Aziz Üstel

Aziz Üstel

YazarÇevirmen
8.1/10
753 Kişi
·
746
Okunma
·
1
Beğeni
·
1526
Gösterim
Adı:
Aziz Üstel
Unvan:
Türk Televizyoncu, Yazar
Doğum:
Ankara, 1946
1946'da Ankara'da doğdu. California Üniversitesi'nde iletişim okudu. 1970 yılında TRT dizileri çevirmenliği ile televizyonculuk ile tanıştı. TRT'de'Gecenin Konukları'isimli programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Kendi yazdığı 'Kartal Kaya' isimli dizisi özel bir televizyon kanalında yayınlandı.

'Patron Katı','Bizim Stadyum','Spor Zamanı'gibi programlarda görev aldı. Çeşitli kurumlardan, otuza yakın ödül aldı. Hâlen Star gazetesinde, köşe yazarlığı yapmaktadır.
"İşine bağlı, dürüst, nezarethaneyi işkence odası bellemeyen, önüne gelene copla saldırmayan üç beş polisten biriydi."
292 syf.
·Beğendi·9/10
Merhaba arkadaşlar! Yine güzel bir inceleme için bir aradayız ve bugün Ken KESEY’nin Guguk Kuşu adlı romanını ele alacağız.

Yazarın, gençlik yıllarında üniversitede eğitimine devam ederken, ilk taslağını ele aldığı kitabımızın orijinal adı “One Flew Over The Cuckoo’s Nest”tir ve 1 Şubat 1962 yılında Methuen & Co. tarafından yayımlanmıştır. İlk yayınlandığı tarihten bu yana, Ken Kesey'in sıra dışı olan bu ilk romanı, tanınmış bir klasik kitap statüsüne/unvanına kavuşmuştur. Ülkemizde 2007 yılında, Aziz ÜSTEL tarafından Türkçe çevirisi yapılarak, Turkuvaz Kitap tarafından satışa sunulmuştur. Guguk (Cuckoo) Amerika'da 'deli' veya 'çılgın adam' anlamına gelir. Bu sebepten, 'guguk kuşu yuvası' akıl hastalarının tedavisi için kullanılan en uygun terimdir. Ben şahsen bu kitabımızın ana temasında mevcut sistemler ile bireyler arasındaki çatışmaların konu edildiğini düşünüyorum. Ve bu sebepten, 'Guguk Kuşu' temelinde özgürlük yatan, günümüz insanının topluma karşı olan çelişkilerini çok güzel ifade eden ve etkin biçimde ele alan bir romandır.

"Bu dünya... güçlünün dostum. Varoluşumuz, güçlünün güçsüzü yutarak güçlenmesine dayalı."


AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.

Romanımızda yaşanan olaylar zinciri 1960’lı yıllarda bir akıl hastanesinde geçmektedir. Bu akıl hastanesinde yatan ve Kızılderili Şef’i olarak adlandırılan bir hastamızın deneyim ve gözlemleri biz okurlara anlatılmaktadır. Hastaların müşahede altında oldukları bu akıl hasta hanesi, toplumdan dışlanmış ve orada tedavi amaçlı bulunanları yeniden rehabilite ederek, onları ahlaken ve ruhen toplama kazandırma gayesi ile tıman etmektedir. Başkahramanımız da burada, bu sebepten tedavi gören hastalarımızdan birisidir. İşte romanımızın özü ve ironisi de tam bu noktada başlar. Hayata hep bir sıfır geride başlayanlar, kaybedenler kulübünde olanlar ve hayatta kaybetmiş olduklarına kavuşma gayesinde olan bu insanlar gerçekten neleri kaybetmişlerdir?

"Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir."

Konuyu tıbbi açıdan ele alacak, bakacak olursak, her hastalık sürecinde olduğu gibi, bu akıl hastanemizde de tedavi edilebilir olanlar ile tedaviye elverişsiz olan olumsuz vakalar, hastalar vardır. Otuz beş yaşında olan kahramanız McMurphy bugüne dek hiç evlenmemiştir. Askerlik yaptığı dönemde Kore’de bulunan bir esir kampında bazı tutsakların kaçma ve kurtulmasında göstermiş olduğu başarıdan dolayı Üstün Hizmet Madalyası almaya uygun görülmüştür. Ancak hayatta işler her zaman olması gerektiği gitmez ve kendisi bazı sebeplerden kaynaklı emirlere itaatsizliği ve asiliğinden dolayı ordudan atılır.

“Üstüne üstüne gelen, sana dünyayı zindan etmeye çalışan kişilerin karşısında gülüp söylemek, onları çileden çıkarır.”

McMurphy kesinlikle düzene sadık kalacak bir adam değildir ve içten gelen asi ruhunun özgürlüğüne düşkün olduğu kadar, kendince o özgürlüğü korumakta da kararlıdır ve bu doğrultuda yaşamayı da esas edinmiştir. Bu arayış ve düşünceleri, onun topluma ve düzene aykırı kalmasında esas olmuştur.

"Herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor."

Çoğu kez toplumsal huzuru bozma, alkol sonrası taşkınlık, kumar ve reşit olamayan bir kız ile yaşamış olduğu ilişki gibi suçlardan dolayı adli makamlarca defalarca gözlem altına alınmış ve sonrasında da tevkif edilmiş bir sabıkalıdır. Bir süre sonra tutuklu bulunduğu cezaevinden, kitabımıza konu olan tımarhaneye nakledilmesine karar verilir. Kendisi için yeni öngörülen bu tımarhanenin kalmakta olduğu hapishaneden çok daha eğlenceli olacağı düşüncesi ile alınmış olan bu yeni karara hiçbir şekilde aksi ses çıkartmamış ve bu kararı kabullenmiştir. Bundan sonraki tüm olaylar, kendisinin deli olduğu şüphesi ile nakledildiği akıl hastanesinde gelişir.

"Tedavi değerini uzun süre düşünmedikçe sizleri belirli kural ve kısıtlamaları kabullenmeye zorlamıyoruz. Pek çoğunuz dış dünyadaki toplumun kurallarına uyamadığınız için buradasınız. Çünkü siz bu kuralları cesaretle kabullenmeyi reddettiniz. Çünkü siz bu kuralları hileyle ortadan kaldırmaya ve bunlardan kaçmaya kalktınız. Belki bir zamanlar… belki de çocukluğunuzda… toplumun kurallarıyla alay etmenize izin verilmişti. Bir kuralı çiğnediğiniz zaman bunun farkındaydınız. Üstünüze düşülmesini istediniz. Buna gerek duyuyordunuz. Ama o ceza verilmedi."

"Uykunun o puslu, buğulu kıyısında, aydınlık ve karanlığın arasındaki gri bölgede, uyumakla uyanıklık, yürümek ya da yaşamakla ölmek arasında, artık bilincinin uyandığını, ama henüz günün hangi gün olduğunu bilemediğin, uyandım da ne yapacağım deyip durduğun yerde. Eğer uyanmak için bir nedenin yoksa o kurşuni bölgede uzun süre dolanır durursun. Ama istersen, benliğinle mücadele edip o sisli dünyadan kurtulursun."


KENDİ GÖRÜŞÜM.

Filmini birkaç kez izledim ve bu hikâyeyi çok seviyorum. İşte bu sebeptendir ki, bu kitabı okumayı çok istedim. Doğrusu kitabın başlangıçta biraz garip olduğunu düşünmedim değil. Bir okur olarak başlangıçta gerçekten okuduğunuz şeye dikkatinizi vermek zorundasınız. Kitabımız ilk bölümden sonra daha da ilginç olmaya başladı. Şahsen kitabın çok hareketli olduğunu düşünmedim de değil. Hayatta yaşadıkları bazı sebeplerden dolayı burada, akıl hastanesinde olan karakterlerle yeri geldiğinde övgülerde bulundum. Ayrıca, Şef tarafından bizlere aktarılan olaylar, zihinsel bir hasta için çok gerçekçi olduğundan, onların yaşamakta olduğu hayatların iç görüntüsünü de almamıza olanak sağlar. İşte bu sebepten dolayı kendimi bu kitaptan okumaktan alamadım çünkü bu gerçekten beni ilgilendirdi diyebilirim.

Kitabın sıkıcı olduğunu hiç düşünmüyorum, aksine okura keyif vereceği düşüncesindeyim. Her ne kadar Şef burada ana karakter olmasa da, babası ve gençliği hakkında olan anıları da okumaya değer şeyler arasındaydı ve kendisini de kitapta tanıma imkânına sahip olacaksınız. Benim açımdan güzel ve çok ilginç bir insandı.

Kitapta konu olan karakterlerin çoğu biraz uçuk ve çılgın kişiliklerdir. Eğer bu böyle olmasaydı, kitap bir süre sonra sıkıcı olmaya başlardı, ama karakterler biz okurları burada şaşırtıyor ve etkiliyor. Eğer doğru hatırlıyorsam ve yanılmıyorsam, Ken Kesey'in bu kitabı yazarken LSD'nin etkisi altında kaleme aldığını bir yerlerde okumuştum, ama bunun üzerinden de bir hayli zaman geçti. Kitabın en çok sevdiğim kısmı sonlara doğru olanıydı ve güzel bir son ile bu güzel romanda burada bitti.


BENİM BEĞENDİĞİM ALINTILARDAN.

"Anne babalarınızın bu aptalca yumuşaklığı, hoşgörüsü, bugünkü hastalığınızın mikrobu olabilir. Bunu size, disiplin ve düzeni yalnızca sizin iyiliğiniz için kurmaya çalıştığımızı anlayacağınızı umarak söylüyorum."

"Hayır. Hayır, dinle beni. Seni öyle yola getiremezler. Sana öyle dümenler çevirirler ki, onlarla mücadele edemezsin. İnsanın içine işlerler. Kafana bir şeyler sokarlar. Senin büyüyüp, işler çevirmeyi tasarladığını anlar anlamaz harekete geçerler. Sen daha küçükken o iğrenç makinelerini çalıştırıp senin canına okurlar. Artık hiçbir şey yapamaz hale gelinceye kadar da uğraşırlar."

"Şimdi, bana verilen bilimsel ad, psikopat."

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Alex’in 3 arkadaşlarıyla birlikte kötülük yapan bir çete grup oluşturmuşlar. Hırsızlık , cinayet, gibi topluma zarar verirler ve sonunda da bir eve girerler ve Alex’in arkadaşları Alex’si satarlar ve Alex hapise girer, Hapisteyken içişleri bakanı Alex cıkarırlar, bir otel gibi bir yere yerleştirirler ve sonra Alex ilaçlarla beyazperde cinayet türü filmler izletirler, bu süre bittiğinde Alex serbest bırakırlar tedavin bitmiş, Alex ne zaman kötügü içinden geçirme çalişsa ya başi dönuyor yada midesi bulanıyor be Alex’de kötülükten vazgeçme zorunda kalıyor.
***. ****. *****. ****
176 syf.
Herkese Merhaba

Otomatik Portakal yazarın okuduğum ilk kitabı ve açıkçası bu kitabı çok fazla araştırma yapmadan alıp okudum.

Beğendim mi? Bunu sonra konuşuruz:))
Alex'in şiddet ve nefret dolu yaşantısını anlatıyor bu kitap. Aslında Alex'in gözünden insanların içindeki şiddet, nefret, ahlaksızlık, vurdumduymazlık, hainlik - kötülüğe dair pek çok şey- anlatılıyor. İrade. Biz seçiyoruz değil mi iyi olan eylemlerimizi ve kötü olanları. Peki yaşadığımız ve yaşattığımız sayısız kötülük. Neden? Neden kötülüklere boğulduk? Şeytana atmak kolaydı tüm suçu değil mi?
Kitaptaki bu konulardaki analizler beni gerçekten etkiledi.
Kitabı Okurken bazı kısımlar gerçekten tiksindirdi beni. Kullanılan dil genel olarak sokak diliydi ve çok fazla argo içeriyordu. Bu açıdan bu kitap bana 1000k'nın en az okunanlarından Galatı Aşk'ı da hatırlatmadı değil :))



Bu kitapta beni en çok etkileyen yer: "Ve kardeşlerim bu sözlerin üzerine, ister inanın ister inanmayın hüngür hüngür ağlamaya başladım. Özüme acıyordum." oldu. Belki de kitabın özüydü bu.
Şimdi ilk baştaki sorumu cevaplıyorum.
Evet beğendim. Çokça.


Ayrıca bu kitap
Filmi de varmış. İzlemem :)
Herkese keyifli okumalar
316 syf.
·8/10
Ken kesey sadece tek bir kitap yazmıştır o da "Guguk kuşudur". Guguk kuşu filmi 5 oscar ödülü almış ve 1975'te sinemaya uyarlanmıştır. Kitabı okuduktan hemen sonra filmini izledim ve kitaptan çok farklı olduğunu farkettim. Kitaplar her zaman daha detaylı işler, ama filmleri de severim ama kitaptan farklı olması beni hayal kırıklığına uğrattı. Jack Nicholson'un oynaması da ayrı bir mutlu etti. Hem sevindim hem üzüldüm :) . "Şimdi ya da Asla" filmini izlemiştim önceden Nicholson'un, o film de çok güzeldi. Neyse konuyu dağıtmayayım.

Yazar'ın kitabın adını neden Guguk kuşu koyduğunu anlayamamıştım hatta guguk diye bir kuşun olduğundan bile haberim yoktu. Araştırdım neden Akıl hastanesindeki insanların anlatıldığı bir roman Guguk kuşu ismini alıyordu? İnternetten aldığım bir alıntı: Guguk Kuşu, temelde özgürlük ve bunu tahakküm altına almak isteyenler arasındaki keskin ve sıcak mücadeleyi anlatır. Bir metafor olarak kullanılan guguk kuşu doğada da aslında benzer bir rolü üstlenir. Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler. İlginç!

Kitap Akıl hastanesindeki insanları konu alıyor, Bayan Ratched hastanenin Başhemşiresi ve hastalardan sorumlu, kuralları o koyar ve disiplinin yürütülmesinden sorumludur. Bayan Ratched bazı kurallar koymuştur ve hastalar bunlara uymak zorundalardır. Hastalar ikiye ayrılır; İyileşebilirler ve İyileşemezler. Eğer kurallara uymazlarsa ve toplumun düzenini bozmaya çalışırlarsa ŞOK TEDAVİSİ. Anca böyle susturulur hastalar, toplumun refahı ve düzeni önemli her şeyden önce! Toplum nedir? Bir arada yaşayan insan topluluğu. Peki insanlar yaşıyorsa bu toplumda neden söz hakları yok? Neden Bayan Ratched'ın koyduğu kuralları uyguluyorlar? ( Ratched tam manasıyla lanet bir kadın).

McMurphy( Jack Nicholson) hapishaneden akıl hastanesine sevk edilir. Deli olduğu şüphesi ile! Asıl normal olan bu adam! Asıl deli olan Ratched! Kadın çok gıcıktı aklıma geldikçe deliriyorum. Bu adam toplumun düzenine karşı ama bir o kadar da eğlenceli, hayat dolu; sadece dışarıdayken yaptığı kötü işler yüzünden( cinayet, tecavüz) yüzünden hapishaneye tıkılmış. McMurphy Akıl hastanesine gelir ve Ratched'ın hastanedeki düzenini, kuralları değiştirmeye ve oradakileri de etkilemeye çalışır, ki etkiler de. McMurphy adeta ıssız karanlığa bir umut. Bir kibrit çöpü gibi etrafını aydınlatmak için kendini bitirir, yakar, kül olur. Nazım Hikmet'in bir sözü vardır: "Ben yanmassam sen yanmassan biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa."

GÜÇ! kitapta dikkat çekilen nokta. Güçlü olmak, insanları otoritesi altına almak; güçlü olanın altında ezilen kişiler ne peki? Onlar hiçbir şey. Kimse geride kalanlara bakma ihtiyacı duymuyor, kim ezilmiş, kim tükenmiş, kim yorulmuş. Bizim için önemli olan DÜZEN! Bu kadar düzensizliğin içinde düzen! Kimse kimseye ne istediğini sormuyor.

Kitabını da filmini de tavsiye ediyorum fakat kitabı okuduktan sonra filmini izlediğinizde farklı olduğunu göreceksiniz ama Jack Nicholson varsa başrolde kesinlikle izlenmeli.

Keyifli okumalar dilerim.
176 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Ergen bir çocuğun ruhsuz, acımasız bir insan dışı varlık misali sokaklarda geçen hayatını anlatan hikaye bir anda bambaşka bir şekil alıyor. Bir gencin yaşam tarzı gözler önüne serilirken, bir taraftan ülkelerindeki siyasilerin iktidar hırsı uğruna nasıl acımasız bir hale gelebilecekleri harika bir anlatımla ele alınmış. Daha önce okumuş olduğum birkaç farklı kitaptaki hikayelerin çok güzel geçişlerle, okura hissettirmeden harmanlanmış hali gibiydi sanki. Fikir ve beden esaretinin nasıl olacağını derinlerde hissettiriyor. İnsan kimin ya da neyin esiri olduğunu sorguluyor okurken. Bazen kendinin esiri, bazen toplumun esiri bazen de iktidarın esiri.. Esaretin hangi türü olursa olsun nasıl bir illet olduğu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Keyifli okumalar.
292 syf.
·Beğendi·10/10
"Biliyor musunuz, insan kahkaha atma yeteneğini yitirdi mi dengesinden de olur."

Bugüne kadar okuduğum ve en çok sevdiğim kitaplar arasında sanırım üçüncü yerdedir. Ken keseyenin yazdığı tek ve mükemmel bir kitap.
Seneler önce okumuş olduğum "Guguk kuşu" o kadar etkilemişti ki beni yazarının hakında herşey öğrenmek isteği uyandırdı. Yazarının hayatı öğrendikten sonra bu romanı daha çok sevdim. Benim için unutulmayacak kitaplar arasında yer alan Guguk kuşu okumayan varsa kesinlikle tavsiye ederim.
292 syf.
Deliliği anlatan tüm romanları müthiş bir zevkle okuyorum.. Bence akıllı görünen sanılan bir çok insandan daha da anlayışlı ve dürüstler...
172 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Başta biraz garipsediğim sonra alıştığım bir kitap oldu. Çok fazla edebi bir dili yok ama çok samimi ve içten bir dili var. Biraz da argo.

15 yaşlarındaki Alex 3 arkadaşıyla türlü suçlara bulaşıyor ve alexin bunları okuyucuya ballandıra ballandıra anlatması insanın sinirine dokunuyor. Ama 50 sayfayı geride bıraktığımız zaman neyi niçin anlattığı ortaya çıkıyor. Muhteşem diyemesem bile güzel okunası bir kitap Otomatik Portakal
176 syf.
·Beğendi·9/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap oldukça distopik ve bu tür sevmeyenler bu kitabı ağır bulacaktır. Yazar dönemin şartlarını, toplumsal sıkıntıları işlemiş ve dönemin siyasi koşullarına güzel mesajlar vermiştir.

Kitabın filmi de var. Ben ilk önce kitabı okuyup daha sonra filmini izlemenizi öneririm bu şekilde daha pekişmiş olacaktır.

Kitap gayet akıcı, olay örgüsü olan ve merak uyandıran bir havada.

Kitabın baş karakteri Alex ve onun çete arkadaşlarının insanlara yaptıkları eziyet, baskı ve zulümlerden sonra Alex, kendi arkadaşlarıyla anlaşmazlık yaşayıp onu satmalarıyla tutuklanır. Burda kendi içlerinde yaşanan iç savaşı görmekteyiz. Alex’ in üzerinde yapılan bir deneyle onun topluma yeniden düzgün bir insan olması çalıştırılmıştır. Peki bundan sonrasında neler olmuştur acaba?
176 syf.
·2 günde·8/10
Okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi.Kesinlikle 18 yaş sınırı olmalı.Şiddet,aşırı duygular insanın içinde ki nefret ve saldırganlık duygusunun ön planda tutulduğu özgürlüğün ne denli önemli olduğu kişisel tercihlere her şartta öncelik verilmesi gerektiğini anlatan kendine özgü argo diliyle bence yaş alan insanların okuması gereken kitaplardan biri

Yazarın biyografisi

Adı:
Aziz Üstel
Unvan:
Türk Televizyoncu, Yazar
Doğum:
Ankara, 1946
1946'da Ankara'da doğdu. California Üniversitesi'nde iletişim okudu. 1970 yılında TRT dizileri çevirmenliği ile televizyonculuk ile tanıştı. TRT'de'Gecenin Konukları'isimli programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Kendi yazdığı 'Kartal Kaya' isimli dizisi özel bir televizyon kanalında yayınlandı.

'Patron Katı','Bizim Stadyum','Spor Zamanı'gibi programlarda görev aldı. Çeşitli kurumlardan, otuza yakın ödül aldı. Hâlen Star gazetesinde, köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 746 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 756 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.