Şefik Can

Şefik Can

YazarÇevirmen
8.9/10
65 Kişi
·
86
Okunma
·
9
Beğeni
·
1.453
Gösterim
Adı:
Şefik Can
Unvan:
Türk Mütefekkiri, Mutasavvıf, Araştırmacı Yazar, Emekli Albay, Şair, Edebiyat Öğretmeni
Doğum:
Erzurum, 22 Haziran 1909
Ölüm:
İstanbul, 24 Ocak 2005
Hayatı

Sertarîk Mesnevî-hân Şefik Can, Erzurum’un Tebricek köyünde 1910 yılında hayata gözlerini açtı. Babası, Erzurum’da müderrislik yapan Tevfîk Efendi; annesi ise Gülşen Hanım’dır. Şefik Can çok küçük yaşlarda Birinci Dünya savaşına ve Kurtuluş savaşına tanık olmuş, ayrıca savaşların getirmiş olduğu sıkıntı ve ıstıraplarla büyümüştür. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşını tüm dehşetiyle yakından yaşayan bir çocuk olan Şefik Can, boşalan tüfek fişeklerinin mukavva kutusundan, kendisine okul çantası yaparak 1916 yılında, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde ilkokula başladı. Osmanlının son dönemlerinde, “Padişahım çok yaşa” diye başladığı ilkokulu, 1922 yılında “Kemal Paşa çok yaşa“ coşkusuyla bitirdi. Büyük “bir imparatorluğun hazîn çöküşünü, köklü bir kültürün yok oluşunu, yeni kurulan Cumhuriyetimizin doğum sancılarını birebir yaşayarak; yakın tarihimizin çok önemli bir tanığı oldu. İlkokulu bitirdikten sonra babasının arzusu üzerine, askerî okul imtihanlarına girdi. Bu imtihanı başarıyla kazanarak, 1923-24 öğretim yılında Tokat Askerî Ortaokuluna başladı, çok zor şartlar altında eğitimini tamamladıktan sonra Kuleli Askerî Lisesi’ni ve Harp Okulunu bitirdi. 1932 senesinde Haydarpaşa Askerî Veteriner Okulu’nda Ayniyat Muhasibi olarak göreve başladı. Dönemin popüler dergilerinden “Yeni Adam, Türk Sanatı, Bilgi Yurdu” gibi tanınmış kültür ve edebiyat dergilerine hikâye ve makaleler yazan Şefik Can, 1934 yılındaYeni Adam dergisinin açmış olduğu hikâye yarışmasına “Deli İsa” adlı hikâyeyle katılarak bu yarışmadan ödül aldı. Milli Savunma Bakanlığı’nın müsaade etmesi ile İstanbul Üniversitesi’nde imtihan vererek öğretmen oldu, Tâhir Olgun’un rehberliğinde stajını tamamladı. 1965’de emekli oluncaya kadar çeşitli okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.

Tâhir Olgun’dan aldığı feyz ve muhabbetle Mevlânâ ve onun öğretisine büyük hayranlık duymuş; ömrünü Mevlânâ’ya ve onun eserlerini anlamaya, anlatmaya adamıştır. Tâhir Olgun’dan almış olduğu “Mesnevî-hânlık” icâzetiyle yapmış olduğu mesnevî derslerini son nefesine kadar devam ettirmiştir. Mevlânâ ve eserleri üzerine yapmış olduğu çalışmalarından dolayı 2001 yılında yüksek hizmet ödülü almıştır. 23 Ocak 2005 yılında vefât etmiştir. Şefik Can’ın na’şı Konya’daki Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Edebî hayatı

Şefik Can, çağının sosyal sıkıntısı ve insanların ihtiyaçları üzerine Mevlânâ ve eserlerine yönelmiştir. Hazırlamış olduğu eserleri gönlündeki ilahî aşkla harmanlayarak; ifâdenin en basit, en berrak, en sanatsal şekliyle herkesin anlayabileceği ölçüde edebî bir üslupla hazırlamıştır. Çalışmalarında hassas bir mizaç, köklü bir kültür, sağlam bir dil, çok derin edebiyat ve tarih bilgisi, tasavvuf anlayışı ve dîvân edebiyatı hâkimiyeti göze çarpmaktadır.

Kendisi maddeden çok ma’nâya önem vermiş, şöhretten ve gösterişten uzak durmuştur. Hayatının son demlerinde bile çalışmayı hiç bırakmayan, kendisini ilim ve irfâna adayan bir gönül adamıdır.Mevlânâ’yı anlamak için harcadığı ömrünü ve kendini bir hiç olarak tanımlamıştır. Şefik Can, anlatmanın yanı sıra Mevlânâ öğretisini hayatına en iyi şekilde geçiren engin şahsiyetlerdendir.Mevlânâ’ya gönül verişini "On bin ciltlik bir kütüphane kurdum. Bu arada Eski Yunan ve Latin edebiyatına gönül vermiştim. Hatta bir de Klasik Yunan Mitolojisi kitabı yazdım. Bütün bunları anlatmaktaki maksadım, Mevlânâ’ya körü körüne bağlanmadım; bütün dünya edebiyatını okudum araştırdım, hepsinin üzerinde çalıştım. Sonunda bütün bunların hepsi Mevlânâ’nın eserlerinin yanında bana çok boş ve lüzumsuz geldi.”sözleriyle açıklar. Kendisi yine kültürün, şiirin, dini, îmânı, mezhebi olmaz diyerek hiçbir şekilde düşünce ayrımı yapmamıştır. Arapça ve Farsça’yı küçük yaşta babasından öğrenmiş; üstüne İngilizce ve Fransızca’yı da öğrenen Şefik Can, bununla da kalmayıp tavan arasında kendi kendine öğrendiği Rusça’ya gramer yazmıştır. Bu eser henüz yayımlanmamıştır. Eğitiminin ilk safhasını babası Tevfik Efendi’den almıştır. Babası daha çocukluk yaşlarında Şefik Can’a Şeyh Sadi’den, Hâfız’dan beyitler ezberletmiş. Hayatında önemli bir yere sahip olan Tâhir Olgun’u da ilk kez babasından duymuş, daha sonraki dönemlerde ise eğitiminin önemli bir kısmını Tâhir Olgun’la tamamlamıştır.
Mevlânâ’ya göre ölüm nedir? Ölüm, ıstırab dünyasından kurtulmak, asıl vatanımıza dönmektir. Bu sebeple ölüm bir kurtuluştur.
Şefik Can
Sayfa 14 - Kurtuba Kitap
Şems-i Tebrizi: Bu şeyhlerin çoğu Muhammed dininin eşkıyalarıdır, yol kesicileridir.” diyordu. (Makâlât, Fatih nüshası 45a)
Şefik Can
Sayfa 52 - Kurtuba Kitap
Mevlânâ’nın asılları Farsça olan eserlerinden yapılan her tercümeye de güvenmemek gerekir. Çünkü Mevlânâ’nın Muhammedî olan görüşlerini kendi sakat, batıl görüşlerine, İslâmî olmayan inanışlarına doğru çekip götürenler vardır.
Şefik Can
Sayfa 30 - Kurtuba Kitap
"bu dünyanın dedikodusu toz gibidir. gönül aynasını örter. sen aklını başına al da bir zaman için susmayı kendine huy edin.

Allah'ım! sen her gece ruhları ten tuzağından azad eder, onları dünyaya ait işlerden, hatıralardan kurtarırsın. ruhlar her gece ten kafesinden kurtulurlar da kimsenin hükmü altında bulunmadan, kimseye hükmetmeden hürriyete kavuşurlar. zindandaki mahpuslar gece uyuyunca zindanda bulunduklarından habersizdirler. yüksek mevkilerde bulunanlar da refah içinde yaşayan mutlu kişiler de uykuya dalınca her şeylerini kaybederler. uykuda ne gam, ne kazanmak ve ne de kaybetmek endişesi vardır. ne de şunun bunun hayali...

arif olan zatın hali uyanık iken de işte böyledir. yani arif olan uyanık iken de dünyaya karşı uykudadır. Cenab-ı hakk, Ashab-ı kehf hakkında : 'onlar uykudaydılar.' tabirini kullanmıştır. bu nasıl olur deme. onlar gece gündüz dünya hallerine karşı uykuya dalmışlardır."
Hz Ali: “Sen kendini küçük bir şey zannediyorsun. Halbuki sende en büyük bir âlem gizlidir” dedi. Şeyh Galip de bir şiirinde şöyle demektedir: “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”
Şefik Can
Sayfa 20 - Kurtuba Kitap
Yunus Emre bir şiirinde: İşbu vücudum şehrine Bir dem giresim gelir. İçindeki sultanın Yüzün göresim gelir. demişti. Vücut şehrine girmek ve içindeki sultanı görmek kolay değildir.
Şefik Can
Sayfa 21 - Kurtuba Kitap
Hangi tane, hangi tohum, yere ekildide bitmedi? Şu hâlde insan tanesi hakkında neden şüpheye düşüyorsun ?
Şefik Can
Sayfa 152 - Kurtuba Kitap
Şems-i Tebrizi: “Gönül bilgisi kitaplardan öğrenilmez. İnsan altı bin sene yaşasa, altı kere Nuh ömrüne sahip olsa, yüz binlerce yıl içinde çalışarak elde edilen şey, bir an Allah’la beraber olmak yüzünden elde edilen feyz ile bir olamaz.”
Şefik Can
Sayfa 54 - Kurtuba Kitap
Okursanız bir kitabı
Sahibini sorarsınız
Gördünüz mü hoş bir yapı
Yapan kimse ararsınız.
Sahipsiz mi yerler, gökler?
Düşününce insan anlar
Her şey bize isbat eder
Büyük kâdir bir Allah var.
Şefik Can
Sayfa 11 - Kurtuba Kitap
2070 syf.
·468 günde·10/10
Okudum,okudum, okudum....
her günüme eşlik etti uzun zamandır... Bazen mutlu anlarımda bazen sıkıntılı anlarımda bazen gece uykudan uyanıp, bazen uyku tutmadığında, bazen bir sohbet esnasında çıkarıp, çevirip sayfaları okudum. Mana aradım yaşadıklarıma bazen Mesnevi'nin içinde, bazen de mana çıkardım yaşadıklarımdan Mesnevi'den... Eksik olduğumu değil hiç tamamlanamayacağımın korkusunu yaşadım bazen. İnsan olduğumu değil iyi bir insan olamayacağımın korkusunu da tabi.
Vicdanımla çok yalnız bıraktı beni, hatalarımla çok yüzleştirdi. Doğru bildiklerimden şüphe ettirdi çoğu zaman da.. Ama hep yol gösterdi okuduğum her kelime her cümle. Okudukça şanslı hissettirdi bana kendimi. Cesaret edememiştim başta okumaya çünkü. ya anlamazsam diye ya anlayıp ders çıkarmazsam diye.
Yanlış yaşanmışlıklara en doğru dokunuşlar var her kelimesinde.. Hele de inanan biriysen Yüce Allah'ın varlığına.
Okudum bitirdim ama; her anımda dönüp açıp sayfaları unutmamak ve her an hatırlamak için okumaya devam edeceğim.
Derinlemesine ve hassasiyetle tercümesini yapan merhum Şefik CAN' a Allah'tan rahmet diliyorum.
Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi eksik etmeyin hayatınızdan.
Mânâ âlemine geniş bir pencere açan ve o pencereden okuyan kişinin kapasitesine göre o âlemin de müşâhede edilmesine vesile olan nadide eserlerden bir tanesi hatta şahsi kanaatimce zirvedeki. Hayatınızı gözden geçirin Mesnevi'yi okuyun ve okuduktan sonraki hayatınızı gözden geçirin kastımı o zaman daha iyi anlayacaksınız. Şunu da katî suretle belirtmek isterim ki; Mevlânâ'yı sosyal medyadaki sürekli dolaşan nüktelerden tanıyamazsınız. Mesnevi'nin ne kadar iyi bir eser olduğundan bahsetmek abesle iştigal olacağından, Mesnevi herkesin kütüphanesinde bulunması gereken eserlerden bir kitap ve bir yaşam tarzı olarak benimsenmeli diye düşünmekteyim.

Mevlânâ, ‘Men bende-i Kur’ânem eger cândârem / Men hâk-i rehi Muhammed Muhtârem’ buyuruyor Mesnevî’sinde. ‘Yaşadığım sürece Kur’an’ın kölesi, Hazret-i Muhammed’in ayağının tozuyum…’ Bu demek oluyor ki Resulullah rehberliğinde Kur’an’a ulaşan yol Hazret-i Pîr’i tanıyıp anlamak ve izinden yürümekten geçiyor.
Derdi olmayan adama bir şey anlatmaz Mesnevî. Tilki, tavşan hikâyesi anlatır. Hayatta dert bellediğimiz ne kadar şey varsa duyduklarımızdan, gördüklerimizden kaynaklanır. Anne baba der ki; okuman, yetişmen lazım. Zamanla siz de dert etmeye başlarsınız. Sonra bunun aslında ihtiyaç olduğunu anlar, istek duyarsınız. Bilginin farkına vardıkça istek ve ihtiyacınız da artar. Hangi sahada istek, ihtiyaç ve bilginiz artıyorsa o sahada mütehassıs olursunuz.

Mesnevî-i Manevi’de anlatılan muhabbet de böyledir. Bir insanın Allah, Peygamber derdi yoksa cennet cehennem derdi de olmayacaktır.
564 syf.
·Beğendi·10/10
Yunan mitolojisini bana sevdiren en kapsamlı kitaplardan birisi. Detaylı bilgilendirmelerle hiç sıkmadan akılda kalıcı bir şekilde öğrenebiliyorsunuz. Tekrar tekrar okumaktan kitabın sayfaları parçalandı diyebilirim. Yunan mitolojisi hakkında kapsamlı bilgi edinmek isteyen herkese öneririm. Şefik Can'ın emeğine, kalemine sağlık.
Basucu kitaplarım arasında sıksık elime alıp birkac sayfa okuyup ogunde kendime bir pay çıkarabildigim bir yapıt belki ayni yerleri defalarca okuduğum her defasinda farklı seyler kesfedebildigim engin bir eser.Hayat boyu ayrılamayacağız sanırım
2070 syf.
·Beğendi·9/10
Mesnevi hala irşat ediyor. İnsanlar hızlı yaşam koşturmacasına inat mesnevi okumalı. Dinginleştiren, ruhunu dinlendiren, Şevkat gösteren, ama arada bir yüzüne okkalı bir tokat atan öğretmendir Mesnevi.
564 syf.
Bu kitap hakkında başka bir zaman, daha geniş bir şekilde inceleme yazısı paylaşacağımı belirtmekle birlikte kısaca şunları söylemek istiyorum;

“Mitoloji, bir nevi masal, hikaye anlamına gelir. Elbette böyle tanrılar yoktur. Mesela Filozof Aristoteles, mitleri lejistlatörlerin uydurduğunu söyler. Kimdir bunlar? Mitleri, kanuni birer müeyyide gibi kullanarak halkı iyiye sevketmek isteyen kimselerdir. Bazı filozoflara göre ise birer şeytani varlıklardır. Şahsen ben bu mitlerin aslında yaşadıkları dönemde ün yapmış birer insan olduğunu düşünüyorum. Haliyle efsaneye konu olmuş bu insanların abartılarak anlatılmış olmasına da şaşmamak gerekir. Masal işte...

Peki okunmalı mı?
İtiraf etmeliyim ki bazı yerleri atladım. Mitlerin çokluğu kafa karıştırıcı. Fakat buna rağmen okunması gerektiğine inanıyorum. Çünkü kitap bilgi dolu efendim. Siz, “Fantazi” kelimesinin, “Hayal Tanrısı - Fantasos”dan, Fobi kelimesinin “Fobos”dan geldiğini ve “Morfin”in uyku tanrısı olduğunu biliyor muydunuz?..”
2070 syf.
·732 günde·Beğendi·10/10
Ötüken Yayınlarının Şefik Can dedenin şerhi Mesnevisi. Türkiye'nin son mesnevihanlarındandır kendisi. Özellikle bu mesnevi şerhi dipnotları ile de diğer tercümelerden ayrı tutar kendisini.
2070 syf.
·Beğendi·10/10
Bazı kitapların okunma mevsimi vardır. Bu da onlardan birisi. Belli bir olgunluk ve birikime -bilhassa tasavvuf konusunda- ulaştıktan sonra okunursa çok istifade edilecek bir baş ucu kitabı. Hikayelerdeki benzetmeler hayran bırakacak mükemmellikte. Çıkmaza girmiş bir evlilik için çözüm önerisi hâlâ aklımda: Ayyakkabı dar geliyorsa yalın ayak yürümek daha evladır.
2070 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Uçsuz bucaksız bir okyanus, sınırsız bir kainat gibi. Git gitmek istediğin yere. Ama dönüşün ancak ve ancak Allah'a olacak.. Çünkü O'ndan geldin ve O'na döndürüleceksin. Kayboldukça kapılar açılacak huzur kervanına Mesnevi ile..
564 syf.
·Beğendi·10/10
Mükemmel bir kitap. Şefik Can'ın kaleme aldığı bu kitabı hiç sıkılmadan okuyacağınız aşikar. Yunan Tanrılarını anlatımı, kitabın sonuna ek düşmesi gibi incelikleri olan yazarın sade bir dille sıkmadan hem bilgilendirici hem de okuma hevesi uyandıran bu kitabı muazzam! Herkese tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şefik Can
Unvan:
Türk Mütefekkiri, Mutasavvıf, Araştırmacı Yazar, Emekli Albay, Şair, Edebiyat Öğretmeni
Doğum:
Erzurum, 22 Haziran 1909
Ölüm:
İstanbul, 24 Ocak 2005
Hayatı

Sertarîk Mesnevî-hân Şefik Can, Erzurum’un Tebricek köyünde 1910 yılında hayata gözlerini açtı. Babası, Erzurum’da müderrislik yapan Tevfîk Efendi; annesi ise Gülşen Hanım’dır. Şefik Can çok küçük yaşlarda Birinci Dünya savaşına ve Kurtuluş savaşına tanık olmuş, ayrıca savaşların getirmiş olduğu sıkıntı ve ıstıraplarla büyümüştür. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşını tüm dehşetiyle yakından yaşayan bir çocuk olan Şefik Can, boşalan tüfek fişeklerinin mukavva kutusundan, kendisine okul çantası yaparak 1916 yılında, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde ilkokula başladı. Osmanlının son dönemlerinde, “Padişahım çok yaşa” diye başladığı ilkokulu, 1922 yılında “Kemal Paşa çok yaşa“ coşkusuyla bitirdi. Büyük “bir imparatorluğun hazîn çöküşünü, köklü bir kültürün yok oluşunu, yeni kurulan Cumhuriyetimizin doğum sancılarını birebir yaşayarak; yakın tarihimizin çok önemli bir tanığı oldu. İlkokulu bitirdikten sonra babasının arzusu üzerine, askerî okul imtihanlarına girdi. Bu imtihanı başarıyla kazanarak, 1923-24 öğretim yılında Tokat Askerî Ortaokuluna başladı, çok zor şartlar altında eğitimini tamamladıktan sonra Kuleli Askerî Lisesi’ni ve Harp Okulunu bitirdi. 1932 senesinde Haydarpaşa Askerî Veteriner Okulu’nda Ayniyat Muhasibi olarak göreve başladı. Dönemin popüler dergilerinden “Yeni Adam, Türk Sanatı, Bilgi Yurdu” gibi tanınmış kültür ve edebiyat dergilerine hikâye ve makaleler yazan Şefik Can, 1934 yılındaYeni Adam dergisinin açmış olduğu hikâye yarışmasına “Deli İsa” adlı hikâyeyle katılarak bu yarışmadan ödül aldı. Milli Savunma Bakanlığı’nın müsaade etmesi ile İstanbul Üniversitesi’nde imtihan vererek öğretmen oldu, Tâhir Olgun’un rehberliğinde stajını tamamladı. 1965’de emekli oluncaya kadar çeşitli okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.

Tâhir Olgun’dan aldığı feyz ve muhabbetle Mevlânâ ve onun öğretisine büyük hayranlık duymuş; ömrünü Mevlânâ’ya ve onun eserlerini anlamaya, anlatmaya adamıştır. Tâhir Olgun’dan almış olduğu “Mesnevî-hânlık” icâzetiyle yapmış olduğu mesnevî derslerini son nefesine kadar devam ettirmiştir. Mevlânâ ve eserleri üzerine yapmış olduğu çalışmalarından dolayı 2001 yılında yüksek hizmet ödülü almıştır. 23 Ocak 2005 yılında vefât etmiştir. Şefik Can’ın na’şı Konya’daki Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Edebî hayatı

Şefik Can, çağının sosyal sıkıntısı ve insanların ihtiyaçları üzerine Mevlânâ ve eserlerine yönelmiştir. Hazırlamış olduğu eserleri gönlündeki ilahî aşkla harmanlayarak; ifâdenin en basit, en berrak, en sanatsal şekliyle herkesin anlayabileceği ölçüde edebî bir üslupla hazırlamıştır. Çalışmalarında hassas bir mizaç, köklü bir kültür, sağlam bir dil, çok derin edebiyat ve tarih bilgisi, tasavvuf anlayışı ve dîvân edebiyatı hâkimiyeti göze çarpmaktadır.

Kendisi maddeden çok ma’nâya önem vermiş, şöhretten ve gösterişten uzak durmuştur. Hayatının son demlerinde bile çalışmayı hiç bırakmayan, kendisini ilim ve irfâna adayan bir gönül adamıdır.Mevlânâ’yı anlamak için harcadığı ömrünü ve kendini bir hiç olarak tanımlamıştır. Şefik Can, anlatmanın yanı sıra Mevlânâ öğretisini hayatına en iyi şekilde geçiren engin şahsiyetlerdendir.Mevlânâ’ya gönül verişini "On bin ciltlik bir kütüphane kurdum. Bu arada Eski Yunan ve Latin edebiyatına gönül vermiştim. Hatta bir de Klasik Yunan Mitolojisi kitabı yazdım. Bütün bunları anlatmaktaki maksadım, Mevlânâ’ya körü körüne bağlanmadım; bütün dünya edebiyatını okudum araştırdım, hepsinin üzerinde çalıştım. Sonunda bütün bunların hepsi Mevlânâ’nın eserlerinin yanında bana çok boş ve lüzumsuz geldi.”sözleriyle açıklar. Kendisi yine kültürün, şiirin, dini, îmânı, mezhebi olmaz diyerek hiçbir şekilde düşünce ayrımı yapmamıştır. Arapça ve Farsça’yı küçük yaşta babasından öğrenmiş; üstüne İngilizce ve Fransızca’yı da öğrenen Şefik Can, bununla da kalmayıp tavan arasında kendi kendine öğrendiği Rusça’ya gramer yazmıştır. Bu eser henüz yayımlanmamıştır. Eğitiminin ilk safhasını babası Tevfik Efendi’den almıştır. Babası daha çocukluk yaşlarında Şefik Can’a Şeyh Sadi’den, Hâfız’dan beyitler ezberletmiş. Hayatında önemli bir yere sahip olan Tâhir Olgun’u da ilk kez babasından duymuş, daha sonraki dönemlerde ise eğitiminin önemli bir kısmını Tâhir Olgun’la tamamlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 86 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 66 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.