Fatma Zeynep Öztürk

Fatma Zeynep Öztürk

Çevirmen
8.1/10
1.876 Kişi
·
5.671
Okunma
·
0
Beğeni
·
58
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Agapi sözlük anlamı; koşulsuz, şartsız, fedakâr, özverili, bencillikten uzak bir aşk anlamına gelmektedir. Yazara göre de, ölümsüz aşk.

Ölümsüz aşk, var mıdır? Yoksa insanoğlunun hayata tutunmak adına, ortaya attığı bir deyim midir? Kim bilir!...
Ama halk arasında yaygın olan bir söz vardır ki, " Aşık olmayan insan, yaşamış sayılmaz. " derler. Ayrıca aşkın hayata anlam ve heyecan kattığına da her daim dem vurulur. Şimdi yaşanan sahte ve yapmacık aşklara nazaran, eskiler aşka o kadar ulvi ve yüce bir duygu nazarıyla bakarmış ki, dergâhlara talebe seçerken bile öğrencilere, " Aşık oldun mu? " diye, sorarlarmış. Olumsuz bir yanıt alınca da, " Git! Aşık ol! O zaman gel! " diye, yol verirlermiş.

Ah, Aşk! Yazarımız da eserinde " Aşk hep vardır. " diyerek, kahramanları vasıtasıyla aşkı sorgulamış. Bir eser de " Aklın insanı geliştirdiğine, duyguların ise insan yaptığını. " okumuştum. Hem demezler mi, insana " Olaylar karşısında çaresiz kaldığında mantığının değil, kalbinin sesini dinle! O sana mutlaka doğru yolu gösterecektir. " diye!

Yazar eserin de, " Aşkın mantığı yok! " der, demesine de ağır basan duygulara rağmen, bazı istisnai durumlar da ( Evli olmak gibi. ) mantığın devreye sokulmasına da, dem vurmaktan geri durmaz. Her bireyin ikinci bir şansı hak ettiğine ama arkasında bir enkaz yığını bırakmadan yola devam etmesi gerektiğine değinmekte. Eser basit bir anlatım diline sahip olsa da, betimlemeler merak uyandırıcı. Başlarda durağan seyreden okuma hızı, sonlara doğru okuru daha bir sarıp sarmalamakta.

Ne garip bir ironi ki, eseri okurken başlarda normal giden okuma seyrim, sonlara doğru geldikçe artan bir merakla hızlanarak nihayetlendi. Yazar kahramanları eşliğinde aşkın bilimsel açıklamasını yaparken, kendimi eşimle aramdaki aşkın rengini merak eder halde buldum.

Her ilişkide inişler ve çıkışlar mutlaka yaşanır. Olması gereken ortak bir noktada, karar birliğine varabilmektir. Bazen çevreme bakıyorum, çiftler çok güzel birlikteliklerini devam ettiriyorlar, etraflarına mutluluk parıltıları saçıyorlar. Aradan fazla bir zaman geçmeden bir de duymuşum ki, ayrılmışlar. Yaşadığım şok, hayretten donup kaldığımın resmi gibi adeta.

Sebep tarafların çaba göstermemesi ve akabinde bomba etkisi yaratan aldatma! Aldatan durumdan memnun! Aldatılan kaderin arkasına sığınmış zavallı biçare! Nedenler ne olursa olsun, aldatılmak kader değildir! Ama ne yazık ki, yeri doldurulamayan ve doyum sağlanmamış hisler, söze dökülmemiş yaşanılan sıkıntılar olarak kalmışsa, çiftlerin arasına bir üçüncü şahsın devreye girmesi kaçınılmaz. Nasıl mı? Birbirlerine karşı açık ve dürüst olmayan çiftlerin, başka bireylerle hislerini paylaşmasıyla. Çiftler arasındaki paylaşım azalmışsa, ilişkilerin ortak resmidir, duyarsız sadakatsizlikler.

Evliliğin aşkı öldürdüğüne, dem vururlar. Kesinlikle katılmıyorum. Ev, iş ve çocuk üçgeninde kendini kaptıran eşlerin, birbirlerine zaman ayıramadıkları için, böyle konuştuklarına eminim. Doğal olarak hal böyle olunca da, karşılanamayan farklı beklentiler oluşmakta, yeni bir heyecan uğruna da başka limanlara yelken açılmakta.

Bazı anlar zamanla artarak çoğalan sorunlar yüzünden, ilişkiler temelden sarsılacak olsa da, çiftler arasında güvene dayalı birlik ve beraberlik olduğu müddetçe, her sorunun üstesinden gelinecektir. Önemli olan yara almadan, eğer ayrılacaksak ta, ardımızda bir enkaz yığını bırakmadan yolumuza devam etmektir. Yazarın kahramanları vasıtasıyla örnek verdiği hayatları okumanızı tavsiye ederim.

Değer ağırdır, okur arkadaşlarım. Taşıyabileceğinden emin olduğunuz kişilere verin...
Uzun zaman sonra nasıl yorum yapılır unutmuş gibiyim. Bir yerden başlayayım derdimi anlatmaya.

Sarah, bu kitabında kendince farklı bir tarz denemek istemiş. Hani diğer kitaplarım gibi olsun ama farklı da olsun tarzı.
Farklı ve aynı olmuş mu peki?

Aynı olan kısımlar:
* Zamanlar arasında gelgitler, arayışlar, sonuna kadar - aslında önceden belli olan-sırlar, aşk, yine bir geçmiş, yine bir günlük ve yine bu günlük peşinde koşarken yaşanan olaylar.

Farklı kısımlar neydi peki?
* Sarahımız bu sefer hayatın içinde geçen olayları var olmayan, sanırsam hiç bir zaman da var olmayacak hayali adada gerçekleştirmiş. Adanın olağanüstü gücünün olduğuna inanılmış. Yazar kendi kahramanlarına biçtiği kötü olayları adanın iyileştirici gücü sayesinde yok etmeğe çalışmış. Kısacası, fantastik kurguyla da tat katmak istemiş kitabına.

Bence olmuş mu?
*Bence kitap aceleye gelmiş gibi yazılmış ya da umduğu gibi mesaj verememiş. Aşk desen sıradan, kurgu desen kafakarışıklığı ve tam bir fiyaskoydu. Bazı karekterler neden kurguya dahil oldu hiç anlam veremedim doğrusu.
5 puan da çok ama bunu uzun zamandır okuduğum ilk kitap olduğu, sıradaki kitaplara yelken açtığı için veriyorum.

Kitabın verdiği en güzel mesaj:
'Hayat kendi yolunu bulur ve her şey olacağına varır. Sadece yaşa ve olsun gitsin. '

Şahsi fikrim:

Kafaya takmakla sadece treni kaçırmış olursunuz. Trense sizi beklemez, o sadece yoluna devam eder. Acele edip binersen eğer seni de alır götürür. Kaçırırsan, bir dahaki treninin yolunu beklersin. Bir dahaki trenin ise gelip gelmeyeceği mechüldür...

Kendi trenimize binmemiz dileği ile..

Keyifli okumalar :)
Jane, 4 yaşındayken babasının ailesini terk etmesiyle aşka inancını kaybeder üstelik aynı gün gözleri rahatsızlanır ve geçici süreliğine görme kaybı azalır ve etrafı bulanık görmeye başlar. Bu nedenle yıllardır nöroloğa gider. 29 yaşına bastığı gün garip bir mektup alır. Mektubu gönderen kişiyle tanıştığında aslında gözlerinde bir problem olmadığını sadece özel bir yeteneği olduğunu söyler. Bu yetenek aşkı görebilmektir. Etrafında aşık bir çift olduğunda görünüşünün bulanıklaştığını fark eder. Önünde 1 yılı vardır. Bu bir yıl içerisinde kendisine verilen kitaba 6 tane aşk türünü yazmak zorunda verilen görevi yerine getirmezse aşkı sonsuza kadar kaybedecektir. Jane gorevini başarıyla yerine getirmiştir.

Pragma : kalbin değil , aklın kontrol ettiği aşk. Agapi : Koşulsuz , bencil olmayan aşk. Mania: İnişler ve çıkışlarla dolu obsesif aşk. Storge : Arkadaşlıktan doğan aşk. ️ Eros : Tutkulu aşk. Ludus : Aşk oyunu.



1 k da yükselen yazarlar kısmında ' Sarah jio 'ismini hep görünce bir kitabini okuyup bu yazarla tanışmak istedim. Arkadaşımda Agapi' yi gorunce ödünç alip okudum. Kitap başta hiç sarmadı baya sıkıldım okurken, o kadar cok karakter ismi vardi ki bu kimdi şu kimdi diye eski sayfalara gidip geldim. Kitabin yarisini 5 günde (hiç sarmadı için okumak istemedim) diger yarısını biraz sarınca bir günde bitirdim. Pek begendigim bir kitap olmadi ama fena da değildi. Bu tarz aşk konulu kitaplari pek sevmiyorum bu kitabida Sarah jio'nun kalemiyle tanışmak icin okumuştum. Keşke yazarla bu kitapta tanışmasaymışım :)
Mart Menekşeleri, Yağmur Sonrası ve Böğürtlen Kışı'nın ardından okuduğum dördüncü Sarah Jio kitabı Agapi oldu. Sarah Jio'nun şu ana kadar okuduğum tüm kitaplarında geçmiş ve gelecek olarak iki koldan ilerleyip kesişen hikayeler mevcuttu. Agapi bu açıdan biraz farklı, geçmişle bağlantısı bulunan bir konu yine var ama bu kez kitabın tamamı günümüzde geçiyor. Agapi için yapılan yorumlar genellikle yazarın alışılagelmiş tarzının dışına çıktığı şeklinde. Dışına çıkmakla kastedilen durumsa geçmiş-gelecek köprüsünün olmaması. Okuduğum Sarah Jio kitapları arasında Böğürtlen Kışı benim için zirveydi. Böğürtlen Kışı'nı okurken aşırı keyif almış, duygulanmış, hikayeyi çok sevmiştim. Bu nedenle yazarın diğer kitapları için beklentilerim biraz yükseldi. Bu da bir açıdan kötü oldu diyebilirim. Nitekim daha iyi bir şeyler beklediğim Agapi'de aradığım tadı bulamadım. Başlarda yine samimi bir dil, kış aylarında geçen sıcacık bir hikaye olsa da bir süre sonra Jio'nun o bildiğimiz samimi, tatlı dili bile yeterli gelmedi diye düşünüyorum. Hikayeyi, kurguyu beğenenler olmuş olabilir ama kitapta verilmek istenen duygular bana bir türlü geçmedi, türü aşk olmasına rağmen ben bu kitapta "aşk" hissini alamadım.

Agapi'de Jane isimli bir karakterimiz var. Jane yirmi dokuzuncu doğum gününde bir zarf alır. Zarfta çok özel bir yeteneği olduğu, daha fazlasını öğrenmek istiyorsa orada yazan adrese gitmesi gerektiği yazılıdır. Adrese giden Jane orada tanıştığı yaşlı bir kadından aşkı görebilme yeteneği olduğunu öğrenir. Kadın Jane'e otuzuncu doğum gününe kadar aşkın altı halini tanımlaması gerektiğini söyler aksi takdirde Jane bir ömür boyu gerçek aşkı bulamayacaktır.

Sarah Jio okumayı genel olarak çok sevsem de bu kitapta o hazzı alamadım. Ayrıca kitapta hiçbirimizin onaylamayacağı ancak "gerçek aşkın peşinden gitmelisin" aforizmasıyla normal hale getirilmiş gibi görünen bir durum vardı ve açıkçası bu beni rahatsız etti. Agapi tamamen aşk kavramı üzerine kurulu bir kitap ve birçok bölümde aslında gerçek aşk denilen şeyi bulmanın ne kadar zor olduğundan, bulunduğunda ise ne şekilde bu aşka sahip çıkılması gerektiğinden bahsediliyor. Ancak kitapta bulunan karakterlerden olan ve aşkı bulduğuna inanan kadınlardan biri evli ve çevresinden kendisine bu duyguyu yaşaması gerektiği tavsiyesi veriliyor. Tabii ki kitaplarda yaşanan olaylar bizim değerlerimize uymak zorunda değil ama durum burada biraz farklı. Yanlış olan durumun "aşk, his" denilerek normal konuma getirilmiş olması beni biraz itti diyebilirim.

Agapi için tavsiye anlamında da olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Sarah Jio'nun tüm kitaplarını okumak isteyenler koleksiyonu tamamlamak ve bir de yazara bu kitap açısından bakmak için okuyabilirler ancak ben bu kitabı okuyun seveceksiniz kategorisine kesinlikle dahil edemeyeceğim. Ama tabii ki bir yazarın her kitabı çok iyi olmak zorunda değil, ki zaten yazarın potansiyelini çok iyi biliyorum. Agapi için nazar boncuğu diyeceğim. Bir sonraki Sarah Jio kitabım Son Kamelya olacak, hepinize keyifli okumalar.
"Gerçek aşklara ve mutlu sonlara inanmıştık." kitabın kapağında bu yazı vardı anlamıştım hüzünlü biteceğini ama alışkın değildim. Sarah jio genelde buruk bir tebessüm edeceğimiz sonra o tebessümü yüzümüzden atamayacağımız şekilde bitirirdi kitapları.. Sonunda yine tebessüm ettim ama "böyle olmasaydı keşke be" demeden edemedim. Bu kitapta aşık olduğum karakter de Cade oldu. Cade'i gerçekten çok sevdim.
Bir gün bende yeşil deniz kabuğu bulabilirim umarım. Kitabı okuyacaklara tavsiyem yanınızda peçete bulundurun. :))
İlginç bir kitap. Karşısındaki kişinin aşkını gerçek olup olmadığını gören birisinin, 6 kişinin gerçek aşkını anlatan bir kitap yazması gerekli. Bu onun doğuştan verilen bir görevi. :-) Ve işte o zaman kendisi de gerçek aşkı bulacak. Başlarda sıkılmama rağmen sonu çok güzel. :-)
Ah Sarh Jio ahhh...
Yine aynı şeyleri söyleyeceğim sanırım:(
İlk olarak yazarın bu kitabını diğer kitaplarından ayıran şeyi söylemek istiyorum. Kitabın en başında yazar, beni elimden tutup içine daldırdı kitabın.Gerçekten ilk sayfalarından itibaren kitabın içindeydim. Diğer kitaplarında bu kadar erken dahil olamamıştım. En muhteşem kitabıydı! Tüm kalbimle söylüyorum en iyisiydi..
Konusu sıradan gibi gözükse de yine bir çok mesaj vermeye çalışmış. Aile, arkadaşlık, dostluk ve tabiki de aşk..
Aşk öyle bir aşk ki..Ama işte hangi aşk..
Kitapta bana göre aşkı aşk yapan fedakârlıklar. Hayatımızı ortaya koyduklarımızdan hani..
Ama anlamıştım biraz kapağındaki sözden. “Gerçek aşka ve mutlu sonlara inanmıştık.” Ordaki -tık eki çok şey anlatıyormuş.. Zaten hiç sevmemiştim.. (Kitabın sonunda ağlamaktan helâk oldum da birazcıcık..)
Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Şimdiden keyifli okumalar.. :)
Sarah Jio,
Aşkın eros hali: Tutku, fiziksel ve duygusal tam bağlılık.
Aşkın storge hali: Dostluk, güven ve sadakat ilişkisi.
Aşkın mania hali: Kıskançlık, saplantı
Aşkın ludus hali: Karşılıklı bağlılık sözü verilmeden sadece keyif almak eğlenmek.
Aşkın pragma hali: Mantık ilişkisi.
Ve aşkın agapi hali: Olduğu gibi, varlığından mutluluk duyup sevebilmek.
diyerek aşık olma hallerini maddelere ayırarak sıralarken:
Aşık olma sebeplerini romanın kahramanı Jane'nin insanların gerçek duygularını ön sezileriyle görebilirliğinin hikayesini anlatıyor.
Duygularının ne yönde olduğunu ve aşkın hangi halini yaşadığını merak edenler için keyifli bir roman..
Her kalpte güçlü ve güvenli bir sığınak olduğunu söylerler. Anne Colloway için bu sığınak binlerce kilometre uzaklıktaki bir kulübededir.
1942 yılında tüm dünya savaştayken Anne ve Westry bir yandan geçmişin gizemini çözerken geleceğin hayalini kurarlar. Ama hatırlamak istemdikleri bir trajedi tüm hayallerini değiştirir. Hem de sonsuza kadar...

Sarah Jio Sahildeki kulübe okuduğum 3. kitabı oldu. Diğer kitaplarına göre hemen hemen olay örgüleri aynı. Ama bu kitabı diğer kitaplarına göre daha akıcı buldum. Fakat kitap bittikten sonra kafamda bir kaç soru işareti olmadı değil.
Anne ve Gererd'ın evlenmesinin ardından yıllar geçti fakat yazar sonlara doğru artık Gerard'a değinmedi sadece Anne ve torunu olan Jennifer'dan bahsetti. Sonlara doğru Anne'nin eşine ne oldu öğrenemedim. Ve de çocuklarından hiç bahsetmedi sadece Anne ve torunundan bahsetti.

Kitabın içeriğini, olay örgüsünü beğendim. Fakat sonunu daha güzel hayal ediyordum malesef öyle olmadı. Kitabı tavsiye etmek ve etmemekle kararsız kaldım tamamen size bırakıyorum okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum..
Ruh eşi.. Gerçek aşk.. Bitmeyen sevgi.. Bunların gerçek olduğuna inanmamız için keşke kanıt olsaydı bu kitap.. Beklenmedik bir son.. Ve yine insanın kalbinde tarif edilemez bir boşluk bırakan o sonuç.. Ağlamamak içten bile değil.. Çok güzeldi yine ..

Yazarın biyografisi

Adı:
Fatma Zeynep Öztürk

Yazar istatistikleri

  • 5.671 okur okudu.
  • 108 okur okuyor.
  • 2.642 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.