Friedrich Engels

Friedrich Engels

8.6/10
580 Kişi
·
2.236
Okunma
·
143
Beğeni
·
5.757
Gösterim
Adı:
Friedrich Engels
Unvan:
Sınıf Mücadelecisi, Yazar
Doğum:
Wuppertal, 28 Kasım 1820
Ölüm:
Londra, 5 Ağustos 1895
19. yüzyıl Alman politik filozof. Karl Marx’la beraber, Komünist Manifesto’yu (1848) yazarak komünist kuramın geliştirilmesinde önemli bir rol aldı. Karl Marx hayatını kaybettikten sonra Karl Marx'ın en önemli eseri Das Kapital'in son iki cildini tamamladı.

Engels, şimdiki Wuppertal'da doğdu. Bir Alman tekstilcinin en büyük oğluydu. 17 yaşında iken, babası onu Manchester’daki pamuk fabrikasının yönetimine yardımcı olması için İngiltere’ye gönderdi. 1833 yılında tanık olduğu yaygın yoksullukla sarsıldı. Fabrikada 3,5 yıl çalışıp ayrıldı ve maden ocaklarında işçi olarak çalışmaya başladı. Ve aynı zamanda bazı gazetelere haftalık makale gönderiyordu. Gençlik yılları sefalet içinde geçip gidiyordu. Günde 18 saat mesai yapıyor, geri kalan zamanında da komünist kuram üzerine makaleler yazıyordu. Babası'nın ölümününden 2,5 ay sonra annesini de kaybetti. Kendisi gibi maden ocaklarında çalışan kardeşleri 1842'de tünel çökmesi sonucu hayatlarını kaybettiler. Engels artık yalnızdı. Ailesi yoktu. Zaten anne ve babasıyla iyi geçinemediği için evden ayrılmıştı.
1845 yılında İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu konulu bir makale yayınladı. Aynı yıl, editörlüğünü Paris’teki Karl Marx’ın yaptığı Franco-German Annals adlı dergiye yardım etmeye başladı. Marx Engels ile kişisel olarak tanışmasının ardından onunla kapitalizm üzerine aynı bakış açısına sahip olduklarını fark etti.Marx, Engels'e ve fikirlerine büyük hayranlık duyarak Engels ile birlikte çalışmaya karar verdi. Marx'ın 1845 Ocağında Fransa’dan sürülmesinden sonra, diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha fazla ifade özgürlüğü vaad eden Belçika’ya gitmeye karar verdiler.

Engels içlerinde George Harney’in de olduğu Çartist hareketin liderleriyle tanıştı. 1846 Ocağında Engels Marx'ı da yanına alarak Brüksel’e döndü. Burada Komünist Yazışma Komitesi’ni kurdu. Tasarısı Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki sosyalist liderleri birleştirmekti. İngiltere’deki sosyalistler Engels'in fikirlerinden etkilenerek Londra’da bir toplantı düzenlediler ve Komünist Birlik adı verilen yeni bir organizasyon oluşturdular. Engels buraya bir delege olarak katıldı ve eylem stratejisinin geliştirilmesine öncülük etti.
1847 yılında Engels ve Marx birlikte bir broşür yazmaya başladılar. Temelini Engels’in Komünizmin İlkeleri adlı kitabının oluşturduğu bu 12.000 kelimelik broşür altı haftada bitirildi; Engels'in amacı komünizmi kitleler için anlaşılabilir kılmaktı. Komünist Manifesto adı verilen bu broşür 1848 Şubatında yayımlandı. Ama yayımlandıktan henüz 1 ay sonra, Mart'ta Engels ve Marx Belçika’dan kovuldular. Köln’e taşındılar ve Marx radikal bir gazete olan Yeni Ren Gazetesini Engels'in desteğini alarak çıkarmaya başladı.
Engels, 1848 devriminin önderiydi. Ve bu ayaklanma ilk ciddi Sosyalist ayaklanma idi.Ve bu ayaklanma sonra ki komünist ayaklanmaların en büyük ilham kaynağı oldu. Engels Elberfeld’deki ayaklanmada aktif olarak bulundu, Prusyalılara karşı düzenlenen Baden Seferi’nde Baden-Palatinate ayaklanmasındaki serbest güçlerin komutanı olan August Willich’in yaveri olarak savaştı. Aslında bu yaverlik bir aldatmacaydı. Çünkü August Willich tüm emirleri Engels'den alıyordu.
1849 yılında İngiliz hükümetine başta Engels olmak üzre birçok sosyalist liderin sürülmeleri için baskı yapıldıysa da Başbakan Lord John Russell bunu reddetti. Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.
Engels,Marx ailesi kendi ailesi olmasa dahi sonuçta hem bir aile geçindiriyor hem fikri mücadele veriyor hem de serbest güçlerin fikri ve askeri sahada stratejik önderliğini yapıyordu.
1870’te Londra’ya taşınmadan evvel, Engels Marx’a yeterli geliri sağlayabilmek için Manchester’daki fabrikasında çalışmaya gitti. Marx'ın 1883'te ki ölümünden sonra Komünist kitle Engelsi artık o ölene dek fikri ve askeri alanda önder kabul ettiler. Bununla birlikte, tek eşli evliliğin erkeklerin kadınlar üzerinde baskı kurmak için ortaya attığı tek taraflı bir yalan olduğunu söyleyerek Feminist kuramın kurucularından sayılmaktadır. Bu bağlamda komünist kuramı aileyle ilişkilendirerek, erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyetinin tıpkı kapitalist toplumlarda burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki hakimiyetine benzediğini iddia etti. Engels'in bu düşüncesi hayatına hiçbir kadının girmemesinden kaynaklanıyordu. Engels, 1895 yılında Londra’da bir otel odasında tek başınayken çalışma masasında makalesini yarım bırakmış bir halde ölü bulundu. Ölüm sebebi boğaz kanseridir.Öldüğünde hiç çocuğu yoktu. Bu yüzden bazı mason, kapitalist ve burjuva kesimlerce kendisine eşcinsellik iftiraları atıldı.
Engels para'nın olmadığı bir dünya istiyordu. Engels'in tüm fikirleri Marx'ı çok büyük bir etki altında bıraktığı gibi bu fikride Marx'ta derin bir etki bıraktı.
Toplumun çalışan üyeleri hiçbir şey elde edemezken, her şeyi elde edebilen üyeleri hiç çalışmamamaktadır.
Proleterlerin zincirlerinden başka yitirecekleri bir şey yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır.
Siyasal iktidar denen şey, bir sınıfın başka bir sınıfı ezmekte kullandığı örgütlü güçten başka bir şey değildir.
Friedrich Engels
Sayfa 69 - Can Yayınları
Karl için diyorsunuz ki: onun doğası sevgisiz ve tutkusuz kalamaz. Onun bu doğası her birkaç yıl içinde yeni bir aşk gereksinimiyle ortaya çıkıyorsa, kendisi de söyleyecektir ki, ya böyle bir doğayı bugünkü koşullar altında yenmek zorundadır, ya da hem kendini, hem başkalarını sonsuz trajik çelişkilerin içine sokacaktır. _11 Ekim 1888_
Emekçiler burjuva sınıfı ve burjuva devletinin köleleri olmakla kalmazlar; her gün, her saat makineler tarafından, denetçi tarafından, en başta da burjuva fabrikatörün kendisi tarafından köleleştirilirler. Bu zorbalık biricik amacının kazanç olduğunu ne denli açık bir biçimde ortaya koyuyorsa, o ölçüde aşağılık, tiksinç ve dayanılmazdır.
Friedrich Engels
Sayfa 58 - Can Yayınları
Bir sistemin demokratik nitelik taşıyıp taşımadığının ölçüsü, düşünce açıklama özgürlüğüne sınır getirilip getirilmediğine bağlıdır.
İncelemenin ilk iki paragrafı kitabı okuyan Tarihsel Maddeci nin anlattıklarıdır. Gerisi kitabi okuyamadığımı söylediğim halde tepki gören yazımdan oluşmakta. Yazının amacı sadece kitabı okuyabilecek birine göndermekti.

Bugün tüm Dünya iki temel sınıfa ve iki sınıf arasındaki tabakalara bölünmüş durumda. Birincisi, para babaları, patronlar. İkincisi, işçiler, çalışan ve üretenler... Bir de onların ikisinden de özellikler alan köylüler, aydınlar, memurlar mevcut.

Sosyalizm, işçi sınıfının yani sömürülen, harcadıkları emeğin karşılığı ödenmeyen milyonların söz edindiği yönetim anlamına gelmektedir. Kitap, bu yönetimin nasıl var olacağını, Dünya'da nasıl egemen olacağını (ki bu tamamen egemen oluşa ve sınıfların ortadan kalkışına komünizm diyoruz) anlatıyor. Özet olarak bu hilenin, bu soygunun sona ereceği bir düzeni ortaya koymakta. yine Kapital adlı eser de, bu soygunun nasıl yapıldığını, o süreçte elde edilebilen verilerin en ince detayına kadar ortaya koymaktadır.
------------------------
Küçükken çok aşırı yaramaz oluşumdan dolayı halk arasında lakabım komünistti. Mahallede küçüğünden büyüğüne herkes bana komünist derdi. Komünist onlara göre kötü ve korkunç bir şey demekti. Ve bende böyle biri olmaktan nedense gurur duyardım.

Komünist kelimesini duyunca hala bir aitlik hissederim. Küçüklükten aşılanmışım işte. Sonra dedelerim ki ikisi kardeş olur. Biri annemin babası diğeride amcası. Ben ikisine de dede derim. Biri sosyalisttir diğeri komünisttir. Hızır idi Yunus idi sahnesindeki gibi komünist olacak sosyalist olacak diyerek üzerimden hep iddiaya girerlerdi.

Kitap bir şekilde elime geçince aa kesin beni anlatıyor okuyayım ve gerçek bir komünist olayım dedim. Okumaya başladım ama anlamadım. Hiç tarzım değildir böyle şeyler zaten ağır siyasi düşünceli insanların içinde büyüdüğüm için siyasetten hep uzak durdum. Dolayısıyla kitap ne anlatıyor hiç anlamadım. Üzgünüm dedelerim ne komünist olabildim ne sosyalist. Sadece insan olmaya devam edeyim bu bana yetiyor.

Kitabı sevmedim okumak isteyene gönderebilirim.
Paranın insan canından daha önemli olduğu bir devirde yaşıyoruz. Tabi değeri yüksek olan şeylere taptığımız gibi paraya tapanlarımız da çok oluyor. Tapmayanlar ise onun gücü karşısında dize getiriliyor.

İnsanlar ikiye ayrılır; parası olanlar ve olmayanlar, ezenler ve ezilenler, soylular ve köleler... Daha farklı isimlerde koyabilirsiniz bu iki ayrı gruba ama göreceksiniz ki değişmeyen tek şey “Çalışanların hep yoksul, çalışmayanların ise zenginleşmesi.” olacaktır.

Kitap bir komünizm bildirisi minvalinde. Kitabı okurken size iki hayalet eşlik ediyor; Marx ve Engels. Dünya işçi tarihine şöyle kısa bir yolculuk yapıyoruz. Keşifler çağından, buhar ve makinanın icadına, bireysel üretimden seri üretime varan süreçleri çok basit bir dille okuyucuya nakşediyor bu sevimli hayaletlerimiz. Sevimli dediğime bakmayın, çok sinirliler. Sinirli olmaları bir anlamda çaresiz olmalarından kaynaklanıyor gibi, dertlerini insan gibi anlatıp, hak talep ettiklerinde şiddet gördüklerinden onlar da çözümü şiddete karşı şiddette bulmuşlar gibi geldi bana. Yoksa aklı başında insanlar şiddete başvuracaklarını zannetmiyorum.

Sonra yavaş yavaş bazı izmleri tanıyoruz; Kapitalizm gibi Sosyalizm gibi. Bu izmlerden ne farkı var Komünizmin onu anlatmaya çalışıyor hayaletlerimiz. Hayalet diyorum çünkü okuru bilinçlendirirken uçuyorlar falan ama biraz da bu durumu metafor gibi algıladım ben; “Herkes bizi göremez” minvalinde.

Yahu ezilenleri destekliyorsunuz iyi hoşta ezilenlerin ezen fanatikliğine ne demeli? Onların mallarını onlardan daha çok sahiplenmelerini yahut onlardan daha acımasız olmalarını nasıl izah edeceksiniz bana?

Şu yaşıma geldim ve anladığım (hatta anlamanın da bir adım ötesi olan kavramaktır der BK) daha doğrusu kavradığım bir gerçek varsa o da çürümüş bir düzeni, tekrardan toparlamak için ilahi bir desteğe ihtiyaç olduğudur.

Bundan yüzyıllar öncesinde bir devrimci dünyaya geldi Mısır topraklarında. Adeta çölde bir vaha edasında... Mısır azizi köle olarak yanına almıştı onu hatta sarayda çok da sevilmişti. Onlar gibi yaşamasını, alt sınıfı hor görmesini hatta acımasız olmasını salık vermişlerdi. Tabi o zamanlar taşımacılık çok farklı; dört köle omuzlarında bir tahta ve onun üzerine de yolcu konumlanarak seyahat edilirdi. Ona bu araca bin dediklerinde; “İnsanların sırtına binmeyi sevmiyorum” diyerek reddediyordu onları.

Gel zaman git zaman sahiplerine itaat etmediği için hapse düşüyordu büyük devrimcimiz. Öylesine idealist öylesine akılı ki gelecekteki devlet kadrosunu zindandaki suçlulardan kuruyordu. Marx Reisin yaptığı gibi tabandan güç topluyordu da diyebiliriz. Kendisi aynı zamanda bir rüya yorumcusudur. Bir gün Mısır Kralı bir rüya görür ve yorumunu doğru yapan çıkmaz koskoca Mısır’da. Dedim ya ilahi bir el müdahale etmedikçe çürüme sona ermez diye. O elin etkisiyle devrimcimizin doğru yorumu krala ulaşır ve kral, böylesine bir değeri kaçırmaz ve onu Mısır azizi yapar.

Kral’ın rüyasına göre 7 yıllık bir bolluk sonrasında 7 yıllık bir kıtlık olacağını göz önünde bulundurarak bolluk zamanı mahsullerini ileri teknoloji araçlar olmaksızın ambarlarda yöntemine uygun bir vaziyette kıtlık dönemi için saklanmasını sağlamıştır. İleri düşünceli olmayan ve mahsullerin nasıl depo edileceğini bilmeyen zengin tayfa bu dönemde servetlerini bir şekilde boşa harcamıştır. 7 yılın ardından devrimcimize güvenen halk zenginleşmiş, zengin tayfa ise fakirleşmiştir. Mal mülk sahibi olanlar kaybetmiş olmayanlarsa mal mülk sahibi olmuşlardır.

There is no şiddet, there is no kan.

Evet siz kimden bahsettiğimi anladınız. Nereye varacağım Tanrı’nın kelamı sahipsiz kalınca günümüzdeki gibi bazı şeylere alet oluyor. Şey diyorum, kelime dağarcığımın dar olmasından değil yalnızca o "şey"in içini siz doldurasınız diye. İşte son alıntımla bu yazımı burada noktalayayım da cılkı çıkmasın. Okuyan herkese teşekkür ederim.

“Hepiniz farkındasınız; Para da toprak da kanun da fikir de din de bu ülkede her şey sermayedarlara hizmet ediyor.”
İncelemeye ciddi bir başlangıç yapalım. Çünkü kırmızı yağan kardan değil katran gibi bir konudan bahsedeceğiz.
Komünist Manifesto yada yayınlandığı adıyla Komünist Parti Manifestosu; uzun ve eserin anlaşılması için elzem olan 'sunu' kısmıyla başlıyor, 4 ana başlık üzerinden devam edip Marx ve Engels'in çeşitli ülkeler ve sonraki basımları için yazdıkları önsözlerle sona eriyor.
Proleterya ile burjuvazi savaşı üzerinden kendi devrinin çoğu olayına geniş bir bakış açısı sunuyor. Tarihin tekerrür ettiğini göz önünde bulundurarak kitabın 'şimdi'yi hatta' geleceği' de anlattığını söyleyebiliriz. Burada Burjuva tabakasını hepimiz biliyoruz,
Proleter ile komünist arasındaki farkı ise geçen gün yaşadığım bir olaydan örnekle anlatayım:
Serin bir öğlen sabahında yemek kuyruğunda düşüncelere dalmış olan Samet, arkasındakilerin yanına kaynak yapan birisini görür. Aldırmaz, önüne bakar. Sonra önüne kaynak yapıldığını fark eden bir vatandaş hakkını aramak için car car konuşmaya başlar. Kaynak yapan kişi, hakkını arayan vatandaşa "Benim sıramı al, yeter ki sus" diyerek tekrar önüne geçirir ve susturur. Arkadakiler ise bunu görür ve hiç sesini dahi çıkarmaz, haklarının ihlal edilmesi onları rahatsız etmez.
Burada 'sadece kendi hakkını' arayan vatandaş proleteryayı temsil eder. Eğer ben yada arkadakilerden birisi "Sıraya kaynamak saygısızlıktır, görgüsüzlüktür" diyerek herkesin, özellikle de ezilenlerin hakkını arasaydı biz de komünistleri temsil etmiş olurduk.

Peki komünistler ne yapmaya çalışıyor? Mülkiyetin topluma egemen olmasını, işçinin(emekçinin) emeğinin ve işgücünün sömürülmesinin engellenmesini ve bunu ülke yada sendika genelinde değil de 'evrensel' olarak sağlamaya çalışıyorlar.

Türkiye ise okuma konusunda o kadar geride bırakılmış ki komünistlerin bir çoğu proleter kesimde değil de orta-üst kesimde yer buluyor. İşçinin en fazla ezildiği ülkelerden biriyiz ne yazık ki. Lafargue, Tembellik hakkı isimli öncü kitabında bunun sebeplerine iyi değinir. İşçi kesimi zaten asgari ücret denen ölümcül miktarla hayatta kalma savaşı verirken okumak, sanat yapmak, zihnini çalıştırmak için ne gerekli zamana ne de paraya sahip değildir. Bizde komünist kelimesinin ne anlama geldiği dahi bilinmez. Kötü çağrışımlar yapmasının da birilerinin işine gelmemesinin bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
Bu kadar atıp tuttun iyi güzel de dayanağın nedir diye soran şüpheci beyinler olacak tabii. Asgari ücretle geçinen bir aileden geldiğim ve bizzat tecrübe ettiklerim yanında aşağıdaki rakamlar da bu beyinlere yol gösterecektir:

-Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.615 TL, *
- Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 5.262 TL imiş.*
- Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.999 TL(düz 2 bin deseydiniz bari) olarak hesaplanmış.*
Burada dikkati çeken hususlardan birkaçı:
- Asgari ücretin yine 'açlık' sınırının altında olduğu gerçeği
- Türkiyede memurların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği
- Türkiyenin yıllık büyüme oranının borsayla sınırlı kalıp halkı hiç mi hiç alakadar etmediği gerçeği
Ayrıca Türkiye OECD ülkeleri içerisinde %19.2' luk yoksulluk oranıyla en yoksul 2.ülke ! **
İncelemeyi kısa tutmayı düşündüğümden
daha bunun gibi milyon tane hususu saymadan geçiyorum. Ama biliyorum ki bu halk komünistleri hep öcü bilecek, emeğinin sömürüldüğünü görmezden gelecektir.(en azından şu sıralar başımızda olan kimselerden dolayı)
Sebebini ise Kitle psikolojisinin babası Gustave Le Bon'dan nokta atışı bir alıntıyla bitireyim;

"Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. Hoşlarına gitmeyen mantıksızlıklar karşısında, gerçekdışı eğer kendilerini çekerse, bunu ilahlaştırarak buna yönelmeyi daha üstün tutarlar. Onları hayallere çekmesini bilenler onlara hakim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlar da onların kurbanı olur."

Sizi uyanışa geçiren kitaplar okumanızı temenni eder, iyi okumalar dilerim. Benzine de yine mi zam geldi ne!

*Rakamlar, 2018 Ocak Türk-iş sendikası resmi rakamlarıdır. Dolayısıyla şuanda daha da artmış/artacak olmaları kuvvetle muhtemeldir.
**OECD 2013 verileri kaynak alınmıştır.
Gölgesini satamadığı ağacı kesen bu sistemi eleştirdiği açıkça belli olan iki düşünür: Marx ve Engels.
Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir sözünün anlamını verebilmiş bir eser yaratmış Marx, Engels' in de destekleri ile.
Korkulan heyulayı anlayabilmeye başlamanız için okunması gereken bir klasiktir Komünist Manifesto. Bugüne kadar onu klasikler dışında değerlendirmiş olanların Tarihi de bilim olarak ele almadığına eminim.
Kimdir bu Komünistler? Neyi amaçlamışlardır? Ve türevi bütün sorularınıza cevap verecek kadar geniş bir kitap değil.
Bundan önce çok sert kalemler tarafından, okurlar tarafından acımasızca eleştirilmiş bir kitap. Hangi görüşe ait olursa olsun bir kitabı okurken önyargılarımızı hoşgeldiniz paspasının altına bırakmamız gerektiği düşüncesindeyim.
Kitabın başında da belirtildiği gibi, propaganda amacı taşımaksızın klasikler içerisinde nitelendirilen bir kitap olarak okumanız gerekiyor Manifestoyu. Bir insanı anlamak için bir kitabın yeterli olmayacağı gibi, bir ideolojiyi anlamak için de bir kitap yeterli bir sayı arz etmez.
Sempati besleyin beslemeyin, yakın tarihimizi etkisi altına alan bu eseri ve yankılarını okuma eşsizliğine ulaşmak isteyenlere tavsiye edebileceğim SADE bir eser.
"Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır, oysa sorun onu değiştirmektir."
"Abi komünistim ben ya.d"
"Zincirlerimizden başka neyimiz kaldı kaybedecek!!!!"
"İki fotoğraf çekineyim de anarşist olayım."
"Karl Marx babamız yaaaa"
Evet Yukarıdaki cümlelerden herhangi birini kurmuşsanız bu yaşınıza kadar, tebrik ederim. Ne demiş Nazım Hikmet "Artık sende herkes gibisin". (Kendisini saygıyla anıyorum.)
Evet, siz de herkes gibisiniz. Neden mi??
Hayatta benimsediğim fikirlerden birisi de bilmediğim konu hakkında konuşmamak olmuştur. Ve bilmediğimi de utanmadan söylerim çünkü "bilmemek değil öğrenmemek ayıp :)"
Neyse çok uzatıyorum, Komünizm bana göre insanlar tarafından en çok yıpratılan kavram olmuştur. (Buradan da Karl Marx, Engels ve Lenine saygılar :D)
Neden mi yıpratıldı?
Hayatında kaç defa Komünist Manifesto'yu, Kapital'i okudun?
Bu sistemin arkasında yatan felsefeyi kaç defa araştırdın?
Kaç kitabın arasına gömüldün?
Ya da Komünizm senin için en iyi sistemse, bütün sistemleri inceledin mi ki bu sonuca vardın?
(Aynı durum dinler için de geçerlidir.Hiçbir dini incelemeden doğrusu bu diyenlere de buradan saygılar :))
Ama yok, hiçbirini yapma ama git ben komünistim de...
Evet bu yüzden siz de herkes gibisiniz...
Herkes okumadan popüler kültürün etkisine girerek bir şeyleri benimsiyor. Tamam biz de benimseyelim benimseyeceksek ama okuyup araştırdıktan sonra :)
Bu yüzden demem o ki, siz yukarıdaki cümleleri kuranlar gibi olmayın.
Ben de kurmuyorum ama yine de sempatik geliyor bana, neden?
Çünkü güzel bir şey bu. İşçinin yanında olmak, toplumun iyileşmesini istemek, bütün insanlığı adaletli ve eşit bir sistemde yaşatmak...
Bunlar çok güzel şeyler hele ki "Zincirlerimizden başka neyimiz kaldı kaybedecek!!!!" demek çok havalı beee :D
Ama bunları demeden önce durun ve biraz araştırın. Buradaki çoğu arkadaşım ve takip edenim çok iyi okurlar ve araştırmacılar :)
Ben sistem eleştirileri yapmayı seven birisiyim ama araştırmalarım çok az :D
Yıllardır yeterli seviyeye gelmemin ardından Felsefe,Sosyoloji, Politika ve Ekonomi konularında araştırma ve kitap okumaya başlamak istiyordum. O zaman geldi artık birkaç kitapla giriş yaptım :)
Siz de bu tarz kitaplar okumak isterseniz Komünist Manifesto Manga çok iyi bir tercih olacaktır. Güzel bir manga ve ben okurken çok beğendim.
Buradan beni bu manga ile tanışmamı sağlayan Anıl Beye ve incelemesine teşekkür ediyorum :)
Kendisinin hesabı: Anıl
Okumak isteyenler için link:https://docviewer.yandex.com.tr/...DQyNX0%3D&page=1
HERKESE İYİ OKUMALAR DİLERİM :)
Biraz tarihi kazı yapmak istiyorum.
İngiltere'de coğrafi keşiflerle birlikte yeni ham madde ve zenginlikleri keşfeden, keşfettikçe büyüyen bir tüccar kesimi vardı. İngiltere'deki kral ve kraliçe bu tüccarlara maddi anlamda destek vererek kumpanyaların/şirketlerin kurulmasını sağladı. Ve bu şekilde izlenen eşitsiz politikayla İngiltere'de gittikçe artan bi' büyüme yakalandı.

Eşitsiz büyümenin gittikçe yayılması, tüccarların gittikçe büyümesi, zenginleşmesi sonucunda ise gittikçe altta kalan bir serf kesimi oluştu. Bu, dünyaya pazarlamanın emek gücü ile olduğu dönemde kendini serf, toprağa bağlı kölelik diyebileceğimiz bir kesimle baş gösterdi. Üretimin gittikçe fabrikalaşması aşamasında ise işçilerle ortaya çıktı. Niteliksiz, salt emek gücü olan serf/işçi aynı işi görüyordu. Değişmeyen tek şey gittikçe zenginleşen, sivrilen tüccarlar/sermayedar kesimi ve gittikçe ezilen,sömürülen serf/işçi kesimin varlığı arasındaki eşitsizlikti!
Eşitsizlik ki tarihte çılgın bir olgu, farkındalık yaratacak kadar gerçek, her zaman anılacak kadar önemli; pek çok ülkeyi ayaklandıracak kadar büyük!

Karl Marx'ın ve Engels'in yazmış olduğu Komünist Manifesto aslında bu eşitsizliğin geldiği uç noktadaki zihniyeti anlatıyor. Yani izlenen eşitsiz politika sonucu toplumun resmen iki farklı tarafa kutuplaşması, bu makasın ''kapitalist'' kısmının gittikçe güçlenmesiyle aranın gittikçe açılması ve artık bu duruma bir dur demek isteyen işçi sınıfını, onun güçlerini birleştirme çabasını anlatıyor.

Sermayedar dediğimiz sömürgeden beslenip kralla bir nevi ''köprüyü geçene kadar ayıya dayı de'' modunda yakın olan bu tüccar kesimin gittikçe zenginleşmesi, kendini insan üstü görmesine, ''para bunların gözünü boyamış''ı tam manasıyla yaşayarak adeta kendilerini tanrılaştırmalarına bir dur demek istemelerini anlatıyor aslında manifesto. Dönemdeki iktidarın sessizliği ve tüccara verdiği destek aslında bize büyümenin karşılığında halkların eşitliğinin, haklarının ne kadar mübadele edilebilir bir şey olarak gördüklerini gösteriyor. ''Hak''kın zenginleşmeyle değiştirilmesi, hakkın acımasızca ''meta''laştırılması...
Komünist Manifesto tarihin sürtüne sürtüne yaşadığı, yaşattığı bir gerçeği ele alıyor.


Günümüze baktığımda gittikçe artan gelir eşitsizliğini, adaletsizliği gördükçe acaba böyle bir hareketlenme günümüzde olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum.Tarihe baktığımdaysa her noktada, her aşamada zenginle fakirin, sömürenle sömürülenin var olageldiğini görüyorum. O halde tarihte yaşayan tek şeyin, sömüren ve sömürülen arasında sömürülenin içinden ''dur'' demek fikri olduğunu düşünüyorum. Zaman geçtikçe zenginlik ve fakirlik çok değişik noktalara evriliyor, dur demek fikri de evriliyor ama. Hep var olacak...
Sözün özü: Komünist Manifesto'yu okumanızı tavsiye ederim!


Not: Kapitalizmin tarihi bir tutanağı niteliğinde olan, 1929 krizinde nasıl bir sosyoekonomik çöküş yaşandığını görmek istiyorsanız Jack Lonon'ın Uçurum İnsanları'nı kesinlikle okumalısınız!

Not: ''Kapitalist düzen içinde komünizm için birleşmeye çalışan işçilerin iktidarla mücadelesi'' konulu bir distopya okumak istiyorsanız Jack London'ın Demir Ökçe'sini tavsiye ederim!
Kitap ile ilgili herhangi bir yorum yapmayacağım. Paylaştığım alıntılar tamamen fikirlerime hitap ettiği için ne düşündüğümü yeterince belli ettim. Sadece şunu söylemek istiyorum; fikriniz, düşünceniz ve inandığınız ideoloji ne yönde olursa olsun bu kitabı mutlaka okumalısınız.
Sosyolog eşimden o ders çalışırken hep ismini duyduğum Karl Marx ve Friedrich Engels'i hep merak etmiştim. Onlarla tanışmak bu kitaba nasipmiş.
Bundan tam 170 yıl önce 1848 yılında yazılmış olan bu manifestoyu okumaya başlayınca şunu hissetmeye başladım. Adamlar o yıllarda öyle düşünceler içerisine girmişler ki birçok konuda halen güncelliklerini kaybetmemiş. Bu kitabı okumak için ille de komünist olmak gerekmiyor, farklı görüşleri de irdeleyip öğrenmemiz gereklidir. Okuduğum kitap "YazılAma" yayınevinden çıkmış ve çeviri yapan G. Doğan GÖRSEV'in orjinalinden çeviri yapmak için uğraşması ve 80 ihtilali sonrası bu sebeplerden dolayı 3 yılı aşkın süre tutuklu kalmasını sağlamış fakat yılmamış 70 yaşına geldikten sonra bile "Komünist Manifesto" üzerinde tüm bilgilerini arşivlemiş.

Genel olarak güncel hayatta kullanmadığımız, yada kullanamadığımız kelimeler fazlasıyla var. Anlamak zor değil ama. Bu kitapla ilgili V.İ.LENİN'in yazmış olduğu yazıyı paylaşayım.

"Bu yapıtta, yeni bir dünya görüşü, toplumsal yaşamı da kucaklayan tutarlı maddecilik, evrimin en kapsamlı ve en derinlikli bilimi olarak diyalektik, sınıf mücadelesi ve dünya tarihinde yeni bir toplumun yaratıcısı olarak proleteryaya düşen devrimci rol teorisi dahiyane bir açıklıkla ve netlikle sergilenmiştir."

Bilgi edinmek anlamında okumak lazım.
Kitabın fiziksel görüntüsüne bakıp küçümsemeyin; broşür imajının altından temel tezler çıkıyor. Engels, söz konusu sorunun anarşist çözümünün eleştirisini; yazarına -A. Mülberger- 'Proudhoncu' diye hitap ettiği makaleler, burjuva eleştirisini ise E. Sax'ın çalışması üzerinden yapıyor ve her iki ideolojik yaklaşımı da kapitalist sistem içinde çözüm aradıkları için ayakları yere basmaz buluyor. Engels kitabın başında net konuşuyor; '...konut darlığı günümüzdeki kapitalist üretim biçimi sonucu ortaya çıkan sayısız daha küçük, ikincil kötülüklerden biridir...'
Anarşist çözümü eleştirirken basit meta satışı ile işgücünün meta olarak satılması arasındaki farka değiniyor ve artı-değere geçiş yapıyor. "Proudhoncu Çözüm"ün faiz ile ilgili kısmını eleştirirken de faiz'e, kar'a ve artı-değerin kapitalist sınıf içinde dağılımına değiniyor. Anarşizme sağlam bir 'küçük burjuva sosyalizm'i yaftası yapıştırdığını söyleyebilirim.
Sax'ın kitabının üzerinden burjuva çözüm/ burjuva sosyalizmi/hayırsever burjuvalar vs isimlerle anılan ideolojinin eleştirildiği bölümde ise çözüm için önerilen; kapitalistlerin işçilere konut yapması, işçilerin kendi aralarında kurdukları birlikler ve devlet yardımı önerilerinin ele alındığı kısım dikkat çekiyor. Bu bölüm için hoşuma giden şu alıntıyı yapmak isterim; "Böyle bir toplumda konut darlığı bir rastlantı değildir; gerekli bir kurumdur..."

Yazarın biyografisi

Adı:
Friedrich Engels
Unvan:
Sınıf Mücadelecisi, Yazar
Doğum:
Wuppertal, 28 Kasım 1820
Ölüm:
Londra, 5 Ağustos 1895
19. yüzyıl Alman politik filozof. Karl Marx’la beraber, Komünist Manifesto’yu (1848) yazarak komünist kuramın geliştirilmesinde önemli bir rol aldı. Karl Marx hayatını kaybettikten sonra Karl Marx'ın en önemli eseri Das Kapital'in son iki cildini tamamladı.

Engels, şimdiki Wuppertal'da doğdu. Bir Alman tekstilcinin en büyük oğluydu. 17 yaşında iken, babası onu Manchester’daki pamuk fabrikasının yönetimine yardımcı olması için İngiltere’ye gönderdi. 1833 yılında tanık olduğu yaygın yoksullukla sarsıldı. Fabrikada 3,5 yıl çalışıp ayrıldı ve maden ocaklarında işçi olarak çalışmaya başladı. Ve aynı zamanda bazı gazetelere haftalık makale gönderiyordu. Gençlik yılları sefalet içinde geçip gidiyordu. Günde 18 saat mesai yapıyor, geri kalan zamanında da komünist kuram üzerine makaleler yazıyordu. Babası'nın ölümününden 2,5 ay sonra annesini de kaybetti. Kendisi gibi maden ocaklarında çalışan kardeşleri 1842'de tünel çökmesi sonucu hayatlarını kaybettiler. Engels artık yalnızdı. Ailesi yoktu. Zaten anne ve babasıyla iyi geçinemediği için evden ayrılmıştı.
1845 yılında İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu konulu bir makale yayınladı. Aynı yıl, editörlüğünü Paris’teki Karl Marx’ın yaptığı Franco-German Annals adlı dergiye yardım etmeye başladı. Marx Engels ile kişisel olarak tanışmasının ardından onunla kapitalizm üzerine aynı bakış açısına sahip olduklarını fark etti.Marx, Engels'e ve fikirlerine büyük hayranlık duyarak Engels ile birlikte çalışmaya karar verdi. Marx'ın 1845 Ocağında Fransa’dan sürülmesinden sonra, diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha fazla ifade özgürlüğü vaad eden Belçika’ya gitmeye karar verdiler.

Engels içlerinde George Harney’in de olduğu Çartist hareketin liderleriyle tanıştı. 1846 Ocağında Engels Marx'ı da yanına alarak Brüksel’e döndü. Burada Komünist Yazışma Komitesi’ni kurdu. Tasarısı Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki sosyalist liderleri birleştirmekti. İngiltere’deki sosyalistler Engels'in fikirlerinden etkilenerek Londra’da bir toplantı düzenlediler ve Komünist Birlik adı verilen yeni bir organizasyon oluşturdular. Engels buraya bir delege olarak katıldı ve eylem stratejisinin geliştirilmesine öncülük etti.
1847 yılında Engels ve Marx birlikte bir broşür yazmaya başladılar. Temelini Engels’in Komünizmin İlkeleri adlı kitabının oluşturduğu bu 12.000 kelimelik broşür altı haftada bitirildi; Engels'in amacı komünizmi kitleler için anlaşılabilir kılmaktı. Komünist Manifesto adı verilen bu broşür 1848 Şubatında yayımlandı. Ama yayımlandıktan henüz 1 ay sonra, Mart'ta Engels ve Marx Belçika’dan kovuldular. Köln’e taşındılar ve Marx radikal bir gazete olan Yeni Ren Gazetesini Engels'in desteğini alarak çıkarmaya başladı.
Engels, 1848 devriminin önderiydi. Ve bu ayaklanma ilk ciddi Sosyalist ayaklanma idi.Ve bu ayaklanma sonra ki komünist ayaklanmaların en büyük ilham kaynağı oldu. Engels Elberfeld’deki ayaklanmada aktif olarak bulundu, Prusyalılara karşı düzenlenen Baden Seferi’nde Baden-Palatinate ayaklanmasındaki serbest güçlerin komutanı olan August Willich’in yaveri olarak savaştı. Aslında bu yaverlik bir aldatmacaydı. Çünkü August Willich tüm emirleri Engels'den alıyordu.
1849 yılında İngiliz hükümetine başta Engels olmak üzre birçok sosyalist liderin sürülmeleri için baskı yapıldıysa da Başbakan Lord John Russell bunu reddetti. Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.
Engels,Marx ailesi kendi ailesi olmasa dahi sonuçta hem bir aile geçindiriyor hem fikri mücadele veriyor hem de serbest güçlerin fikri ve askeri sahada stratejik önderliğini yapıyordu.
1870’te Londra’ya taşınmadan evvel, Engels Marx’a yeterli geliri sağlayabilmek için Manchester’daki fabrikasında çalışmaya gitti. Marx'ın 1883'te ki ölümünden sonra Komünist kitle Engelsi artık o ölene dek fikri ve askeri alanda önder kabul ettiler. Bununla birlikte, tek eşli evliliğin erkeklerin kadınlar üzerinde baskı kurmak için ortaya attığı tek taraflı bir yalan olduğunu söyleyerek Feminist kuramın kurucularından sayılmaktadır. Bu bağlamda komünist kuramı aileyle ilişkilendirerek, erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyetinin tıpkı kapitalist toplumlarda burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki hakimiyetine benzediğini iddia etti. Engels'in bu düşüncesi hayatına hiçbir kadının girmemesinden kaynaklanıyordu. Engels, 1895 yılında Londra’da bir otel odasında tek başınayken çalışma masasında makalesini yarım bırakmış bir halde ölü bulundu. Ölüm sebebi boğaz kanseridir.Öldüğünde hiç çocuğu yoktu. Bu yüzden bazı mason, kapitalist ve burjuva kesimlerce kendisine eşcinsellik iftiraları atıldı.
Engels para'nın olmadığı bir dünya istiyordu. Engels'in tüm fikirleri Marx'ı çok büyük bir etki altında bıraktığı gibi bu fikride Marx'ta derin bir etki bıraktı.

Yazar istatistikleri

  • 143 okur beğendi.
  • 2.236 okur okudu.
  • 53 okur okuyor.
  • 2.028 okur okuyacak.
  • 42 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları