5/ 10  (267 Oy) ·  1.124 Okunma
8,8/ 10  (99 Oy) ·  440 Okunma
8,3/ 10  (45 Oy) ·  153 Okunma
8,9/ 10  (15 Oy) ·  106 Okunma
10. İstanbul'un Halleri (Seçilmiş Öyküler)
7,6/ 10  (27 Oy) ·  95 Okunma
8,0/ 10  (29 Oy) ·  94 Okunma
7,2/ 10  (10 Oy) ·  91 Okunma
8,7/ 10  (11 Oy) ·  89 Okunma
8,7/ 10  (16 Oy) ·  88 Okunma
8,7/ 10  (27 Oy) ·  86 Okunma
8,8/ 10  (16 Oy) ·  77 Okunma
9,4/ 10  (19 Oy) ·  77 Okunma
9,0/ 10  (12 Oy) ·  76 Okunma
8,3/ 10  (18 Oy) ·  72 Okunma
8,5/ 10  (21 Oy) ·  68 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Ferah, bir alıntı ekledi.
30 Tem 2015

Diyorlar ki ; "eskiden böyle değildin artık içine kapandın..''
Dedim ki ; "içindekiyle yetinen bu kalp artık sizi ne yapsın ''

Aziz NesinAziz Nesin
Ayçagül Akar, bir alıntı ekledi.
21 Ağu 2015

Alıştın, nutukları dinleyip uyuyorsun. Sen böyle uyudukça, sanma ki sabah olur! Körler memleketinde, şaşı padişah olur!

Aziz NesinAziz Nesin
Ferah, bir alıntı ekledi.
17 Şub 2015

''Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha da büyük hale getirir..
Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir..
Ona bir ev verirsiniz, size bir yuva verir..
Ona sebze verirsiniz, size yemek verir..
Ona bir gülücük verirsiniz, size kalbini verir..
Ona bir şarkı söyleyin, size konser verir..
Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir..
Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun..''

Aziz NesinAziz Nesin
Semanur*, bir alıntı ekledi.
15 Ağu 2015

''Aldatan kişinin cinsiyeti ne olursa olsun,
Medeni hali şerefsizdir ...''

Aziz NesinAziz Nesin
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 26 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Din
Sultan Mahmud'a
-Efendimiz, adamın biri peygamberliğini ilan etti derler.
Padişah
-Getirin bana! der.
Sahte peygamberi getirirler; yalınayak başıkabak, açlıktan avurdu çökmüş, üstü başı dökülen biri.
-Götürün bunu, kırk gün yağ balla, fındık üzümle, baklava börekle besleyin! der.
Kırk gün sonra adamı huzuruna çağırtır, sorar:
-Nasıl yine peygamber misin?
-Evet...
-Peki peygamberlere vahiy gelir, sana da vahiy geliyor mu?
-Evet geliyor Cebrail vasıtasıyla geliyor
-Ne deniyor vahiyde?
-Cebrail vasıtasıyla Allah bana! "Sen yerini buldun, sakın oradan bir yere kımıldama!" diyor.

Biz Adam Olmayız, Aziz NesinBiz Adam Olmayız, Aziz Nesin
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
26 Oca 23:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine,
dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız,
sorun kendiliğinden çözülecek aslında."

Şimdiki Çocuklar Harika, Aziz NesinŞimdiki Çocuklar Harika, Aziz Nesin
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
23 Ara 2014

1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine’çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Aziz Nesin (Aziz Nesin'in Soyadı Hikayesi)Aziz Nesin (Aziz Nesin'in Soyadı Hikayesi)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
13 Nis 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Mizah
- Maçı nasıl buldunuz?
- Temintenperi pagayrim pagayrim, bişey ağnamayrim. Haçan o topa furtun furtun, mademçi furtun, niye argasından koşaysun? Mademçi arkasından koşacaysun, ne temuye fureysun?...

Koltuk, Aziz NesinKoltuk, Aziz Nesin
Ferah, bir alıntı ekledi.
06 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

'' Bir tohum verdin
Çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal. ''

Aşk Şiirleri, Aziz NesinAşk Şiirleri, Aziz Nesin
Bütün Alıntıları Göster

Aziz Nesin ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

"Benim aşırı tutumluluğumun ana kaynağı, emeğe olan saygımdır. Emeğe saygı duyulmadan, emekçi sınıfından yana olmak olanaksızdır. Ben herhangi bir şeyde, o şeyi üreten insanların emeğini ( yani harcadıkları zamanı, yani o insanların yaşamını) görürüm. Örneğin çocuğumuz, pilavını yedikten sonra tabağında beş pirinç tanesi bıraksa ve günde düşünelim böyle birkaç yüz çocuk aynı şeyi yaparsa ne olur? Burda ziyan olan pirinç taneleri değildir. O pirinç tanelerinin, ekiminden, hasadından, ayıklanmasından, taşınmasından, taa pişirilip soframıza getirilene dek kaç insanın emeğinin geçtiğini düşünelim. O emek, o insanların yaşamıdır. Ve o pirinçleri atmak, emeğe, emekçiye ve insan yaşamına ve dolayısıyla insanın kendisine saygısızlığı demektir. Bilmem, anlatabildim mi? Bu yüzden, tek yüzü yazılmış kağıtları atmam, arka yüzlerine de yazarım. İki yüzü yazılmış kağıtları da, hem kendim kağıt peçete olarak kullanırım, hem de vakıftakilere kullandırırım. Daha sonra bunlar ocakta yanar. Özellikle Türkiye'de ve benzeri ülkelerde, tüketim toplumlarına uyarak ürün ziyanlığı, salt ekonomik değil, aynı zamanda ahlaksal bir sorundur. Atmaya, ziyan etmeye, savurganlığa hakkımız yok bizim."

"Şeftalisi var yiyemezsin
İpeklisi var giyemezsin
Cepte para nanay
Dön şinanay şinanay"

27 sene evvel henüz aklımız siyasete , siyasi sürgüne dahi ermez, Aziz Nesin 'i bile doğru düzgün bilmezken okumuştum "Bir Sürgünün Anıları" adlı kitabını..Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum.. Ne istiyorlardı bu ufacık adamdan..Ellerinde kelepçeyle Bursa'ya girişi, açlıkla cebelleşmesi, yanındaki ( hadi isim vermeyim ) akıl hocasının votkayı su diye kendisine içirmesi, yaptığı her işe taş koymaları..Yılmıyordu ama yine de..Bursa'da kitapçı açmaya kalkışıyordu mimlenmiş olmasına rağmen.. Şu yukardaki dizeyi okuduğumda hem çok üzülmüş , hem de çok gülmüştüm..Öyle bir yazardı işte kendisi ..O' nun gibisi GELMEZ ..Bugün okuyor ve yazıyorsam kendisine borçluyum ..Kendisi benim nazarımda Türk edebiyatının her daim bir numarasıdır kim ne derse desin..Yaşadığı müddetçe huzur vermediler O'na huzur içinde yatsın namı diğer "KILLI" Mehmet Nusret Nesin..

Ferah, Aziz Nesin'i yorumladı.
20 Ara 2014

doğum günün kutlu olsun üstat iyi ki geçtin bu dünyadan.....

Son İstek

Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil

Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil

Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil

Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Cezaevlerinde değil

Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil

Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazan sevi üstüne
Ölüm kararı değil

Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarla değil

Aziz Nesin'in babası Abdülaziz Efendi'ye yazdığı şiir...

"Dünyaların en iyi babası benim babamdır.
Düşmandır düşüncelerimiz,
Dosttur ellerimiz.
Dünyada tek elini öptüğüm,
Babamdır.

Kırkını geçtin, adam olmadın der,
Başım önümde dinlerim,
Önünde tek baş eğdiğim babamdır.
Sabahlara dek Kur'an okur
Anamın ruhuna,
İnanır ona kavuşacağına.

Bana gâvur der
Diş bilemeden
Dünyada tek bağışladığı ben,
Tek bağışladığım odur.

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,
Bi türlü ölemiyorum der senin yüzünden,
Çocuklar ortada kalacak,
Ölemez kahrımdan benim,
Yaşamak zorunda benim yüzümden.

Gözlerindeki ateş bakışlarında söner,
Tuttuğun altın olsun der.
Çocukluğumu tek anlayan odur,
Dünyaların en iyi babası benim babamdır..."

Aziz Nesin'in Çantası...

"Mahalle Mektebi uzak… Kış, soğuk, kar…
Paltom yok…
Üşüyorum, ellerim donuyor.

Annem haki renkli kalın bezden bir çanta dikti bana.
Kitabımı, defterimi çantama koyuyorum.
Soğukta elim üşüdüğünden çantayı tutamazdım,
kolumun altına sıkıştırırdım; soğuktan korunmak için
elimi de çantanın altına alırdım.

Okul dönüşü eve gelince ellerim sızım sızım sızlar…
Bir akşam, eve geldim yine, annem: “Çantan nerde?” dedi.
Eğilip kolumun altına baktım, çanta yok…
Yolda, soğuktan elim uyuşmuş, parmaklarım duyarlığını yitirmiş,
çantanın düştüğünden haberim bile olmamış.
Dönüp baktım, aradım geçtiğim yolları; çanta yok…

Babam bu olayı, sonraları çok başka türlü anlatırdı:
“Yepyeni bir çanta almıştım…
çok pahalı bir çanta… Çok güzel bir çanta… Sağlam çanta…
Üç gözü vardı çantanın… Hem de kilidi vardı çantanın…
O güzelim çantayı taşıdığı ilk gün yolda düşürmemiş mi elleri üşüyüp de…
Vah benim oğlum… ‘Çantan nerde?’ diye sorup da kolunun
altında göremeyince çantayı, başladı ağlamaya…
'Ağlama oğlum, ben sana daha iyisini alırım’ dedim.
Daha güzel bir çanta aldım…“

Babam böyle anlatırdı; anlata anlata, bu anlattıklarına iyice inanmıştı.
Babam, içinden geçenleri, dileğini anlatıyordu.
Dileğini olmuş sanıp, inanarak anlatıyordu.
Hiç bir zaman: Baba öyle değildi diyemedim.

O, gülerek anlatırdı, ben de gülerek dinlerdim.
Çoğumuz kendi suçumuzmuş gibi yoksulluğumuzdan utanırız.
Ben de yıllarca yoksulluk ayıbımdan utandım, taa yazar olana dek…
Çoğunluğun yoksul olduğu ülkede, yoksulluğun değil,
daha utanılası olduğunu yazarlığa başlayınca anladım."

Aziz Nesin Sivas Katliamı'nı Anlatıyor:
"2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde Neler Yaşadım?"


''Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.''
Ben Aziz Nesin. 1915 doğumluyum ve işin aslı
yaşadığım toplumdan biraz farklı bir yapıdayım.
Boyum kadar kitap yazmış, hayatımı yazmaktan kazanmış biriyim.
Açık sözlüyüm, düşünürüm düşündüğümü söylerim.
Bundandır ki, ömrümün uzun bir süresini
ya hapishanelerde geçirdim ya ölümle burun buruna geldim.
Ancak bir olay var ki yarası kapanmaz, kapanamaz.

''Ben bir ateistim.''
Evet ben bir ateistim. İnananlara, inançlara saygı duyuyorum.
''Ben genelde 400 yıl önce ne olursa olsun, en doğru sözler olsun,
bugün aynen onların yürürlükte kalmasından yana değilim.
700 yıl önce, 750 yıl önceki Mevlana da öyle, tabii bunların içinde
ölümsüz değerde sözler elbette vardır. Ama o felsefe bütünüyle
bugüne ait uygulanamaz ve o yüzden ben Müslüman değilim,
yoksa Kuran’da da güzel sözler var. 1300-1400 yıl önceki sözlerin,
kimin sözü olursa olsun, eskimeyeceğine inanmıyorum. Eskimiştir'', demiştim.

"Nereden bilebilirdik!"
Tarihler 1 Temmuz 1993 idi.
4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'taydık.
Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler
yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim.
İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı.
2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler,
bir nevi olacakların habercisiydi.

"Röportaj yapmaya gelen İhlas Haber Ajansı muhabiri,
aslında o güruhun içinden geçenleri anlatmaya, cevap almaya gelmişti."
Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu.
Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu.
Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi.
Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş.

"Bu tartışmadan sonra apar topar otele geçtim."
Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı.
Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli'nin önündeydi. Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık.
Erdal İnönü arandı ve ona ''Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları
ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı dedim.''
gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti.

"Tiyatro değil, katliam"
Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan
belediye başkanı ne kadar reddetse de 'gazamız mübarek olsun' sözüyle
adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. 'Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak' , 'Laiklere ölüm' ,
'Yaşasın şeriat' ve 'Sivas Aziz'e mezar olacak' sloganları,
aslında hedefin sadece ben olmadığını anlatmaya çalışıyor gibiydi.

"İlk fitil ateşlendi."
Önce yağmalama sonra ise 'yakın ulan yakın' sesleri ve
tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti.
Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı.
Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın
olduğum anı artık görebiliyordum.

"Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti."
Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken,
aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı.
Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu.
Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım.
Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez 'ölüyoruz abi' dedi.
Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok.

"Olduğum yere çökmüştüm. Takatim kalmadı."
Sonra dönüp Lütfi'ye ''Sayın Kaleli beni şu yatağa yatır,
bu güruha kötü bir ceset vermek istemiyorum.
Korkarak ölen bir adam gibi görünmeyeyim.
Köşeye büzüşmüş bir adam gibi ölmeyeyim.'' dedim.
Sonrasında Lütfi'nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık.
O sırada otelin önüne yaklaşan bir itfaiye eri bizi kurtarmak için yeltendi.

"Merdivenlerden inerken, çökmüş haldeydik..."
İtfaiye merdivenlerinden inerken, sonradan Refah Partisi Meclis üyesi
olduğunu öğrendiğim Cafer Özçakmak 'Asıl öldürülecek hayvan burada' dedi
ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü'nde gibiydim.
Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı.

"O sırada görevlilerden biri beni bileğimden çekerek kalabalığın ortasına attı."
Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar.
Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim.
Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33'ü aydın 35 insan,
yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti.

"Muhlis Akarsu vardı içeride."
Belki böyle öleceğini tahmin etmezdi ama ''Akarsu'yum yansam da,
kül olup savrulsam da, bazı bazı gülsem de, yine gönlüm hoş değil'' demişti.

"Metin Altıok vardı içerde, Asım Bezirci, Behçet Aysan vardı."
Birimize bir şey olursa kalanlar ne yapar diye sorulduğunda,
'kalanlar, ölenler için şiirler yazar.' denilerek bekleniyordu ölüm.

Aziz Nesin'in Bütün Kitapları hakkında bilgi almak için çok güzel bir kaynak...
http://www.nesinvakfi.org/...li_dizelge.html#Aziz Nesinin Bütün Kitapları (ayrıntılı bilgi ve içindekiler için tıklayın)

Yaşar Kemal; “Aziz Nesin tıpkı Nasreddin Hoca gibi güldürürken, düşündürür de” demiş ve tarzını aslında bir cümle ile özetlemiştir. Türk mizahının babası, Asker, Gazeteci, Şair, Yazar, İnsan Aziz Nesin'i anlatmaya kelimeler,cümleler ve kitaplar yetmez. Onu anlamak ve anlatmak için hiç durmadan ve yorulmadan okuyun, okuyun ve daha çok okuyun...

http://dunyalilar.org/gunlerden-aziz-nesin.html

Bigün ölünce arkamdan şöyle söyleyecekler:
"Oldukça yetenekli, eli kalem tutar bir adamdı.
Eğer polisten, savcıdan, sorgudan, soruşturmadan zaman bulabilseydi,
belki yazmaya fırsat kazanıp iyi bir yazar olabilecekti."

Aziz Nesin, Hayatımı Düzene Koydum
11 Kasım 1948 / Markopaşa

Çeviri Roman - Aziz Nesin

"Bir roman yazdım.
Üç ay geceli gündüzlü bu romana çalıştım. Dünyada herkes birbirini kandırır,
yazar kısmı da kendi kendini kandırır.

Başkalarına söylemeye utansam
bile kendi kendime söyleyebilirim:
Roman çok güzel oldu.
Gazetelerden birine götürdüm.

"Biz telif roman neşretmiyoruz" dediler.

"Bir kere okuyun!"

"Ne gereği var, halk telif roman sevmiyor."

Bir kitapçıya götürdüm. Daha
"Bir romanım var" der demez, "Biz yalnız tercüme romanlar basıyoruz" dedi.

Başka birine götürdüm.
O da, "Tercüme varsa getirin,
telif roman satılmıyor" dedi.

Nereye gittimse, hepsi birbirinin ağzına tükürmüş. Üç ay, ha babam ha, çalışıp
büyük ümitlerle yazdığım roman,
kimse görmeden cami kapısına bırakılacak günah çocuğu gibi elimde kaldı.
O zaman aklıma geldi.
Bizim arkadaşlar, kimi Fransızcadan,
kimi Almancadan, kimi İngilizceden, İtalyancadan hikayeler aparıp Johnson'u Ahmet, Martha'yı Fatma yapıyorlar;
sonra kendileri yazmış gibi hikayenin
altına imzalarını çakıp dergilere veriyorlar. Ben niye sanki tersini yapmayayım?

Oturdum, romanda ne kadar Türk adı varsa değiştirdim. Amerikan ismi koydum.
Elime bir yerden de New York'un planını geçirdim. Romandaki yer adları da Amerikanca oldu. Şimdi sıra geldi,
romanın yazarına; Mark Obrien diye
bir de ortaya Amerikan yazarı çıkardım.

"Yalnız çeviri roman yayımlıyoruz" diye beni tersyüz eden gazeteye romanı götürdüm. "Size Mark Obrien'den çevirdiğim
bir roman getirdim" dedim.

"Çok güzel. Kim bu Mark Obrien?"

"Aaa! Bilmiyor musunuz?
Ünlü Mark Obrien yahu!
Kitapları bütün dünya dillerine çevrildi."

Romanı okuma gereği bile görmediler;
trink paraları sayıp aldılar. Yalnız bana,
"Yazar ve eseri hakkında bir şeyler yaz" dediler.

Sarıldım kaleme:

"Mark Obrien'in son şaheseri:
'Struggle for Life'

Amerika'yı yerinden oynatan bu eser
bir ayda 4 milyon sattı. Bütün dünya
dillerine çevrilen bu kıymetli roman,
nihayet 'Hayat Kavgası' adıyla dilimize
de çevrilmiştir."

Mark Obrien efendiye bir de hal tercümesi şişirdim, sormayın. 18 çocuklu ailenin
en küçük çocuğu. Babası Philadelphia'da
bir çiftçi. Oğlunu papaz yapmak istiyor.
Küçük Mark, daha 14 yaşında ilahiyat profesörünün kaba etine iğne batırıp mektepten kovulmak zekasını gösteriyor. Tıpkı birçok ünlü Amerikan yazarının hayatı gibi. Balıkçılık yapıyor. Hep bildiğiniz hikaye. Derken 40 yaşında ilk hikayesini "Let Us Kiss" dergisine gönderiyor. Dili, üslubu
o kadar bozuk, anlamsız, saçma ki..

Anlayacağınız, uzun bir hal tercümesi. Bizim roman bir tutunsun. Kitapçılar, "Aman şu Mark Obrien'den bir çeviri de bize yap!"
diye peşime düştüler.

Mark Obrien'den tam 18 roman çevirdim. Daha da ömrüm oldukça çevireceğim.
İş bununla kalmadı. Hani ünlü polis hafiyesi Jack Lammer var ya. Kitabı herkesin elinde dolaşıyor. Ondan da 6 kitap çevirdim.
Son günlerde işi ilerletmiştim.
Hintçeden, Çinceden bile çeviriyordum.

Bu gidişle bir zaman gelecek, Amerikan edebiyat tarihini yazacak olanlar,
Türkçe romanları okumaya mecbur olacaklar. Benim de artık son umudum, Mark Obrien adıyla, Amerikan edebiyatında yer almak."

Bütün Yorumları Göster