Azize Bergin

Azize Bergin

YazarÇevirmen
8.2/10
1.072 Kişi
·
4.279
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.152
Gösterim
Adı:
Azize Bergin
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1932
Ölüm:
2016
1932 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğu Bursa'da geçti. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde öğrenim gördü. 1950 yılında gazeteciliğe başladı. 1952 yılından beri gazetecilikle çevirmenliği sürdürüyor. Çeşitli yayınevlerinde yayınlanan çeviri kitaplarının sayısı 200'den fazladır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
576 syf.
·9 günde·8/10
Harvard Üniversitesi simgebilim profesörü Robert Langdon bir sabah evinde bir fax alır ve faxta, Cern’in saygın bilim adamı Leonardo Vetra’nın göğsünde illuminati simgeyle damgalanarak öldürüldüğünü öğrenir ve alel acele İsviçre’deki Cern Bilim Merkezi’ne gelir.
Yıllardan beri etkin olmadığı bilinen İlluminati’nin bu şekilde ortaya çıkması yetmezmiş gibi bir de çok gizli ve tehlikeli bir madde olan karşımadde de yüksek güvenlikli laboratuvardan İlluminati tarafından çalınıp (acaba nasıl çalındı? Okurken kanım dondu.) Vatikan’ın merkezine konulmuştur ve Vatikan’ın tamamen havaya uçması an meselesidir, geri sayım başlamıştır! Ama bu karşımadde teknolojisi sadece Leonardo Vetra ve kızı Vittoria Vetra tarafından bilinmektedir. İlluminati nasıl olur da bu teknolojiyi öğrenir?
Bu karşımaddenin Vatikanda kimsenin bilmediği bir yere saklanması ve 4 ünlü kardinalin kaçırılıp 4 temel elemente göre (toprak, hava, ateş, su) öldürüleceğini öğrenen Langdon ve Vittoria Vetra Vatikana gider. 4 kardinali kurtarabilirler mi? İlluminati’nin sırrını çözebilirler mi? Vatikan’ı havaya uçmaktan kurtarabilirler mi?
Gerçekten çok güzel bir bilim kurgu kitabı. Bu kitaptan öğrendiğim çook fazla şey oldu gerçekten. Yanlış bildiğim çoğu şeyin (illuminati, masonlar ve katoliklik) doğrusunu öğrendim. Pek bilim kurgu okumam benim en sevdiğim tür polisiyedir ama Dan Brown’un anlatımını çok sevdim. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum :)
217 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bronte kardeşlerin en küçüğü olan Anne Bronte'nin yazdığı iki romandan biri. Ablaları Charlotte ve Emily'nin yazdıkları ''Jane Eyre'' ve ''Uğultulu Tepeler''in gölgesinde kalarak pek öne çıkmayı başaramamış olması çok üzücü geldi bana. Oysa her iki roman kadar muhteşem ve harika bir kitap. En az onlar kadar okunmayı ve beğenilmeyi hak eden bir eser.

Kitabı okurken insan düşünmeden yapamıyor. '' Bu derece yetenekli olan bu kardeşlerin genç yaşta ölmeleri sonucu bize daha fazla okuyacak muhteşem eserler bırakmalarının engellenmesindeki hikmet nedir acaba ? '' diye. Bunun cevabını bizim verme gücümüzün olmadığına göre, bize ''vardır bunun da elbet bir sebebi ''diyerek konuyu geçmek düşüyor sanırım.

Kitabın konusu, Agnes ismindeki bir kızın mürebbiyelik yaptığı sırada başından geçen olayların anlatılmasıdır. Dönemin İngiltere'sindeki yaşam şartları, sınıflar arası ayrılıklar, mürebbiyeliğin zorlukları, tabiat güzellikleri, duygusallıklar ve en önemlisi insanların psikolojik ve sosyolojik olarak değerlendirilmeleri sonucu yapılan muhteşem tespitler.

Kitap aslında Anne Bronte'un kendi hayatından kurgulayarak yazdığı bir kitap. Kitaptaki Agnes ise Anne'in neredeyse tıpa tıp kendisi. ''Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri'' kitabını okuyanlar bilirler orada anlatılan Anne'ın karakterleri aynen Agnes'te yaşıyor. Çok sakin, her şeye iyilikle yaklaşmayı seven, dindar , kimse hakkında kötü düşünmeyen, sabırlı, kendi halinde sessizce yaşamını sürdüren, aşkını bile sadece kendi içinde yaşayan bir iyilik meleği yapısında. Bu yüzden kitaptaki konu da aynı şekilde devam ediyor.

Akıcı, sakin, heyecan ve gerilimden uzak, duygusal bir anlatım var. Okurken insan, hep güzel şeyler düşünerek ve büyük keyif alarak okuyor. Burada ne ''Uğultulu Tepeler'deki gerilim, ne de ''Jane Eyre'daki Jane'in güçlü kişiliği var. Sadece, sessiz, sakin bir Agnes var.

Her satırını çok büyük keyifle ve beğeniyle okuduğum bu muhteşem kitabın mutlaka okunması gereken klasiklerden biri olduğu kanaatini taşıyor ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.
399 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
#spoiler#
Kitap bitti...ve ben kendimi dinlemekteyim şu an ,elinde kahvesiyle yumuşacık battaniyesi dizlerinde örtülü okunacak kitaplardan mıdır? bu kitaplar? ?
Bir yazar ..kimdi adı aklımda yok _Soljenitsin ,okurken takım elbise giyecek kadar saygı gösterilmesi gerektiğini söylemişti...
sanırım "Kiev deki adam"da iyi yazarlar rafinda kendine bir yer edindi benim dünyamda ...
Bernard Malamud Brooklyn doğumlu bir Amerikan yazar öncelikle beni şaşırtan bir detaydı bu ..uzun zamandır hiç bir kitaba inceleme yazmak gelmemişti içimden, ama bu hikayeyi es geçmek hak yemek olacaktı. .bir rus aklıyla, bir rus kalemiyle yazılmış gibi ..eleştirmenlerin onda Dostoyevski ,Çehov,Joyce etkisini bulduğunu öğrendim ..ve ayrıca su bilgiler dahilinde okudum romanı "Kan iftirası"denilen zaman içerisinde bir çok kez tekrarlanmış gerçek olaylardan yola çıkılarak romanlastirilmis ..Romana asıl kaynağı oluşturan olay ise "Beiliss davası"
Burada çok eziyetli bir mahkumiyet dönemini "Tamirci" ile birlikte yaşıyorsunuz ,bedensel eziyetin dışında ruhunuza yapılan bu saldırıyı ,tek başınıza buz gibi bir hücrede günde altı kez soyularak aranma, açlık ,tecrit gibi insanin insan olmaktan bıktığı ..ama "masum"olmanın getirdiği haklılığına son nefes gibi sarıldığı inatçı, dirençli, kızgın bir özgürlük özlemi ....
Yazarın bize
Asıl bahsetmek istediği belkide "yahudi düşmanlığı "idi ..ama benim kitaptan aldığım "masum olan bir insana kast"oldu

Insan olmak ve öyle kalabilmek için tarafsız- ca okuyunuz efendim
Sevgiyle kalın...
559 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bir Geyşanın anıları

Bu kitabı okurken pek çok kişi bana okumayı düşündüklerini söylediler. Bence düşünmeyin, hemen okumaya başlayın.

Karşılıklı oturmuş, şık giyimli her haliyle asil ve ağzından bal damlayan bir hanımefendiyle kahve içip sohbet ettiğinizi düşünün. Ben kahve diyorum ama siz isterseniz çay ya da başka bir sevdiğiniz bir içecek olabilir. Ne içtiğinizin bir önemi yok zira öyle tatlı, samimi bir sohbettesiniz ki, bu güzel ortamın hiç bitmemesini istiyorsunuz. İşte kitap bana yılların birikmişliğini anlatan bir dostun samimi ve sıcak sohbetini dinliyormuş gibi bir his yarattı. Dramatik hikayeleri pek tercih etmem aslında, beni çok fazla etkilediklerinden, hüzünlendirdiklerinden dolayı. Gel gelelim kitap sizi öyle bir içine alıyor ki, bir anda 1930'ların Japonyasına küçük bir kentine Gion'a gidiyorsunuz. Küçük bir kızın hüzünlü hikayesine. Yaşadığı onca zorluklar ve inanılmaz bir mücadele kimin hayatı kolay ki. Sayuri size bütün hatalarını, tutku dolu aşkını ve kaderin savurduğu bir rüzgarla başından geçenleri öyle güzel anlatıyor size hayranlıkla dinlemek kalıyor. Tam her şey yoluna girdi derken 2. dünya savaşı 1940'lı yıllar hayatta kalma mücadelesi ve savaş sonrası her şeyin yıkıldığı yok olduğu zamanlar.

Ben çok keyif aldım. Belkide Japon kültürüne karşı özel ilgimden dolayıdır kim bilir.

Keyifli Okumalar...
592 syf.
·10 günde·9/10
Anlatımı su gibi akıcı, betimlemeler gerçekten çok başarılı. Kitabı okuduktan sonra filmini izlemek ne kadar mantıklı olur bilmiyorum ama kafamda tasarladıklarımı biraz daha görsel hale getireceğini umuyorum. Kitap gibi olamaz kesinlikle farkındayım, zaten aynı tadı beklemiyorum.
Küçücük bir kız çocuğunu, genç bir kızı, çırak bir geyşayı, yetişkin bir geyşayı, olgun bir kadını nefis bir şekilde aktarmayı başarıyor kitap size.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Roman türüne karşı ilgisiz bir okuyucuyum ama bu roman çok güzeldi. O evin gerginliğini okurken içimde hissettim ve bu his çok tanıdıktı. Karakterleri çok iyi kurgulamış ve bunu okuyucuya iyi anlatmış. Sanki hepsini gerçekte varmışta tanıyormuş gibi hissettim.
175 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum en efsanevi kitaplardan birisiydi diyebilirim. Çoğu kişiye göre kitapta yazar Charles kendi hayatını anlatmış.
Çocukluk dönemiyle başlayan kitap gençlik ve yaşlılık dönemiyle devam ediyor. David'in yaşadığı hüzün dolu olayları anlatırken istemsizce beni büyük bir buhrana soktu.Nedensiz bir şekilde kitapta ne kadar güzel bir olay gelişse sonrasında kötü bir olay oluyor.
İncelemek istediğim tek karakter ise David'in Çocuk-eşi. Bi insan bu kadar aptal olabilir mi ya?
Okurken ben delirdim yani. Resmen barbie'nin vucut bulmus hali diyebilirim.
Ama genel olarak kitap mükemmeldi ve son sayfalari efsaneydi. Böyle etkili bi son görmedim ben.
Kitap beni o kadar çok etkiledi ki bu etkilediği konular ilişkiler,aşk ve sevgi...
Kitap o kadar çok etkiledi ki bu saatte bile olsa eğer hoşlandığım ya da sevdiğim birisi olsa ona direk açılmak için mesaj atardım o derece etkiledi beni :)
Herkesin okuması gerekir bence.
611 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
David küçüklüğünden zor durumlar ile karşılaşan bir insandır. Küçüklüğünde babasını kaybetmesi hayatının en acı verici olayıydı. Bir insan babasız, hayatını istediği şekilde yaşayamaz, çünkü ona doğru yolu gösterecek, ona hayatı anlatacak ve nasıl yaşandığı hakkında örnek olacak kimsesi kalmayacaktı. Mesela bugün babamın doğum günü(11 Mart) ona iyiki varsın ve iyiki bizimlesin diyebilmek, ona sarılmak, koklamak, hissetmek mükemmel ve heyecan verici bir durum. Babasız insan gerçekten hep zorluklarla karşılaşır ve anlatacak bir babası olmayınca...
Babanız hayattayken ona sarılın, öpün, söylemek istediğinizi söyleyin. Genellikle insanlarımız bir şeyi kaybettikçe değerini biliyor. Siz bu imkana sahipseniz babanızdan ve sevdiklerinizden kendinizi saklamayın.
...Sevgilerimle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Azize Bergin
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1932
Ölüm:
2016
1932 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğu Bursa'da geçti. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde öğrenim gördü. 1950 yılında gazeteciliğe başladı. 1952 yılından beri gazetecilikle çevirmenliği sürdürüyor. Çeşitli yayınevlerinde yayınlanan çeviri kitaplarının sayısı 200'den fazladır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 4.279 okur okudu.
  • 59 okur okuyor.
  • 1.822 okur okuyacak.
  • 55 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları