Yaşar Kemal Kemal Sadık Gökçeli

Yazar 8,9/10 · 5823 Oy · 61 kitap · 18776 okunma ·  3389 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Yaşar Kemal
  • Yazarın Tam Adı:
    Kemal Sadık Gökçeli
  • Unvan:
    Senaryo, Roman ve Öykü Yazarı, Gazeteci
  • Doğum:
    Hemite, Osmaniye 6 Ekim 1923
  • Ölüm:
    İstanbul 28 Şubat 2015
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

3.389 okur beğendi.
5.823 puanlama · 4.501 alıntı
20 haber · 38.375 gösterim
18.776 okur kitaplarını okudu.
11.470 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
379 okur kitaplarını şu anda okuyor.
169 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Yaşar Kemal'ın Biyografisi

Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli,] 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen kalemlerinden biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

Çocukluğu

Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Sanat hayatı

1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:

"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."

Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.

Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.

Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

Siyaset

17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:

"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.

Temalar
« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »

Yaşar Kemal'im edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.

Yaşar Kemal'ın Kitapları Kitap Ekle

9,3/ 10  (1.085 Oy) ·  3.373 Okunma
9,2/ 10  (525 Oy) ·  1.743 Okunma
8,6/ 10  (492 Oy) ·  1.572 Okunma
9,2/ 10  (369 Oy) ·  1.246 Okunma
9,4/ 10  (324 Oy) ·  1.055 Okunma
7. Üç Anadolu Efsanesi (Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik)
8,7/ 10  (244 Oy) ·  729 Okunma
8,4/ 10  (217 Oy) ·  711 Okunma
8,3/ 10  (244 Oy) ·  690 Okunma
8,7/ 10  (164 Oy) ·  569 Okunma
8,8/ 10  (138 Oy) ·  415 Okunma
13. Karıncanın Su İçtiği (Bir Ada Hikayesi 2)
9,0/ 10  (103 Oy) ·  396 Okunma
14. Yer Demir Gök Bakır (Dağın Öteki Yüzü 2)
8,5/ 10  (91 Oy) ·  384 Okunma
8,5/ 10  (74 Oy) ·  312 Okunma
19. Tanyeri Horozları (Bir Ada Hikayesi - 3)
8,9/ 10  (71 Oy) ·  267 Okunma
20. Çıplak Deniz Çıplak Ada (Bir Ada Hikayesi 4)
8,4/ 10  (61 Oy) ·  231 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Selver KONAK, bir alıntı ekledi.
11 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir."

İnce Memed 1, Yaşar Kemal (Sayfa 216)İnce Memed 1, Yaşar Kemal (Sayfa 216)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 19 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Aaah, savaş, seni icad eden görmesin cennet. Aaaah, savaş. Şu yeryüzünde canlı koymadı kırdı geçirdi. Gökteki kuşu, yerdeki börtü böceği, sudaki balığı..."

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal (Sayfa 302 - YKY  23. Baskı - 2016)Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal (Sayfa 302 - YKY 23. Baskı - 2016)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
21 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Her savaşta yalnız savaşanlar ölmez, onlardan çok savaşmayanlar ölür. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, çocuklar da ölürler."

Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 345 - YKY  16. Baskı - 2015)Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 345 - YKY 16. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 15 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Savaşı biliyorum evladım. Yalnız insanlar değil, atlar, cümle mahlukat, kurt kuş, börtü böcek, kelebekler, arılar, ağaçlar, otlar, hava, su, su da kırıma uğruyor."

Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 389 - YKY  16. Baskı - 2015)Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 389 - YKY 16. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
21 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Harplere karar verenleri askerlerin arasına sokup, buyurun arkadaşlar diyeceksin, öldürüp, öldürüleceksin. İşte o zaman görelim hiç savaş olur mu?

Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 100 - YKY  16. Baskı - 2015)Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 100 - YKY 16. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 27 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"İnsana ne olursa olsun, başına na gelirse gelsin, umudunu kesmemeli. Yalnız kalmış, umudunu yitirmiş insan yarı ölü bir insandır. Bana kalırsa insan yaratım gücünü hiçbir yerde yitirmemelidir."

Çıplak Deniz Çıplak Ada, Yaşar Kemal (Sayfa 53 - YKY  4. Baskı - 2015)Çıplak Deniz Çıplak Ada, Yaşar Kemal (Sayfa 53 - YKY 4. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
15 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Savaştan geriye kalmış her insan sakattır, yarı ölüdür. Savaşmış her kişi savaştan önceki kişi değildir. Yıpranmış, sakatlanmış bir kişidir..."

Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 474 - YKY  16. Baskı - 2015)Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 474 - YKY 16. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
12 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsanoğlu güzelliğe böylesine hayran kalabiliyorsa, bu savaş ne, bu birbirlerini yeme, aşağılama, bu akan suya, uçan kuşa, yaprağın üstüne konmuş kelebeğe düşmanlık niye?

Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 107 - YKY  16. Baskı - 2015)Karıncanın Su İçtiği, Yaşar Kemal (Sayfa 107 - YKY 16. Baskı - 2015)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
21 Şub 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Bütün savaşlar insanlığın da, hayvanlığın da yüz karası. Geçmiş gelecek bütün savaşlar da yüz karası."

Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 254 - YKY  16. Baskı - 2015)Tanyeri Horozları, Yaşar Kemal (Sayfa 254 - YKY 16. Baskı - 2015)
Bütün Alıntıları Göster
DUA, Ağıtlar'ı inceledi.
 06 Eki 2017 · 10/10 puan

Babamın bir sürü kitabı vardı. Hayır hayır okumazdı. Süs olsun diye bulundururdu. Ne yapacaksın bu kitapları diye sorana kızım büyüyünce okuyacak derdi. Bilinçaltıma kitap okuma zorunluluğunu böyle yerleştirdi. Bu kitapta babamın hiç ellemediği kitaplığında duran kitaplardan biriydi. Ağıt ne demek diye sordum babama. Ağlarken söylenen şarkıya ağıt denir diyerek yaşıma uygun açıklama yapmıştı.

Yıllar sonra işte bugün o kitabı tekrar okudum. İçinde çeşitli insanların yürek acıları yaşarken yani ağlarken söyledikleri şarkılar vardı. Yaşar Kemal en güzel ağıtları bir kitapta toplamış, ağıt yakılan kişilerin hikayelerinden bahsetmiş ve anlamı bilinmeyen kelimelere dair ufak açıklamalar yapmış. İnsanı yıkan, hüzünlendiren, yaşanan acıları yüreklerde hissettiren bir kitap. Yaşar Kemal'in doğum gününde böyle bir inceleme yapmak düştü bana. Nur içinde yatıyorsun umarım büyük insan. Kitaptaki tüm ağıtlar senin için bugun tekrar okundu.

Sevda, Kuşlar da Gitti'yi inceledi.
12 Nis 20:25 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Şu inceleme girişleri de çok sıkıntılı, ne yazacağını şaşırıyor insan. Neyse bir ‘’Yaşar Kemal’’ incelemesinden hepinize merhaba diye giriş yapayım :)

İlk defa Yaşar Kemal okuyorum. Daha öncesinde Kemal Tahir’in bir kitabını okudum ve yazım tarzı o kadar farklı ve zor geldi ki, başka bir kitabını okuyabileceğimi sanmıyorum. Nedendir bilmiyorum, Kemal Tahir ile Yaşar Kemal sanki aynı kulvarda olan yazarlar gibi geliyorlardı bana. ‘Kemal’ isminden midir, kütüphane kitap diziliminde hep yan yana olmalarından mıdır nedir, bilmiyorum. :) Başlangıcı da gittim Kemal Tahir ile yaptım ve hayal kırıklığı yaşayınca, Yaşar Kemal de okumaktan vazgeçmiştim. Şu sıralar sitede fazlaca ismini görüyorum Yaşar Kemal’in( okurlar ile tanışıklığım olmadığı için isimlerini zikretmiyorum affola ), en son Bolahenk ‘ i bu kitabı okurken gördüğümde, tavsiyesi üzerine gittim kütüphaneden aldım. İyi ki de almışım sağ olsun, var olsun. :)

Şu topraklarda doğup büyüdüğü için hayıflanan insanlar var mı etrafınızda? Sizi bilmem ama benim çokça var. Bundan sonra şükretmeleri için Yaşar Kemal okutacağım onlara. Diğer kitapları nasıldır bilmiyorum ama bu kitabında diline aşık oldum desem yeridir. Her sayfasının sonunda ‘’ Çok şükür Türkçe biliyorum, çok şükür bu memleketin kültürü ile büyümüşüm ‘’ diye diye bitirdim kitabı.
Mesele Türkçe bilmek ile bitmiyor, bir de kültüre hakim olmak lazım. En basitinden ‘’ Peynir Ekmek’’ bizim için ne ifade ediyor ? Her dile çevirilebilir değil mi; peynir, ekmek diye. Ama hangi çeviri bizde uyandırdığı o duyguyu geçirebilir okuyucuya? Başkalarında peynir başka, ekmek başka anlamdadır. Ama ‘’peynir-ekmek’’ ikilisinin başka bir anlamı vardır bizim topraklarımızda. İşte Yaşar Kemal bizim toprağımızda filizlenen ne var ise onu kullanıyor cümlelerinde. ‘’haydiyin, alnını karışlarım… ‘’Ne kadar şanslı değil miyiz, her şeyi anlayarak, özümseyerek okuyabilme şansına sahip olduğumuz için…

Alıntılara şöyle göz ucuyla baksanız bile okuma kararı alacağınız bu kısacık kitap için birkaç cümle sarf etmek istiyorum,

3 küçük çocuk karşılıyor bizi, bir yanda büyük fedakârlıklar ile aldıkları kuş kafesleri. İçinde de özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen, ne zorluklarla yakalanılan kuşlar. Bir yanda da onlara göz ucu ile bakan yozlaşmış, insanlığın ne olduğunu unutmuş İstanbul’un insanları (!). Ah, keşke ben olsaydım da orda salıverseydim bir kuşu gökyüzüne… O insanlar ki ne güzeldi eskiden, iyilik etmeyi unutmamışlardı henüz. Şimdi ise ‘iyilik, insanlık’ kelimelerinin anlamını bile bilmiyorlar artık. Yapılan her iş şekilde kalıyor kalbe uğramadan… Yine de umudunu yitirmiyor Yaşar Kemal, biliyor ki hala içinde bir yerlerde var insanlık, istiyor ki onu bulup çıkarsın İstanbul insanı. İşte bu insanları öyle güzel anlatmış, öyle kalbe dokunan kelimeler kullanmış ki, buraya ne yazsam eksik kalır.

Çok şey yazmak istiyorum da, hangi kelimeler karşılar bu güzel kitabı onu bilmiyorum işte. Aslında her cümlesi öyle içime işledi, öyle güzel duygular bıraktı ki bende.. Benim kelime haznem yetmiyor Yaşar Kemal’in anlattığını aktarmaya… Tek pişmanlığım, bu zamana kadar Yaşar Kemal okumadan; tabiri caizse ‘’ ot gibi bir okuyucu’’ olarak gelmiş olmak.

Ne(!), siz hâlâ Yaşar Kemal okumayı düşünmüyor musunuz? Hiç beklemeyin hiç…

Okumada şöyle de bir avantajım oldu benim. Kütüphaneden aldığım için farklı kalemler ile çizilmiş birçok cümleye dikkat ederek okudum. Kütüphaneden kitap okumanın en güzel yanı da bu işte, birçok kişi ile birlikte okuyorsunuz kitabı. Tek kötü yanı kitabı tekrar bırakacak olmanız :) Arka sayfasına da notlar düşüyorlar tabii ‘’güzeldi, değildi’’ diye. Bu sefer biraz tebessüm ettirdi yazılanlar. DUA abla yazılanları görünce, kendisinde çokça bulunan Yaşar Kemal aşkının vermiş olduğu duygu ile( Yaşar Kemal’den o kadar çok okumuş ki, kiminin toplam okuduğu kitap sayısı o kadar değil, sen,sen ne yaptın! :D ) şu notu düşmemi istedi benden, kırmadım notu düştüm ben de. Umarım burda bulunan üyelerin içinde kütüphane görevlilerimizden kimse yoktur. :) https://hizliresim.com/nOqZ8l

Ince Memed ...Dönemin toplumsal gerçekliğini çok başarılı bir şekilde yansıtan ,yazarın 32 yıllık zaman diliminde tamamlayabildigi düzene baskaldiran yiğidin hikayesini konu alan tam bir basyapit .

Ince Memed ,Yaşar Kemal'in de ifade ettiği gibi "Mecbur Adam" ın öyküsü .Içindeki dürüstlük,iyilik duygularının ayakkabı ile cignenircesine ezilip bastirilmaya calisildigi ;kötülüğe ,zulme,
eskiyalıga ,haramilige mecbur bırakılan yitirilmis yolun bir yolcusunun hikayesi aynı zamanda .Öyle bir karakter ki mazlumlar için bir kurtuluş ,çıkış kapısı olarak gorulurken ,zalimler için de tam bir ceteye,korku imparatorluguna donusecektir .Yazarın da alintida belirttiği gibi ;

»»»Bir yerleri var,bir ince yerleri ,iste oraya degmemeli .Korkmalı insanların bu tarafından .Aşağı görmemeli insanları .
Çocukluğunda Abdi Aga tarafından nasıl asagilandiysa,
elestirilsdiyse ,onuruna dokunulduysa ;zamanı geldiğinde intikam nevinden kendisi de aynısını yapacak .Başkasının sırtına basacak ,başkasının cebine el uzatacak ,başkasının onurunu zedeleyecek ,elestirecek,
asagilayacak.Çırak ustasindan,ırgat agasindan zulmün ve menfaatin kestirme yollarını öğrenecek .Çareyi nefes almak için,nefes kesmekte ,ac kalmamak için calmakta,yolunu bulmak için yol kesmekte ,haramilik yapmakta bulacaktır .

Tarihin her döneminde hikayesi ne olursa olsun,zalimler hep var olmuştur ,oluyordur ,olacaktır .
Sadece tarih sahnesine her zamankinden çok daha görkemli ,şatafatlı bir kıyafetle göz boyamaya ,giymiş olduğu parlak ışıltılı kostumuyle hakikati göz kamastirarak perdelemeye devam edecektir .Zalim var olduğu gibi ,potansiyel saksakcilari ,amigolari ,taraftar olanları,alkislayanlari da boşluk bırakmayacak şekilde sahnede yerlerini almak için yarisacaktir.Ince Memed'de de bir bakıyorsunuz halkın,köylünün ah u eninleri,serzenisleri yureklerinizi dagliyor.Onları bu batakliktan kurtarmak için Ince Memed'le birlikte siz de canınızı disinize takip gayret gosteriyorsunuz.Ama arkanizi bir dönüyorsunuz o şikayetçi olan köylü Abdi Ağa'ya ilanı aşk etmeye devam ediyor .Sinirleniyorsunuz var ya ...Maalesef köylüler de biliyorlar ki her ne kadar şikayetçi olsalar da hallerinden ,zalime bağlılık yemini etmeyene rahat yüzü olmadığını.Agalarinin acımasızca mallarina cullanacaklarini,ac birakacaklarini,yerinden yurdundan edeceklerini .Her ne kadar kelimeleriyle tam bir sinmislik içerisinde isyan etseler de,eyleme donusturemedikleri için denize dusmusluklerini, yılana sarılma gerekçesi olarak gösteriyorlar .Mazlum olmayı ,haklı olmayı tasiyamadiklarini düşündükleri için zulmün arka safinda kendilerine emniyetli yer ararlar ,yerlerini sağlama aldıklarını düşünürler .Heyhat !!! Yanilirlar da o zaman geç kalinmislik içinde ağlamaları fayda verir mi bilmem ... Sarildiklari yılan ,zehriyle gün gelir zehirler .Ince Memed tek başına her ne kadar hakikatin tellaligini yapsa da,çırpınsa da ,haklarını aramak için fermanlar verse de Hürü Ana gibi haksızlığa ,zulme tahammülü olmayan yürekli karakterlerin olmayışı, tam bir kapana kıstırılmıslık içinde meseleyi daha çetrefilli hale sokacak ,daha da zorlastiracaktir .


Uzun ve yorucu okuma seruvenimden sonra ,Yaşar Kemal okumak ruhuma iyi geldi .Betimlemeleri öyle güzel ki.Öylesine bizden ,öylesine samimi ,yürekten ki cümleleri okurken birçok yerde kendimizi ,yaşam kosusturmacasinda
ıskaladıgım Ben'i gördüm .
Anadolu'yu ,maziyi,nostaljiyi ,anıları zihnimde canlandırdım.Okurken yeri geldi içten tebessüm ettim ,yeri geldi hüzünlendim .
Duyguları o kadar etkileyici aktarmis ki yazar ,
adeta ben de kitaptaki bir karakter gibiydim . Çukurova'nin dağlarında ben de dolaştım .Memed'le daga ciktim ,ac kaldım ,üşüdüm ,
özledim ,çaresiz kaldım ,direndim .Hatce gibi yaralandim,yalnız kaldım.Kuyunun dibine düşmüş bir taş gibi öylece kalakaldım. Mahpushanedeki çaresizliğini,dört duvar arasına kıstırılmıslıgını ,aglamalarini ,
ozleyislerini yüreğimde derinlemesine hissettim .Hatce gibi yaşamıma ,hatıralarıma el koyan ,karadelik misali yutan bambaşka bir dünya karşısında afalladım ,ait olamadım öyle bir dünyaya .Demir parmaklıklara,kapıya,yatağıma,
duvarlara düşman oldum beni sevdiklerimden ayırdıkları için.Hatce 'nin arayislari gibi nefes alacak bir gökyüzü aradım .Derdimi sarıp sarmalayacak Iraz gibi bir dost aradım .Hasretimi,hüznümü bağrında eritecek bir yar ,anne ,baba aradım .Sevdiklerime kavuşmak için ,yaşam mücadelesi vermek için kafa kafaya vermiş iki güvercin misali ,kavuşmanın hayalini nakış nakış işleyerek satacagim çoraplara resmettim.


Abdi Ağa misali para ve güçle simarmis,"Ben olmazsam hepiniz aç kalirsiniz" diyecek kadar kustahlasmis hazimsizlar,
sonradan gormeler,doymak bilmeyen Aç gözlüler,gözlerini toprak doyuracasicalar ...Aldıkları "Ah" ile dusecekleri çukuru ne denli derinlestirdiklerinin ,kendi felaketlerine doğru adım adım suruklendiklerinin ,gayyaya yuvarlanislarinin farkında değiller.Ne kötü bir son.Yaşar Kemal ne güzel diyor bakın ,"Sen tevekkel ol.Eden bulur. " var mı ötesi ...


Ahh ...Ince Memed'im yeri geldi fevri davranışlarına kızdım ,yeri geldi sana destek olmak için Topal Ali misali oturduğum yerden içim içimi yedi .Elimi uzattım sana ama uzanamadım .Yetişemedim ,
zalimin elinden kurtaramadim ananı. Yetişemedim be Ince Memed.Kız ,bağır ,çağır ne dersen de mustehakim.Siper olamadım o kör olasıca kursunlara.Akıttığım gözyaşlarım sonduremedi işte yürek yangınını.Dindiremedim işte ağrını,sancini...


O kadar güzel ki kitap yolculuğum devam edecek .


Keyifli okumalar ...

Aysel, İnce Memed 1'i inceledi.
12 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

448 sayfa nasıl bu kadar çabuk bitti?

2013`den beri erteleye erteleye 2015`e getirip çıkardım. Bana sorarsanız bir yıl daha ertelerdim de Muzaffer bey sağolsun. Öncelikle, Muzaffer bey`e beni böyle değerli eser ve değerli yazar, Yaşar Kemal ile tanıştırdığı için teşekkür ediyorum :)


İnsan hiç tadını bilmediği yemeğin kokusunu burnunda hisseder mi? Tarhana çorbası nasıl bir şey? Burnumda kokusu var. Böyle sıcacık, ocakta yeni kaynayan ekşimsi gibi bir tad. Bu arada tarhana ne onu da bilmiyorum :)) Ekmek`le soğan... İtiraf ediyorum bir ara canım o kadar çekti ki, hiç soğanı tanımasam elma gibi tadı var deyeceğim öyle tatlı.

Yaşar Kemal- bazı yazarlar var okurken hangi safda olduğunu ayırt edemezsiniz. Yaşar Kemal öyle değil. İyilik var damarında sanki. Abdi ağaların yanına İnce Memedleri vermişse...

Tasvirler en çok dikkatimi çeken nokta oldu. Sanki köyü karış karış dolaşıyormuşsun gibi.

Kitab`ı ilk bu cümle ile tanımışdım : “Nerede halkına zulmeden, halkını cehalete sürükleyen, öldüren, bir Abdi ağa varsa, orada İnce Memed'ler de olacaktır elbet.” Bence bu kelimeler bile okuyacağınız kitab`ın ne kadar nadide olduğunu hatırlatacaktır size.

İyilik ve kötülüğün su katılmamış hali var " İnce Memed "de. Kötüler gerçekten kötü, ( Abdi ağa`nın içinde iyiliğin zerresini göremedim ) iyiler kendi mallarından, canlarından ( köylüler ) olacak kadar iyi.

Sonu biraz hüzünlü. Hem yarımkalmışlık hissi veriyor hem her şeyin bitip sona ulaştığını. Bu da belki yanılıyorumdur yazarın o dönemde kitab`ı yazarken 2, 3, 4. kitapları çıkarıp çıkarmayacağına henüz karar vermediği hissini yaratıyor bende.

Yine de, Yaşar Kemal iyiliği övdüğün, zulmü, kötülüğü, dönemin " başa geçenlerini " o sonsuz tasvir gücünle harmanladığın için seni ilk kitabınla ( ilk kitabıyla yazarları nadir halde tutarım ) çok sevdim.

Mekanın Cennet olsun iyi kalpli yazar...

Keyifli keyifli okumalar *_*

Li-3, Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor'u inceledi.
 30 Kas 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi

Kitaba başladığım andan itibaren dört gözle, bu kitap için inceleme yazmayı bekliyordum. Kitabı bir kaç gün önce bitirdim nihayet yazmaya fırsat bulabildim.
Bu kitabı yeğenim,dostum önerdi bana. Yaşar Kemal'i sevdiğimi bildiği için bunu okumam gerektiğini söyledi. Onunla uzun uzun İnce Memed konuşuruz, türküsünü dinleriz, çalarız söyleriz. Yaşar Kemal benim için bambaşka bir yazar. Belki de Türk yazarlar arasında en sevdiğim yazar. Onun hayatı ile ilgili bir kaç şey biliyordum ama bu kitaptan sonra inanılmaz bir haz aldım.
Kitap aslında, Yaşar Kemal'in dostu Alain Bosquet ile yaptığı bir röportaj.Toplamda otuz soru var. Ben kitabı iki bölüm olarak düşünüyorum. Bu bölümler ilk soru ve diğer sorular. Zaten ilk sorunun cevabı yaklaşık kitabın yarısına kadar sürüyor.
Bu soru özetle, Yaşar Kemal'in hayatını anlatmasına yönelik. En zevk aldığım kısım da bu zaten. Okudukça ilginç anılar ile karşılaştım. Yaşar Kemal, çocukluğundan itibaren ünlü olduğu döneme kadar her şeyi tüm açıklığı ile anlatıyor. Çocukken yaşadığı zorluklar, sürgün, babasının gözlerinin önünde öldürülmesi, kekeme olması, okumayı yazmayı öğrenmesi, köy köy dolaşıp destanlar hikayeler anlatması, saz çalmayı öğrenmesi, gözünün kör olma hikayesi, sosyalizm ile tanışması, ilk hapishane zamanları, sebepleri sonuçları, adının değiştirme sebebini, edebi yönünün nasıl şekillendiği, yazdığı kitapların çıkış noktaları, sansüre takılması, kitaplarının yazılarının asker tarafından yok edilmesi, İstanbul'a gitme macerası, evlenmesi, yazarlık zamanları..... daha neler neler . Okurken yeri geldi güldüm yeri geldi ağladım. Tutamadım kendimi. Yaşar Kemal'in boşuna Yaşar Kemal olmadığını gördüm. Çukurova'da yaşayan bir çocuğun dünyanın her yerinden yazarlardan, edebi akımlardan, roman türlerinden, kültürlerden haberdar olması müthiş bir şey. Otuzdan fazla işe girip, fişlendiği için hepsinden çıkarılması. Bir insana yapılacak hemen hemen her şey yapılmış Yaşar Kemal'e. Zindanlar, işkenceler, aşağılama, onur zedeleme. Çoğu yerde kendisi de ağlamaklı oluyor anlatırken, bunu okurken farkedebiliyorum. "Herkesin babası yaşarken benim babam neden öldürülmüştü?" dediği an gözümden yaş geldi. Yaşadığı işkenceler, patlayan ayaklar ile mahkemeye götürülürken, annesinin anlamaması için zorakiye yürümesi, fidan gibi. Bunu hangi insan yapabilir, hangi insan dayanabilir?
Orhan Kemal ile pazarcılık anısına ne demeli?
"Orhan'la(Kemal) kararımızı vermiştik. Orhan daha önce Adana'da sebzecilik yapmış, sermayeyi kediye yüklemişti. Şimdi İstanbul'a gelecek, bir el arabası alacak içine sebze dolduracak mahalle mahalle dolaşıp satacaktık. Orhan, “sen güçlüsün,” diyordu, “arabayı sen sürersin, ben de bağırırım, geçinir gideriz. Ben romanlarımı, sen hikayelerini yazarsın. Belki yazdıklarımızdan da para kazanırız."" Bu anıyı kaç kişi bilir? Kim inanabilir böyle bir şeye?
Kitabını yayınlarken yaşadığı sansür, baskı, yıldırma, işten çıkarma gibi olayları görünce utandım insanlığımdan. İnce Memed zorbalığa, sömürüye karşı durduğu için miydi bunca gözyaşı ve kan? Memed'İn karşı savunduğu şeyler, insani değerler değil miydi?
Tarihteki pek çok bilinen Türk yazarlar ve şairlerle çok yakın ilişkisi olduğunu kim bilir? İnce Memed'i SSCB ve Bulgaristan'da bastıranın Nazım Hikmet olduğunu?
Abidin Dino' nun tüma parasını Yaşar Kemal'e vermesi olayını kim bilir? Peki ya Abidin Dino'nun verdiği paradan otobüs için 75 kuruş istemesini, utana sıkıla?
Kısacası pek çok güzel anı var bu bölümde. Dönemin hükümetine Türkiye'sine tanık oluyoruz. Belki de tarih kitaplarında bulamayacağımız detaylar, dönemi yaşayan usta çınar tarafından anlatılıyor.
Geri kalan 29 soru ise Yaşar Kemal'in hamlığını, olmasını ve pişmesini anlatıyor. Kişisel özelliklerini, korkularını, çekincelerini çok açık anlatıyor. Öz eleştirisini yapmaktan da geri kalmıyor. Dönemin siyasileri hakkında da ilginç bilgiler bulacaksınız bu bölümlerde. Yeri geliyor Alain Bosquet tersliyor, sorduğu sorudan dolayı yerden yere çalıyor. Yaşar Kemal, naif, umut dolu, aksi, inatçı, devrimci, yürekli, utangaç ama dünyalar güzeli bir insan.
Kitabı okurken sürekli ağlamaklı oldum.Nedeni de şu; Yaşar Kemal'i dünya gözüyle görüp, iki kadeh rakı yuvarlamak istedim. Onla "O yar gelir" türküsünü çalıp söylemeyi, konuşmayı ve en son boynuna sarılıp ağlamayı, yanaklarından öpmeyi çok istedim. Evet en çok bunu istedim.
Kitabı okumayı herkese tavsiye ediyorum. İçinde "Zilli Kurt" hikayesi var. Yaşar Kemal kendini buradaki kurt gibi görüyor. Ama o Deli Yaşar, Yüce Yaşar. Devrimci Yaşar. Onu sanki kendime çok yakın biri gibi, amcam dostum gibi hissediyorum. Telefonumda ekranı açtıkça onun o tatlı kahkahasını görüyorum. Süper bir kare .
Velhasıl dostlar, okursanız pişman olmayacağınızı düşünüyorum. Yazacak çok şey var da sığmıyor kağıtlara, satırlara.
Yaşar Kemal sadece bizim değil tüm dünyanın bir değeri.Evrensel bir yazar. Yazıları, düşünceleri, duruşu ve mücadelesi ile dünyanın saygınlığını kazanmış, 1997 yılında Frankfurt'ta barış ödülüne layık görülmüş bir şahsiyettir.Tüm baskılara,cezalara rağmen ezilen Anadolu köylülerin, Alevilerin, Kürtlerin sorunlarını dile getirmiştir.

Son olarak onun yazdığı bir şiir ve türkü ekliyorum. Keyifli okumalar ve dinlemeler dilerim.


YALNIZLIK

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez,
Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?

Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun
Tellersin pullarsın
Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,bir de bulutları görürsün
Bir de bulutları görürsün
Köpürmüş gelen bulutları
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı
Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!


https://youtu.be/XLIFe2b2HUk
https://youtu.be/lTn7dqWlCl0

DUA, Hüyükteki Nar Ağacı'ı inceledi.
 30 Ara 2017 · 10/10 puan

Söz verdiğim gibi biraz gecikmeli de olsa benim biricik aşkım Yaşar Kemal etkinliğine nihayet başlayalım artık baskılara dayanamadım. Kısa ama çok güzel bir kitap seçtim. Linkten indirebilirsiniz.

Bu kitap Yaşar Kemal'in son yazdığı roman denilse de aslında ilk yazdığı romandır yani rivayetler o yöndedir. Gençken yazıp annesinin sandığında saklayıp unutmuş. Seneler sonra annesi vefat edince sandıktan yazdığı romanı bulup hiç düzeltme yapmadan okuyuculara sunmuştur.

Hüyük yani Höyük küçük tepe anlamına geliyor. Yerel ağızda hüyük dendiği için ve Yaşar Kemal romanda hiç düzeltme yapmadığı için ismi hüyük olarak kalmıştır. Kitap kapak fotoğrafında bir hüyük ve nar ağacını görebiliyorsunuz.

Biraz Yaşar Kemal'den bahsedecek olursak acılarla dolu bir hayat geçirmiştir. 3 yaşındayken evlerinin avlusunda koyun kesen halasının eşini izlerken, bıçak gözüne saplanmış ve tek gözü kör olmuştur.

Bu olaydan bir süre sonra ailesinin evlatlık olarak alıp büyüttükleri Yusuf, küçük bir çocuk olan Yaşar Kemal'in gözü önünde babasını bıçaklayarak öldürmüştür. Bu olaydan sonra Yaşar Kemal, 12 yaşına dek konuşmakta zorlanmıştır. 

Babasının ölümünün ardından annesi, Yaşar Kemal'in amcasıyla evlenerek onun ikinci karısı olur. Bu süreden sonra maddi olarak zor bir dünyaya adım atar.

İmkansızlıklar yüzünden okuyamaz ama kendini bir şekilde geliştirir. Ve Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülür ancak, siyasi olduğu söylenen o dönemin bazı şartlarından dolayı ödülü alamaz. Çok değil 2 sene önce aramızdan ayrılır.

https://yadi.sk/i/LXnvjGKk3R7o5f

Hesna, Çakırcalı Efe'yi inceledi.
 05 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 1 günde

Dayımı 8 yaşımı bitirdiğimde tanıdım ben. Onun öncesinde hep telefon ve mektup aracılığıyla tanıyabilmiştim kendisini. Daha ben doğmadan '80 darbesinin de etkisiyle mülteci olarak gitmiş İsveç'e. Aradan epey yıllar geçtikten sonra bir gün Türkiye'ye geleceğini duyduk. Ailecek hepimiz İzmir'de havaalanında hazır bulunmuştuk büyük bir heyecanla. Kendisini görünce sevinçle hüzün birbirine karışmıştı. Uçaktan iner inmez alıp götürmüşlerdi çünkü. Aradan üç gün geçti, dört gün geçti; dayım gelmedi. Çocuk aklımla anlamlandıramamıştım ama yıllar geçtikçe ancak idrak edebilmiştim niye götürüldüğünü.

Sonrasında elbette kavuştuk, çok güzel günler de geçirdik birlikte. Bir gün dedi ki bana, "Sen Ödemiş'in Çakırcalı Efe'sini bilir misin?" Nerden bileyim, çocuğum daha... Dedi ki; bir Ödemişli olarak tanıman lazım, bizim efemiz bu, sen de ben de efe torunuyuz, kanımızda var, tanımazsan ayıp olur. Sonrasında Yaşar Kemal' in Çakırcalı Efe kitabını alıp gelmiş bana. Ama nasıl sevindim. O zamana kadar Ayşegül serileri ve Karlar Kraliçesi'nden başka kitabım olmamıştı hiç. İlk defa bir romanım olmuştu. Benim için değerli birinden gelmişti ki kaç yıl geçti hala kütüphanemde durur. O çocuk kalbimde derin bir iz bırakmıştı Çakırcalı Mehmet Efe'nin gerçek ve hazin hikayesi. Yaşıtlarım He-man' e hayran olurken, ben Çakıcı'ya hayran olmuştum. Tabii ki bir de dayıma...

"Gitme oğul, Osmanlı'ya güven olmaz." demişti anası. Güven olmamıştı. Kendisi hiç eşkiya olmak istemediği halde babasının intikamını almasıyla adeta dağlara sürüklenmişti gencecik Çakırcalı. Kaç sefer düze inmek istemişti, herkes gibi ailesiyle sıradan bir köylü hayatı sürmek istemişti. Olmadı. Ne zaman düze inse, halka zulmedildi, köylülerin hakkı yendi. Dayanamadı Çakırcalı... Anasını, karısını, evladını kaç kez bırakmak zorunda kaldı. Köylülerin dermanı, fakirlerin yiyecek ekmeği, genç kızların çeyizi olmuştu Çakırcalı. Ege'nin Robin Hood'u, zengin ağaların baş düşmanı olmuştu. Öldürmek zorunda kaldığı efe gerçekten yiğitse, ardından ağlamış, duasını edip namazını kılmıştı. Öyle de yufka yürekli, hatır hak bilir bir efeydi.

Yaşar Kemal'i de ilk bu kitabıyla tanımış oldum tabii ki çocukken. Burda kendisinin araştırmacı yazar yönünü görüyoruz daha çok. İnce Memed'te olduğu gibi bol betimlemeler yok belki de ama gerçek yaşanmış bir destan var. O köylülerin sıcacık dayanışması var. Yiğitlikle, baş kaldırmışlıkla, adaletle, bir düzde bir dağda sıkışıp kalmakla geçip giden bir ömür var. Okunası, okunması gereken bir destan var. Yıllar sonra Sabahattin Ali'nin de efeden bahdesen bir hikayesinin olduğunu öğrenmiştim. Çakıcı'nın İlk Kurşunu diye geçer hatta kitabın adı. Okumak isteyen olursa içerisinde Sabahattin Ali'nin yarım kalmış ve öncesinde hiç yayınlanmamış hikayeleri, şiirleri hatta çizimleri var. Vurulduğu zaman çantasından çıkan, eşine ve kızına miras kalan yazılar... Öylece olduğu gibi yayınlanmış.

Laf buraya kadar geldi ama asıl bahsetmek istediğim dayım. Onun sayesinde hem Yaşar Kemal'i hem Çakırcalı'yı hem de Sabahattin Ali'yi tanımıştım. Az önce de kara haberini aldım. "Gurbet ellerde, öyle garip kuşlar gibi tek başına" dedi annem... Yüreğime oturdu. İnsan bir kitaba sarılıp ağlar mı? Sarılıyorum. Dindirir mi? Kitabı tekrar okusam, geçirir mi? Baktım olmuyor, yazayım dedim. Halbuki bir ay oldu elim kalem kağıt tutmuyor. O da hafifletir mi? Bilmiyorum.

Taa oralardan getirmek belki zor olacak ama dayım memletine dönecek. Toprağına, özüne, o çok sevdiği Çakıcı'nın diyarına gelecek. Üç gün geçecek, dört gün geçecek, hiç gitmeyecek. Hep bizle kalacak.

Hani İzmir'in Kavakları der ya türküde, aslında Ödemiş'in Kavakları'dır onlar... Hani o eğri eğri uzayan kavaklar...

Burdan Ödemiş Kayaköy'e de selam olsun, Çakıcı'ya... Dayımı bağrına bassın...

https://youtu.be/PDtlUB1tCWE

https://youtu.be/tr2PR_2KcPE

https://youtu.be/qa-aIvLYbZc

Murat Sezgin, Kuşlar da Gitti'yi inceledi.
17 May 01:22 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

“Kafesin biri kuş aramaya çıktı” Franz Kafka

Hemen kafesin ne olduğuyla başlayalım. Kuşlar da Gitti'de aslında kuşların kafese konması değildir bu kafes dediğimiz şey. İnsanlıktır bu kafese konan. Şu düzende kafese konan kuş kadar çaresizdir insanlık. Kafesler artık insanlığımızı tutuyor. Şehirlerin sokaklarında insanlığın çöp yığınları birikiyor. Artık insanlığın kötü rüzgarları yağmur getiriyor. Sait Faik'in dediği gibi zamanlar başka türlü oldu.

Kitap anadolunun farklı yerlerinden kopup İstanbul’a gelen üç arkadaşın, Uzun Süleyman, Hayri, Semih’in, hikâyesini anlatır. Bu üç arkadaş azat buzat beni cennet kapısında gözet geleneğine uygun olarak satmak için kuş tutarlar. Azat buzat geleneği kişinin işlediği günahlardan, yaptığı kötülüklerden havaya kuş salınmasıyla arınması hesabına dayanan bir gelenektir. Üç arkadaş gece gündüz kuş tutarlar. İçleri kuşları satıp para kazanmanın ümidiyle doludur. O yüzden tıka basa kafesleri doldururlar. Onlar kötü bir şey yapmazlar, insanlar kuşları alacak ve kuşlar yeniden özgür olacaklardır. Peki, umutları ne kadar doymuştur ki? Bu kuşları satın almazsanız açlıktan onları yiyeceğiz diye bağırırken mi? İnsanın yaptıklarının kefareti için kafeslerin özgür kuşları hapsetmesi ne büyük çelişkidir. Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur. Üç arkadaş kopmuş gelmiş başka yerlerden, kuşlar göçmüş gelmiş başka yerlerden. Kuş da çocuk da doymanın peşinde. Çocuk kuşa tuzak kuruyor, şehir sahipsiz çocukları yutmanın peşinde. Ama çocuklar saf, hırsızlık yapmayız, çalmayız, hakkımızla para kazanırız derdinde. Şehir çocuklara bunu verebilmiş mi, o kuşları kafese koydurmadan gökyüzünde kanat çırpmasına izin verebilmiş mi? Bir çocukla bir kuşun saflığına nasıl başkaldırırız biz! Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur.

Giden kuşlar mıydı? Yoksa insanlığımız mı? Her ikisi?

Biz hep eski zamanlara özlem duyarız ama eski dönemdeki insanlar kendi dönemlerinden memnun değilmişler. Yaşar Kemal “"İnsanlık öldü mü? "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" diyor. Biz bu dönemde bir yerlere sıkışan insanlıktan bahsedebiliyor muyuz? Artık küçük bir huzur adına kafamızın içini aynalarla kaplatıp kendi dünyalarımıza o kadar dalmışız ki etrafta olanlara çok uzağız. İnsanlığa uzağız. Artık karşı düşüncelere tahammül edemez durumdayız. Günlerdir Dede’nin birine gülüyoruz. Gidiyeahhh! Bırakın şu dedeyi artık. Bizim insanlığımız elden gidiyeahh. Bunun şakası olmaz işte. Yaşar Kemal açık açık bana bakın, ben öyle tatlı matlı yazı yazamam, kırarım bu kalemi, dileyen okur, dilemeyen okumaz diyor. Bize Yaşar Kemal gibi kalemini kıracak yazarlar lazım. Lazım ki inadına kapalı tuttuğumuz gözlerimiz açılsın. Bize Yaşar Kemal gibi kuşların gitmesine üzülecek duyarlı insanlar lazım. Çünkü ''Kuşlar gelsin hafız, onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün, onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” Bize Yaşar Kemal gibi insanlık kavramının altını doldurabilmiş insanlar lazım. Lazım ki insan olma bilincine erişelim. Erişelim ki kuşlarımız gitmesin. “Ah, beni vursalar bir kuş yerine!”

Kuşları seven bir yazarın kitabının incelemesinde kuşları anmadan geçmek olmaz diye düşünüyorum. Kuşlar özgürlüğü ve barışı simgelemesiyle insanlığa en çok yakışan hayvanlardandır. Çünkü eşsiz gökyüzü kanatlarının altına dolar. O mavilikler bizim değil kuşlarındır. Bundan olacak ki edebiyatımızda çokça rastlarız kuş imgesine. Bizzat Yaşar Kemal’in içinde kuş geçen kitapları, kitap isimleri var. Yine bir sürü şiire konu olmuşlardır. O kadar güzel dizeler vardır ki. Örnek olsun diye birazını bırakıyorum buraya: https://onedio.com/...2-siir-dizesi-330944

Yaşar Kemal, kalemin ''Öyle güzel ki, kuş koysunlar yoluna'' bir okur demiş.

Bir arkadaşımın dediği gibi ‘hikâyem bu kadar.’ Keyifli okumalar.

Roquentin, İnce Memed 4'i inceledi.
 11 Şub 19:39 · Kitabı okudu · 42 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ağlamaklıyım.
Bitti.
İnsanların iyiliğine, dünyanın güzelleşebileceğine, iyilerin saf iyi kötülerin saf kötü, çıkarcı olduklarını bir kez daha görerek bir yandan karamsarlığa bir yandan umuda sürüklüyor İnce Memed.
Abdi Ağalar bitmeyecek, Hamzalar Murtazalar eksilse de yok olmayacak, bir kötünün yerine bir kötü daha gelecek diyoruz ya ama iyinin sayısını hep gözardı ediyoruz.
Bu dünyada iyiler daha çok ama bir kötünün gözü karalığı sindiriyor hepsini.

Ferhat Hocanın isyan çağrısına o kadar azı ayaklanıyor, yürekleniyor ki düşünüyorsun ve biliyorsun zulme ses çıkarmayanlar daha büyük zulüm görecek.

Bir çocuğun ağlamasına dayanamayan, aç gördüğü biri karnını doyurmadan kendisinin boğazından bir şey geçiremeyen, adına destanlar yazılıp, türküler dualar okunduğunda bile yüzü kızarıp başını eğen bir eşkıya yaratabilen, insanlığa umut dağıtan Yaşar Kemal'in bizim topraklarda doğması nasıl bir hediyedir bilemem ama bence o da Kırklara, ermişlere karışmış gitmiştir :)

Yaptığım meslek mi beni bu kadar duygusal yapıyor, yoksa İnce Memed i okuyan herkes mi aynı şeyi düşünüyor bilmiyorum ama bence okuyanı gerçekten iyi insan yapıyor.
Ne diyor Dostoyevski (Ayrıca Zülfü Livaneli) "Dünyayı güzellik kurtaracak. "

Roquentin, Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor'u inceledi.
 12 Mar 23:54 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bitirdim.
Bitmesin diye çok direndim, her sayfayı dönüp dönüp etrafımdakilere anlattım da yine de bitti.

Buna bir güncelleme yapmam gerekiyor. Öncelikle bu yazıyı birine ithaf edeceksem önce Yasin'e Li-3 sonra Mazlum'a
Mazlum Kaplan etmeliyim. Çünkü Yasin sayesinde bu kitapla tanıştım, Mazlum sayesinde de kitabın sahibi oldum. Gençlik, ikinize de çoook teşekkürler.
Hep derim Yaşar Kemal'in birleştirici gücüne gerçekten çok inanıyorum diye. Bu kitap çok güzel dostlukların başlamasına sebep oldu . Önce Yasin'in incelemesine gözlerim doldu sonra kitaba. Düşünürdüm benim kadar Yaşar Kemal sevdalısı var mı diye , varmış. Birlikte hüzünlenmek, Yaşar Kemal'e bu denli yakınlık duymak, mezarı başında şiir okumak müthiş anılar:)
Iki dostumla da Yaşar Kemal sayesinde tanıştım. Ben çok mutluyum kendi adıma. İyi ki varsınız:) İşte o kadar:))

Yazacaklarım kitap içeriği anlatmaya girer sanırım o yüzden kitapla ilgili herhangi bir bilgi almak istemeyen okumasın. Gerçi biyografinin spoileri olmaz ama. Meltem Tekeli sen okuma burdan sonrasını, sana aldım kitabı :)

Yaşar Kemal'i tanımak onunla sohbet etmek büyük bir onur olsa gerek. Açıkçası Alain Bosquet' i hem çok kıskandım hem de ayıpladım. Çok şanslı ki Yaşar Kemal ile sohbet etme olanağı bulmuş ama bir o kadar da acemi gibi çünkü sorduğu sorular Yaşar Kemal 'e hem uzak hem de yönlendirici.

Okurken üstünü çizdiğim dönüp dönüp okuduğum o kadar yer var ki. Ben yıllarca bu adamı tanımamışım dediğim çok yer vardı.Hatta belki utandığım bir bilgi de Yaşar Kemal'in niye bir çocuğunun olmadığını düşünürken bir oğlunun olduğunu öğrenmek oldu. Ama emin olun çok yerde baktım ikisinin ne yan yana fotoğrafı var ne de varlıklarına dair herhangi bir haber.

Bir hayat Yaşar Kemal'e ait olur da hikayesi biter mi, bitmez elbet tıpkı yayımlananların yanı sıra polisler, jandarmalar tarafından imha edilen onlarca eseri gibi. Bu kadar zulme uğramasına rağmen umudun baş kahramanı olması boşa değil elbet. Umut demişken bu kelimeyi bile Yaşar Kemal'in bize kazandırması şaşırtmaz aslında ama ben ilk duyduğumda çok şaşırmıştım.

Her hareketi her satırı o kadar etkileyici ki konuşmalarının, bir yandan boynuna sarılasın geliyor, bir yandan ağlamak diğer yandan da kahkahalarla gülüp bu kadar olur mu Yaşar Abi demek. Yaptığı onlarca işten , parayı bulunca ilk yaptığı etkinliğe(tabi ki tiyatro:)), babasının nasıl öldürüldüğüne ve kendisinin bunu yıllarca nasıl anlamadığına, daha küçük yaşta ünü taa ötelere ulaşan bir aşık iken ah o bilginlikle nasıl okumayı öğrendiğine, Türkçe'yi nasıl kullandığından (şiir gibi) kimseye anlatamadığı maruz kaldığı işkencelere....

Ya çok anlatmak istiyorum. Yaşar Kemal'in anlattığı her cümleyi konuşmak istiyorum. Çokça da kitap tavsiyesi aldım kendisinden. Ülkesi Çukurova'da yaşamak istiyorum, Zilli Kurt'u beraber yazmak, su bekçiliği yaparken köylülere nasıl su çalınır öğretmek, Homerosoğlu Yaşar Kemal ile İda dağına çıkmak...
Zihni dünyalardan zengin bu adamı yoksullukla boğuşturmuş bir coğrafyada yaşadığım için de ayrıca utanç duyuyorum ya, o nasıl seviyor nasıl seviyor, böyle sevgi kimsede yok. İnce Memedi, Poyraz Musa'yı ondan başkası yazabilir miydi?

Bitirmek istemiyorum da altını çizdiğim binlerce cümlesinden hangisiyle kapanışı yapayım bilemedim.
" Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden birisi değil mi? İnsan umut yaratmadan yaşayabilir mi?"
Yaşayamaz.
( Çok uzun yazdıkları için kendilerine kızdığım arkadaşlarım kusura bakmasın, bu en güzel istisnamdır.)

Bütün İncelemeleri Göster