1000Kitap Logosu
Emin Akif Ersoy

Emin Akif Ersoy

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.4
23 Kişi
93
Okunma
3
Beğeni
1.227
Gösterim
Unvan
Mehmet Akif Ersoy'un oğlu
Doğum
İstanbul, 1908
Ölüm
Tophane, 24 Ocak 1967
Yaşamı
Bilindiği gibi, Âkif'in ilk üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncü çocuk İbrahim Naim bir buçuk yaşındayken ölmüştür. Diğer oğullarının adları Mehmed Emin ve Tahir'dir. Emin Ersoy, 1908 yılında İstanbul'da doğmuştur. Hangi okullarda okuduğunu, Âkif'in 1925 yılında Mısır'dan dostu Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplar sayesinde biliyoruz. 8 Mart 1925 tarihli mektubunda, Emin'in haylazlığından, Numune Mektebi'nin beşinci sınıfını zar zor geçebildiğinden, şimdi de mektebe canı isterse gidip istemezse sokak sokak dolaştığından, nasihatlere ve ihtarlara aldırmadığından söz ederek Fuad Şemsi'den yardım ister. Âkif, Ankara'ya giderken beraberinde götürdüğü ve Millî Mücadele boyunca yanından ayırmadığı Emin'le, 1923 ve 1924 ve 1925 kışlarını Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak Kahire'de geçirdiği için fazla ilgilenememiştir. Reşat Ekrem'in İstanbul Ansiklopedisi'ne Burhaneddin Olker tarafından yazılan "Ersoy, Mehmed Emin" maddesinde verilen bilgilere inanmak gerekirse, Emin, babasının yokluğunda, uygunsuz arkadaşlar edinerek içki ve esrara alışır. 1925 baharını İstanbul'da geçirdikten sonra yakından ilgilenmek için Emin'i de Kahire'ye götüren Âkif'in, Fuad Şemsi'ye yazdığı mektuplardan birindeki şu cümleler, Olker'in verdiği bilgilerin doğru olduğu izlenimini uyandırmaktadır: "Emin'i buraya getirdiğimden dolayı o kadar memnunum. O kadar doğru bir iş gördüğüme kaniim ki, sorma!" Emin'in askerliğini yapmak için 1934 yılında Türkiye'ye döndüğü, Kırklareli'nde er olarak askerliğini yaparken arka­daşlarına Kur'an'dan âyetler okuyup tefsir ettiği için irtica suçlamasıyla tevkif edilip Divan-ı Harb'e verildiği, bir yolunu bulup tevkifhaneden kaçtığı, Mersin'den ya­ya olarak Antakya'ya giderken o tarihte henüz Türkiye'ye bağlanmamış olan Hatay sınırları içinde şüphe üzerine yakalandığı, pasaportu olmadığı için Kırıkhan kazasına gönderildiği, Ali İlmî Fânî'nin Rıza Tevfik'e yazdığı bir mektuptan biliniyor. Emin, yakalandıktan sonra yardım istemek için bir yolunu bulup hapishaneden baba dostlarından birine bir mektup gönderir. Asıl sahibi bulunamadığı için Ali İlmî Fânî'ye verilen bu mektupta, Emin, başından geçenleri anlattıktan sonra Türkiye'ye iade edilmek üzere olduklarını belirterek imdat istemektedir, ama artık çok geçtir. Emin'in nasıl yargılandığı, ne kadar ceza aldığı ve ne kadar hapis yattığı araştırılması gereken bir husustur. İstanbul Ansiklopedisi'ndeki maddede yeterli bilgi yok. Ancak Emin'in hem irtica, hem de firar suçundan mahkûm olduğu, cezasını çektikten sonra askerliğini tamamlayıp terhis edildiği tahmin edilebilir. Olker'e göre, terhisinden sonra İstanbul'un haneberduşlarından biri haline gelen Emin, sabahçı kahvelerinde ve hamamlarda yatıp kalkmıştır; yalınayak dolaştığını, şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yaptığını görenler bile vardır. Zabıta tarafından ilk defa 1939 yılında bir esrarkeş olarak yakalanır ve akıl hastanesine sevk edilir. Ancak bir süre sonra bir baba dostunun yardımıyla buradan çıkarılıp Bursa'da, Karacabey Harası'na kâhya olarak yerleştirilir. Bu görevi sırasında evlenerek mazbut bir hayat yaşamaya başlayan Emin, işinden kovulunca İstanbul'a döner ve Refii Cevat Ulunay'ı ziyaret eder. Kendisini "Ben Mehmed Âkif'in oğluyum, ismim Emin'dir" diye takdim eden Emin, Ulunay'ın anlattığına göre, zelzelenin Hara'yı altüst ettiğini ve "Buralar eski haline getirilinceye kadar git, başının çaresine bak!" denerek işten çıkarıldığını söyler ve tavassut ricasında bulunur. Durumu ilgili makamlara bildirdiğini, neticeyi beklerken Emin'den bir mektup aldığını yazan Ulunay şöyle devam ediyor: "Ziraat Bakanlığı tarafından tekrar haraya gönderildiğini ve kendisine yer olarak merkeze yedi-sekiz kilometre mesafede Poyrazbahçe Koyun Ağılı denilen bir yerde yatıp kalkabileceğini söylediklerini yazıyor. Sobasız, gıdasız, pislik içinde olan buradan kurtarılmasını rica ediyor." Emin'in Karacabey'deki şartlara dayanamayarak İstanbul'a ve eski hayatına döndüğü anlaşılıyor. Eşini de 1966 yılı başlarında kaybedince hayata büsbütün küsen ve kendini yeniden içkiye ve esrara veren Emin, o yılın sonlarında birkaç ay akıl hastahanesinde kalır ve Kasım 1966'da taburcu edildikten sonra Tophane'de terk edilmiş bir kamyon karoserinin içinde yaşamaya başlar. Bu arada Çetin Altan'ı da ziyaret edip yardım istediği çok yazılıp çizildiği için ayrıntılara girmiyorum. Emin, 24 Ocak 1967 günü Tophane'de yatıp kalktığı karoserin içinde ölü bulunmuştur.
135 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
BABAM MEHMET AKİF ERSOY
***Milli şairimiz MEHMET AKİF ERSOY'un oğlu olan EMİN AKİF ERSOY'un anlatılmayan ve bilinmeyen yönleriyle babasını , istiklal savaşı yıllarında yaşadığı müthiş mücadeleyi,babasının annesine ve çocuklarına olan düşkünlüğünü anlatıyor.tavsiye ederim
Babam Mehmet Akif
Okuyacaklarıma Ekle
10
135 syf.
Şu batası arzın üzerinde kaç vefasız millet vardır ki kendisine bağımsızlığının nişanesi olarak müthiş bir şiir olan İstiklâl Marşı'nı gözyaşları ve kanla harç ederek vermiş olduğu halde o şairin evlâdı iyaline çöp konteynırında ölümü reva görsün...Bu millet maalesef Türk milletidir. Biz niye böyleyiz? Niye vefadan nasipsiz balık hafızalı bir milletiz? Sayısız misal getirebilirim vefasızlığımıza: Bakın Emir Timurun uzak akrabaları Hindistan’da aç bilaç bir deri bir kemik yaşıyor halbuki ne Özbekistan hükümeti ne Türkiye hükumeti bu ailelerle ilgileniyor, işte Mehmet Akifin büyük oğlu bir çöp koyteynırında buruşturup atılmış bir kağıt gibi, bulunuyor... İşte Gazilerimiz açlıktan ölmüş olarak gazetelerde kendilerine 3. Sayfalarda yer bulabiliyor, onları bulup aşkla bağrımıza basmamız lazımken evlerinden sızan ceset kokusundan bulabiliyoruz. Bu millet nasıl bu kadar tarihine ve tarihinin kahramanlarına, kahramanlarının dostlarına, evlatlarına karşı böyle acımasız olabildi inanamıyorum. Bu eseri okurken öfke ve hüzün sizi pençesine alıp en uzak hücrenize kadar tesir altına alacak ve hamiyetsizlerin baş olduğu çağda, vatanperverlerin düştüğü duruma isyan edecek, belki gözyaşlarınızı da sayfaların arasına bırakacaksınız. Âkif bize hakkını helal et...
Babam Mehmet Akif
Okuyacaklarıma Ekle
5
135 syf.
·
Puan vermedi
Mehmet Akif Ersoy, cemiyete mâl olmuş bir insan. Ne yazık ki kıymeti tam olarak idrak edilememiştir. Akif, ülkenin zor zamanlarında daima halkının yanında olmuş. Dünyada bir yer edinmek için hiçbir çaba sarfetmemiş, dünya malına kıymet vermemiştir. Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biridir. Akif, Safahat’ın yedi bölümünden biri olan Asım kısımında bugünün gençlerine önemli nasihatlerde bulunmuştur. Batı’nın karakteristik özelliğini eleştirmiş ancak ülkemizin de Batı gibi ilmî vb. konularda gelişmesini istemiştir. Bu kitap, Akif’in hayatından belirli pasajlar sunan ihtiva bakımından çok kapsamlı olmasa da Akif’i bir nebze olsun tanımak için okunması elzem bir eserdir. Sadece Akif’i değil ailesini de anlatan eserde Akif’in oğlu Emin Âkif Ersoy’un hüzünlü yaşamına da yer verilmiştir. Mehmet Akif’in vefatı ne yazık ki ülkemizin en öksüz cenazesi olmuştur. Oğlu da aynı kaderi paylaşmış, Emin Âkif’e de sahip çıkılmamıştır. Son olarak Akif’in oğlunun yardım çığlığıyla Refi Cevad Ulunay’a yazdığı mektubundan bir alıntı paylaşmak istiyorum. “ Tut elimden diyerek, boynumu büktüm Ulunay Yüzde yüz üzdü senin gönlünü bitkin durumum “ Âkif’in oğlu “ dedim sen de şaşırdın. Bu mu? Ay Sürünüp kıvranıyor, iş arıyor. Vay gidi vay! “
Babam Mehmet Akif
Okuyacaklarıma Ekle
3