Francis Spufford

Francis Spufford

Yazar
8.3/10
3 Kişi
·
9
Okunma
·
0
Beğeni
·
17
Gösterim
Eğer yaşıyorsa acaba o da beni düşünüyormudur? Ben onu çok sık düşünüyorum... Keşke o inatçı (ürkek) kızın omuzlarının arkasından uzanıp onu dürtebilseydim, itekleyebilseydim, onu o yalnız korkusundan çekip çıkarabilseydim ve Zephyra gibi kızağın üstüne bindirip daha çılgın bir yaşama uğurlayabilseydim.... Üstelik çığlık atmanın ne kadar güzel olduğunu hâlâ hatırlıyorum.
Orada, o sandalye de oturan kız, uyandırdığı yüce hisler için fazla küçüktü; Aşk için fazla çirkindi, tutku için fazla toy, nefret etmek için fazla değersiz. Fakat acımak için fazla küçük değildi.
... ümidin kötü tarafı beklentiydi ve beklenti her zaman için hakikatten daha vahimdi.
Francis Spufford
Sayfa 87 - Monokl, Smith
"Ancak eğer kalemim haraket etmeyi durdurursa ve eğer kendinden öncekileri besleyip yaşatmak için kağıdın üzerine siyah siyah akacak yeni kelimeler kalmadıysa ve eğer mürekkebim kuruyarak sonbahar kahverengisi tonlarına bir renk aldıysa - o halde geçmiş de çatlıyor ve soluyor demektir. İnsanlar kayboluyor, şehirler de öyle."
“Senin problemin korkuyor olman, diye bir gözlemde bulundu neşeyle Smith’e. “Sürekli kötü bir şeyler olmasını bekliyorsun. Saklanabileceğin küçük güvenli bir yer arıyorsun. Ama güvenli bir yer yok ve kötü şeyler her zaman olur. Bu akşam seni neredeyse öldürüyorlardı. Sadece şanslıydın, o kadar. Yarın ne olacak kim bilir? Yarım saatliğine mutlu olsan yeter.”
Sırf kafesinin duvarlarına resimler yapıştırıldı diye kuşun kendini iyi hissedecek hali yok ya, resimler istediği kadar güzel olsun.
Francis Spufford
Sayfa 23 - Monokl edebiyat
304 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Tolstoy şöyle diyor: "tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.."

Öyleyse ikisini birleştirin, Altın Tepe bir yabancıyı ağırlıyor ve Bay Smith kıtaya ayak basıyor!
.
Bir yabancı Londra’dan New York’a geldi. Londra’nın nüfusu 700.000 ve New York’un nüfusunun 7.000 olduğu zaman: 1746 yılında.
Elinde bin poundu geçen bir senetle. Nereden, ne amaçla geldiği, kimin gönderdiği bilinmeyen Bay Smith’e bir ucube gibi baktılar.
Ve herkes onu konuşmaya başladı.
‘O parayla ne yapacak?’ Ancak merak edildiği ölçüde içine kapanıktı Smith.
.
Konuşmadığınız zaman hikayeler duymaya başlarsınız.
Bu hikayeler dilden dile, kulaktan kulağa yayılır.
Bir mikrobun yayılma hızıyla eşdeğerdir bu.
Kaçınılmaz son ise kapıdadır: Söylenilen her hikayeye inanılmaya başlanmıştır.
Kaçacağınız yer yoksa da köşeye sıkıştırılırsınız.
Smith’in cüzdanı çalındı örneğin, işlemediği suçlar giydirildi üzerine.
Peki şunu sormama izin verin: Tutkuyla bağlandığınız bir şey varsa ya da sadece yaşama sevgisiyle dolup taşıyorsanız kim karşınıza çıkabilir?
Ellerindeki kılıç ne kadar keskin olabilir ve kazdıkları kuyular ne kadar derin olabilir?
Unutmayın Yusuf’un düştüğü kuyu da derindi, çıkılamayacak kadar ve gözlerinin göremeyeceği kadar karanlıktı etrafındaki duvarlar..
.
Eserin başından sonuna dek aklımda bir soru vardı: Kim bu Bay Smith? Allah aşkına kim! Ve saygıdeğer yazarımız Spufford hınzırca güldü sayfalar boyunca eminim.
Bir polisiye değil, bir kara mizah da.. İçinde ırkçılığı da köle ticaretini de barındırarak dürtüyor sizi. Evet gizemli bir adamımız var ve yaşadıklarını takip etmek çok keyifli! Ama arka planda kimilerin ayaklar altında ezildiğini kimilerin kemiklerinin ufalandığını da görüyorsunuz.
Dillerinden düşmeyen Özgürlük ve Namus nidalarını duyuyorsunuz.. O kadar içten söylüyorlar ki bir anlık gaflet anınızda inanıvereceksiniz..
.
Bir diğer dikkat çekici ayrıntı çeşitliliğin içinde kaybolmak. Kıtaya ayak basanların dinlerinin, dillerinin, kutlanacak ve şükran duyulacak şeylerinin çeşitliliği..
Tam bir karnaval!
Ateş püskürtenler, incecik ip üstünde yürümeye çalışanlar..
Bir farkla,karnavalın sonunda herkes yüzünde bir gülümsemeyle ayrılmayacak alandan..
.
Francis Spufford yer yer Charles Dickens’ı anımsattı bana.. Okurun gözlerinde tüm renkleri uyandırmasıyla..
Ben pek sevdim.
.
Berkan M. Şimşek’in keyifli çevirisi ve Faber&Faber’in hazırladığı kapak tasarımıyla!
304 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Rotamızı 1746 yılına çevirelim. O zamanlardaki New York ile şimdiki zamandaki New York arasında dağlar kadar fark vardı. Yeni keşfedilmiş, 7000 nüfusa sahip, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir yer New York. İşte bu küçük şehre yabancı biri geliyor. Bay Smith. Neden geldiği bilinmeyen gizemli biri. Tabi onun bu şehre gelmesi ile dedikodu kazanı kaynamaya başlıyor. Yeni bir durum. Yeni bir hikaye.

Tıpkı Tolstoy'un dediği gibi:
"Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar:
ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.."

New York şehrine bir yabancı gelmesi şehre damga gibi düşmüşken elinde bin sterlin değerinde senetle gelmesi ve bunu bozdurmak istemesi kafaları iyice karıştırıyor. Peki Bay Smith'in amacı ne? Kim bu adam?

“Sen kimsin ki?”
“Ne gibi görünüyorsa o. Ben de ne görüyorsanız oyum.”

Bu iki cümle beni kitabı merak ettirmeye yetti. Bazen çok fazla düşündüğümüzün ve bu düşünceler ile hayatımızı zorlaştırdığımızı fark etmemi sağladı. Aslında görünen göründüğü gibi olabilir. Bunun için fazladan düşünmek kişinin en çok kendisini yoruyor.

Akıllarda yeni bir kişinin gelmesinin merakı ile okumaya devam ediyoruz romanı. O bir yere gitmeden önce onun hakkında yapılan dedikodular ondan önce gittiği yere ulaşan 1746 yılındaki New York'u Bay Smith ile betimlemeler ile yürüyoruz. Etrafımıza bakıyoruz ve seyrediyoruz. Etrafı seyrederken de kişinin çıkarlarının önemini bir kere daha aktarmış oluyor yazar. Yazar ayrıca kişinin birbirine güveninin ve arkadaşlığın önemine de vurgu yapmış kitabında. Okurken bir kişiye duyulan sevgiyi ve kendinden başkasını da düşünmenin insanlar üzerindeki etkisini de okuyucuya aktarmak istemiş.


1746 yılında New York; Özgürlük, Krallık, İngiltere, Bağımsızlık, Savaş demekti. O zamanlar 4 Temmuz Bağımsızlık Günü yoktu ama okurken bu durumun çalkantılarını okuyucuya aktarmak istemiş yazar. Ya Kraldan yanasın ya da değilsin. Bu iki grubun oluştuğu New York'a Bay Smith adım atmıştı ve iki grubun en önemli isteği bu yabancı adamı kendi tarafına çekmekti. Ancak Bay Smith'in görevi vardı. Bu görevi kitabın sonunda öğreniyoruz ve belki de yazarın bütün taşları bir araya topladığı yer oluyor. Sırlar açığa çıkıyor. Okuyucuyu tahmin etmeyeceği bir son ile bırakarak aslında usta bir kalemi olduğunu gösteriyor.

Kitap, 2016 yılında Costa Book ödülü, 2017 yılında RSL Ondaatje Ödülü ve aynı yıl Desmond Elliot ödüllerini almıştır. Eğer sizi etkileyecek bir roman arayışındaysanız bakmanızı öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
Francis Spufford
Doğum:
1964

Yazar istatistikleri

  • 9 okur okudu.
  • 10 okur okuyacak.