Murat Tavlı

Murat Tavlı

Yazar
8.2/10
380 Kişi
·
1.079
Okunma
·
136
Beğeni
·
7,7bin
Gösterim
Adı:
Murat Tavlı
Unvan:
Tiyatro Oyuncusu , Yazar
Doğum:
İstanbul, 23 Haziran 1987
23.06.1987 yılında İstanbul’da doğdu. Tiyatroya ilkokulda edebiyat öğretmeninin taklidi yaparken ceza olarak başladı. Lise yıllarına kadar amatör olarak devam etti. Lisenin son senesinde liseler arası tiyatro yarışmasında en iyi erkek oyuncu ödülünü almasıyla profesyonel olarak oyunculuk yapmaya karar verdi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro bölümünü okudu. 2008 yılında E.S.E.K tiyatrosuna katıldı. Bu ekip ile ‘Ne Münasebet’ ve ‘Sallanan Sandalye’ adlı oyunu oynadı. Ne Münasebet ile 10. Lions Tiyatro Ödülleri’nden ödül kazandı. Oyunculuğun yanında oyun yazarlığı ve eğitmenlik de yapmakta. Birçok reklam filmi ve ‘Aşksın Sen’ dizisi ile ekranlarla tanıştı.
.

Tebessüm bir maskedir. Ardındakinden emin olmadan gördüğüne anlamlar yükleme. Her gülen can, her ağlayan yas sahibi değildir.

.
.

Her yol Ankara'ya çıkar demişler, sen Ankara mısın ki ben hep sende son buluyorum! Sen başkent misin ki, senin tarafından yönetiliyorum?

.
.

Güven duygunu çaldıklarında hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Eskisi gibi bakmıyor, eskisi gibi gülmüyorsun. Öldürmüyorlar ama yarım kalıyorsun...

.
.

Kimsenin seni sevmesine, yanında olmasına, sana değer vermesine ihtiyacın yok. Çünkü yaşaman için gerekli olan ne varsa sana bahşedilmiş. Ama yalnızlığını sevmeye, yalnız kalmaya, kendine değer vermeye ihtiyacın var. Çünkü o başlı başına sensin. Kendini sev ve koru.

.
.

Yarım kalan her hikaye ömürlük bir merak uyandırır, hayalindeki gibi tamamlarsın. Çünkü gerçek asla beklediğin gibi olmayacaktır.

.
288 syf.
·2 günde·9/10
Hakkını Helal Et Hüseyin Kardeş... Bu Çocukların Karşıya Geçmesi İçin Senin Paramparça Olman Lazımdı.

Yıl 2014 öğretmenliğe yeni başlayacağım yıl. Nasibimize düşen okul “Batman Mehmet Şimşek İmam Hatip Ortaokulu”. Meslek hayatımdaki ilk, okula gidiyorum. Okul şehrin dışında, yeni yapılmış bir okul. Batman’dan Van’a gidilen şehirlerarası yolun üstünde. Bir otobüse binip, okula doğru yol almaya başladım. İçim kıpır kıpır, heyecandan ellerim hafiften titriyor. Kolay değil yıllarca hayal ettiğim mesleği yapmaya gidiyorum. Bugün gideceğim ve artık o özlemini çektiğim derse gireceğim. Okula vardım otobüsten indim. “Aman Allah’ım dedim bu çölün ortasına neden okul yaptılar ki?” Etrafta okul binasından başka hiçbir şey yok. Okula gelen otobüste saate bir okulun önünden geçiyor. Hemen okulun ilerisinde artık ilçelere bağlı köyler var. Aynı zamanda okulun önünde şehirlerarası yoldan son sürat geçen arabalar. Daha okula gelmeden ilk olarak aklıma gelen şey, öğrencilerin arabaların süratle geçtiği bu yoldan karşı tarafına nasıl geçeceği oldu. Her an bir öğrenciye araba çarpabilirdi. Tüm heyecanımı unuttum. Hemen okula gidip okul müdürünü buldum ve bu soruyu sordum. Okul müdürü gerekli yazıları yazdıklarını, okulun önüne ışık yapılacağını söyledi. Tabi yazı 4 ay önce yazılmıştı. Fakat 4 aydır maalesef ışıklar gelmemişti. Hemen yanı başımızdaki Gaziantep iline bile düğmeli ışıklardan bol bol yapılmıştı. Maalesef o zaman bile ki 2014’ten söz ediyorum. Henüz düğmeli ışıklardan Batman’a gelmemişti. Hali hazırda batıda yollara döşenen kaliteli asfalttan da nasibimize düşmüyordu. Doğuya geldikçe bu asfaltlar mızır halini alıyordu. ( Tabi petrolün bizim şehrimizden çıktığını belirtmeme gerek yok.) Gel gör ki petrol bizim şehrimizden çıkıyordu ama bize nasip olmuyordu. Sonra da doğu geri bırakılıyor dediğimizde suçlu oluyorduk. ( Önemle belirtmek gerekir ki bunda en büyük suç kendi belediyelerimize ait. Onlar da şehri geliştirmek için hiçbir zaman bir çaba içinde olmadılar. Yine çalışmaların en fazla olduğu dönem son yıllar ) Neyse biz konumuza dönelim, müdür tedbir olarak çıkış saatinde öğrencilerin öğretmenler tarafında sıra sıra karşıya geçirildiğini söyledi. Garibim öğretmenlerin canı çıkıyordu. Çünkü elinden tutuğu çocuklardan bir kaçı illa ki yola fırlıyor. Kaza tehlikesi atlatıyordu. Buna rağmen öğretmenlerinizim yoğun gayretleri sayesinde her gün temiz bir şekilde bu iş hallediyordu. Tabi bir ayrıntı atlamamak lazım. O kadar öğrenciyi zorlu bir şekilde karşıya geçirmemize rağmen gelen arabaların hiçbiri hızını bir gram bile azaltmıyordu.

Evet, iş bir şekilde yürüyordu. Öğrencilere tedbir almıştık. Fakat unuttuğumuz bir şey vardı: okulumuzun engelli hizmetlisi Hüseyin kardeş. Hüseyin kardeş okulumuza engelli kadrosundan atanmıştı. Engel durumu ise gözlerinde yüzde 60 görme kaybı olmasıydı. Allah var; her gün o koca okulu, tek başına temizleyip sonra yolun karşısında otobüse binip evine gidiyordu. Okula gidişim henüz bir ay olmamış, okul bahçesinde çay içiyorum. Hüseyin kardeş işini bitirmiş evine gidiyor. Okulun kapısın açtı, yola çıktı, sağa sola baktı. Kararsız kaldı. Bir adım geri atacak oldu. Sonra tekrar sağına baktı. Karasız durumunu görünce bende merak edip, onun olduğu yere odaklandım. Hüseyin o sıra yola doğru adım attı. O an bağırdım “Hüseyin Duuurrrr!!!” diye. Ama çok geçti. En az 150 kilometre hızla araba geliyordu ve geldi de. Gözlerimi zor bela kapattım. Devasa bir ses… Yerde kanlar… Kafamı kaldırdığımda paramparça bir ceset… Artık bizim Hüseyin kardeşe ait bir yüz bile yoktu. Başım dönmeye başladı. Midemin bulandığını hissetim. Gözlerim kararıyor tam geçti diyorum, tekrar kafamı kaldırdığımda dağılmış beyin parçalarını görüyorum, daha kötü oluyorum. Oturduğum yerden kalkmayacak gibi oldum. Fakat kalkıp yardım etmem gerekiyordu. Bin bir zorlukla kalktım. Oraya doğru yürüdüm. İlk gördüğüm anda anladım. Kurtulması mümkün değildi. Ambulans geldi…. Sedye falan ama olan beliydi. Daha hastaneye yetişmeden vefat etmişti. Hüseyin paramparça oldu… Sonra bir hafta geçtikten sonra geldi bizim düğmeli ışıklar.

Artık çocuklar karşıya geçecekleri zaman düğmeye basıyorlar ışık yanıyor sonra karşıya geçiyorlar. Ne diyelim hakkını helal et Hüseyin Kardeş bu çocukların karşıya geçmesi için senin paramparça olman lazımdı. Işıklar sen böyle olunca geliyordu. Geldi de… Bana gelince belki bu olay olmasa ilk öğretmenlik yaptığım günleri ballandıra ballandıra anlatacaktım ama gel gör ki o günden bize hatıraca acı oldu, paramparça bir ceset oldu…

“Kuytu” romanı “Hüseyin kardeş” gibi ülkemizde yaşayan binlerce insandan sadece birkaçına yer vermiş. Kitapta kocası tarafında öldürülen bir kadın anlatılmış. Kaç kere kocası şikâyet edilmiş. Fakat adam hakkında bir işlem yapılmamış. Tabi kocanın hakkında da işlem yapılıyor en sonunda, ama kadını öldürdükten sonra…

Genç yazarlarımızı önemserim sürekli kitaplarını alıp okumaya çalışılırım. Son dönemde okuduğum genç yazarların en iyisiydi Murat Tavlı. Güzel bir hikâyeyi çok sade ve hiç aforizma kullanmadan olayın içine sizi koyarak, size o acıları yaşatarak anlatmış. Çok güzel bir haz veriyor kitap size. Yazarın ve kitabının en güzel tarafı anlatımının çok sade ve akıcı olması… Sadece olay örgüsünde bazı noktalar abartılmış ama onun dışında iyi ki okudum bu kitabı diyebilirim. Murat Tavlı’da bence gelecekte iyi yazarlar arasında olacaktır...

Selam ve Dua ile….
264 syf.
·3 günde·4/10
Kaybettikçe kazanmak
İyi insanların meziyetidir....

Kitapta bir kadının küçük yaşlarda babasız kalmasını, güven sorunlarıyla boğuşmasını, okuyup iyi bir avukat olmasını ve aşkı bulmasını okuyorsunuz.

Kitapta Aslı'nın Bedirhan ile tanışmasına kadar olan kısım güzeldi ancak ondan sonraki kısmı işkence çekercesine okudum.
Aslı, küçük yaşta onları terk edip giden babasından dolayı erkeklerden yıllar boyunca uzak durmuş bir kadın. Otuz üç yaşına kadar, küçüklüğünden gelen güvensizlik duygusundan dolayı hiçbir erkeği hayatına almamış. Sonra bir gün Bedirhan ile karşılaşır ve yıllar boyunca kendi etrafına ördüğü o kabuğu kırarak çıkar.
Ancak erkeklere karşı hissettiği güvensizlik onun yakasını bırakmaz ve Bedirhan'la başladığı o güzel ilişkisini kendi elleriyle yıkar.

Kitabın bu sayfalarında ciddi anlamda kafayı yeme noktasına geliyorsunuz. Bir insan nasıl sorgusuz sualsiz diğerini aldattın diye itham ederek, konuşmasına bile izin vermez? İki dakika dinlemek insanlara bir şey kaybettirmez, tersine kazandırır.
Aslı ne kadar suçlu ise Bedirhan'da o kadar suçlu bence. Kız ona bütün geçmişini, yaşadığı güven problemini açıkça anlatmasına rağmen Bedirhan, Aslı'ya yalan söyledi. Hayatlarını neden bu kadar zora sokuyorlar anlayabilmiş değilim...

Kitapta, altını çizdiğim ve alıntı olarak paylaştığım çok yer olsa da genel olarak kurgu çok basitti ve beğenmedim. Almanızı pek önermem ama bir yerde elinize geçerse kitabı okuyabilirsiniz.
288 syf.
·9/10
Küçük yaşta annesini kaybeden Ediz'in hayata ve yaşadıklarına bazen isyanı, bazen küfrü, bazen şükrü,
Bazen tükendim ben yeter artık yaşamaya takatim kalmadı deyişleri,
Bazende en dipteyken yükselişi,
Hayatın onunla oyunu ve hayatın onu denemeleri.
Ama ne olursa olsun doğru yolda, doğru bildiği yoldan yürümeye çalışması,
Ayağa kalkma denemelerinden hiç vazgeçmemeyişini anlatan Murat Tavlı daha 3. kitabı olmasına rağmen büyük bir hissiyatla yazdığı bu romanında bizi çocukluğumuza götüren kitabı kuytu, "Bazen ölenlerin değil, Kalanları yasını tutarsın." diyerek bazı anlarda değerini unuttuğumuz, geçiştirdiğimiz, ihmal ettiğimiz en yakınımızı; ailemizi, ailenin bir olmanın önemini anlatmış,
Bizi çocukluğumuza götürerek buram buram kekik kokusu yayan annelerimizin değerini anlatmış.
Okurken bizi can evimize götürmüş ve orada toprakla oynamamıza izin vermiş, içimizde ki Ediz'i yeniden uyandırmış..
264 syf.
·3 günde·Beğendi
Merhabalar
'Bir anda okundu bitti' akıcılığına sahip bir kitapla geldim.

Öncelikle belirtmek isterim; yazarı oyunculuğu ile tanımış kitaplarıyla sonradan tanışmış bir okurum. Tiyatronun benim için yeri ayrıdır bu sebeple yazarımızında oyunculuğunun yeri apayrıdır bana göre.

İşte bu şahane oyuncunun özelmi özel eseri bu kitap. Kendi deyimiyle 'ilk kez bir kadının ağzından yazdığı' bu romanında kadınların yaşam boyu karşılaştıkları hemen hemen her zorluğu anlamış ve anlatmış.

Kitabın genel olarak aldığı ilk yorum "bir erkek kadın ağzından onların duygularını nasıl anlatmış."
Ben şahsen bu kısma çok şaşırmadım. Yazarı biraz takip edersiniz her konuda ne kadar duyarlı bir birey olduğunu kısa sürede anlarsınız. İşte bu yüzden; bana göre her duyarlı insan olan insan, kadın-erkek demeden İNSAN duygularını anlayabilir ve anlatabilir.

Kitaba gelirsek;
Öncelikle takdir etmek lazım ki aynı kurgu içinde bir çok ana fikri okuru boğmadan inceden inceye yansıtmış. Hikayede olaydan olaya sürekleniyorsunuz ama öyle naif bir üslup kullanılmış ki hiç yorulmuyorsunuz. Düzenli açık cümleler ile akıcı, sade net bir anlatım.

Hikaye aralarına serpiştirilmiş ana fikri vurgulayan cümleler özenle seçilmiş ve farklı stilde yazılarak farkındalık yaratılmış. Ben de altını çizmek zorunda kalmadım ️

Kadınlar; bir erkek sizi ne kadar iyi anlayabilir ve anlatabilir diye merak ediyorsanız muhakkak okuyun.

Erkekler; sürekli anlayamadığınızdan şikayetçi olduğunuz kadınları, hem cinsiniz nasıl anlatmış bir okuyun

Aşk, ihanet, yalnızlık, kadınlık, babalık, annelik ve çocukluk hakkında sürükleyici bir hikaye okumak istiyorsanız hemen okuyun. ️

"Ben zaten tüm kitaplarını okudum" diyenler, sizde ilk fırsatta tiyatro oyunlarına gidip yazarı canlı izleyin Çok eğleneceksiniz.
264 syf.
·6 günde·10/10
Okunası bir kitap, su gibi giden, sanki film izliyormuşcasına dramatik... Bol hüzünlü, bol ağlamalı bir o kadar sevinmeli bir kitap.
Bizi üzmeyin be!
Yüreğine sağlık ‘Murat Tavlı’
264 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Hani hep derler ya okuyosun bu kitabi da sana ne katicak bu kitap diye, iste oyle bir kitap ki ben eminim her okuyana farkli birşeyler katacak bu kitap. Dili mukemmel akıcılığına zaten laf edemem sadece sunu soyleyebilirim hic tereddüt etmeyin...
288 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Öylesine içten, öylesine ruhunuza dokunuyor ki bu kitap.. Uzun zamandır ağlaya ağlaya kitap okumamıştım. Küçücük bir çocukken sorunlar yaşamaya başlayıp içimizi burkan Ediz'in hikayesini kaleme almış Murat Tavlı. Çok beğendim, çok ağladım, duygulandım okurken; umut etmeyi de okudum bu kitapta tam herşey güzel giderken yeniden tökezlemenin verdiği hayal kırıklığınıda.. Yüreğinize dokunan bir kitap okumak istiyorsanız hiç vakit kaybetmeden alın başlayın okumaya.
264 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle kitabın kapağı ile başlamak istiyorum. Benim çok sevdiğim kitap kapaklarından oldu. Çocukluğuna sırt çevirmiş küçük Aslı'nın elinden tutan büyük Aslı... Bilmiyorum ama beni çok etkiledi bu kapak...
İçeriğine gelecek olursak... Küçük yaşta babasının terk etmesi ile güven tarafından sarsılıyor Aslı... Bir taraftan aile parçalanırken diğer taraftan geniş ailenin kanatları altına giriyor... Ve Aslı büyüyor... Güven kanatları kırılmış ama Aslı dimdik ayakta ve gümbür gümbür geliyor...
Ve yazar... Öncelikle şunu söyleyeyim yazar erkek kitabın ana karakteri kadın... Yani bir erkeğin gözünden bir kadının hikayesini okuyoruz... Toplumsal olayları irdelemeyi sevdiğini söylüyor ki kitaplarını okuyan bunu bilir zaten... Bak bunlar da yaşanıyor hayatta ey okur... Hani gözden kaçırdıysan der gibi... Rahatsız ediyor, üzüyor, ağlatıyor arada güldürüyor. Duygu geçişi vardır hep kitaplarında... Gerçekliğin üzücü tarafından girip umuda yolcu ediyor adeta...
Daha da yazarım ama spoiler olur artık. Yalnız şunu söyleyeyim. Bu kitabı okuyun, mutlaka okuyun...
Not: Fehmi Enişte'ye bayılacaksınız...
264 syf.
·3 günde·5/10
Geçmiş ve çocukluk travmaları nasıl da hayatımızı yönlendiriyor değil mi? Bu kitapta bir kez daha açıkça bunu okuyoruz aslında.

Babasıyla beraber başlıyor Aslı'nın erkeklere an güvensizliği ve derin yaraları. Asla yeri doldurulamayacak bir kahramanını, babasını kaybediyor. Biz kızların ilk aşkı babası olur ya hani. Aslı için de öyleydi ta ki babası kalbinde büyük bir yaraya dönüşüne kadar. O an Aslı kendine söz veriyor erkeklere güvenmeyeceğine dair ama aradan yıllar geçince aşık oluyor işte.

Fakat geçmiş bir şekilde asılı kalıyor onun yakalarında ve onu yanlış kararlar vermeye sevk ediyor. Hatalar yapıyor, sevdiği adamı kaybediyor.

Aslı yaralı bir kadın, geçmişin acılarını sürekli bir yük gibi sırtında taşımış. Babasından intikam aldığı o günü okuyunca. Haklı mi? Haksız mı? Bilemedim. Biz insanlar özellikle de kadınlar canımız yandığı zaman gerçekten çok acımasız olabiliyoruz doğrusu. Aslı'nın yaptığı şeyler doğru muydu değil miydi bilmiyorum ama kitap benim için ortalama bir kitap oldu.

Kitabın sonunu okuyunca şunu dedim ama "Her erkek bir değil. Ve biz kadınlar kalbimizde yara açanı değil de sevgi açtıranı bulmalıyız. Bir gün bulmak dileğiyle"
288 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Akıcı bir dille yazılmış çabucak okunan bir roman. Ama bıraktığı etki çabucak gidecek gibi değil... Hayatın acımasızlığını dibine kadar yaşamış Ediz Öztürk... Öyle şaşırtıcı bir hikaye beklemeyin... Aslında yaşanılan şeyler bunlar... Kanıksadık belki de... Ama duygularla harmanlanınca yürekleri dağlıyor...'Bu da mı gol değil be?' dedirten bir roman...

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Tavlı
Unvan:
Tiyatro Oyuncusu , Yazar
Doğum:
İstanbul, 23 Haziran 1987
23.06.1987 yılında İstanbul’da doğdu. Tiyatroya ilkokulda edebiyat öğretmeninin taklidi yaparken ceza olarak başladı. Lise yıllarına kadar amatör olarak devam etti. Lisenin son senesinde liseler arası tiyatro yarışmasında en iyi erkek oyuncu ödülünü almasıyla profesyonel olarak oyunculuk yapmaya karar verdi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro bölümünü okudu. 2008 yılında E.S.E.K tiyatrosuna katıldı. Bu ekip ile ‘Ne Münasebet’ ve ‘Sallanan Sandalye’ adlı oyunu oynadı. Ne Münasebet ile 10. Lions Tiyatro Ödülleri’nden ödül kazandı. Oyunculuğun yanında oyun yazarlığı ve eğitmenlik de yapmakta. Birçok reklam filmi ve ‘Aşksın Sen’ dizisi ile ekranlarla tanıştı.

Yazar istatistikleri

  • 136 okur beğendi.
  • 1.079 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 408 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları