M. H. Kan

M. H. Kan

Yazar
7.2/10
596 Kişi
·
2.424
Okunma
·
10
Beğeni
·
2.129
Gösterim
Adı:
M. H. Kan
Tam adı:
M. Hamdi Kan, Muhammet Hamdi Kan
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen, Arkeolog
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 27 Şubat 1980
Dünyalı bir Laz… Bu tanım büyük kısmını özetliyor meselenin. Akademik hayatsa, Antalya-İzmir-Antalya arasında biraz git gelli gelişti, ki zaten ayarı bozuk bünyelerden de beklenen dengesizlik bu olsa gerek. Akademi, insanı ister istemez bir yola sokuyor; ve doktora bitene kadar da benim diyen aslan parçası o yolun dışına çıkamıyor. Sonrası biraz daha özgür elbette. Kafa patlatıp dirsek çürüterek elde edilen, pahalı bir özgürlük… Günlerimi de bu özgürlüğün tadını çıkararak geçirmeye çalışıyorum. Standart bir gün demek, hafta içi öğrenciler demek… Sohbet tadında, öğrendiklerinin farkına varmadan öğrenmelerine uğraştığımız saatler geçiriyoruz birlikte. Onlar aynı fikirdeler mi bilemem ama, ben öğrencilerimle zaman geçirmekten büyük keyif alıyorum. En azından büyük çoğunluğuyla diyelim… Derslerin dışında kalan zaman, akademik yayınlar, projeler ve tabi ki yazmakla geçiyor. Bütün bunlara rağmen, pek de ev-ofis insanı olduğumu söyleyemem.
Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır tüm işi
M. H. Kan
Sayfa 96
"Kim kiminmiş bu devranda? Aldığın nefesi bile bir an sonra verirken, bir âdem kızına sahip olduğunu sanmak nedir? Cahil misin sen?"
M. H. Kan
Sayfa 78
216 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Aslında, bu kitaba herhangi bir yorum cümlesi yazmayı düşünmüyordum. İki gün geç gelişi bu yüzden. ;))
Bir daha Kahraman Tazeoğlu kitabı okumama kararı almama rağmen, arkadaşımın ısrarı ile okumuş bulunduğum kitap, nasıl desem; biraz ısmarlama, biraz zorlama, daha çok da; hissiz, kuru ve yavan olmuş bence! ...
Yazar, tarzı olmayan bir konuyu işlerken, aşkla ve aşk cümleleri ile süslemeye çalışmış. Ama ne konunun ciddiyetinin hakkını verebilmiş, ne de aşkın samimiyetini okuyucuya aktarabilmiş! (En azından bana geçiremedi! )
Eser distopik mi, aşk kitabı mı? Övgüsü kimeydi, yergisi kime? ... Yazarı rahatsız eden bir konu var, bu açık ta; suya sabuna dokunmadan anlatmaya çalışınca ancak bu kadar oluyor sanırım! ...;)))
216 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
Tavsiye üzerine okuduğum bir kitaptı. kitabın kapağı ve ismi aldatıcı oluyor bazen... İki güde aşık olabilir mi insan? ilk 50 sayfaya kadar kitabı anlamadım sonrasıysa bölümleri atlanmış bir dizi gibiydi... Sonuna doğru biraz macera olduğunda okuduğuma değmiş dedim. Ve sonunu tahmin edemediğim kitapları severim. sizlerle kitabın arkasındaki yazıyı paylaşacağım.
Zordur sadakat; gerçekten sevmeyince insan...
Kimi seviyorsan kalbinin ülkesi orası oluyor. Sonra bir gün gözlerine bir bakıyorsun; orada yoksun! Onunla kaybettiğini onsuz nasıl bulacağını bile öğretmeden gidiyor. "Aşkın sağ olsun" diyemiyorsun. Koca bir orman yanıyor içinde ama bir tek sen kül oluyorsun. Sadece bir insanı değil kirpiklerinden hayata tutunduğun bir aşkı kaybediyorsun. Ağlıyorsun. Kimi gözyaşları yanağını ıslatırken geçmişini temizler. Temizleniyorsun. Kendini, doğuma iki canla girip yapayalnız çıkan bir anne gibi hissediyorsun. Sana ait olanı doğururken kaybediyorsun. Ama hiçbir zaman onu içinde öldüremiyorsun. Kalbinden çıkaramadığını kabrine kadar götürüyorsun. Zaten o içimizde öldüremediklerimiz değil midir bizi sevmediklerimizle yaşamaya mahkûm eden?
İnsan yalnızca mutlu olduğu zaman dilimine hayat diyor... Gerisi yaşamaya çalışmak. Unutma! Hayal ettiğin kadar hayal, gerçekleştirebildiğin kadar gerçeksindir. Bazı şeyleri değiştirebilmek içinse bildik acıları yeniden yaşaman gerekir. Ve kimsenin mutsuzluğu hayatı kadar uzun sürmemelidir.
"Bin yıl yaşayacak bir heykeli kalacağına, sevdiğiyle bir dakika daha yaşayabilmeyi seçerdi insan!" dedi mor. haklıydı da... boş zamanınız varsa okumanızı tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar...
Tamamen ticari kaygı ile yazılmış. Kitabın başını hiç anlamadım zaten. Aşkı filan da hiç anlatamamış. Hoşuma gitmedi benim. Belki de okuduğum en kötü kitabı diyebilirim.
Dünyada bir kitap tutulunca tüm yazarlar o konuda neden yazma yarışmasına girerler ki. Herkes kendi tarzında kalmalı bence.
216 syf.
·Ne Okusam'dan
Mor
Kahraman Tazeoğlu
Başlarda anlaşılmasa da romanı yakalamayı başardım. Biraz sıkıcı gelebilir ama kötü değil okudukça seviyorsunuz. (ben sev-dim).. 8/10 tavsiye edebileceğim romanlar arasında..
Bu arada rica ediyorum Kahraman Tazeoğlu sevmiyorsanız okumayın.. Hem sevmeyip hem okumak nedir ya!

Yazarında dediği gibi "Kimi seviyorsan kalbinin ülkesi orası oluyor." ..


Alıntı
"Bugünü anlatmak ister misin?"
"Anlatmak yeniden yaşamak olacak"
216 syf.
·2 günde·4/10 puan
Bukre romanını okumuştum beğenmiştim. Kimseyi olumsuz etkilemek istemem . Onun içinde yazarı tanıyan okumak isteyen okusun. Elime aldığım gün okuyup bitirdim. Bana biraz fantastik gibi geldi . Sisteme göndermeler var. İroni yapılmış .Biraz anlamakta zorlandım sanki mesajlar var gibi geldi...Yanlış anlamış olabilirim .Biraz ülkemizin gelecekteki siyasi durumu sorgulanıyor. Ben tarihi biyografik bilimsel siyasi açıkçası her türlü kitabı severek okurum. Zevk alarak okumadım sadece yarım bırakmama adına okudum. Birde Asena ve bora aşkını içselleştirerek okudum . Kitapla kendi aramda duygusal bir bağ kuramadım çok mekanik geldi bana.....Bunlar benim düşüncem sizler okumaya devam edin emeğe saygı duymak lazım
216 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
"Uyurken görürsün rüyaları, hayallerse uyutmaz."

Bir zamanlar İstanbul denen şehirdi Asitan. Dünya devleti kurulduğunda, başka bir yerin başkent olması düşünülmemişti bile ve şehre daha da önce verilmiş olan isimlerden birine dönüş yapılmıştı: Asitan. Otoriteyi temsilen, devleti yönetenlerin hem yaşadığı hem de çalıştığı yer, Kırmızı Kule'ydi. Yasaları yapan, değiştiren, diğer bütün kulelerdeki icraata yön veren ve sadece vatandaşların değil, bütün gezegenin kaderini belirleyen Kırmızı Kule ve orada yaşayan aileydi. Dünyayı tek devlet altında toplayarak tüm anlaşmazlıkları, savaşları, kavgaları ve sömürüyü bitiren onlar olmuştu. Bilinçli her canlı onlara minnet duyuyordu. Barbarlar hariç. Devletin barbarlardan başka düşmanı yoktu, vatandaşlarda zaten en küçük bir sorun çıkarmıyorlardı. Bilim adamları Mavi Lab'daki laboratuvarlar da yetiştiriliyordu. Teknolojiyi daha da ileri götürmek, dünya dışı gezegenlere ulaşmak için gece gündüz çalışıyorlardı. İletişim kulesi, Asitan Tepeleri'nin sonuncusunda yükselen kocaman, mor renkli bir antendi. İnsanların beyinlerine yerleştirilen bir nano çiple gezegenin neresinde olursa olsun istedikleri herkesle, her türlü iletişimi kurabilen insanların bu rahatlığı borçlu oldukları yapay zeka bu antenle dışarıya açılıyordu. Mor Anten' i yöneten kimse yoktu. En azından organik bir canlı tarafından yönetildiği söylenemezdi. Mor, dünya üzerindeki tüm iletişimi ayakta tutan ve kaydeden son derece gelişkin bir yapay zekadan başka bir şey değildi. İçinde mutlu ve huzurlu yaşadıkları bu cennet dünyanın kurucusu Kırmızı Kulede' ki aileymiş gibi bilinse de aslında her şeyin mimarı Dr. Nuh Ulaktır. Bütün insanlık bu büyük teknoloji ve bilimi Dr. Nuh' a borçludurlar. Doktorun bir de çok başarılı bir oğlu vardır. Yüzbaşı rütbesine sahiptir. Doktor bir gün oğlunu yanına çağırır ve ona bir görev verir. Kutup bölgesine yakın bir yerde bir öbek kardelenin varlığına dair bir bilgi aldığını, yanına verdiği akademiklerden biri olan Asena ile sağ salim oraya ulaşıp bu yabani çiçekleri ele geçirmelerini ister. Ertesi gün helikopter pistine görev için giden yüzbaşı babasının görevlendirdiği akademik olan Asena ile tanışır ve ilk görüşte aşık olur. Ama bunu kendine ifade edemez ve ilk defa böyle bir duygu yaşadığını düşünür. Yusuf daha önceden hiç aşık olmamıştır. Görevine ve işine aşkla bağlıdır. O bir askerdir ve her emre itaat eder. Helikopter hızla kuzeye doğru yönelir. Asena ile olan sohbetlerinde aralarında anlamlandıramadıkları bir etkileşim olur. Yüzbaşı Asena'nın güzelliği ile adeta büyülenmiştir. Beç adlı bir şehirde bir gece mola vermeye karar verirler. Yüzbaşı Asena ile vedalaşıp, kendisini küçüklüğünden beri eğiten komutan Lamar'ın yanına gider. Komutan Lamar yüz altmış yaşındadır ve zamanında yüzbaşının eğitilmesinde büyük payı olan biridir. Dr. Ulak' ın ise en yakın dostudur. Lamar yüzbaşına her zaman akıl verip, yol gösterir.

Ertesi gün Kuzey bölgesine Asena ile vardıklarında kardelen öbeğini bulurlar. Mor Kuzey' de iki kişinin olduğunu devletin başkanı Pars Han'a haber verir çünkü Mor onun kontrolü altındadır. Ulak bu durumdan Pars Han'ı haberdar etmemiştir. Pars Han olayı anlayışla karşılar ve Mor' u Ulak'ın emrine verir. Mor bundan sonra Pars Han ve Dr. Ulak için çalışacaktır. Kuzeye vardıklarında karşılarında bir barbar topluluğu belirir ve yüzbaşına arkadan saldırarak onu bayıltırlar. Kendine geldiğinde Asena onlara yüzbaşını öldürmeyeceklerini eğer böyle bir şey yaparlarsa Asena’yı kaybedeceklerini söylüyordur. Yüzbaşı yıkılır. Asena bir ajandır. Mor bu durumu Pars Han’ a ve Dr. Ulak’ a haber verir. Yüzbaşının hayatı tehlikededir. Barbarlar bir süre yaşamasına izin vereceklerini o arada ne yapacaklarına karar vereceklerini söyler. Grubun başı Reis diye anılır. Reis Asena’ ya aşıktır ve bu durumundan çok rahatsız olur, yüzbaşından bir an önce kurtulmak ister. Yüzbaşını bir hücreye tıkarlar. Asena onu yaşatmayacaklarını anlar. Mor bu arada Asena ile iletişime geçip ona akıl verir. Ulak oğlu dahil bütün barbarları o gece yok etmeyi planlıyorlardır. Kaçmasalar öleceklerini söyler. Asena yüzbaşına aşık olmuştur ama barbarların yok edileceğini bilmek ve onlara ihanet etmek istemez. Yüzbaşının yanına gidip önce onu hücreden kurtarır. Bu sırada Ulak savaş açmıştır ve barbarların katliamına başlar. Asena ile yüzbaşı savaş alanına dönen bu yerden kaçarak gizlenir. Arkadaşları, yoldaşları bir anda güçlü bir nükleer bombayla anında yok olur. Dr. Ulak herkesi yok etmiştir. Üstelik bunu yaparken oğlunu da düşünmemiştir. Bu durum Pars Han’ ı çok sinirlendirir. Dr. Ulak’ ı yanına çağırır. Devletin tek düşmanı olan barbarları yaratan aslında Pars Han’ın kendisidir. Böyle bir düşman topluluğunu yapmasının amacı ise ülkeyi bir arada tutmaktır. Düşmanı olmayan bir ülkenin vatandaşları birbirini yok eder ve ülkede huzur olmaz. Bunu çok iyi biliyordur. Dr. Ulak’ ı sorguya alır ve planı doktorun yıllardır yaptığını oğlunun DNA’sını kendisinin seçtiğini ona sadece itaat etmek vasfını kattığını, akademik olan Asena’nın ajan olduğunu ve ikisini birlikte göreve bilerek gönderdiğini, yıllar öncesinden barbarları yok etmek için bu planı yaptığını söyler. Pars Han çok sinirlenir ve Ulak’ ı hain ilan ederek hücreye kapatır. Bu gelişmeler çok üzücüdür ve ülkenin varlığını tehdit ediyordur. Asena ve Yusuf sıkıştıkları köşeden nereye gideceklerini düşünürler. Bu arada ikisi de aşkını birbirlerine itiraf etmişlerdir. Bundan sonra Yusuf Yüzbaşı için Asena’ sız bir hayat olamaz. Asena ajan olduğu için tekrar Asitan’a dönemezler. Tam bunları çaresiz düşünürken karşılarında Lamar belirir. Lamar onları alarak Zevra Kalesi’ne götürür. Çünkü Asena ve Yusuf ihanet ettikleri için ordu tarafından aranıyordur ve bu kalede onlar güvende kalacaktır. Bu şekilde birkaç gün geçirdikten sonra Lamar onları karşısına alır ve konuşur. Ordunun yarısının kendisine itaat ettiğini onlarında yanında olup devleti ve Pars Han’ ı yıkarak kendisinin başa geçeceğini ve daha iyi bir dünya kuracağını söyler. Yarın planı uygulayacağını ve bütün dünyanın kendi eline geçeceğini söyler. Yusuf DNA’sındaki ülkesine bağlılık duygusuyla bunu yapamayacağını söyler. Böyle bir isyanı kabul etmez. Lamar asla fikrinden dönmez. O gece Yusuf ne yapacaklarını nasıl kaçacaklarını ve ülkesini nasıl kurtaracağını düşünürken Asena ona geçmişi ile ilgili anlatması gereken şeyler olduğunu söyler. Asena, barbarlardan kendini savaşa adayan Boran adında bir gence aşık olduğunu söyler. Boran ile çok güçlü bir aşk yaşamışlardır ve Boran Asena’yı bir savaşçı olarak yetiştirmiştir. Evlenmek istedikleri zaman Reis onu Aden’ e bir göreve gönderir. Bu görevi Asena ile Boran’ın ayrılması için vermiştir Reis. Boran on ay Aden’ de kalır döndüğünde ise bambaşka biri olur ve Asena’yı artık sevmediğini söyler. Asena bunu kaldıramaz ve oradan uzaklaşıp Baran’ ı unutmak için Asitan’a ajan olarak gitmek ister. Boran içinde bir yara olarak kalır. Yüzbaşı Asena’ ya yaralarını saracağını ve onun bir daha ağlamayacağını söyler. Ertesi gün kalede askerlerin olduğunu görür ve Lamar’ın isyana başladıklarını anlar. Ordunun yarısı onun için Lamar’ın yanına yola çıkmıştır. Mor durumu Pars Han’ a bildirir. Yusuf’ un ve Asena’nın orada isyanı bastırmak istediklerini söyler. Asena ve Yusuf bu arada askerlerle savaşmaya başlamışlardır ve Lamar’ı öldürmek için Mor’a yerini sorarlar.

Lamar onların elinden kaçmayı başarır ve üzerlerine özel bir tim ekibi gönderir. Asena ve Yusuf bir odada sıkışıp kalırlar. Timin elinden kurtulmaları imkansızdır. Tim kapılarına dayandığında ise Asena ve Yusuf ölmeye hazır bekliyorlardır. Çünkü ellerinden gelecek hiçbir şey yoktur. Tim kapıyı açar açmaz Yusuf ateş etse de arkadan gelen biri bütün timi etkisiz hale getirir. Asena hayretler içinde kalır. Tim ekibindekileri öldüren kişi Boran’dır. Boran ona üç yıl önce Aden’ de yüzbaşı ile savaştığını ve yüzbaşının onun bıçakla her yerini hatta cinsel organını bile doğradığını söyler. O yüzden hayatında babalık duygusunu hiçbir zaman tadamayacağı için Asena’yı kendinden uzaklaştırmıştır. Asena ve yüzbaşı kendini çok kötü hisseder. Yusuf Boran’ın hayatını ve mutluluğunu elinden almıştır. Bu sırada Lamar onların bulunduğu bölgeye ateş bombası fırlatır. Asena ve Yusuf kurtulmayı başarır ama Boran yanmıştır. Son nefesini Asena’nın kollarında verir. Asena ve Yusuf savaş devam ettiği için Boran’ ı orda bırakıp Lamar’ı aramaya başlarlar ve onu odasında bulurlar. Lamar elinde bir nükleer bomba çipini tutuyordur. Eğer kendisini öldürürlerse bütün Bağdat şehrini bu nükleer bomba ile patlatacağını söyler. Eğer onu öldürmese dünya Lamar’ın eline geçecektir ve büyük bir tehdit altına girecektir. Tam bunları düşünürken yukarıdan Pars Han’ dan emir gelir. Mor onlara Lamar’ı öldürmesini söyler. Dünyayı kurtarmak için bu son şanstır. Yusuf dünyayı kurtarmak için canından aşkından, Asena’ dan vazgeçerek Lamar’ı vurur ve Lamar nükleer bombayı patlatır. Bağdat şehri ile Yusuf ve Asena’nın aşkı da haritalardan silinir. Yusuf ve Asena birbirlerinin gözlerine bakarak son nefesini verir.
“Şiir” dedi Yusuf kendini tutamayarak “Bana da yazar mısın?”

“Hayır!” dedi Asena. “Şiir hüzne düşer. Ben sana şarkılar söyleyeceğim!”
216 syf.
·Puan vermedi
Asena ile Yusuf n aşkı çok güzel Bi roman dünyayı kurtarırken yaşanan ve kısa süren tüm zıtlıklara rağmen yaşanabilen bir aşk romanı mor rengi sevenlere gelsin

Yazarın biyografisi

Adı:
M. H. Kan
Tam adı:
M. Hamdi Kan, Muhammet Hamdi Kan
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen, Arkeolog
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 27 Şubat 1980
Dünyalı bir Laz… Bu tanım büyük kısmını özetliyor meselenin. Akademik hayatsa, Antalya-İzmir-Antalya arasında biraz git gelli gelişti, ki zaten ayarı bozuk bünyelerden de beklenen dengesizlik bu olsa gerek. Akademi, insanı ister istemez bir yola sokuyor; ve doktora bitene kadar da benim diyen aslan parçası o yolun dışına çıkamıyor. Sonrası biraz daha özgür elbette. Kafa patlatıp dirsek çürüterek elde edilen, pahalı bir özgürlük… Günlerimi de bu özgürlüğün tadını çıkararak geçirmeye çalışıyorum. Standart bir gün demek, hafta içi öğrenciler demek… Sohbet tadında, öğrendiklerinin farkına varmadan öğrenmelerine uğraştığımız saatler geçiriyoruz birlikte. Onlar aynı fikirdeler mi bilemem ama, ben öğrencilerimle zaman geçirmekten büyük keyif alıyorum. En azından büyük çoğunluğuyla diyelim… Derslerin dışında kalan zaman, akademik yayınlar, projeler ve tabi ki yazmakla geçiyor. Bütün bunlara rağmen, pek de ev-ofis insanı olduğumu söyleyemem.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 2.424 okur okudu.
  • 49 okur okuyor.
  • 784 okur okuyacak.
  • 77 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları