Kerim Çetinoğlu

Kerim Çetinoğlu

YazarÇevirmen
8.6/10
59 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
10
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
DİKKAT: Bu inceleme, 1K incelemelerinden alıntı (veya çalıntı deyin bilemiyorum) içermektedir. Spoiler içermemektedir rahat olun, çünkü kitabı spoiler verecek kadar kendim de anlamadım zaten.

"İncelemeye başlamadan önce sizinle bu kitapla ilgili çok şaşıracağınız, sıra dışı bir bilgi paylaşmak istiyorum: Goethe bu kitabı tam 65 yıl boyunca, yani neredeyse hayatı boyunca yazmış ve........ 

Kızmayın hemen, küçük bir şakaydı arkadaşlar... :) Bu kitap hakkında konuşurken bu bilgiyi vermeyenleri Sibirya'ya kürek cezasına gönderiyorlarmış... "*

Kitapla ilgili en önemli bilgi buydu ve sizinle paylaşmış oldum. Aklımda kalan diğer bilgi, Faust'un şeytanla bir anlaşma yapması. Ki bu bilgiye kitabı okumadan önce de sahiptim, değişen pek bir şey olmadı. Bu konuyla ilgili pek çok eserin olduğu söyleniyor. Ben bu konuyu anlatan bir kitap okumamıştım. Sinema olarak aklıma Bradd Pit'in baş rolde olduğu Joe Black, komedi yapımı Şaşkın filmleri geliyor. Yerli yapım olarak da Mazhar Alanson ve Ali Poyrazoğlu'nun oynadığı "Arkadaşım Şeytan".

Eserin ilk bölümü merak içerisinde kendini okuttururken, ikinci bölümde ilgi ve alaka seviyem oldukça düştü. Bu durum, yazım şeklinin değişmesinden kaynaklandı bence. Nasıl mı, hemen örnek vereyim:
Yapraklar: Dallarda tutunuruz üzerimize kar tanesi düşer.
Kar taneleri: Göklerde uçuşuruz, yaprağa düşüp eririz.
Koro: Kalbimiz kırıldı, nelere mal oldu bu aşk.
1k korosu: Anlat şu kitabı anlatacaksan yoksa anket sorularını cevaplamaya gideceğiz haydi...
Bu örnekle kitaptan aklımda kalanları anlatmaya çalıştım. Oldukça da başarılı olduğumu düşünüyorum (!)

Gördüğünüz üzere kitapla ilgili incir çekirdeğini dolduran bir bilgi veremedim.
1k koro:  "Ne diyorsun sen ya?
Ben: Ne bileyim herkes uzun uzun yazıyor ben de biraz uzatayım dedim hepsi bu. Okuyun diyorum bu yazarı mutlaka okuyun!"**

Son olarak kitabı okuyan, beğenen ve okumayı düşünenler için bir sözle bu enfes incelememe bitiriyorum: Mefistonuz bol olsun:)

ALINTILAR: * : Necip G. Kumarbaz kitabı incelemesi ( #28750305 )
** : Uğur Ukut Dişi Kurdun Rüyaları kitabı incelemesi
( #34959419 )
Alıntıları üye arkadaşlarımızın affına sığınarak paylaştım. Telif hakkı almadım, özür dilerim kendilerinden, umarım kızmazlar:(
"Yel değirmenlerine savaş açmak" tabirini bilmeyen yoktur. Bu tabirin Don Kişot romanının özeti olduğunu da... Gelgelelim iki ciltlik bu koca romanı açıp okuyanların sayısı oldukça az.

Pek çok edebiyat otoritesi tarafından öncü roman olarak kabul edilen bu eser, yazıldığı dönemde hayli ses getirmiştir. Ancak romanı özel kılan şey, konusu kadar dili ve tekniğidir.

Kitabın dili o kadar açıktır ki; akıl dışı serüvenlere ortak olmaktan kaçamıyorsunuz. Hatta bütün hareketleriyle adeta bir deli olan kahramanı -hikaye ilerledikçe- benimsemeye başlıyorsunuz. Don Kişot'un akıllandığı son demlerinde ise tıpkı biricik seyisi Sancho gibi isyan ediyorsunuz: Akıllanma, kalk ve maceraya devam et! Son olarak, yazar Cervantes'in beş yıl boyunca Cezayirli Türklerin elinde savaş esiri olarak kaldığını da belirtelim. Büyük idealler peşinde koşarken yaşadığı bu esaret döneminin kitaba ilham vermediğini söylemek pek de mantıklı olmayacaktır. Kitabın bir diğer güzelliği, hakkında çok fazla çalışma yapılmış olmasıdır. Böylesi eserlerin edebiyat kültürü açısından da öğretici olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Don Kişot demek temiz bir sayfa demek. Bu temiz sayfayı can dostu Rosinante ve yol arkadaşı Sanço Panza ile hiç sıkılmadan okuyacağınız maceraları dolduruyor. Bu ölümsüz gençliğin şövalyesi, her daim doğrunun, zayıfın yanında durup, dünyayı karşısına alıyor. Bu ölümsüz eseri okumadan geçmeyin.

Don Kişot’um benim, yolu yok, yeldeğirmenleriyle dövüşülecek...
Bazı kitapların etkisi kısa ve şiddetli olur, bazısı da uzun ve yaşamsal olur. Benim içinde bu kitap böyle oldu(olacak). Ne abartılı olaylar, ne de gereksiz sözler barındıran ve içinde herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap.

Kahramanımız olan Jan Valjan, yetim kalan kız kardeşinin aç olan 7 çocuğunu doyurmak için, bir ekmek çalmak zorunda kalmasıyla artırılmış cezalarla birlikte toplamda 19 yıl kürek mahkûmu olmuş ve olaylar bu raddeden sonra başlamıştır.

19 yıl boyunca açlık, işkence, kötü şartlar, haksızlık gibi kötü muamelelere maruz kalmış ve doğal olarak kalbi sevgisiz ve taşlanmış bir adamın günün birinde cezasını bitirip topluma karıştığında, eski bir kürek mahkumu olması nedeniyle tüm herkesin kendisine tiksintiyle baktığı, hayvanlara dahi yapılmayacak bir muamele kendisine reva görüldüğü, parası ile dahi yiyip barınamadığı, tüm kapıların kapandığı soğuk bir gecede kendisine kapı açan bir din adamı. Din adamından gördüğü bu iyilik karşısında çok etkilenmiş ve şaşırmıştır Jan Valjan. Din adamı, onun kalbindeki ışığı görmüş ve onun iyi bir insan olması için ilk ve en büyük meşaleyi yakmış ona hayatın en büyük dersini vermiş, kalbindeki iyiliği ve merhamet duygusunu açığa çıkarmıştır. Artık Jan Valjan sevgisiz ve duygusuz değil, aksine merhametli, dürüst ve insanlara güvenen biri. Gittiği her yerde farklı isimlerde yaşamamak zorunda kalsada, çevresinde her ihtiyaç sahibine el uzatan iyilik ve dürüstlük abidesi olmuştur. Aklını kullanarak zengin olmuş, iyilik yaparak gönül yapmış, dürüst yaşayarak takdir kazanmış bir adamdır.

Hiç evlenmeyen ve bir yuva kurmayan Jan Valjan kendini insanlara adamış ve doğrultuda yaşamıştır. Zengin ve varlıklı olduğu zamanlarda dahi gösterişten kaçınmış ve mütevazi bir hayat sürmüştür. Bunun en büyük örneği dul,kimsesiz ve fakir olan bir kadının yine kimsesiz ve zorluklarla yaşayan kızı Kozet'e elini atmış bulunduğu cehennemden çekip çıkarmış. Aile sıcaklığından uzak olan Jan Valjan ve Kozet birbirine yoldaş olmuş, biri baba eksikliğini diğeri de evlat özlemini gidermistir.

Kitap, dünyanın ne kadar iyiliğe ve güzelliğe aç olduğunu gözler önüne seriyor. Bazen küçük bir çocuğun gülümsemesine vesile olmak insanı ne kadar bahtiyar kıldığına şahit oluyorsunuz. Duygu yüklü ve ders niteliğinde olan bir klâsik, okuyun ve okutun.

Sevgiyle, iyilikle kalınız iyi okumalar.
Yazar, kahramanı yüce amaçlar uğruna mücadele eden elli yaşında soylu bir bey olarak bir keçi çobanıyla birlikte maceranın ortasına atar.
Yazılış amacı toplumun Don kişot'a deli gözüyle bakması,aslında delinin o toplumun olduğunu karmaşık bir anlatımla dile getirir.
Sözünü etmişken şu keçi çobanımızın yani Don kişot'u don kişot yapan Sanço Panzayı da ele alalım;
Zamansız bir karakter... ve kitabı eglenceli kılan da soluksuz okumama vesile olanda sanço'dur.
Don kişot'un aksine gerçekçi ve materyalist bir tavır takınır ve mizacı da, yaptığı şakaların ve gevezeliklerin içinde yatan ince mesajlarda takdire şayandır.
Kahramanın Yel değirmenlerine karşı savaşına gelince;
Siz deyin rüzgarlara karşı savaştı, bir başkası sistemin bozuk çarkları desin.
Her ne olursa olsun yel değirmenlerine karşı açtığı savaş;
Haklı davasının yani ("dulciennasi nin" kahramanin deyimiyle) güzelleşmesi içindi...

Ayrıca "Don kişot" yazıldığı dönem yani 17 yüzyılda çökmeye yüz tutan İspanyol feodal toplumunun eleştirel çözümlemesini de içermektedir.
 Ve kitabı övmeye,önermeye gerek yok sanırım çünkü yazıldığı günden bu yana büyük eserleri gölgesinde bırakmış ve bir başyapıt olarak cervantesi benim gözümde sonsuz bir saygıyla yüceltmiştir.
"Ancak bir gerçeği vurgulamak zorundayım ;dünyanın en güzel kadını Tobosolu Dülsinea'dır.
Yenilsem de yensem de bu gerçek asla değişmez" diyen Don Kişot bize savaşındanda daha önemli olan aşkını hayranlıkla anlattın bu güzel kurgu kitabı bize sunup edebiyatın roman tarihini başlatan Cervantese sonsuz teşekkürler
Kendisine "Ünlü Şövalye Mancha'lı Don Quijote" ismini veren çok bilgili ve oldukça deli olan Alonso Quijano'nun serüvenlerini anlatan ve yapmış olduğu göndermelerle düşünmeye sevk eden çok güzel bir roman.
Ayrıca dünya debiyatında ilk modern roman olarak kabul edilmesi ayrı bir merak uyandırabilir.
Keyifli okumalar.
Bu kitaba karşı çevremde ne kadar ön yargılı insan olursa olsun tüm ön yargılara rağmen elime aldım ve okumaya başladım. Genellikle deneme okuyan ve romanlarla mesafeli olan birisi olarak söylemeliyim ki, tüm ön yargılara rağmen okunmaya değer bir kitaptı benim için.
Bay Hugo bana romanı sevdirdi diyebilirim.
Roman ne kadar yavaş ilerlese de çok akışkan bir üslubu var. Betimlemeleri çok fazla ama bu olumsuz bir etki değildi, aksine sahneleri göz önüne getirmek için gayet ideal betimleme oranıydı. Konu ve içinde verilmek istenen mesajlar gerçekten önemsenmeyecek etiketler değildi. Bir sefalet ve bu sefaletin içinde sürüklenen insanlara uygulanan muamelenin ne kadar acımasız olduğunun vurgu edinen bir yapıtı vardı yazarın. Hoş ve yumşak hisleri, hırçın ve hoyrat kişiliklerle birleştiren yazar gayet güzel bir eser ortaya çıkarmış açıkçası.
‪Don Kişot, her şeyi ciddiye almanın bedelini aklıyla ödeyip, ödediği bedeli hüznüyle geri alan bir adam. Mecazen boyunu aşan sularda saatlerce yüzüp, kendisine rastlayan olayların yardım mahiyetini alması neticesinde bundan kurtulmuş bir kahraman.‬

‪Hayırlı olacağını sandığı neticelere ulaşamamakla, önceden yaptığı yanlışların yolundan dönerek daha hayırlısına kavuşturulmuş biri. Boş hülyalarının alaya alınmasıyla, inandıklarından şaşmasa da aldatıldıklarından vazgeçen bir kişi. Yaşayarak okuyanlar için öğretici bir sembol.
Kuşkusuz okumuş olduğum dünya klasikleri arasında en iyilerinden ve çocukluğumdan beri merak etmişimdir bu değirmenlere saldıran bilge şövalye'yi.
Kahramanımız soylu Don Kişot aslında Alonso Quijano dur soylu ve bilge biridir.
O kadar çok okumayı seviyor ki artık hayal dünyası çok genişlemiş.
Okumuş olduğu maceralarla dolu olan onlarca şövalye kitapları zihninde öyle bir hayal gücü yaratmış ki artık bu durumu gerçeğe dökmek istemiş.
anına sesi Sanço'yu da alıp maceralara atılmak üzere yollanmış.
Kitabın sonuna kadar türlü türlü maceralara atılan kahramanımız aslında şövalyelik kısmı deli ama kendi yaşantısı çok bilge konuşmalar ve sözler le insanları kendine hayran bırakmıştır.
Aslanlı şövalyeye selam olsun
Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.