Aziz Üstel

Aziz Üstel

YazarÇevirmen
8.3/10
126 Kişi
·
336
Okunma
·
0
Beğeni
·
999
Gösterim
Adı:
Aziz Üstel
Unvan:
Türk Televizyoncu, Yazar
Doğum:
Ankara, 1946
1946'da Ankara'da doğdu. California Üniversitesi'nde iletişim okudu. 1970 yılında TRT dizileri çevirmenliği ile televizyonculuk ile tanıştı. TRT'de'Gecenin Konukları'isimli programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Kendi yazdığı 'Kartal Kaya' isimli dizisi özel bir televizyon kanalında yayınlandı.

'Patron Katı','Bizim Stadyum','Spor Zamanı'gibi programlarda görev aldı. Çeşitli kurumlardan, otuza yakın ödül aldı. Hâlen Star gazetesinde, köşe yazarlığı yapmaktadır.
"İşine bağlı, dürüst, nezarethaneyi işkence odası bellemeyen, önüne gelene copla saldırmayan üç beş polisten biriydi."
316 syf.
·8/10
Ken kesey sadece tek bir kitap yazmıştır o da "Guguk kuşudur". Guguk kuşu filmi 5 oscar ödülü almış ve 1975'te sinemaya uyarlanmıştır. Kitabı okuduktan hemen sonra filmini izledim ve kitaptan çok farklı olduğunu farkettim. Kitaplar her zaman daha detaylı işler, ama filmleri de severim ama kitaptan farklı olması beni hayal kırıklığına uğrattı. Jack Nicholson'un oynaması da ayrı bir mutlu etti. Hem sevindim hem üzüldüm :) . "Şimdi ya da Asla" filmini izlemiştim önceden Nicholson'un, o film de çok güzeldi. Neyse konuyu dağıtmayayım.

Yazar'ın kitabın adını neden Guguk kuşu koyduğunu anlayamamıştım hatta guguk diye bir kuşun olduğundan bile haberim yoktu. Araştırdım neden Akıl hastanesindeki insanların anlatıldığı bir roman Guguk kuşu ismini alıyordu? İnternetten aldığım bir alıntı: Guguk Kuşu, temelde özgürlük ve bunu tahakküm altına almak isteyenler arasındaki keskin ve sıcak mücadeleyi anlatır. Bir metafor olarak kullanılan guguk kuşu doğada da aslında benzer bir rolü üstlenir. Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler. İlginç!

Kitap Akıl hastanesindeki insanları konu alıyor, Bayan Ratched hastanenin Başhemşiresi ve hastalardan sorumlu, kuralları o koyar ve disiplinin yürütülmesinden sorumludur. Bayan Ratched bazı kurallar koymuştur ve hastalar bunlara uymak zorundalardır. Hastalar ikiye ayrılır; İyileşebilirler ve İyileşemezler. Eğer kurallara uymazlarsa ve toplumun düzenini bozmaya çalışırlarsa ŞOK TEDAVİSİ. Anca böyle susturulur hastalar, toplumun refahı ve düzeni önemli her şeyden önce! Toplum nedir? Bir arada yaşayan insan topluluğu. Peki insanlar yaşıyorsa bu toplumda neden söz hakları yok? Neden Bayan Ratched'ın koyduğu kuralları uyguluyorlar? ( Ratched tam manasıyla lanet bir kadın).

McMurphy( Jack Nicholson) hapishaneden akıl hastanesine sevk edilir. Deli olduğu şüphesi ile! Asıl normal olan bu adam! Asıl deli olan Ratched! Kadın çok gıcıktı aklıma geldikçe deliriyorum. Bu adam toplumun düzenine karşı ama bir o kadar da eğlenceli, hayat dolu; sadece dışarıdayken yaptığı kötü işler yüzünden( cinayet, tecavüz) yüzünden hapishaneye tıkılmış. McMurphy Akıl hastanesine gelir ve Ratched'ın hastanedeki düzenini, kuralları değiştirmeye ve oradakileri de etkilemeye çalışır, ki etkiler de. McMurphy adeta ıssız karanlığa bir umut. Bir kibrit çöpü gibi etrafını aydınlatmak için kendini bitirir, yakar, kül olur. Nazım Hikmet'in bir sözü vardır: "Ben yanmassam sen yanmassan biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa."

GÜÇ! kitapta dikkat çekilen nokta. Güçlü olmak, insanları otoritesi altına almak; güçlü olanın altında ezilen kişiler ne peki? Onlar hiçbir şey. Kimse geride kalanlara bakma ihtiyacı duymuyor, kim ezilmiş, kim tükenmiş, kim yorulmuş. Bizim için önemli olan DÜZEN! Bu kadar düzensizliğin içinde düzen! Kimse kimseye ne istediğini sormuyor.

Kitabını da filmini de tavsiye ediyorum fakat kitabı okuduktan sonra filmini izlediğinizde farklı olduğunu göreceksiniz ama Jack Nicholson varsa başrolde kesinlikle izlenmeli.

Keyifli okumalar dilerim.
292 syf.
·Beğendi·9/10
Merhaba arkadaşlar! Yine güzel bir inceleme için bir aradayız ve bugün Ken KESEY’nin Guguk Kuşu adlı romanını ele alacağız.

Yazarın, gençlik yıllarında üniversitede eğitimine devam ederken, ilk taslağını ele aldığı kitabımızın orijinal adı “One Flew Over The Cuckoo’s Nest”tir ve 1 Şubat 1962 yılında Methuen & Co. tarafından yayımlanmıştır. İlk yayınlandığı tarihten bu yana, Ken Kesey'in sıra dışı olan bu ilk romanı, tanınmış bir klasik kitap statüsüne/unvanına kavuşmuştur. Ülkemizde 2007 yılında, Aziz ÜSTEL tarafından Türkçe çevirisi yapılarak, Turkuvaz Kitap tarafından satışa sunulmuştur. Guguk (Cuckoo) Amerika'da 'deli' veya 'çılgın adam' anlamına gelir. Bu sebepten, 'guguk kuşu yuvası' akıl hastalarının tedavisi için kullanılan en uygun terimdir. Ben şahsen bu kitabımızın ana temasında mevcut sistemler ile bireyler arasındaki çatışmaların konu edildiğini düşünüyorum. Ve bu sebepten, 'Guguk Kuşu' temelinde özgürlük yatan, günümüz insanının topluma karşı olan çelişkilerini çok güzel ifade eden ve etkin biçimde ele alan bir romandır.

"Bu dünya... güçlünün dostum. Varoluşumuz, güçlünün güçsüzü yutarak güçlenmesine dayalı."


AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.

Romanımızda yaşanan olaylar zinciri 1960’lı yıllarda bir akıl hastanesinde geçmektedir. Bu akıl hastanesinde yatan ve Kızılderili Şef’i olarak adlandırılan bir hastamızın deneyim ve gözlemleri biz okurlara anlatılmaktadır. Hastaların müşahede altında oldukları bu akıl hasta hanesi, toplumdan dışlanmış ve orada tedavi amaçlı bulunanları yeniden rehabilite ederek, onları ahlaken ve ruhen toplama kazandırma gayesi ile tıman etmektedir. Başkahramanımız da burada, bu sebepten tedavi gören hastalarımızdan birisidir. İşte romanımızın özü ve ironisi de tam bu noktada başlar. Hayata hep bir sıfır geride başlayanlar, kaybedenler kulübünde olanlar ve hayatta kaybetmiş olduklarına kavuşma gayesinde olan bu insanlar gerçekten neleri kaybetmişlerdir?

"Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir."

Konuyu tıbbi açıdan ele alacak, bakacak olursak, her hastalık sürecinde olduğu gibi, bu akıl hastanemizde de tedavi edilebilir olanlar ile tedaviye elverişsiz olan olumsuz vakalar, hastalar vardır. Otuz beş yaşında olan kahramanız McMurphy bugüne dek hiç evlenmemiştir. Askerlik yaptığı dönemde Kore’de bulunan bir esir kampında bazı tutsakların kaçma ve kurtulmasında göstermiş olduğu başarıdan dolayı Üstün Hizmet Madalyası almaya uygun görülmüştür. Ancak hayatta işler her zaman olması gerektiği gitmez ve kendisi bazı sebeplerden kaynaklı emirlere itaatsizliği ve asiliğinden dolayı ordudan atılır.

“Üstüne üstüne gelen, sana dünyayı zindan etmeye çalışan kişilerin karşısında gülüp söylemek, onları çileden çıkarır.”

McMurphy kesinlikle düzene sadık kalacak bir adam değildir ve içten gelen asi ruhunun özgürlüğüne düşkün olduğu kadar, kendince o özgürlüğü korumakta da kararlıdır ve bu doğrultuda yaşamayı da esas edinmiştir. Bu arayış ve düşünceleri, onun topluma ve düzene aykırı kalmasında esas olmuştur.

"Herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor."

Çoğu kez toplumsal huzuru bozma, alkol sonrası taşkınlık, kumar ve reşit olamayan bir kız ile yaşamış olduğu ilişki gibi suçlardan dolayı adli makamlarca defalarca gözlem altına alınmış ve sonrasında da tevkif edilmiş bir sabıkalıdır. Bir süre sonra tutuklu bulunduğu cezaevinden, kitabımıza konu olan tımarhaneye nakledilmesine karar verilir. Kendisi için yeni öngörülen bu tımarhanenin kalmakta olduğu hapishaneden çok daha eğlenceli olacağı düşüncesi ile alınmış olan bu yeni karara hiçbir şekilde aksi ses çıkartmamış ve bu kararı kabullenmiştir. Bundan sonraki tüm olaylar, kendisinin deli olduğu şüphesi ile nakledildiği akıl hastanesinde gelişir.

"Tedavi değerini uzun süre düşünmedikçe sizleri belirli kural ve kısıtlamaları kabullenmeye zorlamıyoruz. Pek çoğunuz dış dünyadaki toplumun kurallarına uyamadığınız için buradasınız. Çünkü siz bu kuralları cesaretle kabullenmeyi reddettiniz. Çünkü siz bu kuralları hileyle ortadan kaldırmaya ve bunlardan kaçmaya kalktınız. Belki bir zamanlar… belki de çocukluğunuzda… toplumun kurallarıyla alay etmenize izin verilmişti. Bir kuralı çiğnediğiniz zaman bunun farkındaydınız. Üstünüze düşülmesini istediniz. Buna gerek duyuyordunuz. Ama o ceza verilmedi."

"Uykunun o puslu, buğulu kıyısında, aydınlık ve karanlığın arasındaki gri bölgede, uyumakla uyanıklık, yürümek ya da yaşamakla ölmek arasında, artık bilincinin uyandığını, ama henüz günün hangi gün olduğunu bilemediğin, uyandım da ne yapacağım deyip durduğun yerde. Eğer uyanmak için bir nedenin yoksa o kurşuni bölgede uzun süre dolanır durursun. Ama istersen, benliğinle mücadele edip o sisli dünyadan kurtulursun."


KENDİ GÖRÜŞÜM.

Filmini birkaç kez izledim ve bu hikâyeyi çok seviyorum. İşte bu sebeptendir ki, bu kitabı okumayı çok istedim. Doğrusu kitabın başlangıçta biraz garip olduğunu düşünmedim değil. Bir okur olarak başlangıçta gerçekten okuduğunuz şeye dikkatinizi vermek zorundasınız. Kitabımız ilk bölümden sonra daha da ilginç olmaya başladı. Şahsen kitabın çok hareketli olduğunu düşünmedim de değil. Hayatta yaşadıkları bazı sebeplerden dolayı burada, akıl hastanesinde olan karakterlerle yeri geldiğinde övgülerde bulundum. Ayrıca, Şef tarafından bizlere aktarılan olaylar, zihinsel bir hasta için çok gerçekçi olduğundan, onların yaşamakta olduğu hayatların iç görüntüsünü de almamıza olanak sağlar. İşte bu sebepten dolayı kendimi bu kitaptan okumaktan alamadım çünkü bu gerçekten beni ilgilendirdi diyebilirim.

Kitabın sıkıcı olduğunu hiç düşünmüyorum, aksine okura keyif vereceği düşüncesindeyim. Her ne kadar Şef burada ana karakter olmasa da, babası ve gençliği hakkında olan anıları da okumaya değer şeyler arasındaydı ve kendisini de kitapta tanıma imkânına sahip olacaksınız. Benim açımdan güzel ve çok ilginç bir insandı.

Kitapta konu olan karakterlerin çoğu biraz uçuk ve çılgın kişiliklerdir. Eğer bu böyle olmasaydı, kitap bir süre sonra sıkıcı olmaya başlardı, ama karakterler biz okurları burada şaşırtıyor ve etkiliyor. Eğer doğru hatırlıyorsam ve yanılmıyorsam, Ken Kesey'in bu kitabı yazarken LSD'nin etkisi altında kaleme aldığını bir yerlerde okumuştum, ama bunun üzerinden de bir hayli zaman geçti. Kitabın en çok sevdiğim kısmı sonlara doğru olanıydı ve güzel bir son ile bu güzel romanda burada bitti.


BENİM BEĞENDİĞİM ALINTILARDAN.

"Anne babalarınızın bu aptalca yumuşaklığı, hoşgörüsü, bugünkü hastalığınızın mikrobu olabilir. Bunu size, disiplin ve düzeni yalnızca sizin iyiliğiniz için kurmaya çalıştığımızı anlayacağınızı umarak söylüyorum."

"Hayır. Hayır, dinle beni. Seni öyle yola getiremezler. Sana öyle dümenler çevirirler ki, onlarla mücadele edemezsin. İnsanın içine işlerler. Kafana bir şeyler sokarlar. Senin büyüyüp, işler çevirmeyi tasarladığını anlar anlamaz harekete geçerler. Sen daha küçükken o iğrenç makinelerini çalıştırıp senin canına okurlar. Artık hiçbir şey yapamaz hale gelinceye kadar da uğraşırlar."

"Şimdi, bana verilen bilimsel ad, psikopat."

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
292 syf.
·Beğendi·10/10
"Biliyor musunuz, insan kahkaha atma yeteneğini yitirdi mi dengesinden de olur."

Bugüne kadar okuduğum ve en çok sevdiğim kitaplar arasında sanırım üçüncü yerdedir. Ken keseyenin yazdığı tek ve mükemmel bir kitap.
Seneler önce okumuş olduğum "Guguk kuşu" o kadar etkilemişti ki beni yazarının hakında herşey öğrenmek isteği uyandırdı. Yazarının hayatı öğrendikten sonra bu romanı daha çok sevdim. Benim için unutulmayacak kitaplar arasında yer alan Guguk kuşu okumayan varsa kesinlikle tavsiye ederim.
292 syf.
Deliliği anlatan tüm romanları müthiş bir zevkle okuyorum.. Bence akıllı görünen sanılan bir çok insandan daha da anlayışlı ve dürüstler...
292 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Günümüz insanının toplumla çelişkilerini ortaya koyan bir roman. Bir akıl hastanesindeki özgür ruhlarla disiplin sağlamaya çalışan yönetim arasındaki mücadeleyi olağanüstü bir ustalıkla anlatan harikulade kitap ve sunun film uyarmasının da izlenmesini tavsiye ederim eğer klişe düşünüp kitap uyarlaması filmler kötü,berbat,tırt diye düşünüyorsanız bir kere daha düşünün demem düşünmeden izleyin derim.
Kitapların filmlere uyarlanması çoğunlukla nicelik ( NO nitelik ) olarak faydalı görünür.( MEB zoruyla bile tanıtamadığımız Reşat Nuri'yi diziler sayesinde kundaktaki bebeler bile biliyor.)

Okur filmi beğenir sonra kitabı daha çok beğenir üzerine kurulu capital bir formül.

Bu kitabın şansızlığı filmin baş rolünde Jack Nicholson'ın oynaması olmuş.

Kitap ne kadar akıcı ve heyecan verici olsa da,öylesine müthiş bir filmden sonra,size tam bir doygunluk veremiyor ve kitabın filmi olgusu yerine filmin kitabı olarak anılıyor.

ÖNEMLİ UYARI: Kitabı mutlaka filmi seyretmeden okuyunuz.

Aksi halde az miktarda memnuniyetsizlik ve çooook miktarda zaman kaybı hissi verebilir ( ki kitap da güzel diyorum...)

Prospektüse uymak şartıyla Cebren okutunuz efenim...
292 syf.
·12 günde·8/10
Akıl hastanesi hengamesi içinde eğlenceli bir roman okumaya başladığınızı düşünüyorsunuz. Ama sayfalar ilerledikçe hayat dersleri almaya başlıyorsunuz. Filmini yıllar önce izlemiştim, kitabını yeni okuyabildim. Şimdi filmi yeniden izlemeyi düşünüyorum. Çok hüzünlü ve bana kalırsa ağır bir hikaye...
292 syf.
·10 günde·8/10
Merhaba kitapsever arkadaşlar. Guguk Kuşu romanını bir çok listede okunması gereken eserlerden diyerekten okudum. Uzun süre baskı bekledim baskıyı. Çevirisi gayet güzel ve epub olarak da bulabilirsiniz. Kitap 316 sayfa gayet hızlı okunacak türde bir eser. Çünkü çok sade bir dil ve betimlemesi harika yazarın. Benim okuma sürem biraz uzun sürdü çünkü arada 3-4 günlük bir kaybım var. Kayıp diyorum çünkü okuyamadığım günler benim için kayıp gibi...

Kitaba gelirsek bir akıl hastanesinde geçen olaylar anlatılmış. Ceza evinden akıl hastası rolü yaparak kaçan; akıl hastanesine yerleşen ve oradaki hastaların da kendisi gibi rol yaptığını gören kahramanın olaylarını anlatıyor. Önce belirttiğim gibi yazarın betimlemesi çok güzel olduğu için hastane gözünüzün önünde canlanıyor. Çok akıcı olaylar üst üste gelerek heyecanlı olmamızı sağlıyor. Akıl hastanesinde olup ama deli olmayanların dilinden, gözünden; çalışanları ve hastaları görebilirsiniz. Haksızlıklar ve yanlışlar göz önüne serilmiş.Toplumdaki baskının insanlar üzerindeki etkisi hastane ortamında mükemmel bir şekilde anlatılmış. Hastane yönetiminde bulunan otoriter bir hemşire ile hastalar arasındaki olayları anlatan bir roman. Yazar hastaneyi devlete yönetimine benzeterek okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Zaten yazarın kendisi kitabın birçok sayfasında hastane otoritesini ''sistem'' olarak tanımlamış. Yazar aslında ana tema olarak "asıl akıl hastaları hastanenin yönetimindeki yöneticilerdir" mesajını okuyucuya aktarıyor. O kadar anlamlı alıntılar var ki :
- Eğer bir şeyler duymak istiyorsam, sağır numarası yapmayı sürdürmek zorundaydım.
- Ama kişi tüm gücünü kullanırsa yüreğinin tık-tık-tıklarını da duyar.
- En azından ben denedim, hiç değilse bunu yaptım.
- "Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir. "

Benim beklentim çok yüksekti bu kitaptan ama düşündüğüm kadar beğenemediğimi itiraf edebilirim.

Dipnot: Ken Kesey'in bu romanının ilk baskısı 1963'te basılmış, kitaptan uyarlanan senaryosu ile filme alınmış, 1976'da beş dalda Oscar ödülü almış. Kitabı okuduktan sonra mutlaka filmini de izleyin arkadaşlar çünkü çok beğeni ve tavsiye almış. Tez zamanda izlemeye çalışacağım. Mutlu okumalar ve iyi günler...
292 syf.
·4 günde·8/10
Öncelikle belirtmek isterim ki bu kitap için ve tabi ki filmi için sağlam bir psikoloji gerekiyor. Deliliğin ölçüsünün ne olduğu ve toplum kurallarının kim tarafından hangi ölçütlerle belirlendiğinin tartışmaya açık bir anlatımı. Müthiş etkileyici bir anlatım. Kitabı ilk okuduğumda olayları tam kavrayamadığımı düşünmüştüm ama filmini izleyince her şey daha belirleyici oldu. Özellikle Şef karakteri ve onun yaptıkları beni çok etkiledi. Tabi asıl değişimi başlatan McMurphy karakterini de unutmamak gerek. İnsan ruhunun kesinlikle sınırlandırılamadığının bir örneği. Dramatik ve etkileyici..
558 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Göçmen olmak tarihin her döneminde zorluk demektir. Bir yerden bir yere istemeden, zorla gönderilme psikolojik, ekonomik, kültürel, siyasi, dini çeşitli sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Örneğin şu an yanı başımızda Suriye'de yaşanan kirli savaş yüzünden binler, milyonlar kendi topraklarını terk etmek zorunda bırakıldı. Galiba savaşlar olduğu sürece bu göçmenlik bitmeyecek.

Kitabın girişi de bu şekilde bir deri bir kemik kalmış birinin kaçarak, engelleri aşarak bir ülkenin sınır birliğine teslim olmasıyla başlıyor. 2.Dünya Savaşı sırasında Alman kamplarında doktorluk yapan Dr.Adam Kelno'nun hikayesi de bu şekilde başlar.

Alman ve Rus işgali altında olan Polonya'nın acı kaderini paylaşıyor bizlerle. Bir ülke ikiye bölünmüş ve bir kısmı Almanların bir kısmı Rusların elinde ve orada yaşam
mücadelesi veren insanların hikayesine de konuk oluyoruz.

Bir macera başlıyor. Polonya ve İngiltere arasında ki esir krizi. Polonya, İngiltere'den bu doktoru niye istiyor? Doktor esir kamplarında insanlara yardımcı oldum derken yalan mı söylüyordu? Polonya'nın 'bu adam Almanlarla işbirliği yaparak, Yahudilerin ölmelerine sebep oldu ' derken, İngiltere niçin doktoru Polonya'ya teslim etmez. Gerçekten suçlu mu, yoksa büyük bir iftira ile karşı karşıya mı kalmış? Niçin Dr.Adam Kelno önemli?

Anlatım dili yalın, öyle çok kelime oyunu bulunmuyor. 'Olduğu gibi ya da duyduğum gibi' olayları anlatarak, diyaloglara da yer veriyor.

Anlatılanlar gerçek mi yoksa yalan mı, kim haklı kim haksız hepsi bir arada 7 Numaralı Mahkeme kitabında.

2.Dünya Savaşı bitiminde İngiltere'ye giden doktor, bu sefer kendisine yeni hayat kurmak amacıyla İngiltere'den de ayrılarak, bilinmeyen uzak bir yere göç eder ve orada başlayan yeni hayatla ilgili çeşitli anlatılar romanı süslüyor. Artık çok uzak bir coğrafyada ve hiç bilmediği yerel adetlerden, yeni
yeni tanımaya başladığı yerel insanlar arasında Dr.Adam Kelno

Yerel kültürle karşılaştığı andan itibaren yaşadığı sıkıntıları da okuyoruz. İlaç, iğne yerine geleneksel anlayış etkisiyle 'kötü ruhlardan korunmak için yaptıkları ayinlerden' bahseden düşünce yapısıyla çatışmasını da okuyoruz.

Uzun yıllar İngiltere'nin dışında yaşam süren aile sonunda İngiltere'ye döner. Döndüklerinde ise savaşın harap ettiği İngiltere yerine müze, kiliseler yanında yeni yeni binalarla da karşılaşırlar. Ve başka bir soru karşılarına çıkar: Kim daha özgür ya da kim daha ilkel. İki farklı coğrafya ve kültürü yakından tanıyan kişinin burada karşılaştığı yeni şartlar altından sorduğu soru bu.

Ve sonra devreye 'Abraham Cady' giriyor. Yazdığı bir kitapta Dr.Adam Kelno'nun 5 numaralı barakada Nazilerin emriyle deneysel ameliyatlar yaptığından bahseder. Abraham (Abe) Cady, ailesinin köklerine inip, Rusya'dan Filistin bölgesine ve oradan Amerika'ya olan yolculuğuna; evlenip çocuklarının büyümesine, ailenin büyümesi ve yeni düşünce, olaylara tanıklık edeceğiz.

Aile içinde yaşanan okul, iş, yaşam üzerine konuşmalar ve çatışmalar anlatılır. Abe'nin uzun bir geçmişi, yaptıkları ve edebiyat dünyasındaki yeri hakkında bilgiler verildikten sonra esas mevzuya girilir. Yani Nazi zulmü altında ölmüş, yaralanmış, işkence görmüş, hor görülmüş insanların hikayeleri anlatılmaya başlanır. Yazdığı kitabın adını da 'Kurbanlar' koyuyor.

2.Dünya Savaşı sırasında Polonya'da Nazi toplama kamplarından birinde yaşanan kötü muamelelerin aydınlatılması üzerine kurgulanmış bir roman.
Nazi toplama kampında Yahudileri ameliyat eden doktor haklı mı haksız mı? Doktor ameliyat etti mi, ettiyse ne tür ameliyatlara girdi, zorla mı ameliyatlara girdi yoksa isteğiyle mi gibi çeşitli sorularla olay çözümlenmeye çalışılıyor.

Konu 3 farklı başlığa ayrılmış. Hepsi kendi içinde bir bölüm ama final bölümü ise iki parçanın bir araya getirildiği, sebep sonuç ilişkisinin kurulduğu bir yer. Anlatım dili akıcı, sürükleyici, yormuyor. İlerleyen sayfalarda paralel anlatımla konu birbiri içine dahil edilerek ayrı parçalar birleştiriliyor.

Kitabın özellikle 4.bölümü olan 'Duruşma' kısmı sürükleyici niteliğe sahip olduğu için kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
3 Bölümde mahkeme süreci öncesi kişilerin hayalarının hikayeleri anlatılarak, son bölümün alt yapısı hazırlanıyor.


Kitabı bitirdiğinizde kitabı baştan sonra götüren bir ana karakter yerine bölümler içindeki karakterlerin son 'duruşma' kısmında bir araya geldiğini ama bunun yanında duruşmada etkin olanın da dersine iyi çalışan avukat ve davalılar grubu içersinde yer alan 'Yahudi' örgütler olduğunu görüyorsunuz.

Bir doktor, bir yazar ve bir avukat. Avukatın hem şahsi hem de çok iyi organize olan yapının içinde yer alması neticesinde davanın seyrinin nasıl da değişebileceğini gösteriyor.

2.Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında Almanların kendilerinden olmayan ve özellikle Yahudilere karşı uyguladığı insanlık dışı muamelelerinin yansıtılmaya çalışıldığı kitapta, bu kamplarda görev yapan Doktor'un bu vahşetin içinde mi yoksa dışında mı olduğunun durumu aydınlatılmaya çalışılıyor.

Duruşma salonunda, bir sağa bir sola bakarak anlatılanlara kulak kabartıp, gözden ve kulaktan bir şeyin kaçmaması için
pür dikkat kesilip, iddia makamı, savunma makamı çerçevesinde gerçeğin ortaya çıkmasına bakacağız.

Anlatıcının olayı anlatırken bazen 'davacı'ya ön yargıyla baktığını da görebiliyoruz. Olumsuz nitelemelerde bulunuyor. Ama 'anlatıcı' burada hiçbirinin ağzından konuşmadan, dışarıdan olayı anlatması daha iyi olurdu. Ama genelde tüm tarafları konuşturmaya çalışmış.

Bir doktor, Nazi toplama kampında bilimsel deney adı altında erkek ve kadınlara -istekleri dışında- ameliyatlar yaptı mı? Yaptıysa ne kadarını kendi ne kadarını Naziler istediği için yaptı? Duruşmaya çağrılan toplama kampından, savaş bittikten sonra özgürlüğüne kavuşan mağdurların anlatacağı olaylara doktor ne diyecek?

Kim haklı? Doktor gerçekten de baskı altında mı bu ameliyatları yaptı? Yoksa...
Kim haklı? Bilimsel deney adı altında insanlara eziyet edilmesinin haklı bir tarafı var mı?
Kim haklı? Kamptan sağ kurtulanlar ne anlatıyor?
Kim haklı? Sırf Yahudi, çingene diye insanların insanlık dışı muameleye tabi tutulması gerekir mi?
Kim haklı? Doktor, doktor olarak mı orada görev yapmtı yoksa bilinç altında anti-semitik düşüncelerin etkisi altında mı hareket etti?
Kim haklı? Doktora gerçekten de iftira atılmış olamaz mı?

Özellikle Duruşma kısmı gerçekten de çok sürükleyici. Polonyalı doktorun Polonya'da bulunan Alman Nazi toplama kamplarındaki rolü sorgulanıyor.

Ezcümle: Leon Uris'in tüm kitaplarını (az İstanbul'daki sahafları dolaşmadım, az fuarlara gitmedim) topladım ve yavaş yavaş hepsini okuyorum ve bu kitabı da beğendim.

Notlar:

+ Kitap, 2 baskı yapmış. Bende 2 baskısı da var fakat okuduğum baskı ilk baskı 1972'ye ait. Kapak resimleri farklı ve aşağıda bu konuyla ilgili bilgilendirme yazdım.

+ İlk başta anlam veremediğim o kapak resmine (ilk basım 1972) tekrar baktığımda gerçekten de çok iyi uyarlanmış bir kapak resmi yapıldığını farkettim. Kapak resmine ilk önce baktığınızda çok fazla bir şey çıkaramıyorsunuz ama kitabı bitirince tam yerinde diyeceğinize eminim. 2.Baskıda ise kapAk resmi değiştirilmiş, ilk bakışta biraz daha anlaşılır kılınmış ama o esas vurgudan eser yok. Türkçe çevirisi Aziz Üstel tarafından yapılan kitabın kapak tasarımı ise Fahri Karagözoğlu yapmış.

+ Kitap esas konuya girmesi için uzatıldıkça uzatılmış. Bu çoğu Amerikalı yazarın kitabında da mevcut. Bazen yan karakterler çoğaltırken, mekan, yer analizlerine aşırı yer verilerek sayfa sayısı arttırılır. Bu kitap araştırma-inceleme kitabı değil; doğrudan konu, sebep sonuç ilişkisi kurulup, arada da diğer konular serpiştirilip konu bağlanabilirdi diye düşünüyorum. Tabi yazar o, biz sadece okuyucuyuz sadece düşüncemizi belirtmek istedim o kadar. Çoğu romanın kalın olmasının sebebi de bu değil mi?

+ Yazdıkça yazmış, yaw bunu insan okuyacak be arkadaş, biraz elinin ayarı olsun demekten başka çaremiz yok.

+ 'Duruşma' bölümüyle esas mevzu başlıyor. Kitabı okurken bir taraftan da internetten kitap hakkında bilgi araştırırken, bu kitaptan uyarlanan bir dizinin ABD'De yayımlandığını gördüm ve kitabın okuması bittiğinde gerçekten de bu kısım senaryo, dizi, film şeklinde kurgulanmış; bir duruşma ile o hava, o olaylar yaşatılmaya çalışılmış. Bence başarılı olmuş.

+ Kitabın özgün adı QB VII (Queen's Bench Courtroom Number Seven -Kraliçe'nin 7 numaralı mahkemesi.)
QB Leon Uris'in 1970 yılında yayımladığı dramatik bir mahkeme romanıdır. Dört parçalı roman, Birleşik Krallık (İngiltere'de)'ta bir iftira davası yaşanan olayları anlatıyor. Anlatırken de geçmişe gidiliyor.

+ Bu kitabı 17-20/Ağustos/2018 tarihleri arasında okuyup, 19 Kasım 2018 tarhinde yazısını yazıp siteye ekledim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aziz Üstel
Unvan:
Türk Televizyoncu, Yazar
Doğum:
Ankara, 1946
1946'da Ankara'da doğdu. California Üniversitesi'nde iletişim okudu. 1970 yılında TRT dizileri çevirmenliği ile televizyonculuk ile tanıştı. TRT'de'Gecenin Konukları'isimli programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Kendi yazdığı 'Kartal Kaya' isimli dizisi özel bir televizyon kanalında yayınlandı.

'Patron Katı','Bizim Stadyum','Spor Zamanı'gibi programlarda görev aldı. Çeşitli kurumlardan, otuza yakın ödül aldı. Hâlen Star gazetesinde, köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 336 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 395 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.